İran, Ürdün’deki ABD güçlerine yönelik Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) füze saldırısının ardından ABD ile karşılıklı saldırıların yeniden başlamasıyla birlikte ‘saldırı aşamasına’ geçtiğine yönelik mesajlar verdi. Bu gelişme, çatışmanın doğrudan misilleme boyutundan çıkarak bölgesel ölçekte genişlemesine işaret etti.
İran Meclisi Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu Üyesi Feda Hüseyin Maliki dün yaptığı açıklamada, Tahran’ın ‘caydırıcılık aşamasını geride bırakarak saldırı aşamasına geçtiğini’ söyledi. Mevcut koşullarda ABD ile herhangi bir müzakere ihtimalini de dışlayan Maliki’nin açıklamalarını İran İşçi Haber Ajansı (ILNA) aktardı.
Maliki’nin açıklamaları, İran’ın Ürdün’deki Muvaffak es-Salti Hava Üssü ile ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) tarafından kullanılan noktalara balistik füze saldırısı düzenlemesinin ardından geldi. Ürdün ordusu beş füzenin önlendiğini açıklarken, CENTCOM ise İran tarafından fırlatılan tüm füzelerin etkisiz hale getirildiğini duyurdu.
Washington buna dün sabaha karşı yaklaşık iki saat süren yoğun hava saldırılarıyla karşılık verdi. Saldırılarda DMO’ya ait onlarca hedef vurulurken, komuta merkezleri, füze ve insansız hava aracı (İHA) tesisleri ile deniz unsurları ve kıyı savunma sistemleri hedef alındı.
Ürdün’deki ABD güçlerine yönelik sürpriz saldırının, Maliki’nin ‘saldırı aşamasına geçildiği’ yönündeki açıklamasıyla aynı döneme denk gelmesi, İran’ın söyleminde yaşanan değişimin şimdiye kadarki en güçlü göstergesi olarak değerlendiriliyor. Tahran, son haftalarda yürüttüğü operasyonları karşılıklı misillemeler olarak nitelendirirken, saldırıların durmasının ABD’nin operasyonlarını sona erdirmesine bağlı olduğunu savunuyordu.
Müzakere kapısı kapandı
Maliki, ILNA’ya verdiği röportajda, ABD’ye ait destek noktalarına yönelik saldırıların Washington’ın askeri planlarını sekteye uğrattığını ve İran’ın güney kıyılarına yönelik saldırıların yoğunluğunu azalttığını öne sürdü. Maliki, söz konusu saldırıların ABD’nin harekât merkezinde ciddi kayıplara yol açtığını iddia etti, ancak bu iddiaları doğrulayacak bağımsız kanıt sunmadı.

Maliki, bu gelişmenin müzakere sürecinin sona ermesiyle bağlantılı olduğunu savunarak, ABD’nin görüşmeleri yeniden başlatma çağrılarını askeri baskıyı hafifletme girişimi olarak nitelendirdi. Ayrıca İran’ın bölgedeki operasyonlarını genişletmeyi planladığını açıkladı.
Daha önce yaptığı açıklamalarda ABD saldırılarının sürmesi halinde İran’ın savunma pozisyonundan çıkacağı uyarısında bulunan Maliki, bu kez söz konusu geçişin fiilen gerçekleştiğini ifade etti.
İran Meclisi İçişleri Komisyonu Başkanı Muhammed Salih Cukar da bu söylemi destekleyerek, Ürdün’deki ABD üslerine yönelik saldırının İran’ın güvenliği söz konusu olduğunda ‘şaka yapmadığını’ gösterdiğini söyledi. Cukar, topraklarını ABD veya İsrail’in askeri operasyonları için kullandıran herhangi bir ülkenin askeri hedef haline gelebileceği uyarısında bulundu.
Bu açıklamalar, İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi ya da Genelkurmay tarafından yapılmış resmi bir duyuru niteliği taşımasa da, son günlerde askeri ve siyasi çevrelerden gelen benzer mesajlarla örtüşüyor ve ülke yönetimi içinde operasyonların genişletilmesini yeni bir strateji olarak benimseme eğiliminin güçlendiğine işaret ediyor.

İran Ordu Sözcüsü Muhammed Ekreminiya da pazar günü yaptığı açıklamada, ABD’nin hava saldırılarını sürdürmesi halinde ‘savaşın coğrafyasının’ genişleyeceği uyarısında bulundu. Ekreminiya, operasyonların Ürdün’deki ABD üsleri, Körfez ülkeleri ve Babu’l Mendeb Boğazı’na uzanmasının, Tahran tarafından hazırlanan ‘yeni stratejilerin’ uygulanmasının bir yansıması olduğunu söyledi.
Bu söylem, Ekreminiya’nın daha önce ABD’nin hava saldırılarını durdurmasının ardından İran güçlerinin operasyonlarını askıya aldığını ve Tahran’ın stratejisinin karşılıklılık esasına dayandığını belirttiği önceki açıklamalarından farklılık gösteriyor. Ayrıca bir İranlı yetkilinin Washington’a, ABD saldırılarını durdurduğu takdirde İran’ın da operasyonlarını sonlandıracağı yönünde mesaj ilettiği aktarılmıştı. Ancak İran dışındaki ABD üslerinin hedef alınması, Tahran’ın misilleme anlayışını ABD’nin bölgedeki askeri ve lojistik destek ağına kadar genişlettiğine işaret ediyor.
Çatışma cephelerinin genişlemesi
Eski DMO Komutanı ve İran Dini Lideri’nin askeri danışmanı Muhsin Rızai de geçen hafta yaptığı açıklamada, ABD saldırılarının sürmesi halinde Tahran’ın sınırlı misillemelerden ‘saldırı ve tam yıkım aşamasına’ geçeceği uyarısında bulunmuştu.
Rızai, İran’ın henüz tüm askeri kapasitesini kullanmadığını belirterek, operasyonların genişlemesi durumunda geniş çaplı füze ve İHA saldırılarının yanı sıra kara kuvvetlerinin de devreye sokulabileceğini söyledi. İran Meclisi Ulusal Güvenlik Komisyonu üyesi Muhsini Senavi ise ABD ve İsrail çıkarlarının hedef alınması çağrısında bulunarak, müzakere seçeneğinin artık anlamını yitirdiğini savundu.
Söz konusu açıklamalar, İran parlamentosu ile bazı askeri çevrelerde sertleşen söylemi yansıtırken, ülkenin yeni bir saldırı doktrini benimsemeye ya da bölgesel ölçekte açık bir savaşa yönelmeye hazırlandığı yönündeki değerlendirmeleri güçlendiriyor.
İran’ın stratejisinin, çatışmayı tek bir cepheyle sınırlamak yerine savaşın maliyetini ABD üslerine, deniz ulaşım hatlarına, enerji tesislerine ve Washington’ın operasyonlarını destekleyen ülkelere yaymayı hedefleyen yatay bir genişleme anlayışına dayandığı değerlendiriliyor.
Ürdün’deki ABD güçlerine yönelik sürpriz füze saldırısından 10 gün önce Tahran, bölgedeki müttefik silahlı gruplarını da çatışmaya dahil edebileceği mesajını vermişti. DMO Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani, Tahran’ın ‘direniş cephesi’ olarak adlandırdığı yapıların lider ve mensuplarının, İran Dini Lideri Mücteba Hamaney’in liderliğinde faaliyetlerini sürdüreceğini açıklamıştı.
Kaani’nin açıklaması, Hamaney’e atfedilen yazılı bir mesajın ardından gelmişti. Söz konusu mesajda, İran ile direniş cephesinin ABD’ye ‘unutulmaz dersler’ verecek güce sahip olduğu ifade edilmişti. Tahran, direniş cephesi ifadesini Irak, Lübnan ve Yemen’de kendisiyle müttefik silahlı grupları tanımlamak için kullanıyor.
Muhsin Rızai’nin danışmanı Mustafa Necefi de savaşın, daha üst bir aşamaya geçmeden önce yatay yönde tırmanacağını belirterek, baskının Körfez’den Kızıldeniz ve Doğu Akdeniz’e uzanan hatta enerji, ticaret ve deniz taşımacılığına yöneltileceğini yazdı.
Bu stratejinin merkezinde ise Hürmüz Boğazı öne çıkıyor. İran, boğazı kapatma tehdidinin ötesine geçerek gemi geçişlerine yeni düzenlemeler getirmeye, kurallara uymadığını öne sürdüğü gemileri geri çevirmeye ve izinsiz rotaları kullandığını iddia ettiği petrol tankerlerini hedef almaya başladı.

İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Kazım Garibabadi, Tahran’ın kendi denetimi dışında herhangi bir güney koridorunun açılmasını kabul etmeyeceğini söyledi. ABD ile yürütülen müzakerelerde baş müzakereci olarak görev yapan Muhammed Bakır Kalibaf ise İran’ın petrol ihracatının engellenmesi halinde diğer ülkelerin de petrol ihraç edemeyeceğini yineledi. İran Genelkurmay Başkanlığı Harekât Dairesi de İran altyapısının ABD saldırılarına hedef olması durumunda petrol, doğal gaz ve elektrik tesislerinin vurulabileceği uyarısında bulundu.
Gerilim, nükleer dosyaya da yansıdı. İran Meclisi Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu üyesi İbrahim Rızai, İran’ın nükleer tesislerine yönelik herhangi bir saldırının ülkenin nükleer doktrinini yeniden gözden geçirmesine yol açabileceğini söyledi. Açıklama, ABD Başkanı Donald Trump’ın Balta Dağı sahasını hedef alabileceklerini ima etmesinin ardından geldi. Tahran ise söz konusu bölgede herhangi bir nükleer faaliyet yürütüldüğünü reddetti.
Buna rağmen, yaşanan gelişmeler henüz kapsamlı bir saldırı savaşının ilanı anlamına gelmiyor. İran, operasyonlarını hâlâ ABD saldırılarının devam etmesine bağlarken, doğrudan müzakerelerin bulunmadığı yönündeki açıklamalara rağmen bölgesel arabuluculuk kanalları faaliyetlerini sürdürüyor.
Eski Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani hükümetine yakın isimlerden Mahmud Vaizi de Tahran ile Washington’ın geniş çaplı bir bölgesel savaşın maliyetinin farkında olduğunu ve böyle bir senaryoyu istemediğini belirtti.
Bu çerçevede İran’ın ilan ettiği ‘saldırı aşaması’, kapsamlı bir savaş ilanından ziyade çatışmanın seyrini kendi lehine değiştirmeye yönelik bir hamle olarak değerlendiriliyor. Ancak çatışma alanlarının genişlemesi, İran’ın yüzde 60 oranında zenginleştirilmiş uranyum stokuna ilişkin belirsizliklerin sürmesi ve olası nükleer faaliyetlerle zenginleştirme ekipmanlarının Balta Dağı sahasına taşındığı yönündeki iddialar, krize yeni bir boyut kazandırırken, tarafların şimdiye kadar kontrol altında tutmaya çalıştığı çatışmanın daha geniş bir ölçeğe yayılma riskini artırıyor.