Batı’da, Rusya-Ukrayna savaşının seyrine ilişkin iyimser bir yaklaşım öne çıkıyor. Bu görüş, Ukrayna’nın artık sadece savunma ve direnme odaklı bir mücadele yürütmediği, aksine Rusya’nın askeri ve ekonomik kapasitesini zayıflatmayı amaçlayan sistemli bir yıpratma stratejisi benimsediği varsayımına dayanıyor. Söz konusu stratejinin ise özellikle insansız hava araçları (İHA) alanındaki teknolojik yenilik üstünlüğüne ve Batı’nın devam eden desteğine dayandığı ifade ediliyor.

Savunma savaşından yıpratma stratejisine
Savağın başladığı Şubat 2022’den bu yana, Rusya’nın nüfus, ekonomik kaynaklar ve insan kaybını tolere edebilme kapasitesi bakımından uzun soluklu bir savaşta tüm üstünlük unsurlarına sahip olduğu yönünde bir varsayım hâkim bulunuyordu. Ancak Ukrayna’nın, geniş çaplı kara taarruzlarıyla toprakları geri almaya odaklanmak yerine Moskova için savaşın maliyetini artırmayı hedefleyen bir stratejiye geçmesiyle bu denklem kademeli olarak değişmeye başladı.
Bu yaklaşım, nihai bir muharebede hızlı bir askeri zafer elde etmeye çalışmak yerine, rakibin yıpratılarak tükenmesi yoluyla sonuçlanan savaşlarla yapılan tarihi karşılaştırmalara dayanıyor.
Teknoloji ve ekonomiye etkisi
Ukrayna savunma sanayisinin, özellikle Rusya toprakları içinde uzun menzilli saldırılar düzenleyebilen ve Rus elektronik harp sistemlerine sürekli uyum sağlayan düşük maliyetli, yüksek verimli İHA’larının üretiminde dikkat çekici bir ilerleme kaydettiği belirtiliyor.

Askeri uzmanlar, bu kabiliyetlerin savaştaki temel kırılma noktası olduğunu ifade ediyor. Uzmanlara göre Ukrayna, Rus ordusuna karşı var olan önemli sayısal eksikliğini geleneksel güç yerine teknoloji ve yenilikçiliğe dayanarak telafi etmeyi başardı. Hatta bu askeri yapının modern savaş yöntemlerinin geliştirildiği bir ‘küresel laboratuvara’ dönüştüğü, bu durumun savaştan sonra bile Kiev’i Batılı ülkeler için stratejik bir ortak haline getirebileceği değerlendiriliyor.
Uzmanlar, Ukrayna stratejisinin başarısını; petrol rafinerileri, tedarik ağları, lojistik altyapı ve hatta ticari dağıtım merkezlerini hedef alarak doğrudan Rus ekonomisinin altyapısına yönelik darbeler vurulmasına bağlıyor.
Bu operasyonların Moskova’nın savaşı finanse etme kapasitesini zayıflattığı belirtilirken, Batılı tahminler Rusya’nın petrol arıtma kapasitesinde yüzde 40’ı aşan bir düşüş, milyarlarca dolarlık kayıp ve milyonlarca vatandaşı etkileyen ciddi yakıt sıkıntılarına işaret ediyor.
Ayrıca Ukrayna’nın, Rus ekonomisi üzerindeki baskıyı artırmak ve savaşın etkilerini doğrudan ülke içine taşımak amacıyla Rus perakende devi Wildberries şirketine ait dağıtım merkezlerini de hedef aldığı aktarılıyor.

Bu bağlamda, Washington merkezli Avrupa Politika Analiz Merkezi (CEPA) tarafından yayımlanan raporda şu ifadelere yer verildi: “Kremlin, insan kaynaklarını askere alma sisteminin telafi edemeyeceği bir hızda tüketiyor; Karadeniz’deki kontrolünü kaybetti ve mayıs ayında düzenlenen Zafer Günü askerî geçit töreninin güvenliğini dahi sağlayamadı. Buna karşılık Kiev, Rus topraklarının derinliklerine darbeler indirerek petrol rafinerilerini işlevsiz hale getiriyor; havalimanları ile mühimmat depoları dahil askeri altyapıyı felç ediyor ve Moskova ile St. Petersburg banliyölerini hedef alıyor. Batı kamuoyundaki hâkim söylem de kademeli bir değişim geçiriyor; odak noktası Ukrayna’nın nasıl hayatta kalacağından, savaşta belirleyici kazanımları nasıl elde etmeye başladığına kayıyor.”
Batı desteğinin önemi
Ukrayna'nın gerek istihbarat paylaşımı gerekse başta Patriot füzeleri olmak üzere hava savunma sistemlerinin temini konusunda ABD ve Avrupa desteğinin devamına ihtiyaç duyduğu hususunda görüş birliği bulunuyor. Nitekim bu sistemlerde yaşanan mevcut eksiklik, Rusya’nın şehirlere yönelik balistik füze saldırıları karşısında Ukrayna’yı savunmasız bir konuma düşürüyor.
ABD Başkanı Donald Trump Ukrayna’nın Patriot sistemlerini yerel olarak üretmesine izin vermiş olsa da Kiev’in üretime başlayabilmesi için uzun bir zamana ihtiyacı bulunuyor. Bu nedenle Avrupa ülkelerinin bu savunma açığını kapatmak adına Ukrayna’ya destek vermesi gerektiği vurgulanıyor.
Yeni bir aşama... Ukrayna’dan uyarı
Savaş henüz sonuçlanmış değil. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in ‘özel askeri operasyon’ olarak adlandırdığı süreç, Donald Trump’ın ikinci görev döneminin başında vaat ettiği gibi ‘bir hafta içinde’ bitiremediği uzun soluklu bir yıpratma savaşına dönüştü.
Dolayısıyla mevcut Ukrayna başarıları, çatışmanın sonunun yaklaştığı anlamına zorunlu olarak gelmiyor; aksine savaşın, rakibi uzun vadede ekonomik ve askerî açıdan tüketmeye dayalı daha karmaşık bir aşamaya girdiğine işaret ediyor.
Bu bağlamda Ukrayna’nın Londra Büyükelçisi ve eski Genelkurmay Başkanı Valeriy Zalujnıy, aceleci sonuçlara varılması konusunda uyarıda bulunuyor. Zalujnıy, The Telegraph gazetesinde yayımlanan yazısında şu değerlendirmeleri kaydetti: “Bugün giderek artan sayıda Batılı analist, Rusya’nın savaşı fiilen kaybettiğini düşünüyor. Bu analistler; Ukrayna’nın ikmal hatlarına yönelik başarılı darbelerini, kritik altyapıya düzenlenen saldırıları ve Rusya’nın askeri konumundaki kademeli gerilemeyi, çatışmanın sonuna yaklaşıldığının göstergeleri olarak değerlendiriyor. Ancak bu durum, savaşa ilişkin yanlış ve tehlikeli bir okumayı temsil ediyor. Zira daha geniş stratejik resme bakmak yerine olayları savaş alanındaki taktiksel başarılara dayanarak yorumlama eğilimini yansıtıyor.”

Zalujnıy değerlendirmesini şöyle sürdürdü: “Bugün elde edilen her taktiksel kazanım çok ağır bir bedelle geliyor. Mevziler kontrol altına alınabilse de İHA’ların aralıksız gözetimi altında bu mevzileri elde tutmak, takviye etmek ve yaralıları tahliye etmek çok daha zor hale geldi. Savaş alanındaki başarılar artık millerle değil metrelerle ölçülüyor ve çoğunlukla ödenen bedel, gerçek stratejik değerinin çok üzerinde oluyor.”
Zalujnıy, ‘Rusya’nın aynı ya da daha büyük bir güçle karşı darbeler indirme kapasitesini halen koruduğunu’ vurgulayarak şu ifadeleri kullandı: “Bu nedenle taraflardan hiçbiri, belirleyici bir stratejik sonuca ulaşmak için bu tür bir savaşa bel bağlayamaz. Dolayısıyla savaş alanı bir tür denge durumuna ulaştı; Rusya, Ukrayna'yı güç kullanarak boyun eğdirecek yeterli askeri kapasiteye sahip değil, Ukrayna ise mevcut koşullarda yalnızca askeri güce dayanarak işgal altındaki tüm toprakları kurtarmak için gerekli araçlardan yoksun. Böylece askeri denge, kesin bir zafer kazanmaya değil, her iki tarafın da diğerinin hedeflerine ulaşmasını engellemesine dayanıyor.”
Ülkesinin artan iç baskılarla karşı karşıya olduğu bir dönemde, Batı’nın mali yardımına, askeri teçhizatına ve teknolojik desteğine büyük ölçüde bağımlı kalmaya devam ettiğini kabul eden Zalujnıy, şunları kaydetti: “Moskova bunun gayet farkında. Bu yüzden stratejisi artık hızlı bir ilerleme kaydetmeye değil; Ukrayna’yı ekonomik, askeri ve psikolojik açıdan tüketmeye dayanıyor. Özellikle de Rusya’nın, balistik füze üretimi de dahil olmak üzere bazı kritik sektörlerde daha büyük insan gücü ve sanayi kapasitesi rezervlerine sahip olduğu düşünüldüğünde bu durum belirginleşiyor. Tek başına hava savunma sistemleri bu üstünlüğü tamamen telafi edemez.”
Zalujnıy değerlendirmesini şu sözlerle tamamladı: “Belirleyici soru, kimin bir sonraki köyü kontrol altına alacağı ya da bir sonraki mühimmat deposunu imha edeceği değil; iki toplumdan hangisinin, bir yandan savaşın devamı için gerekli uluslararası desteği korurken diğer yandan uzun soluklu bir savaşın ekonomik, askeri ve psikolojik yüklerine dayanmaya daha muktedir olacağıdır.”
Dördüncü yılını geride bırakan Ukrayna savaşının askeri yöntemlerle sonlandırılamayacağı açıkça görülüyor. Bu doğrultuda Putin, Zelenskiy ve Batılı müttefiklerinin; çözümün ancak güvenlik kaygılarını, tarihi meseleleri, sınır ve egemenlik anlaşmazlıklarını kapsayan diplomatik bir yolla sağlanabileceğine ikna olmaları gerekiyor. Bu çözümü ise yalnızca çatışmanın tarafları getirebilir.