İran saldırı aşamasına mı geçti?

Tahran’daki Azadi Meydanı’nda, İran’a ait bir füze sisteminin yanında, ABD Başkanı Donald Trump’ı öldürmekle tehdit eden bir pankart, 30 Temmuz 2026 (Reuters)
Tahran’daki Azadi Meydanı’nda, İran’a ait bir füze sisteminin yanında, ABD Başkanı Donald Trump’ı öldürmekle tehdit eden bir pankart, 30 Temmuz 2026 (Reuters)
TT

İran saldırı aşamasına mı geçti?

Tahran’daki Azadi Meydanı’nda, İran’a ait bir füze sisteminin yanında, ABD Başkanı Donald Trump’ı öldürmekle tehdit eden bir pankart, 30 Temmuz 2026 (Reuters)
Tahran’daki Azadi Meydanı’nda, İran’a ait bir füze sisteminin yanında, ABD Başkanı Donald Trump’ı öldürmekle tehdit eden bir pankart, 30 Temmuz 2026 (Reuters)

İran, Ürdün’deki ABD güçlerine yönelik Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) füze saldırısının ardından ABD ile karşılıklı saldırıların yeniden başlamasıyla birlikte ‘saldırı aşamasına’ geçtiğine yönelik mesajlar verdi. Bu gelişme, çatışmanın doğrudan misilleme boyutundan çıkarak bölgesel ölçekte genişlemesine işaret etti.

İran Meclisi Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu Üyesi Feda Hüseyin Maliki dün yaptığı açıklamada, Tahran’ın ‘caydırıcılık aşamasını geride bırakarak saldırı aşamasına geçtiğini’ söyledi. Mevcut koşullarda ABD ile herhangi bir müzakere ihtimalini de dışlayan Maliki’nin açıklamalarını İran İşçi Haber Ajansı (ILNA) aktardı.

Maliki’nin açıklamaları, İran’ın Ürdün’deki Muvaffak es-Salti Hava Üssü ile ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) tarafından kullanılan noktalara balistik füze saldırısı düzenlemesinin ardından geldi. Ürdün ordusu beş füzenin önlendiğini açıklarken, CENTCOM ise İran tarafından fırlatılan tüm füzelerin etkisiz hale getirildiğini duyurdu.

Washington buna dün sabaha karşı yaklaşık iki saat süren yoğun hava saldırılarıyla karşılık verdi. Saldırılarda DMO’ya ait onlarca hedef vurulurken, komuta merkezleri, füze ve insansız hava aracı (İHA) tesisleri ile deniz unsurları ve kıyı savunma sistemleri hedef alındı.

Ürdün’deki ABD güçlerine yönelik sürpriz saldırının, Maliki’nin ‘saldırı aşamasına geçildiği’ yönündeki açıklamasıyla aynı döneme denk gelmesi, İran’ın söyleminde yaşanan değişimin şimdiye kadarki en güçlü göstergesi olarak değerlendiriliyor. Tahran, son haftalarda yürüttüğü operasyonları karşılıklı misillemeler olarak nitelendirirken, saldırıların durmasının ABD’nin operasyonlarını sona erdirmesine bağlı olduğunu savunuyordu.

Müzakere kapısı kapandı

Maliki, ILNA’ya verdiği röportajda, ABD’ye ait destek noktalarına yönelik saldırıların Washington’ın askeri planlarını sekteye uğrattığını ve İran’ın güney kıyılarına yönelik saldırıların yoğunluğunu azalttığını öne sürdü. Maliki, söz konusu saldırıların ABD’nin harekât merkezinde ciddi kayıplara yol açtığını iddia etti, ancak bu iddiaları doğrulayacak bağımsız kanıt sunmadı.

xsdfrgthy
Tahran’daki Azadi Caddesi’nde, Ayetullah Ali Hamaney’in resminin yer aldığı bir duvar resminin önünden geçen İranlı bir kadın, 29 Temmuz 2026 (AP)

Maliki, bu gelişmenin müzakere sürecinin sona ermesiyle bağlantılı olduğunu savunarak, ABD’nin görüşmeleri yeniden başlatma çağrılarını askeri baskıyı hafifletme girişimi olarak nitelendirdi. Ayrıca İran’ın bölgedeki operasyonlarını genişletmeyi planladığını açıkladı.

Daha önce yaptığı açıklamalarda ABD saldırılarının sürmesi halinde İran’ın savunma pozisyonundan çıkacağı uyarısında bulunan Maliki, bu kez söz konusu geçişin fiilen gerçekleştiğini ifade etti.

İran Meclisi İçişleri Komisyonu Başkanı Muhammed Salih Cukar da bu söylemi destekleyerek, Ürdün’deki ABD üslerine yönelik saldırının İran’ın güvenliği söz konusu olduğunda ‘şaka yapmadığını’ gösterdiğini söyledi. Cukar, topraklarını ABD veya İsrail’in askeri operasyonları için kullandıran herhangi bir ülkenin askeri hedef haline gelebileceği uyarısında bulundu.

Bu açıklamalar, İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi ya da Genelkurmay tarafından yapılmış resmi bir duyuru niteliği taşımasa da, son günlerde askeri ve siyasi çevrelerden gelen benzer mesajlarla örtüşüyor ve ülke yönetimi içinde operasyonların genişletilmesini yeni bir strateji olarak benimseme eğiliminin güçlendiğine işaret ediyor.

xsdfrgthy
İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, Hamaney’in cenaze töreninde Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ile Yargı Erki Başkanı Gulam Hüseyin Muhsini Ejei’nin arasında duruyor. (İran Meclisi)

İran Ordu Sözcüsü Muhammed Ekreminiya da pazar günü yaptığı açıklamada, ABD’nin hava saldırılarını sürdürmesi halinde ‘savaşın coğrafyasının’ genişleyeceği uyarısında bulundu. Ekreminiya, operasyonların Ürdün’deki ABD üsleri, Körfez ülkeleri ve Babu’l Mendeb Boğazı’na uzanmasının, Tahran tarafından hazırlanan ‘yeni stratejilerin’ uygulanmasının bir yansıması olduğunu söyledi.

Bu söylem, Ekreminiya’nın daha önce ABD’nin hava saldırılarını durdurmasının ardından İran güçlerinin operasyonlarını askıya aldığını ve Tahran’ın stratejisinin karşılıklılık esasına dayandığını belirttiği önceki açıklamalarından farklılık gösteriyor. Ayrıca bir İranlı yetkilinin Washington’a, ABD saldırılarını durdurduğu takdirde İran’ın da operasyonlarını sonlandıracağı yönünde mesaj ilettiği aktarılmıştı. Ancak İran dışındaki ABD üslerinin hedef alınması, Tahran’ın misilleme anlayışını ABD’nin bölgedeki askeri ve lojistik destek ağına kadar genişlettiğine işaret ediyor.

Çatışma cephelerinin genişlemesi

Eski DMO Komutanı ve İran Dini Lideri’nin askeri danışmanı Muhsin Rızai de geçen hafta yaptığı açıklamada, ABD saldırılarının sürmesi halinde Tahran’ın sınırlı misillemelerden ‘saldırı ve tam yıkım aşamasına’ geçeceği uyarısında bulunmuştu.

Rızai, İran’ın henüz tüm askeri kapasitesini kullanmadığını belirterek, operasyonların genişlemesi durumunda geniş çaplı füze ve İHA saldırılarının yanı sıra kara kuvvetlerinin de devreye sokulabileceğini söyledi. İran Meclisi Ulusal Güvenlik Komisyonu üyesi Muhsini Senavi ise ABD ve İsrail çıkarlarının hedef alınması çağrısında bulunarak, müzakere seçeneğinin artık anlamını yitirdiğini savundu.

Söz konusu açıklamalar, İran parlamentosu ile bazı askeri çevrelerde sertleşen söylemi yansıtırken, ülkenin yeni bir saldırı doktrini benimsemeye ya da bölgesel ölçekte açık bir savaşa yönelmeye hazırlandığı yönündeki değerlendirmeleri güçlendiriyor.

İran’ın stratejisinin, çatışmayı tek bir cepheyle sınırlamak yerine savaşın maliyetini ABD üslerine, deniz ulaşım hatlarına, enerji tesislerine ve Washington’ın operasyonlarını destekleyen ülkelere yaymayı hedefleyen yatay bir genişleme anlayışına dayandığı değerlendiriliyor.

Ürdün’deki ABD güçlerine yönelik sürpriz füze saldırısından 10 gün önce Tahran, bölgedeki müttefik silahlı gruplarını da çatışmaya dahil edebileceği mesajını vermişti. DMO Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani, Tahran’ın ‘direniş cephesi’ olarak adlandırdığı yapıların lider ve mensuplarının, İran Dini Lideri Mücteba Hamaney’in liderliğinde faaliyetlerini sürdüreceğini açıklamıştı.

Kaani’nin açıklaması, Hamaney’e atfedilen yazılı bir mesajın ardından gelmişti. Söz konusu mesajda, İran ile direniş cephesinin ABD’ye ‘unutulmaz dersler’ verecek güce sahip olduğu ifade edilmişti. Tahran, direniş cephesi ifadesini Irak, Lübnan ve Yemen’de kendisiyle müttefik silahlı grupları tanımlamak için kullanıyor.

Muhsin Rızai’nin danışmanı Mustafa Necefi de savaşın, daha üst bir aşamaya geçmeden önce yatay yönde tırmanacağını belirterek, baskının Körfez’den Kızıldeniz ve Doğu Akdeniz’e uzanan hatta enerji, ticaret ve deniz taşımacılığına yöneltileceğini yazdı.

Bu stratejinin merkezinde ise Hürmüz Boğazı öne çıkıyor. İran, boğazı kapatma tehdidinin ötesine geçerek gemi geçişlerine yeni düzenlemeler getirmeye, kurallara uymadığını öne sürdüğü gemileri geri çevirmeye ve izinsiz rotaları kullandığını iddia ettiği petrol tankerlerini hedef almaya başladı.

thyu
Tahran’da bir caddede, ABD Başkanı Donald Trump’ın resminin yer aldığı ve ‘İntikam kaçınılmaz’ yazan bir panonun önünden geçen yayalar, 28 Temmuz 2026 (AFP)

İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Kazım Garibabadi, Tahran’ın kendi denetimi dışında herhangi bir güney koridorunun açılmasını kabul etmeyeceğini söyledi. ABD ile yürütülen müzakerelerde baş müzakereci olarak görev yapan Muhammed Bakır Kalibaf ise İran’ın petrol ihracatının engellenmesi halinde diğer ülkelerin de petrol ihraç edemeyeceğini yineledi. İran Genelkurmay Başkanlığı Harekât Dairesi de İran altyapısının ABD saldırılarına hedef olması durumunda petrol, doğal gaz ve elektrik tesislerinin vurulabileceği uyarısında bulundu.

Gerilim, nükleer dosyaya da yansıdı. İran Meclisi Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu üyesi İbrahim Rızai, İran’ın nükleer tesislerine yönelik herhangi bir saldırının ülkenin nükleer doktrinini yeniden gözden geçirmesine yol açabileceğini söyledi. Açıklama, ABD Başkanı Donald Trump’ın Balta Dağı sahasını hedef alabileceklerini ima etmesinin ardından geldi. Tahran ise söz konusu bölgede herhangi bir nükleer faaliyet yürütüldüğünü reddetti.

Buna rağmen, yaşanan gelişmeler henüz kapsamlı bir saldırı savaşının ilanı anlamına gelmiyor. İran, operasyonlarını hâlâ ABD saldırılarının devam etmesine bağlarken, doğrudan müzakerelerin bulunmadığı yönündeki açıklamalara rağmen bölgesel arabuluculuk kanalları faaliyetlerini sürdürüyor.

Eski Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani hükümetine yakın isimlerden Mahmud Vaizi de Tahran ile Washington’ın geniş çaplı bir bölgesel savaşın maliyetinin farkında olduğunu ve böyle bir senaryoyu istemediğini belirtti.

Bu çerçevede İran’ın ilan ettiği ‘saldırı aşaması’, kapsamlı bir savaş ilanından ziyade çatışmanın seyrini kendi lehine değiştirmeye yönelik bir hamle olarak değerlendiriliyor. Ancak çatışma alanlarının genişlemesi, İran’ın yüzde 60 oranında zenginleştirilmiş uranyum stokuna ilişkin belirsizliklerin sürmesi ve olası nükleer faaliyetlerle zenginleştirme ekipmanlarının Balta Dağı sahasına taşındığı yönündeki iddialar, krize yeni bir boyut kazandırırken, tarafların şimdiye kadar kontrol altında tutmaya çalıştığı çatışmanın daha geniş bir ölçeğe yayılma riskini artırıyor.



Polonya Başbakanı, Rusya'ya meydan okudu: "Tek karış toprak vermeyeceğiz"

Polonya Başbakanı Donald Tusk, ülkesinin "bir parça toprak bile" vermeyeceğini söyledi (AFP)
Polonya Başbakanı Donald Tusk, ülkesinin "bir parça toprak bile" vermeyeceğini söyledi (AFP)
TT

Polonya Başbakanı, Rusya'ya meydan okudu: "Tek karış toprak vermeyeceğiz"

Polonya Başbakanı Donald Tusk, ülkesinin "bir parça toprak bile" vermeyeceğini söyledi (AFP)
Polonya Başbakanı Donald Tusk, ülkesinin "bir parça toprak bile" vermeyeceğini söyledi (AFP)

Maira Butt 

Polonya Başbakanı Donald Tusk, Rusya'yla gelecekte yaşanabilecek herhangi bir çatışmada ülkesinin hiçbir şekilde toprak vermeyeceğini vurguladı.

Bu açıklama, Tusk'un perşembe günü Kremlin'in Ukrayna'yı destekleyen Avrupa ülkelerine drone ve roketlerle hibrit saldırılar düzenlemeyi planladığı uyarısında bulunmasından kısa süre sonra geldi.

Tusk, perşembe günü X'te "Biz toprak kaybedebilecek bir milletiz ancak ruhumuzu asla kaybetmeyeceğiz; topraklarımızdan vazgeçebiliriz ama vatanımızdan asla vazgeçmeyeceğiz" diyen Polonya Cumhurbaşkanı Karol Nawrocki'ye yanıt veriyordu.

Başbakan, "Sayın Cumhurbaşkanım, bu paylaşımı silmenizi öneririm. Topraklarımızın en küçük parçasından bile vazgeçmeye niyetimiz yok" diye cevap verdi.

Daha sonra X'te paylaştığı bir videoyla bu tutumunu pekiştiren Tusk, "Müttefiklerimize olan sadakatimiz ve kararlılığımız; işte ortak gücümüz budur. Tek bir karış toprak bile vermeyeceğiz" dedi.

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski'yle görüşmek üzere perşembe günü Ukrayna'ya giden Polonya lideri, "onları zorlu haftalar ve ayların beklediği" uyarısında bulunmuştu.

Rusya'ya atfedilen bir dizi hava sahası ihlalinin ardından Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in hibrit saldırılarını NATO ülkelerine de taşıyabileceği endişesiyle Avrupa genelinde gerginlik tırmanıyor.

NATO'nun doğu kanadındaki savunmanın güçlendirilmesi çağrıları yapan Tusk, geçen yıl eylülde uçuşa yasak bölge ilan edilmesini de istemişti.

Tusk perşembe günü yaptığı açıklamada, "Drone veya diğer türdeki mermilerin doğu kanadındaki bir veya birkaç ülkenin topraklarına girme, hatta yıkıma yol açma riski gerçekten var" uyarısında bulunmuştu.

Resmi açıklamada bunun bir kaza olduğu ve NATO'nun karşılık vermeyi düşünmesi için hiçbir neden bulunmadığı söylenecek.

Polonya Savunma Bakan Yardımcısı Magdalena Sobkowiak-Czarnecka, ABD Başkanı Donald Trump'ın bu çalışmalarda ilerleme kaydedildiğini belirtmesinin ardından, ülkenin batısına olası bir kalıcı ABD askeri üssünün kurulacağını cuma günü söylemişti.

Görsel kaldırıldı.
Donald Tusk, X’te "Hepimizi zorlu haftalar ve aylar var bekliyor" diye yazdı. "Bugün, Ukrayna’da dayanışmamızı gösteriyoruz." (X/DonaldTusk)


Diğer yandan Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Ukrayna'daki savaşın ve Ortadoğu krizinin ülkesindeki yakıt fiyatları üzerindeki etkisini görüşmek üzere acil bir toplantı düzenlemişti.

Rusya, Avrupa'yla savaşmak istemediğini vurgulasa da Putin daha önce Moskova'nın "savaşmaya hazır" olduğunu iddia etmişti. Önceki günlerde deneyimli Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Rusya'yla Avrupa arasında çıkacak herhangi bir çatışmanın "çok kısa" süreceği uyarısını paylaşmıştı.

CIA Direktörü John Ratcliffe, geçen ay Moskova'ya nadir bir ziyaret gerçekleştirmişti. Bu, 2022'de ülkenin Ukrayna'yı istila etmesinden birkaç hafta önce selefinin yaptığı ziyaretten sonra gerçekleşen ilk ziyaretti.

Konu hakkında bilgi sahibi kaynaklar, CBS News ve Wall Street Journal'a yaptıkları açıklamada Ratcliffe'in bu geziyi Rusya'yı NATO'ya saldırmaması yönünde uyarmak amacıyla gerçekleştirdiğini söylemişti.

Kremlin Sözcüsü Dmitri Peskov, "korkutma senaryoları" diye nitelediği bu iddiaların "gerçeklikle hiçbir ilgisi olmadığını" belirtmiş ve Moskova'nın, "Avrupa ülkelerinden kendisine yönelik çok agresif bir politikayla karşı karşıya olduğunu" eklemişti.

 Independent Türkçe,independent.co.uk/news


Savaşlar neden çıkar ve nasıl bitmek bilmeyen kâbuslara dönüşür?

İsrail bombardımanı sonucu Güney Lübnan semalarında yükselen duman (AFP)
İsrail bombardımanı sonucu Güney Lübnan semalarında yükselen duman (AFP)
TT

Savaşlar neden çıkar ve nasıl bitmek bilmeyen kâbuslara dönüşür?

İsrail bombardımanı sonucu Güney Lübnan semalarında yükselen duman (AFP)
İsrail bombardımanı sonucu Güney Lübnan semalarında yükselen duman (AFP)

Antoine el-Hac

Bir devlet savaşa nadiren yenileceğini düşünerek girer ya da başlattığı çatışmanın uzun sürecek bir kâbusa ve sonu gelmeyen bir tünele dönüşeceğini öngörür. Buna rağmen görünen o ki hiç kimse ders çıkarmıyor; tarih, daha doğrusu insan kendini tekrarlıyor. O an için hesaplı ve üzerinde düşünülmüş görünen kararlar, zamanla yıpratma savaşlarına, değişen hedeflere ve siyasi ve stratejik açıdan ağır bedeller ödemeden geri adım atamaz hale gelen liderlere yol açabiliyor.

Uluslararası ilişkiler alanında önde gelen gerçekçilik teorisyenlerinden Amerikalı Profesör Stephen M. Walt, yıkıcı savaşların genellikle bir anda ortaya çıkmadığını ve tam anlamıyla sürpriz olmadığını belirtiyor. Walt’a göre bu savaşlar çoğunlukla stratejik hesap hatalarının art arda gelmesinin sonucu. Süreç, rakibin ve sahip olduğu kapasitenin yanlış değerlendirilmesiyle başlıyor; ardından taraflı tavsiyeler, gizli hedefler ve geri adım atmayı devam etmekten daha zor hale getiren siyasi baskılarla durum daha da ağırlaşıyor.

Ukrayna’nın başkenti Kiev’e düşen bir Rus füzesinin açtığı çukur (AP)
Ukrayna’nın başkenti Kiev’e düşen bir Rus füzesinin açtığı çukur (AP)

Tehlike işaretleri

İlk tehlike işareti cehalet. Zira askerî güç, müdahale edilen toplumu anlamak anlamına gelmeyebilir. Askerî açıdan üstün bir devlet, rakibinin ordusu hakkında ayrıntılı ve doğru bilgilere sahip olabilir ancak rakibinin tarihini, siyasi ve toplumsal yapısını, direnme kapasitesini ya da coğrafi olarak çevresindeki güçlerin vereceği tepkilerin niteliğini bilmeyebilir. Çelişki de burada başlar: Muharebeyi kazanmak mümkün olabilir ancak bunun sonuçlarını öngörmek ve süreci kontrol altında tutmak imkânsız hale gelebilir...

Savaşa giden yolda, karar alıcıya danışmanlık yapan tüm taraflar aynı konumdan hareket etmez. Bazılarının, başarı ihtimalini olduğundan büyük göstermesine ve riskleri küçümsemesine yol açan ideolojik, ekonomik veya jeopolitik çıkarları bulunabilir. Çoğu zaman liderler, duymak istediklerini teyit eden iyimser değerlendirmelere, sağduyulu uyarılardan daha fazla itibar etme eğiliminde olur.

ABD’nin USS George Washington uçak gemisindeki uçaklar (AFP)
ABD’nin USS George Washington uçak gemisindeki uçaklar (AFP)

Ardından kırılgan ve değişken hedefler sorunu ortaya çıkar. Savaş, sınırlı bir hedefle ya da bu hedefe hızlı ve düşük bir maliyetle ulaşılabileceği düşüncesiyle başlayabilir. Ancak süreç tıkandığında görev de değişir. Başlangıçta rejimi devirmek olarak belirlenen hedef, zamanla yeni bir düzen kurma çabasına dönüşür; kısa süreli olması planlanan askerî operasyon ise uzun soluklu bir siyasi projeye evrilir. Böylece savaş, başlangıçtaki hedefin anlamını ve netliğini yitirmesinin ardından dahi devam eder.

Tırmanma sarmalı

En tehlikeli aşama, savaşın tırmanma sarmalına girmesiyle başlar. Kayıplar arttıkça başarısızlığı kabul etmenin siyasi maliyeti de yükselir. Liderler, bir önceki turun başaramadığını bir sonraki turun başaracağı umuduyla geri adım atmak yerine riski artırmaya başlar. İç siyasi baskılar ile dış gerilim birbirine eklenir ve sonunda geri çekilmek, çatışmayı sürdürmekten daha ağır bir seçenek haline gelir.

Ancak bu dinamik tek başına dünyanın neden daha fazla çatışmaya sürüklendiğini açıklamıyor. Bunun altında daha derin etkenler de bulunuyor: korku ve belirsizlik, rakibin niyetlerinin ve karşılık verme kapasitesinin yanlış değerlendirilmesi, uluslararası sistemin hâkim bir güçten yükselen başka bir güce geçişine eşlik eden güç mücadeleleri ve bunun sonucunda ortaya çıkan Tukidides Tuzağı. Ayrıca yeterli siyasi kısıtlamayla karşılaşmayan liderler de bulunuyor. Bu durumda kişisel ihtişam arayışı, ideoloji veya intikam arzusu savaş hesaplarının bir parçası haline gelebiliyor.

Tehlike, uluslararası sistemin kurallarının kendisi aşınmaya başladığında daha da büyüyor. Büyük güçlerin anlaşmazlıklarını yönetmelerine yardımcı olması beklenen kurallar ve kurumlar, güçlü devletlerin bunları görmezden gelmesi ya da seçici biçimde uygulaması halinde etkisini yitiriyor. Kurallara ve kurumlara duyulan güven azaldıkça yanlış hesap yapma ihtimali artıyor ve bir krizden diğerine geçiş daha da hızlanıyor.

Savaşların sonu

Büyük savaşların sonu, zaferin çatışmaların her zaman sona erdiği yol olmadığını gösteriyor. Savaş, İkinci Dünya Savaşı’nda olduğu gibi taraflardan birinin tamamen askerî yenilgiye uğraması ve çökmesiyle sonuçlanabilir. Birinci Dünya Savaşı’nda olduğu gibi yıpranma ve askerî-siyasi çöküşle de sona erebilir. 1953’te Kore Yarımadası’nda olduğu gibi çatışmanın temel nedenlerini ortadan kaldırmayan müzakere edilmiş bir anlaşmayla da durabilir. Büyük güçler arasındaki uzun süreli çatışmalar ise 1991’de Sovyetler Birliği örneğinde olduğu gibi taraflardan birinin kendi içinde yaşadığı çöküşle sona erebilir.

Polonya ordusunun eğitim tatbikatı sırasında bir helikopter ve tanklar (AFP)
Polonya ordusunun eğitim tatbikatı sırasında bir helikopter ve tanklar (AFP)

Gerçekte savaşın nasıl sona erdiği, kimi zaman sona ermesinin kendisinden daha önemli olabilir. Zira ağır veya dengesiz anlaşmalar, bir sonraki çatışmanın tohumlarını ekebilir. Bu nedenle savaşın sona ermesi, savaşın nedenlerinin de ortadan kalktığı anlamına gelmez.

Acil soru

Bugün en acil soru şu: Dünya üçüncü bir dünya savaşına doğru mu ilerliyor?

Bunun kesin bir yanıtı yok ancak bu sorunun gündeme gelmesini haklı kılan göstergeler giderek daha belirgin hale geliyor. Zira çatışmalar arasındaki sınırlar hiç olmadığı kadar bulanıklaştı. Bu nedenle Ukrayna’daki savaş, ABD-Çin rekabeti, Ortadoğu’daki gerilim ile nüfuz, enerji ve teknoloji üzerindeki mücadelelerin tümü aynı uluslararası ortam içerisinde hareket ediyor ve aralarındaki temas noktaları giderek artıyor.

Bununla birlikte üzerinde durulması gereken bir paradoks bulunuyor. Çin, son on yıllarda ABD ve Rusya ile karşılaştırıldığında geniş çaplı kara savaşlarına doğrudan müdahil olma konusunda daha temkinli bir tutum sergiledi. Antoine el Hac'ın Şarku’l Avsat için kaleme aldığı analize göre bu durum, Çin’in çatışmalardan uzak durduğu veya güç kullanmayı reddettiği anlamına gelmiyor. Aksine Çin’in ekonomi, ticaret, teknoloji, siyasi nüfuz ve uzun vadeli stratejik baskı gibi diğer araçlara daha fazla başvurduğuna işaret ediyor.

Krizlerin arttığı ve çıkarların birbiriyle kesiştiği bir dünyada en büyük tehlike, bir liderin bilinçli olarak dünya savaşı başlatmaya karar vermesi olmayabilir. Asıl tehlike, eksik bilgilere, yanlış değerlendirmelere ve siyasi baskılara dayanan bir dizi küçük kararın alınması ve her aşamada geri adım atmanın bir önceki aşamaya kıyasla daha zor hale gelmesi olabilir.

Zira büyük savaşlar her zaman büyük bir kararla başlamaz. Bazen küçük bir hatayla başlar; hatta kimi zaman bir hata yaşanmış izlenimi verecek şekilde planlanmış bir olayla. Ve olayın gerçekleştiği anda bunun nereye varacağını hiç kimse bilmiyor olabilir.

İki Çin savaş uçağı (Arşiv – Reuters)
İki Çin savaş uçağı (Arşiv – Reuters)

Savaş hakkında söylenenler

- Prusya’dan Carl von Clausewitz (1780-1831) savaşı felsefi açıdan devlet politikasının rasyonel bir aracı olarak tanımladı ve savaşı basitçe ‘politikanın başka araçlarla devamı’ olarak nitelendirdi.

- Alman filozof Immanuel Kant (1724-1804), “Kalıcı barış, uluslararası ticaretin geliştirilmesi, anayasal cumhuriyetler ve liderleri savaşın maliyetleri konusunda temkinli olmaya zorlayan özgür devletler federasyonları aracılığıyla sağlanabilir” dedi. Kant, ‘Ebedi Barış Üzerine Felsefi Bir Tasarı’ adlı eserinde savaşın, hak yerine güce dayandığı için sonuçsuz ve anlamsız bir kısır döngü olduğunu savundu.

- Hollandalı filozof Erasmus (1466-1536), “Adaletsiz bir barış, en adil savaştan daha iyidir” dedi.

- Taoist felsefede, ‘Tao Te Ching’ adlı eserde askerî zaferlerin başarı değil, trajedi olduğu ifade edilir ve “Zaferden sevinç duyan, insanların katledilmesinden sevinç duyar” denir. Taoizm, savaşı doğal düzende meydana gelen ve yalnızca daha fazla şiddete yol açan bir bozulma olarak görür.

- Fransız Aydınlanma düşünürü Voltaire, ‘Felsefe Sözlüğü’ adlı eserinde savaşı alaya alarak onu yalnızca sefalete yol açan ‘kahramanca bir katliam’ olarak nitelendirdi. Voltaire ayrıca, iktidarın emirleri doğrultusunda binlerce masum komşunun öldürülmesinin herhangi bir zamanda faydalı veya şanlı bir eylem olarak görülebileceği düşüncesiyle de alay etti.

- Varoluşçu felsefenin öncülerinden Fransız filozof Jean-Paul Sartre, savaşın anlamsızlığını vurgulayarak “Zenginler savaştığında, yoksullar ölür” sözünü kaleme aldı. Sartre, savaşı sıradan insanların manipüle edilerek ölüme sürüklendiği ve sonunda yalnızca iktidara hizmet eden soyut kavramlar uğruna hayatlarını feda etmeye yönlendirildiği faydasız bir uygulama olarak görüyordu.


İran Savaşı’nda ABD askeri kayıpları: Rakamlar Pentagon’un açıkladığını aşıyor

ABD Deniz Piyadeleri, 'USS Portland' gemisinin güvertesinde tatbikat yapıyor(CENTCOM)
ABD Deniz Piyadeleri, 'USS Portland' gemisinin güvertesinde tatbikat yapıyor(CENTCOM)
TT

İran Savaşı’nda ABD askeri kayıpları: Rakamlar Pentagon’un açıkladığını aşıyor

ABD Deniz Piyadeleri, 'USS Portland' gemisinin güvertesinde tatbikat yapıyor(CENTCOM)
ABD Deniz Piyadeleri, 'USS Portland' gemisinin güvertesinde tatbikat yapıyor(CENTCOM)

Washington Post gazetesinin Bakanlığın iç rakamlarına vakıf altı Amerikalı yetkiliye dayandırdığı haberine göre; İran’a yönelik savaşın ortasında ABD ordusunun verdiği kayıplar, Savunma Bakanlığı (Pentagon) tarafından açıklanan resmi istatistiklerin üzerinde.

Söz konusu yetkililerden beşi, ABD ordusunda en az 22 can kaybı olduğunu vurguladı. Bu sayı, Pentagon’un halka açık "Savunma Zayiat Analiz Sistemi" (DCAS) olarak bilinen veri tabanındaki veriye dört kayıp daha ekliyor.

Rakamları değerlendirmek üzere isminin açıklanmaması şartıyla konuşan altıncı bir yetkili ise Trump yönetiminin İsrail ile koordineli olarak İran’a karşı savaşı başlattığı 28 Şubat’tan bu yana 23 askeri personelin hayatını kaybettiğini söyledi. Yetkili, açıklanmayan bütün ölümlerin doğrudan çatışmalarla bağlantılı olmadığını, ancak devam eden düşmanca eylemlerin ortasında Ortadoğu'da konuşlu bulunan Amerikalı personeli de kapsadığını belirtti.

Yetkili ayrıca, çatışma operasyonlarının başlamasından sonra bölgede konuşlanmış üç Amerikalı müteahhidin (yüklenicinin) de hayatını kaybettiğini belirtti.

Dün itibarıyla Pentagon’a bağlı "Savunma Zayiat Analiz Sistemi" veri tabanı, İran ile çatışmaların başlangıcından bu yana çatışma kaynaklı ve çatışma dışı nedenler dahil olmak üzere Amerikan askeri personeli arasında 18 ölüm vakası kaydetti.

Açıklanmayan ölümler etrafındaki belirsizlik

Aralarında askeri personelin kimlikleri, ölüm zamanları, şekilleri ve yerleri de olmak üzere duyurulmayan ölümlere ilişkin ayrıntılar belirsizliğini koruyor. Yüksek zayiat sayısına vakıf olan yetkililer, ilave kayıpların Pentagon’un halka açık zayiat veri portalına yansıtılmamasından duydukları rahatsızlığı dile getirdi.

Pentagon ise zayiat sayılarındaki çelişkiye ilişkin sorulara cevap vermekten kaçındı.

Kamuoyu araştırmalarının Amerikalılar arasında hiç de popüler olmadığını gösterdiği İran savaşı, kasım ayında yapılması planlanan ara seçimler öncesinde ABD Başkanı Donald Trump ve Cumhuriyetçi Parti üzerinde siyasi bir yüke dönüştü.

Yönetimin zayiat sayımına ilişkin uygulamaları, bu yılın başlarında İran savaşı sonucu hayatını kaybeden 4 ABD askerinin isminin Pentagon’un resmi verilerinden geçici olarak çıkarılmasıyla da yoğun eleştirilere maruz kalmıştı.

ABD kuvvetlerinin kayıplarının doğru sayılmasının önemi

Askeri ölümlerin doğru şekilde sayılması yalnızca kamuoyuna karşı şeffaflıkla sınırlı değil. Şarku’l Avsat’ın Washington Post’tan aktardığına göre bir ABD silahlı kuvvetler mensubu hayatını kaybettiğinde ordu, ölümün resmi görev sırasında gerçekleşip gerçekleşmediğini belirlemek için bir inceleme yürütüyor.

Bu incelemelerin sonuçları, Askeri personel ailelerinin hak kazanacağı tazminat ve hakları doğrudan etkiliyor.

Dün itibarıyla veri tabanı, 14 ölümü Trump yönetiminin İran ile savaşa verdiği ad olan "Destansı Öfke Operasyonu" (Operation Epic Fury) kapsamında gerçekleşmiş olarak kaydetmişti.

"Dış Operasyonlar" başlığı altındaki ayrı bir kategoride yer alan diğer 4 ölüm ise Washington ile Tahran arasında temmuz ayında imzalanan ve daha sonra çökerek saldırıların yeniden başlamasına yol açan ateşkese dayanıyor.

Ayrıca Pentagon, şubat ayından bu yana Ortadoğu’da İran savaşıyla ilgisi olmayan görevlere katılan 2 ABD askerinin hayatını kaybettiğini bildirdi. Bu iki ölüm, İran kuvvetlerinin saldırısına uğrayan iki üste gerçekleşmesine rağmen, isimleriyle DCAS veri tabanına dahil edilmedi.

Savaşın başından bu yana 820’den fazla ABD askeri yaralandı

Washington Post’a göre, kamuya açık zayiat veri tabanı, İran ile çatışmanın başlamasından bu yana 820’den fazla ABD askerinin operasyonlarda yaralandığını gösteriyor.

Yaralananların birçoğu, İran’ın Ortadoğu genelindeki ABD üslerine düzenlediği misilleme darbeleri sonucunda travmatik beyin hasarı geçirdi.

Pentagon’un zayiat sayım yöntemine inceleme talebi

Savaştan kaynaklanan bütün ölümlerin ve yaralanmaların, ordunun katıldığı çatışmalarda ölen veya yaralanan personelin verilerini kaydettiği DCAS sistemi aracılığıyla kamuoyuna duyurulması gerekiyor.

Yaz aylarında, çatışmalarda ölen 4 ABD askerinin ismi zayiat veri tabanından geçici olarak çıkarıldığında, Trump yönetimi İran ile yeniden başlayan çatışmaları İran savaşıyla ilişkilendirmek yerine "Dış Operasyonlar" olarak yeniden sınıflandırmıştı.

Bu değişiklik, Amerikalı müzakerecilerin Tahran ile kalıcı bir barış anlaşmasına varmakta zorlandığı bir zamanda gerçekleşti. Aynı zamanda yönetim, İran’ın ABD kuvvetlerine ateş açmaya ve Hürmüz Boğazı’ndaki gemileri hedef almaya devam etmesine rağmen, savaşı bir başarı olarak göstermeye çalışıyordu.

Senato’daki Demokrat üyeler, ara seçimlerin ardından çoğunluğu yeniden ele geçirmeleri halinde Pentagon’un askeri zayiat bildirimlerini ele alış biçimine ilişkin bir soruşturma açacaklarını taahhüt ettiler.