Irak'ın gölge grupları: Kim bu gruplar? İran Devrim Muhafızları Ordusu neden bu grupları oluşturdu?

Sahada gerçek anlamda yeni bir milis oluşumu bulunmuyor. Bu oluşumlar, bilinen grupların sınır ötesi saldırılar gerçekleştirmek için kullandığı isimler ve medya etiketlerinden ibaret

Irak-Suudi Arabistan sınırında nöbet tutan bir Iraklı güvenlik görevlisi, 2 Eylül 2025 (AFP)
Irak-Suudi Arabistan sınırında nöbet tutan bir Iraklı güvenlik görevlisi, 2 Eylül 2025 (AFP)
TT

Irak'ın gölge grupları: Kim bu gruplar? İran Devrim Muhafızları Ordusu neden bu grupları oluşturdu?

Irak-Suudi Arabistan sınırında nöbet tutan bir Iraklı güvenlik görevlisi, 2 Eylül 2025 (AFP)
Irak-Suudi Arabistan sınırında nöbet tutan bir Iraklı güvenlik görevlisi, 2 Eylül 2025 (AFP)

Selam Zeydan

Irak, son dönemde, hükümete bağlı Halk Seferberlik Güçleri (Haşdi Şabi) Kurumu şemsiyesi altında yer almayan, hükümet ve diğer resmi kurumlar tarafından belirgin veya bilinen bir liderliği bulunmayan yeni isimler taşıyan çeşitli silahlı grupların oluşumuna tanık oldu. Bu gruplar, İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) doğrudan desteğiyle Körfez ülkelerini ve Ürdün'ü hedef aldı.

Bu gruplar, 9 Ekim 2023 tarihinden bu yana art arda devam eden aşamalarda ortaya çıktı. Bu yıl içinde ise, Ürdün'ü hedef alan ‘Ricalu'l-Be's eş-Şedid’ (Şiddetli Güç Adamları) ve Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’ne (IKBY) saldırılar düzenleyen ‘Ceyşu'l-Gadab’ (Öfke Ordusu) adlı iki yeni grup öne çıktı. Bunun yanı sıra, daah önce sınırlı bir rol oynayan ‘Saraya Evliyai'd-Dem’ (Kan Dostları Tugayı) grubu da yeniden faaliyetlerine başladı.

Bu bağlamda Saraya Evliyai'd-Dem Askeri Sözcüsü Ebu Mehdi el-Caferi yaptığı açıklamada, “Biz herhangi bir tarafa veya başka bir isme bağlı bir grup değiliz, herhangi bir tarafın cephesi değiliz ve yalnızca şer'i, ulusal ve insani sorumluluğumuzun bize dayattığı görevi yerine getiriyoruz” ifadelerini kullandı.

Bu gelişmeler, 2014 yılında DEAŞ terör örgütüyle savaşmak amacıyla kurulan ve çeşitli silahlı grupları bünyesine katan hükümet kurumu Haşdi Şabi'nin merkezlerini hedef alan ABD saldırılarının ardından yaşandı. Söz konusu saldırıların ardından, İran'a atfedilen yeni bir strateji uygulamaya konuldu. Bu strateji, Irak hükümetini siyasi ve diplomatik açıdan ‘mahcup etmekten kaçınmak’ amacıyla, bilinen grupların yönettiği yeni isimler altında silahlı cepheler oluşturulmasına dayanıyor.

Grupların yeni isimleri, ana grupları kapsamlı bir savaşa sürüklemeden sınır ötesi nitelikli saldırılar gerçekleştirmek için ‘yüksek esneklik’ sağlıyor.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre yeni strateji, sorumluluktan kaçınmayı amaçlıyor. Zira bazı grupların siyasi ve ekonomik kanatları bulunuyor ve kendi açık isimleri altında hareket etmek, siyasi ve mali kazanımlarını tehlikeye atabilir. Bunun yanı sıra, operasyonların yeni ve yapısı belirsiz isimler altında duyurulması dikkatleri dağıtmayı amaçlıyor. Bu da ABD güçlerinin doğrudan misilleme saldırıları düzenlemesini zorlaştırıyor.

cdfv
Irak'ın orta kesimlerindeki Diyala'da düzenlenen hava saldırıları sonucu hayatını kaybeden Haşdi Şabi üyelerinin cenaze töreninden, 29 Temmuz 2026 (AFP)

Önümüzdeki günlerde, Irak hükümetinin bu grupları dağıtma ve silahları devlet elinde toplama planından kaçınmak amacıyla yeni isimler altında başka gruplar ortaya çıkabilir. Bu yeni gruplar, birleşmeyi reddeden veya silahını teslim etmeyen grupların, güvenlik birimleriyle doğrudan ve açık bir çatışmaya girmeden askeri operasyonlarını serbestçe sürdürmesine imkan tanıyor. Özellikle şimdiye kadar grupların silahlarını teslim etme programının, ağır silahların gerçek anlamda teslim edilmeden yalnızca devletle bağlantı kurulmasından ibaret olması, bu unsurların hem gruplar hem de devlet içinde birlikte faaliyet gösterebilmesine olanak sağlıyor.

Bu grupların yeni isimleri, ana grupları kapsamlı bir savaşa sürüklemeden sınır ötesi nitelikli saldırılar gerçekleştirmek için ‘yüksek esneklik’ sağlıyor. Şu an bu yaşanıyor. ‘Irak İslami Direnişi’ adı verilen çatı örgüt, geçtiğimiz dönemde Körfez ülkelerine yönelik herhangi bir saldırı düzenlediğini reddetti.

Irak devleti, herkesin bildiği gibi herhangi bir silahlı çatışmanın bir Şii-Şii savaşının kıvılcımı olacağı endişesiyle destekleyici bir siyasi kararın yokluğu nedeniyle yeni gruplarla mücadelede tamamen çaresiz kalıyor.

İran'ın yönlendirmesiyle bu yeni isimler altında faaliyet gösteren gruplar, hedef aldıkları alanı Körfez ülkelerini de kapsayacak şekilde genişletmeye çalışıyor. Bu hareketlilik, ABD güçlerini Irak sahnesi içinde meşgul etme politikasının bir parçası olarak, ABD-İran müzakere süreçlerinde çatışma dosyalarını çözmek için bir baskı kozuna dönüştürme amacı taşıyor. Bu çerçevede, İran'ın, özellikle Suudi Arabistan'ı hedef almadığını açıklamasıyla birlikte Irak'ı resmen bu duruma soktuğu belirtiliyor. Bu süreçte, Irak toprakları içinde gerçekleştirilen ABD-Suudi Arabistan saldırıları sonucunda dört İranlı danışman hayatını kaybetti.

Irak sahnesi

Al Majalla'ya özel bir açıklama yapan ve kimliğinin açıklanmasını istemeyen üst düzey Iraklı bir yetkili, ‘İran ve ABD'nin, çatışmanın kapsamının genişletilmesinin sona ermesini hızlandırabileceği kanaatinden hareketle, Körfez ülkelerini de bu çatışmaya çekme yönünde açık bir arzu göstererek Irak'ı açık bir savaş alanına sürüklediğini’ ortaya koydu.

Yetkili, sahada gerçek anlamda yeni grupların oluşumunun bulunmadığını, bunların yalnızca bilinen grupların gerçek isimlerinden uzak durarak saldırıları üstlenmek için kullandığı isimler ve medya etiketleri olduğunu vurguladı.

fvbgyhjuk
Irak Başbakanı Ali Zeydi, İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Irak Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin ve İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Tahran'da İran ile Irak arasında imzalanan mutabakat muhtırasının imza töreni sırasında, 23 Temmuz 2026 (Reuters)

Iraklı yetkili, mevcut tırmanışa görünürde katılmayan ve devlet içinde geniş nüfuza sahip bazı önde gelen grupların, içerideki hareketlilik ve gizlenme operasyonlarını kolaylaştırmak amacıyla kendi açık isimlerini kullandığını, operasyonlara ilişkin açıklamaların ise bu hayali cephelerin isimleriyle yayımlandığını açıkladı.

Bu çifte tutumun amacının birbiriyle bağlantılı iki yöne ayrıldığını belirten yetkiliye göre bunlardan birincisi, askeri kanatlara sahip, yıllardır siyasi çalışmaların içinde olan ve ABD ile çıkarları örtüşen etkili siyasi güçleri korumak. Bu güçler, İran'ın yönlendirmesiyle, siyasi cephelerini tehlikeye atmadan doğrudan saldırılar gerçekleştirmek için yeni isimleri kullanıyor. İkincisi ise, İran'ın eski grupların olası bir isyanına veya ABD baskısının sonuçlarından korkarak görevlerini yerine getirmeyi reddetmesine karşı tedbir olarak yeni grup ve oluşumlar kurmaya yönelik fiili çabasında somutlaşıyor.

Devletin çaresizliği

Iraklı yetkili, açık bir şekilde, bu yeni grupların icat edilmesi sürecinin, Irak devleti tarafından titizlikle tespit edildiğini ve izlendiğini, ancak devletin, herkesin bildiği gibi herhangi bir silahlı çatışmanın Şii-Şii bir iç savaşın kıvılcımı olacağı endişesiyle destekleyici bir siyasi kararın yokluğu nedeniyle bunlarla mücadelede tamamen çaresiz kaldığını vurguladı.

Irak hükümetinin, ülkenin topraklarının komşu devletlerin hedef alınması için kullanılmasını önlemek amacıyla akıllıca ve kararlı hareket etmesi, aynı zamanda bombardımanın tekrarını reddedip krizi kontrol altına almak için Riyad ile doğrudan diyalog kurması gerekiyor

Yetkili, iç siyasi güçlerin mevcut kaos durumundan geçindiğini ve yararlandığını, grupların dosyasının çözülmesinin otomatik olarak kendi siyasi ve mali etkilerinin sonu anlamına geleceğinin farkında olduklarını belirtti.

Yetkili, grupların silahlarını teslim etmesi meselesinin, DEAŞ’la Mücadele Uluslararası Koalisyonu (DMUK) çekilse bile artık geçmişte kalmış bir fikir haline geldiğini, İran iradesinin bu yönelimi kesinlikle reddettiğini, özellikle bu grupların komşu ülkeleri hedef alıp etkileyebilecek stratejik silahlara sahip olması nedeniyle bu durumun daha da belirginleştiğini belirtti.

Bağdat, bu ayın ortalarında, Irak'ın Körfez ülkelerini hedef alma sürecine karıştığına dair kanıtlar ve ülkenin komşularını tehdit eden bir yer haline geldiğine ilişkin bilgilendirildi. Verilere göre DMO’dan çok sayıda kişi, ‘sahalar birliği’ çerçevesinde gruplarla askeri operasyonları koordine etmek amacıyla Irak'ta bulunuyor. Hükümet ise, devlet kurumları içindeki büyük nüfuzları nedeniyle bunlarla mücadele için harekete geçmekte çaresiz kalıyor. Özellikle hükümet, gelecek 30 Eylül'den sonra grupları feshederek dosyayı kapatmayı arzuluyor.

xcdf
Irak'ın batısında, Suriye sınırında bulunan bir Haşdi Şabi merkezine düzenlenen hava saldırısında hayatını kaybedenlerin cenaze töreninde milis grup Irak Hizbullah'ı üyeleri, Bağdat, Irak, 2 Mart 2026 (Reuteres)

Öte yandan, İngiltere merkezli düşünce kuruluşu Chatham House’dan araştırmacı Haydar eş-Şakiri, Al Majalla'ya yaptığı açıklamada, bu isim çokluğunun gruplara siyasi ve güvenlik açısından esneklik kazandırdığını belirtti. Şakiri, grupların resmi olarak Haşdi Şabi bünyesinde kayıtlı bir tugay aracılığıyla faaliyet gösterip devletten kaynak alabildiğini ve kılıf olarak kullanabildiğini, aynı zamanda daha hassas veya resmi çerçevenin dışındaki faaliyetleri yürütmek için ayrı isimler altında grupları destekleyebildiğini belirtti.

Şakiri, bu faaliyetlerin kendi çıkarlarına hizmet ettiğinde bunları üstlenebildiklerini veya destekleyebildiklerini, ancak siyasi veya hukuki maliyeti arttığında bunlardan sıyrılabildiklerini, bunun da sorumluluğun ve hesap verebilirliğin belirlenmesini zorlaştırdığını ekledi. Bu örüntünün küçük gruplarla sınırlı kalmadığını, siyasi ağırlığı olan büyük güçlerde de farklı derecelerde görüldüğünü belirtti.

Mevcut dönemin son derece hassas olduğunu, zira son saldırıların hem grupları hem de bir Irak güvenlik kurumu olan Haşdi Şabi'ye ait bir merkezi, belirli grupları hedef alma çerçevesinde vurduğunu açıklayan Şakiri, Irak hükümetinin, ülkenin komşu devletleri vurmak için kullanılmasını önlemek amacıyla akıllıca ve kararlı hareket etmesi, aynı zamanda bombardımanın tekrarını reddedip krizi kontrol altına almak için Riyad ile doğrudan diyalog kurması gerektiğini vurguladı.

Başlangıç noktası

Öte yandan güvenlik uzmanı Sermed el-Beyati, İran'ın insansız hava araçlarının (İHA) menzilinin yüksek olduğunu, özellikle Şahed türü olanların 2 bin kilometreyi aştığını, bunların İran içinden fırlatılıp Irak radarlarından kaçabilecekleri için Irak'a sokulabildiğini, ardından Körfez ülkelerine yönlendirilebildiğini belirtti.

ABD ile İran arasındaki savaş sırasında, Irak'ın güneyindeki radarlar geçtiğimiz dönemde kimliği belirsiz gruplar tarafından İHA’larla hedef alınmış, böylece radarlar hizmet dışı kalmıştı

ABD ile İran arasındaki savaş sırasında, Irak'ın güneyindeki radarlar geçtiğimiz dönemde kimliği belirsiz gruplar tarafından İHA’larla hedef alınmış, böylece radarlar hizmet dışı kalmıştı.

Beyati, İHA’ların rotasından ziyade fırlatıldıkları başlangıç noktasına odaklanılması gerektiğini ekleyerek, Irak'ın çok geniş çölleri bulunduğunu, bunların da insansız hava araçları fırlatmak için kullanılabileceğini açıkladı.

İsrail güçleri, İsrail ile İran arasındaki savaş patlak vermeden önce, Irak hükümetinin bilgisi dışında, Enbar eyaletinde lojistik destek sağlamak amacıyla bir askeri üs kurmuştu. Bu nedenle Irak güçleri, İran tarafından da kullanılabilecek çöl bölgesini kontrol altında tutamıyor; nitekim Curfu's-Sahr bölgesi bir askeri üs olarak değerlendiriliyor.

Güvenlik uzmanı Mahled Hazım, İran'ın Haşdi Şabi'nin bilgisi dışında Irak içinde gölge hücreler yerleştirdiğini ve bunların serbestçe hareket ettiğini, bunun da güvenlik sahnesinde karışıklığa yol açtığını belirtti. Hazım, Başbakan Ali Zeydi komşu ülkelerin Irak'a olan güvenini yeniden kazanmaya çalışsa da bu durumun Irak'ın çıkarına olmadığını vurguladı.

Dolayısıyla Iraklı gruplar dosyasının çözümü, resmi İran devlet kurumlarıyla geleneksel diplomatik kanallar aracılığıyla değil. Bu yaklaşım, Iraklı gruplar dosyasının tamamının münhasıran DMO’nun yönetim ve kontrolüne tabi olması gibi temel bir nedenden dolayı yetersiz ve içeriksiz kalmaya devam edecektir.



Suriye'de suikast eylemleri gerçekleştiren DEAŞ hücresi çökertildi

Suriye, geçtiğimiz yıl DEAŞ'a karşı ABD öncülüğündeki koalisyona katıldı (Reuters)
Suriye, geçtiğimiz yıl DEAŞ'a karşı ABD öncülüğündeki koalisyona katıldı (Reuters)
TT

Suriye'de suikast eylemleri gerçekleştiren DEAŞ hücresi çökertildi

Suriye, geçtiğimiz yıl DEAŞ'a karşı ABD öncülüğündeki koalisyona katıldı (Reuters)
Suriye, geçtiğimiz yıl DEAŞ'a karşı ABD öncülüğündeki koalisyona katıldı (Reuters)

Suriye İç Güvenlik Güçleri, dün ülkenin doğusunda DEAŞ terör örgütü mensubu iki kişinin gözaltına alındığını duyurdu. Şüphelilerin, son olarak Savunma Bakanlığı personeline yönelik saldırı olmak üzere bir dizi suikast eylemi gerçekleştirmekle suçlandığı bildirildi.

İç Güvenlik Güçleri tarafından yapılan açıklamada, Genel İstihbarat Teşkilatının kendileriyle iş birliği içinde, yürütülen kapsamlı istihbarat takibinin ardından Deyrizor'da DEAŞ'a bağlı iki kişilik bir hücreyi çökerttiği belirtildi.

Açıklamada, soruşturma sonucunda gözaltına alınan iki kişinin kentte bir dizi suikast eylemine karıştığının belirlendiği, son olarak Savunma Bakanlığı personeli İbrahim el-Casim'i Meyadin kentindeki Reşid Camisi yakınlarında silahla hedef aldıklarının tespit edildiği kaydedildi.

Operasyonda şüphelilerin üzerinde bulunan silah ve mühimmatın da ele geçirildiği bildirildi.

Beşşar Esed'i Aralık 2024'te iktidardan uzaklaştırarak yönetimi devralan Suriye makamları, o tarihten bu yana DEAŞ'ın üst düzey yöneticilerinin ve örgüt mensuplarının yakalandığına ilişkin düzenli olarak açıklamalar yapıyor.

Suriye, geçtiğimiz yıl DEAŞ'a karşı ABD öncülüğünde oluşturulan uluslararası koalisyona katılmıştı.

İçişleri Bakanlığı, 6 Ekim'de de örgütün bir yöneticisinin yakalandığını duyurdu. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre söz konusu kişi, geçtiğimiz aralık ayında Humus kentinde Alevi nüfusun yoğun olduğu bir mahalledeki camiye düzenlenen bombalı saldırının sorumlusu olmakla suçlandı.

Suriye, eylül ayında da saldırı hazırlığında olduğu belirtilen DEAŞ bağlantılı bir hücrenin çökertildiğini açıklamıştı.

DEAŞ, 2014 yılında Suriye ve Irak'ta geniş toprakları kontrol altına almasının ardından, 2019'da Suriye'de askerî yenilgiye uğratıldı. Ancak örgüte bağlı hücreler, özellikle Suriye çölünde (Badiye) faaliyetlerini sürdürmeye devam ediyor.

Örgüt, zaman zaman özellikle Suriye güvenlik güçlerini hedef alan saldırıları üstleniyor.

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri'nin Temmuz 2026'da Güvenlik Konseyine sunduğu rapora göre DEAŞ, 2026 yılında Suriye'de 3 bine kadar savaşçı bulundurmayı sürdürdü.

Raporda, örgütün Suriye'de dinî, siyasi ve askerî hedeflere yönelik «vur-kaç saldırılarına» öncelik verdiği belirtildi. Ayrıca Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve bazı yetkilileri hedef alan, 2026 yılının başlarında cumhurbaşkanına yönelik olduğu belirtilen bir suikast planı da dahil olmak üzere çok sayıda saldırı girişiminin engellendiği kaydedildi.


Yemen ordusu Taiz çevresinde direnişini sürdürüyor, Cevf'te ilerleme kaydediyor

Husilerin kuşatması altındaki Taiz kentinin batı cephesinde Yemen ordusuna bağlı savaşçılar (AFP)
Husilerin kuşatması altındaki Taiz kentinin batı cephesinde Yemen ordusuna bağlı savaşçılar (AFP)
TT

Yemen ordusu Taiz çevresinde direnişini sürdürüyor, Cevf'te ilerleme kaydediyor

Husilerin kuşatması altındaki Taiz kentinin batı cephesinde Yemen ordusuna bağlı savaşçılar (AFP)
Husilerin kuşatması altındaki Taiz kentinin batı cephesinde Yemen ordusuna bağlı savaşçılar (AFP)

Yemen hükümet güçleri, kuşatma altındaki Taiz kentinin cephe hatlarındaki mevzilerini korurken, Halk Direniş Güçleri'nin desteğiyle kentin güneydoğusundaki Akruz cephesinde Husilerin şiddetli saldırısını püskürttü. Eş zamanlı olarak Cevf vilayetinin merkezi Hazm kentinin doğusunda bazı askeri mevziler ve stratejik tepeler yeniden ele geçirildi. Bu gelişmenin, kente doğru ilerleme hedefi doğrultusunda sahadaki dengeleri değiştirmesi amaçlanıyor.

Taiz'deki direniş ve Cevf'teki ilerlemeye karşılık Husiler, Lahic vilayetinin kuzeyindeki Mukatira ilçesine yönelik askeri hareketliliğini genişletti. Hava saldırılarına ve verdikleri kayıplara rağmen Husiler, tarihi Mukatira Kalesi'ni ele geçirerek Tünel bölgesi ve Hice el-Abd Geçidi'ne hâkim bazı noktalar da dahil olmak üzere önemli bölgelere ve yüksek kesimlere ilerledi. Bu gelişmeler, hükümet güçleriyle yaşanan şiddetli çatışmaların ardından geldi.

bgn
Taiz kentinin cephe hatları, Husilerin yaklaşık dört haftadır sürdürdüğü kuşatma ve saldırılara karşı direnişini sürdürüyor (AFP)

Yerel kaynaklara göre hükümet güçleri, Amâlika Kuvvetleri ve Vatan Kalkanı güçlerinin desteğiyle ilçenin geniş bir bölümünü kontrol altında tutmaya devam ediyor. Hükümet güçleri, geçidin alt kesimlerinde ve Suk er-Rubû bölgesindeki vadide Husilerin saldırılarını püskürterek takviye birliklerini taşıyan konvoylarını imha etti. Husilerin ele geçirdiği noktaları geri almak amacıyla karşı saldırılarını sürdüren hükümet güçleri, bölgeye takviye birlikler ve aşiret savaşçıları sevk ederek Husilerin ilerleyişini durdurmaya çalışıyor.

Taiz kentinin güney ve güneydoğusunda çatışmalar Akruz ve Kehlan cepheleri ile kentin batısındaki Dabâb bölgesinde yoğunlaşıyor. Silahlı kuvvetler, Halk Direniş Güçleri'nin desteğiyle Akruz cephesinde Husilerin şiddetli saldırısını püskürtmeyi başardı. Bu cephelerde çatışmalar ve Husilerin toplanma noktalarını hedef alan hava saldırıları devam ediyor.

Pazar günü düzenlenen hava saldırıları Zimar ve Hudeyde vilayetlerindeki bazı bölgelere, Baçil ilçesi de dahil olmak üzere, uzandı. Saldırılarda ayrıca Taiz'in güneybatısındaki Hice el-Abd ve Tarik es-Sıhâ bölgelerinde bulunan Husilere ait mevziler hedef alındı. Hava operasyonları, kara çatışmalarına eşlik eden askeri faaliyetler kapsamında gerçekleştirildi.

Buna karşılık Husilerin saldırıları, Lahic'in kuzeyindeki Mukatira ilçesinde yoğunlaştı. Grup, tarihi Mukatira Kalesi'ni ele geçirirken Tünel bölgesine ve Hice el-Abd Geçidi'ne hâkim bazı yüksek kesimlere ilerledi.

Mukatira'nın stratejik önemi

Mukatira dağlarının ve buradaki kalenin, Hice el-Abd Dağ Geçidi ile Taiz'i güney bölgelerine bağlayan önemli güzergâhlardan biri olan Kerbe yolu üzerindeki hâkim konumu, bölgedeki gelişmelere askeri açıdan önem kazandırıyor.

Kalenin kontrol altına alınması, söz konusu geçitlerin çevresindeki hareketliliğin izlenmesine ve bu güzergâhlardaki ulaşımın tehdit edilmesine imkân sağlıyor. Bu durum, Taiz'e ulaşan yollar üzerindeki askeri kısıtlamaların genişlemesi ve zaten Husilerin kuşatması altında bulunan kentin daha da izole edilmesi endişelerini artırıyor.

Yüksek kesimlerin önemi yalnızca yerel yolların güvenliğinin sağlanmasıyla sınırlı değil. Bu noktaların kontrol altına alınması, Tur el-Baha ilçesi yönünde ilerleme imkânı sunarken Lahic vilayetindeki Anad Askeri Üssü'nü coğrafi açıdan gözetim altında tutma olanağı da sağlıyor.

cdghyukj
Fotoğrafta, Lahic vilayetinin kuzeyinde bulunan tarihi Mukatira Kalesi görülüyor (Yerel medya)

Dağlık konumu nedeniyle Mukatira, batı kıyısı ve Babülmendep'e uzanan güzergâhlar açısından stratejik bir derinlik oluşturuyor. Bölgedeki yüksek kesimlerin kontrolü, ilerleme hatlarının güvence altına alınmasına ve askeri kuşatma girişimlerinin önlenmesine imkân tanıyor. Ayrıca Babülmendep Boğazı'nın güneyindeki Ras el-Ara yönüne uzanan bölgede birliklerin ve askeri ikmal hatlarının hareketliliğini de etkiliyor.

Cevf'te sahada ilerleme

Öte yandan Yemen Silahlı Kuvvetleri, Birinci Acil Müdahale Tümeni tarafından yürütülen operasyon kapsamında Hazm kentinin doğusunda bazı askeri mevzileri ve stratejik yüksek kesimleri yeniden ele geçirdiğini duyurdu. Şiddetli çatışmaların ardından Husilere bağlı unsurların Duhayda dağları çevresindeki mevzilerinden kaçtığı bildirildi.

ghjk
Yemen ordusu, Cevf vilayetinin merkezi Hazm kentinin doğusunda ilerleme kaydetti (Askeri medya)

Silahlı kuvvetler, Husilerin geride bıraktığı silah ve mühimmat depolarının kontrol altına alındığını, askeri araç ve zırhlı muharebe araçlarının imha edildiğini açıkladı. Çatışmalarda onlarca Husinin öldürüldüğü veya yaralandığı, bazı unsurların ise esir alındığı belirtildi.

İdari ve askeri alanda ise Başkanlık Liderlik Konseyi, pazar günü yayımladığı iki cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle Tümgeneral Hüseyin el-Aci Ali el-Avadi'yi Beyda vilayeti valiliğine, Tümgeneral Emin Ali el-Akimi'yi ise Cevf vilayeti valiliğine atadı. El-Akimi'nin aynı zamanda Cevf Askeri Bölge Komutanlığı görevini de üstleneceği bildirildi.


Korku cumhuriyetinden görüntüler

Beşar Esed'in bir portresi, Halk Sarayı olarak bilinen başkanlık sarayının bir odasında hediyelik eşyaların arasında yerde (Reuters)
Beşar Esed'in bir portresi, Halk Sarayı olarak bilinen başkanlık sarayının bir odasında hediyelik eşyaların arasında yerde (Reuters)
TT

Korku cumhuriyetinden görüntüler

Beşar Esed'in bir portresi, Halk Sarayı olarak bilinen başkanlık sarayının bir odasında hediyelik eşyaların arasında yerde (Reuters)
Beşar Esed'in bir portresi, Halk Sarayı olarak bilinen başkanlık sarayının bir odasında hediyelik eşyaların arasında yerde (Reuters)

İbrahim Hamidi

Evlerde, herhangi bir eleştirinin kendine has bir ritüeli vardı; söze başlamadan önce mutlaka bir hava yaratılırdı. Spikerin veya dizinin sesi açılır, ardından konuşan kişi ağzını misafirinin kulağına yaklaştırırdı. Hatta iktidar sahibi olanlar bile korku duvarlarından çekinirdi. Kimi dinleme cihazlarının nasıl yerleştirildiğini çok iyi biliyor, kimi bizzat bu cihazları yerleştiriyor, kimileri ise meslektaşlarının kendilerinden önce davranmış olmasından korkuyordu.

Suriye rejiminin devrilmesinin üzerinden yaklaşık iki yıl geçmesine rağmen hikâyelerin arkası kesilmiyor. İnsanların konuşabilmesi için televizyonun konuşması gerekirdi. Karşısında oturanlar bir eleştiri veya iç çekişi araya sıkıştırmaya çalışırken, oradan ‘Sayın Başkan’ övgüleri yükselebilirdi. Ancak telefon her zaman böyle bir tedbire izin vermezdi; telefonun kendine göre planları vardı. Anlatıcılara göre Cemil Hasan ile Ali Memlük’ün hikâyesi de milyonlarca hikâyeden sadece biriydi. Birincisi Hava Kuvvetleri İstihbarat Başkanlığı’ndaki görevini kaybetmiş, diğeri ise Ulusal Güvenlik Bürosu Başkanlığı’ndaki koltuğunu korumuştu. Sonra sıra ona da geldi. Beşşar Esed tarafından görevden alındığı gün Hasan onu aramış ve uzaklaştırma kararını sorgulamaya başlamıştı. Belki de görevi kaybetmenin, iki subaya daha önce imkânsız olan bir sohbet ortamı sağladığını düşünmüştü. Ne var ki tuzaklar ustası Memlük, lafı uzatmadan hemen araya girmişti: “Sesini yükselt, seni duyamıyorum... Telefon hışırtı yapıyor” diyerek telefonu kapatmıştı. Aslında yaptığı, telefon görüşmelerini kaydetmekle görevli bir memurun yazacağı rapordan kendi adını sildirmeye çalışmaktı.

İkisi de görevlerinden ayrıldılar ve şu an Moskova’da, hesap gününü bekledikleri bir ‘buzdolabında’ tutuluyorlar; fakat makam hırsı onlardan uzaklaşmış değil. Eski alışkanlıkları ve kelimelerin, işaretlerin nereye varabileceğine dair o eski refleksleri hâlâ üzerlerinde. Hasan, yoldaşı ve aynı zamanda rakibi olan kişiyi sarsan kararı sorgularken; Memlük ise yoldaşı ve rakibinin, söylenenleri duyup da itiraz etmediği veya sessiz kaldığına dair bir kayda geçmesinden korkuyordu. İktidarın kesintiye uğraması, sesin geri gelmesi için yeterli olmamıştı. Başkalarının ne söylediğini çözmekle geçen yılların ardından Memlük, sanki kendisine söylenenlerden kurtulmaya çalışır gibi bir haldeydi.

O telefon görüşmesinin bir diğer yüzü daha var. Hasan, rejimin çöküş gecesi olan 2024 sonlarında kaçarken, ofisinde Beşşar ve Mahir Esed’e düzülen övgü şiirleriyle dolu ‘altın bir sicil’ bırakmıştı. Bu dalkavuklukların anlatılacak başka bir hikâyesi var; övgülerin bile kifayetsiz kaldığı cümleler bunlar... Rejim adına büyük zulümlere imza atan, geniş nüfuz sahibi bir subay, tüm gücünü bu sadakat ritüellerine yatırıyordu. Suriyelilere kan kusturan o el, aynı zamanda boyun eğme ifade eden cümleleri kaleme alıyordu. Kendi kudretinin nereden geldiğini ve bunu kimin geri alabileceğini çok iyi biliyordu. Sahip olduğu makam ona insanlar ve zindanlardaki mahkûmlar üzerinde geniş bir yetki alanı sağlarken, aynı zamanda kendisinden üsttekilerin rızasına muhtaç kılıyordu. Aşırı övgüler, aslında ahdini tazelemek, o son telefon görüşmesini ve eve kapatılacağı anı olabildiğince ertelemek demekti.

Bir tanığa göre, iki subay arasında başka bir hikâye daha yaşanmıştı. Günün birinde Hasan, Baas Partisi’nin kuruluş yıl dönümünde Memlük’e bir demet çiçek göndermişti. Çiçekler parti bayrağının renklerini taşıyordu; ancak Memlük bu durumdan rahatsız olmuştu çünkü bir numaralı yapı taşlarından biri olduğu rejimin iktidardaki Baas Partisi’nden nefret ediyordu. Bu küçük çiçek demeti, rejimin vitrini ile gerçeği arasındaki devasa mesafeyi gözler önüne seriyordu. Güvenlik teşkilatının tepesindeki bir adam, ‘devlete ve topluma liderlik ettiği’ varsayılan partiden nefret ediyordu. Sadakati doğrudan ‘sahibine’ olduğu sürece bu nefreti, rejimin kalbinde yer almasına mâni olmuyordu.

Kuzey Kore, Sovyetler Birliği veya başka bir totaliter rejimde, bu ağırlıkta bir güvenlik sorumlusunun iktidar partisinin simgesini reddettiğini ve ondan nefret ettiğini hayal etmek mümkün müdür? Bu kıyaslama, Suriye’de partinin işlevi üzerine önemli bir soru doğuruyor: Acaba geriye ne kadarlık bir ideoloji kalmıştı, yoksa parti başka ilişkilerle yönetilen bir iktidarın perdesinden mi ibaretti? Baas’tan nefret edip Esed’e hizmet etmek mümkündü. Sokaklar parti sloganlarıyla dolup taşarken, makamlar ise ‘Sayın Başkana’ yakınlık derecesine göre belirleniyordu. İdeoloji halk içindi; kapalı kapıların ardına girebilenler içinse esas olan kişisel güvendi. Oradaki ‘yoldaşlar’, parti kartının, bir işaretin veya ‘talimatın’ açtığı kapıları asla açamayacağını çok iyi bilirlerdi. Nitekim Ali Duba, o işaretin ne anlama geldiğini gayet iyi biliyordu.

Başka bir tanığın anlattığına göre, Hafız Esed döneminde Ulusal Güvenlik Bürosu’nun düzenli toplantıları Abdurrauf el-Kasım’ın başkanlığında yapılır; bu toplantılara istihbarat, parti ve hükümet yetkilileri katılırdı. Ali Duba ise askerî istihbarat başkanıydı. Hazır bulunanlar arasında unvan olarak en kıdemli kişi olmasa da, aldığı talimatlar ve bağlantıları dolayısıyla en güçlüsüydü. İşte bu yüzden toplantı, o gelmeden asla başlamazdı. O gecikir, herkes onu beklerdi. Toplantının başkanı ve üyeleri sandalyelerinde otururken, Duba onların zamanına el koyardı. Ağırlık merkezinin nerede olduğunu herkesin anlaması için masanın başköşesine oturmasına bile gerek yoktu.

Günün birinde Duba yine geç kalmış, ancak geldiğinde toplantının çoktan başlamış olduğunu görmüştü. Bir şeylerin değiştiğini hemen fark etmişti. Salonda hiç kimse, bu bekleme ayrıcalığına tek başına son verme yetkisine sahip olamazdı. O içeri girmeden önce yaşananlar ona verilmiş bir mesajdı; diğerlerinin onun yokluğunda fark ettiği şey ise, yeni gücünün sınırlarını anlamaları için onlara verilmiş birer izindi. O an unvanı değişmemişti; değişen tek şey, onunla lider arasındaki mesafeydi. Artık bu mesafeyi, başkalarının o yokken konuştukları dakikalarla ölçebiliyordu. Gelip yerine oturdu ve yeni konumuyla toplantıyı takip etmeye devam etti.

Görüşme saatleri, içeri girme sırası, selamın tonu, uzatılan ya da iptal edilen bekleyişler... Bunlar, makam sahiplerinin okumayı öğrendiği detaylardı. Çünkü korku cumhuriyetinin sözlüğünde, bu tür detaylarda yazmayanlar, karar ve bildirilerde yer alanlardan çok daha önemli olabilirdi. Ne var ki Duba, tüm o gücüne rağmen gözetim çemberinin dışında değildi. Kendisi rakipleri hakkında raporlar hazırlamakla görevliydi; ancak aygıt içerisindeki yoldaşları da onun hareketleri, seyahatleri ve ülkedeki ya da yurt dışındaki kumar maceraları hakkında Esed’e raporlar yazmakla görevlendirilmişti.

Raporlar farklı kurumlar arasında çeşitlilik gösterir ancak sonunda Saray’da kesişirdi. Herkes meslektaşı hakkında bir şeyler bilirdi ama hiçbiri, meslektaşının kendisi hakkında ne bildiğini tam olarak bilemezdi. Lider, şüpheleri yorumlamadaki merci ve bu şüphelerden korunma kaynağı olarak kalmaya devam ederdi. Aralarındaki uçurum ne kadar derinleşirse, ona olan ihtiyaçları da o kadar artardı.

İşte bu yüzden korkunun hatlarını ve sadakatin sınırlarını çizmek zordur. Zücaciye misali hücreden başlar, ofisten geçer, iktidar sahiplerinin evlerine sızar, iletişim damarlarında yayılır ve duvarlarda pas tutardı. Makamlar ve bedeller değişiklik gösterirdi; ancak huzur bulabilme yeteneği, başkalarının huzuruna el koyan ve insanların göğsüne korku ekenler için bile hep ulaşılmaz bir lüks olarak kalırdı.

Şam’daki bir huzurevinde, hayatını rejime adamış emekli bir subay yapayalnız yaşıyordu; inanılmamasından korktuğu için sadakatini aşırı bir şekilde dile getiriyordu. Ömür geçti, makamlar yok oldu ama sadakat sınavı bir türlü bitmedi. Her zaman fazladan bir cümleye, daha yüksek bir coşkuya ve hâlâ olması gerektiği gibi olduğuna dair yeni bir kanıta ihtiyaç duyuyordu. Ömrünün sonuna kadar yanında, kendi sesini sürekli denetleyen bir gözetmen taşıdı. Başkalarının göğsüne ektiği o korku, sonunda kendi göğsüne yerleşmişti. Kimsenin kendisinden daha fazlasını istemesine gerek kalmıyordu; o, bunu bizzat kendisinden istiyor ve sunduklarının gerekenin altında kalmasından korkuyordu. Kendininkinden bile korkuyordu. Bir ziyaretçisine şöyle demişti: “Bana inanmayacaklarından korkuyorum...”

George Orwell’ın Hayvan Çiftliği’nde yöneticilerin ayrıcalıklarına uyum sağlamak için emirlerin nasıl değiştirildiğini görürüz. Suriye’de ise pek çok kelime yerinde sabit kalırken, hayat bu kelimelerin altında tamamen değişti. Verasetle devredilen bir cumhuriyet; kendi iktidarının en büyük muhafızlarından bazılarının nefret ettiği bir parti; üyelerinin toplantıyı yönetmeyen bir adamı beklediği kurumlar ve kaynakları ile aygıtları aile işlerinden ayrı düşünülmesi imkânsız bir devlet...

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Esed korkuyu icat etmedi; ancak onu ülkenin toprağına derinden ekti ve halkın göğsünde geniş bir aağ kurdu. Adamlarına nüfuz bahşetti ama anahtarları hep kendi ellerinde tuttu. Onlardan biri binlerce Suriyelinin zindan kapılarını açabilir ya da hayatına son verebilirdi; fakat kendi ofis kapısının açık kalmasını garantilemekten acizdi.

Bir subayın makamını kaybetme endişesiyle bir tutuklunun hayatı için duyduğu korku asla aynı kefeye konamaz; telefonun yüzüne kapatılmasıyla hayat soluğunun kesilmesi, yoldaşların duvarlarından duyulan korkuyla masum birinin zindana atılması bir değildir. Zalimin yaşadığı kaygının gün yüzüne çıkması, onu sorumluluktan aklamaya yetmez; aksine, vahşeti ve boyun eğmişliğiyle bu rejim tarifesinin sürdürülmesine, kafatası yığınlarının birikmesine ve ıstırap nehirlerinin kazılmasına nasıl katkıda bulunduğunu gözler önüne serer.