Burkina Faso’da Traore’nin Araplar ve İslam hakkındaki açıklamaları tepki çekti

Traore, “Araplar Afrikalıları 1000 yıl boyunca köleleştirdi” diyerek tepki çekerken gözlemciler, kamuoyunu kışkırtan konuları özenle seçtiğini söyledi

Traore, Rusya Devlet Başkanı Putin ile Moskova’daki bir toplantıda, 10 Mayıs 2025 (AFP)
Traore, Rusya Devlet Başkanı Putin ile Moskova’daki bir toplantıda, 10 Mayıs 2025 (AFP)
TT

Burkina Faso’da Traore’nin Araplar ve İslam hakkındaki açıklamaları tepki çekti

Traore, Rusya Devlet Başkanı Putin ile Moskova’daki bir toplantıda, 10 Mayıs 2025 (AFP)
Traore, Rusya Devlet Başkanı Putin ile Moskova’daki bir toplantıda, 10 Mayıs 2025 (AFP)

Akrini Aminuh

Burkina Faso Devlet Başkanı Yüzbaşı İbrahim Traore’nin yaptığı uzun bir konuşmadaki bir paragraf, Müslümanların nüfusun büyük çoğunluğunu oluşturduğu ülkesinde büyük bir öfke patlamasına yol açtı. Üstelik bu sözlerin yankıları, yine nüfusun çoğunluğunu Müslümanların oluşturduğu altı Afrika ülkesiyle çevrili ülkesinin sınırlarını da aştı.

Burkina Faso'daki askeri yönetimin lideri Yüzbaşı İbrahim Traore, geçtiğimiz perşembe günü yaptığı bir konuşmada, ‘Arapların Afrikalıları bin yıl boyunca köleleştirdiğini’ söyledi. Bu olgunun farklı tarihi aşamalarının kapsamlı biçimde ele alınması çağrısında bulunan Traore, kıtanın tarihi boyunca çeşitli kölelik biçimleriyle karşılaştığını vurguladı.

“Traore’nin açıklamaları, nüfusunun büyük çoğunluğu Müslüman olan Burkina Faso’da aşırı hassasiyetlerin alevlenmesine zemin hazırladı. Traore, geçtiğimiz mart ayında başkent Vagadugu'da ve ülkenin diğer büyük şehirlerinde halk nezdinde büyük saygınlığa sahip olan vaiz Muhammed İshak Kindo'yu tutuklatmıştı. Traore’nin açıklamalarına yönelik tepkiler Sahel bölgesi ülkelerindeki dinî ve ilmî çevrelere de yayıldı.

Savaş ilanı mı, yoksa yanlış anlama mı?

Traore, Burkina Faso'yu 2022 yılının eylül ayından bu yana yöneten Ulusal Koruma ve Reform Hareketi'ne liderlik ediyor. 20 milyonluk nüfusa sahip bu kara içi ülke, Afrika'nın en yoksul 10 ülkesi arasında yer almakta olup terör tehididiyle ve büyüyen silahlı hareketlerle boğuşuyor.

Traore’nin açıklamaları, nüfusunun büyük çoğunluğu Müslüman olan Burkina Faso’da aşırı hassasiyetlerin alevlenmesine zemin hazırladı. Traore, geçtiğimiz mart ayında başkent Vagadugu'da ve ülkenin diğer büyük şehirlerinde halk nezdinde büyük saygınlığa sahip olan vaiz Muhammed İshak Kindo'yu tutuklatmıştı. Traore’nin açıklamalarına yönelik tepkiler Sahel bölgesi ülkelerindeki dinî ve ilmî çevrelere de yayıldı.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre   Moritanya ve Afrika Âlimler Forumu Genel Sekreteri Şeyh Zeyn el-İmam, yaptığı açıklamada Yüzbaşı Traore'nin konuşmasının büyük tarihi yanılgılar barındırdığını belirtti. Bu yanılgıların başında ‘İslam'ı bazı Müslümanların eylemlerine karıştırması’ geliyordu. İmam, “İslam dini, insanları ırk ya da renk nedeniyle köleleştirmeyi meşru kılmadı, köleleştirmeyi tanıyan bir dünyada ortaya çıktı, ancak onu daraltmak ve köle azat etmeyi teşvik etmek için kapsamlı düzenlemeler getirdi. İnsanlar arasındaki üstünlüğün tek ölçütünü takva olarak belirledi” ifadelerini kullandı.

Kur'an bağlamında kölelik üzerine yakın zamanda kitap yayımlayan Şeyh Zeyn, İslam'ın insanlar arasında eşitlik ve takva ile salih amele dayalı üstünlük anlayışına dayanan temel tutumunu da vurguladı. Traore'nin köle ticaretinin tüm sorumluluğunu yalnızca Araplara yüklediğine dikkati çeken İmam, tarihsel araştırmaların pek çok Afrikalının da Müslüman tüccarların bölgeye gelişinden önce ve sonra esaret ve satım ağlarında taraf olduğunu ortaya koyduğunu belirtti. Ardından gelen modern çağdaki Avrupa Atlantik köle ticaretinin ise daha önce görülmemiş boyutlara ve sonuçlara ulaştığını da hatırlattı.

Terörle mücadele

Burkina Faso hükümeti, terör örgütleri olarak nitelendirdiği silahlı gruplara karşı şiddetli bir savaş yürütmektedir. Yüzbaşı Traore'nin Yatenga bölgesinde ülkenin kuzeyinde toplumun çeşitli güçlerine hitap ettiği uzun konuşma, ordunun başta Mali sınırına yakın bölgeler olmak üzere güvenlik durumunun ciddi biçimde bozulduğu alanlarda aktif olan bu gruplara karşı düzenlediği operasyonların bilançosunu açıklamayı amaçlıyordu.

Sahel güvenlik konularında uzman İbrahim el-Herim, "Tartışmalı konuşmanın gerçekleştiği Ouahigouya şehri, güvenlik durumunun son derece kötü olduğu Yatenga bölgesinin en büyük şehirlerinden biri ve halkının büyük çoğunluğu Müslüman olmasına karşın çok sayıda aşırılıkçı ve uyuyan hücre barındırıyor" dedi.

Herim'e göre Traore, diğer konuların yanı sıra bölge halkına radikal fikirlerin yayılmasından söz etti ve Arap ülkelerinde eğitimini tamamlayan bölge ve ülkenin diğer bölgelerindeki gençleri Burkina Faso'ya radikal fikirlerle döndükleri gerekçesiyle açıkça suçladı. Bu sözler, Arap ülkelerinin söz konusu gençleri radikal fikirlerle beslediğine ve onları radikalleştirdiğine yönelik açık bir ithamdı. Traore'ye göre bu gençler silahlı gruplar için ya yakıt ya da fikir deposu işlevi görebilir, hatta yeni savaşçı devşirmede rol üstlenebilirler.

Zorunlu geri dönüş

Frankofon basında yer alan haberlere göre Burkina Faso'nun Mısır’daki Ezher Üniversitesi’nde, Tunus'taki Zeytune Üniversitesi’nde ve Fas'ın Fes şehrinde İslami ilimler okuyan 800'den fazla öğrencisi bulunuyor. Traore, tüm öğrencileri ülkeye geri getirme niyetini açıkladı. Bunu “Bu öğrenciler şeriat okuyor, bir meslek öğrenmiyorlar. Onları yurda geri getireceğim. Dönmeyi reddedenlerin Burkinalı olarak kalması söz konusu olmayacak" sözleriyle gerekçelendirdi.

Burkina Faso hükümeti, geçen Haziran ayında yurt dışında okumak isteyen her Burkinalı öğrencinin, eğitim alanının ‘hükümetin öncelikleriyle’ örtüştüğünden emin olmak amacıyla Yükseköğretim Bakanlığı'ndan önceden onay almasını zorunlu kılan bir düzenlemeyi yürürlüğe koymuştu.

Bu kısıtlayıcı kararlar, Kur'an-ı Kerim ilimleri ve Arap kültürüyle ilgili alanlarda uzmanlaşmayı tercih eden Burkinalı öğrencileri ve bursiyerleri hedef alırken çeşitli imamların ve Müslüman cemaatlerin üyelerinin gözaltına alındığı, bir kısmının zorla kaybedildiği ve ailelerinin akıbetlerinden hâlâ haberdar olmadığı siyasi gelişmelerin ardından gündeme geldi. Hükümet ayrıca kendi ifadesiyle ‘doğru söylemi yayan’ imamlara destek sağlamak amacıyla finansman tahsis etmek de dahil olmak üzere dini alanla ilgili bir dizi önlem paketi açıkladı.

Traore'nin İslam dini ve Araplar ile bunların Burkina Faso tarihi ve günümüzle ilişkisine dair söyleminin anlık etkiyi aşan sonuçlar doğurabileceğini düşünen Herim, “Burkina Faso'ya yakın olarak değerlendirilen Arap ülkelerinin büyük çoğunluğu, sisteminin başlangıçta Traore ile yakınlaşmaya çalıştı. Traore'yi özgürlük sembolüne dönüştüren güçlü popülist medya aygıtı sayesinde Arap kamuoyu ona sempatiyle yaklaştı. Dolayısıyla son açıklamalarının Arap sosyal medyasında öfkeli tepkilere yol açması kaçınılmaz" dedi.

Herim, bu konuyu kendisiyle konuşan bazı Burkinalı gazetecilere atıfta bulundu. Söz konusu gazeteciler, Traore'nin aşırılıkçı fikirlerin yayılmasını ele alış biçiminden son derece şaşkınlık duyuyordu. Sanki Traore Arap ülkelerini, geçiş dönemi cumhurbaşkanının açıklamalarından anlaşıldığı üzere, dolaylı da olsa ülkede aktif silahlı grupların liderlerine dönüşebilecek aşırılıkçı kadrolar yetiştirerek güvensizliği bir biçimde körüklemekle açıkça suçluyordu.

Gergin bir ilişki

Burkina Faso'da Arap kültürüne yakın İslami kesim, Yüzbaşı İbrahim Traore'nin 2022 yılı sonlarında iktidara gelmesiyle birlikte ona destek verdi; ancak bu ilişki uzun sürmedi. Traore'nin kısa süre önce tutuklatttığı İmam Kindo, Burkina Faso'da büyük bir ağırlığa sahip dinî bir şahsiyet. Traore’nin destekçilerine göre Kindo, bir hutbesinde Traore'yi Ebu Cehil ile kıyaslamıştı. Bu durum, Traore’nin öfkesini üzerine çekmiş ve Kindo'nun tutuklanmasıyla camiler, dinî hutbeler ve derslere getirilen kısıtlamalarla sonuçlanmıştı.

Herim, sözlerini şöyle sürdürdü:

“İlginç olansa Traore iktidara geldiğinden bu yana geçen yaklaşık dört yılda ilk desteği ona veren, Burkina Faso'daki muhafazakâr imam ve davetçi kanattan geldi. Ancak son gelişmeler bu kesim için büyük bir şok oldu. Şeyh Kindo, Burkina Faso'da hem dini hem de sosyal açıdan büyük bir ağırlığa sahip; onunla otorite arasında patlak veren anlaşmazlık, her iki tarafın destekçilerini çok zor bir konuma düşürdü. Şeyh Kindo'nun tutuklanması sürecindeki tepkiler incelendiğinde, tutuklanmasına duyulan öfke ile Traore'yi ve yönetimini eleştirme korkusu arasında derin bir belirsizlik içinde bocalandığı açıkça görülüyor."

Coşkulu konuşmaların adamı

Afrika meselelerini takip edenler için Yüzbaşı İbrahim Traore, ağır kalkınma ve siyasi zorluklarla boğuşan hükümetini zor durumda bırakan ve medyada popülist balonlarla beslenen siyasi kasırgalara yol açan medya çıkışlarıyla özdeşleşmiştir. İktidara el koymasından bu yana geriye bakıldığında, komşu ülkelerin bir kısmını ülkesini istikrarsızlaştırmakla suçladığı görülmektedir. Bir yıl önce Vagadugu'da bir saatten uzun süren benzer bir konuşmada Fildişi Sahili'ne de işaret etti. Suçlamaları Fransa'yı ve Batı Afrika Ekonomik Topluluğu'nun (ECOWAS) bazı üyelerini de kapsıyordu. Herim'e göre Traore, kamuoyunu harekete geçiren ve bölgesel ölçekte yankı uyandıran konuları özenle seçiyor.

Moritanya ve Afrika Âlimler Forumu Genel Sekreteri Şeyh Zeyn el-İmam ise ‘Traore'nin konuşmasının kasıtlı ya da bilgisizlik sonucu Müslüman Arapların Afrika'daki medenî rolünü görmezden geldiğini’ değerlendirdi. Buna göre Müslüman Araplar, Sahra ötesi ticaret yoluyla kılıç ve tüfekle değil örnek davranışlarıyla İslam'ı yaydılar. Çünkü Afrika'nın pek çok bölgesinde İslam ordular ve işgal yoluyla değil ticaret, davet ve güzel örnek sayesinde yayıldı. Bu tüccarlar gittikleri yerlere akideyi, Arap dilini, fıkhı ve yazıyı taşıdılar; camilerin inşasına ve ilim merkezlerinin kurulmasına katkı sağladılar. Pek çok hükümdar ve halk, baskı ya da fetih sonucu değil tüccarların ahlakından, adaletinden ve güvenilirliğinden etkilenerek İslam'ı benimsedi. Bu yüzden tarihi adalet, İslam'ın kalıcı ilkeleri ile bazı Müslümanların davranışları arasında ayrım gözetilmesini ve Afrika tarihinin genelleme ya da seçmecilikten uzak, kapsamlı bir okumaya tabi tutulmasını gerektiriyor.



Trump: Yıl sonundan itibaren İsrail'e mali yardımı durduracağız

ABD Başkanı Donald Trump (sağda), Beyaz Saray'da İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile görüşürken (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump (sağda), Beyaz Saray'da İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile görüşürken (Reuters)
TT

Trump: Yıl sonundan itibaren İsrail'e mali yardımı durduracağız

ABD Başkanı Donald Trump (sağda), Beyaz Saray'da İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile görüşürken (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump (sağda), Beyaz Saray'da İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile görüşürken (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump, Washington yönetiminin İsrail'e yönelik 10 yıllık güvenlik yardımı anlaşmasını sona erdireceğini açıkladı. Söz konusu anlaşma kapsamında İsrail'in 2028 yılına kadar yıllık 3,8 milyar dolar yardım alması öngörülüyordu.

Trump, salı günü yaptığı açıklamada, ilk başkanlık döneminde 2019'da yürürlüğe giren ve temeli selefi Barack Obama döneminde, 2016 yılında atılan yardım anlaşmasının sona erdirileceğini belirtti.

İsrail'in de bu yardımın kesilmesine karşı olmadığını söyleyen Trump, “İsrail'in buna ihtiyacı olursa kendisine yardım edeceğiz” dedi. Yardımın azaltılması kararının kendisi ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu arasında varılan mutabakat doğrultusunda alındığını kaydetti.

ABD ile İsrail arasındaki ilişkilerin önemine dikkat çeken Trump, İsrail'in ülkesi açısından öncelikli konumda olduğunu belirterek şunları söyledi:

“İsrail bizim için ilk sırada geliyor. Ona diğer bütün taraflardan daha fazla yardım sağlıyoruz ancak artık bu yardıma ihtiyacı kalmadı. Eğer ihtiyacı olsaydı, yardımın sürdürülmesi gerektiğini söylerdim.”

Anlaşma kapsamında İsrail, silah alımlarında kullanılmak üzere ABD'den yıllık yaklaşık 3,8 milyar dolar tutarında mali yardım alıyor.

Şarku’l Avsat’ın Dış İlişkiler Konseyi'nden  (CFR) aktardığı verilere göre İsrail, 1948'de kuruluşundan bu yana ABD'den bugünkü dolar değeriyle 300 milyar doların üzerinde ekonomik ve askeri yardım aldı.

Bu miktar, 1946'dan bu yana herhangi bir ülkeye sağlanan ABD yardımını geride bırakıyor. İsrail Başbakanı Netanyahu da daha önce ülkesinin ABD yardımına bağımlılığını sona erdirmek istediğini dile getirmişti.

Netanyahu, haziran ayında yaptığı açıklamada İsrail'in askeri bağımsızlığının güçlendirilmesi ve Washington'a olan bağımlılığının azaltılması çağrısında bulunmuştu.

Netanyahu, ocak ayında The Economist dergisine verdiği röportajda ise bu hedefe 10 yıl içinde ulaşmayı umduğunu söylemişti.

Trump, salı günkü açıklamasında kararının gerekçelerinden birinin de Demokratların Senato adayı Abdul (Abdurrahman) Seyyid'in yönelttiği eleştiriler olduğunu belirtti. Seyyid, ABD'de kamuoyunda giderek artan hoşnutsuzluktan ve İsrail karşıtı tepkilerden yararlanan isimler arasında gösteriliyor.

Trump, Fox News'e yaptığı açıklamada, “İsrailliler artık bu yardıma ihtiyaç duymuyorken neden Abdul Seyyid gibi aşırılık yanlısı kişilerin saldırılarına ve eleştirilerine katlanalım?” ifadelerini kullandı.


Trump karşıtlığı Demokratları sandıkta buluşturuyor, peki seçim sonrasında ne olacak?

3 Kasım'da Nevada eyaletinin Las Vegas kentinde oy kullanan seçmenler (Reuters)
3 Kasım'da Nevada eyaletinin Las Vegas kentinde oy kullanan seçmenler (Reuters)
TT

Trump karşıtlığı Demokratları sandıkta buluşturuyor, peki seçim sonrasında ne olacak?

3 Kasım'da Nevada eyaletinin Las Vegas kentinde oy kullanan seçmenler (Reuters)
3 Kasım'da Nevada eyaletinin Las Vegas kentinde oy kullanan seçmenler (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump, Cumhuriyetçilerin zaferini garantilemek için seçmenlere sandık başına gitmeleri ve oylarını “sanki kendi adı da oy pusulasında yer alıyormuş gibi” kullanmaları çağrısında bulundu. Bu çağrı, Cumhuriyetçi taban nezdinde partisine yarar sağlayabilecek olsa da diğer seçmen kesimleri üzerinde ters etki yaratabilir.

Zira Amerikalıların bu seçimlerde oy kullanması, mutlaka bir adayı destekledikleri anlamına gelmiyor. Aksine bu tercih, ABD Başkanı'nın iç ve dış politikalarına yönelik bir tepkinin ifadesi olarak öne çıkıyor. Birçok kamuoyu araştırmasının sonuçları da Trump karşıtlığının geniş bir seçmen kitlesi için temel bir seçim motivasyonuna dönüştüğünü ortaya koyuyor.

Şarku’l Avsat’ın Pew Araştırma Merkezi'nden aktardığı ankete göre kayıtlı seçmenlerin yüzde 44'ü oylarını Trump'a karşı kullanacağını belirtiyor. CBS televizyonunun araştırmasında ise Demokrat seçmenlerin yüzde 70'inden fazlası, oy tercihlerinin başkana yönelik muhalefetin bir ifadesi olduğunu dile getiriyor.

Bu veriler, Trump'ın Demokrat tabanı harekete geçiren başlıca unsura dönüştüğünü ve birçok seçmen açısından kendisine karşı çıkmanın adayların seçim programlarından daha öncelikli hale geldiğini gösteriyor.

Muhalefet stratejisi

Demokratlar bu tablodan yararlanıyor ve seçim kampanyalarını Trump'ı ve siyasi gündemini hedef alan bir söylem üzerine kuruyor. Bu strateji, Kongre'de önemli kazanımlar elde etmelerine, hatta Temsilciler Meclisi veya Senato'da ya da her iki kanatta birden çoğunluğu ele geçirmelerine yardımcı olabilir.

Ancak bu tür bir stratejinin temel sorunu, Demokratların seçimleri kazanmasını sağlayabilse de seçim sonrasında seçmenlerin desteğini korumalarını garanti etmemesi. Trump'a karşı olmak, seçmenin Demokratlara güvendiği anlamına gelmiyor.

defrgt
2 Kasım 2026'da Iowa eyaletinde oy kullanmak için sıraya giren seçmenler (AFP)

CBS'nin anketi, Demokrat Parti destekçilerinin önemli bir bölümünün açık ve belirgin bir Demokrat gündemi desteklemekten ziyade Trump ve Cumhuriyetçilerin politikalarına karşı koyma motivasyonuyla hareket ettiğini ortaya koydu. Parti destekçilerinin yaklaşık yüzde 40'ı, Demokratların Kongre'de çoğunluğu elde etmesi durumunda “açık bir plana sahip olmadığını” düşünüyor.

Nitekim Demokratların, seçimleri kazanmaları halinde önümüzdeki dönemde hangi konulara öncelik vereceklerine ilişkin henüz ortak ve net bir programı bulunmuyor. Demokratların Temsilciler Meclisi'ndeki azınlık lideri Hakeem Jeffries ise partisinin gündeminin ana hatlarını belirlemeye çalıştı.

Jeffries kısa süre önce, Demokratların iktidara gelmeleri halinde ilk 100 günde hayata geçirmeyi planladıkları bir program açıkladı. Plan; yaşam maliyetlerinin düşürülmesini, sağlık sisteminde reform yapılmasını, Trump'ın gümrük tarifelerine karşı çıkılmasını ve İran'la yürütülen savaşın ele alınmasını içeriyor. Parti ayrıca yönetimin uygulamalarına yönelik kapsamlı soruşturmalar başlatmaya hazırlanıyor.

Ancak böyle bir gündemin açıklanmış olması, Demokratların bu başlıkların nasıl hayata geçirileceği veya hangilerine öncelik verileceği konusunda uzlaştığı anlamına gelmiyor. Özellikle partinin ilerici ve ılımlı kanatları arasındaki görüş ayrılıkları ve Trump'ın Beyaz Saray'daki görevini sürdürmesinin getireceği kısıtlamalar, ortak bir yol haritası oluşturulmasını zorlaştırıyor.

vfbghyju
Demokratların Temsilciler Meclisi'ndeki azınlık lideri Hakeem Jeffries, 31 Ekim 2026'da Virginia'da (AFP)

Demokratların bir bölümü sağlık sisteminde reformun öncelikli gündem maddesi olması gerektiğini savunurken, bazıları Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Dairesi'nin (ICE) reforme edilmesini istiyor. Diğerleri ise ekonomiyi canlandırmaya yönelik projelerin yasalaştırılmasına öncelik verilmesi çağrısında bulunuyor.

Buna karşılık birçok Demokrat, yönetimin uygulamalarını denetleme ve hesap vermesini sağlama yetkilerini yeniden etkin biçimde kullanmayı bekliyor. Bu kapsamda Trump'ın veya yönetimindeki bazı yetkililerin görevden alınmasına yönelik girişimlerin de gündeme gelebileceği belirtiliyor.

Demokratların öncelikleri

Ancak Trump'a yönelik muhalefeti seçim kazanımlarına dönüştürmek başka, bu muhalefeti seçmenlerin beklentilerini karşılayacak bir yasama programına çevirmek başka bir mesele. Demokrat Parti içinde gündeme getirilen konuların çeşitliliği ve öncelikler konusundaki görüş ayrılıkları, temel bir soruyu gündeme getiriyor: Seçmenler, yeni Kongre'den gerçekte ne bekliyor?

cfvgthd
3 Kasım'da Washington'daki bir seçim merkezinde oy kullanan kadın seçmen (AP)

Trump'a karşı oy kullanmak, ilk bakışta Demokratlara başkanı denetleme ve yönetimine karşı koyma yetkisi verilmesi anlamına gelebilir. Ancak kamuoyu araştırmaları, tablonun bundan daha karmaşık olduğunu gösteriyor.

Şarku’l Avsat’ın Associated Press'ten aktardığı ankete göre seçmenlerin yaklaşık yüzde 80'i Kongre'nin yaşam maliyetlerini düşürmeye öncelik vermesini istiyor. İran'la savaşın sona erdirilmesini öncelikli görenlerin oranı yaklaşık yüzde 70'e ulaşırken, Trump yönetiminin uygulamalarına yönelik soruşturmaların öncelik haline getirilmesini isteyenlerin oranı ise yaklaşık yüzde 40'ta kalıyor.

 bgnm
2 Kasım 2026'da New Hampshire eyaletinde bulunan Demokrat bir kadın seçmen (Reuters)

Çelişki de tam bu noktada ortaya çıkıyor: Bir seçmen Trump'a karşı oy kullanabilir ancak yeni Kongre'nin, günlük yaşamını doğrudan etkileyen sorunları bir kenara bırakarak başkanla siyasi mücadeleye odaklanmasını istemeyebilir.

Demokratlar çoğunluğu elde etmeleri halinde seçmenlerin beklentilerini karşılamayı başarabilecek mi? Yoksa parti içindeki görüş ayrılıkları, önümüzdeki dönemi somut sonuçların elde edilemediği siyasi çekişmeler ve güç mücadeleleriyle mi geçirmelerine yol açacak?


ABD, gelecek hafta Abu Dabi'de yapılacak Rusya ve Ukrayna arasındaki barış görüşmelerine arabuluculuk yapacak.

ABD Özel Temsilcisi Steve Witkoff (AP)
ABD Özel Temsilcisi Steve Witkoff (AP)
TT

ABD, gelecek hafta Abu Dabi'de yapılacak Rusya ve Ukrayna arasındaki barış görüşmelerine arabuluculuk yapacak.

ABD Özel Temsilcisi Steve Witkoff (AP)
ABD Özel Temsilcisi Steve Witkoff (AP)

ABD Başkanı Donald Trump'ın Özel Temsilcisi Steve Witkoff dün yaptığı açıklamada, Ukrayna, Rusya ve ABD'li yetkililerin barış müzakerelerini ilerletmek amacıyla gelecek hafta Abu Dabi'de üçlü bir toplantı gerçekleştireceğini bildirdi.

Rusya, ekim ayının sonlarında, yılın başından bu yana çıkmaza giren barış görüşmelerini yeniden başlatmaya hazır olduğunu açıklamıştı.

Şarku’l Avsat'ın AFP’den aktardığına göre Rusya, Ukrayna ve ABD heyetleri arasındaki son üçlü görüşme şubat ayının ortasında İsviçre'nin Cenevre kentinde gerçekleştirilmiş, ancak tarafların kendi şartlarında ısrar etmesi nedeniyle herhangi bir uzlaşmaya varılamamıştı.

Witkoff, X hesabından yaptığı açıklamada, “ABD, 10-11 Kasım tarihlerinde Abu Dabi'de, Ukrayna ve Rusya arasındaki müzakerelere arabuluculuk yapacak. Görüşmelerde savaş sonrası güvaenlik düzenlemeleri, gerilimin azaltılması, insani çabalar ve barışa yönelik adımlar ele alınacak” ifadelerini kullandı.

Öte yandan Witkoff, ABD'li müzakerecilerin bu hafta Brüksel'e giderek Fransa, Almanya, İngiltere, Avrupa Birliği ve NATO temsilcileriyle bir araya geleceğini belirtti.

Görüşmelerde Ukrayna'ya yönelik güvenlik garantilerinin ele alınacağını kaydetti.