Pentagon'un görünmeyen krizi: Üretim hattı çöküyor mu?

Pentagon, 135 milyar dolarlık anlaşmalar imzaladı

Patriot füze bataryasının yanında duran Amerikan askerleri (Arşiv – AP)
Patriot füze bataryasının yanında duran Amerikan askerleri (Arşiv – AP)
TT

Pentagon'un görünmeyen krizi: Üretim hattı çöküyor mu?

Patriot füze bataryasının yanında duran Amerikan askerleri (Arşiv – AP)
Patriot füze bataryasının yanında duran Amerikan askerleri (Arşiv – AP)

ABD basınında yer alan yeni savunma sözleşmeleri, silah bolluğundan ziyade, paranın artık ihtiyaç duyulan silahların zamanında temin edilmesini garanti etmeye yetmediğine dair artan kaygıyı gözler önüne seriyor.

Pentagon, Lockheed Martin ile yaptığı Patriot füze sistemi sözleşmesinin değerini yaklaşık 59 milyar dolara yükseltirken, General Dynamics Electric Boat ile HII Newport News şirketlerine de 2038 yılına kadar dokuz adet Virginia sınıfı nükleer saldırı denizaltısı ve beş adet Columbia sınıfı stratejik nükleer denizaltının inşası için 76,6 milyar dolarlık sözleşme verdi. Böylece iki anlaşmanın toplam değeri yaklaşık 135,6 milyar dolara ulaştı.

Ancak bu rakamlar, söz konusu tutarın ABD hazinesinden peşin olarak ödendiği ya da füze ve denizaltıların kısa sürede hizmete gireceği anlamına gelmiyor. Bu sözleşmeler, üst harcama limitlerini ve uzun vadeli taahhütleri ifade ediyor; nihai finansman ise her yıl Kongre’nin bütçe onayına bağlı bulunuyor. Her şeyden önce bu anlaşmalar, savaşların üretim kapasitesinden daha hızlı arttığı bir dünyada savunma sanayisinde öngörülebilirliği satın alma girişimi olarak değerlendiriliyor.

Gerçek bir zayıflama, çöküş değil

En çok tartışılan soru ise İran savaşı gibi, Çin veya Rusya ile yaşanabilecek kapsamlı bir savaştan çok daha sınırlı ölçekli bir çatışmanın, ABD’yi gerçekten ciddi bir mühimmat sıkıntısının eşiğine getirip getirmediği. Bu soruya verilebilecek en isabetli yanıt, Washington’ın genel anlamda silah stoklarının tükenmediği, ancak özellikle balistik füze önleme sistemleri gibi yerine yenisinin konulması zor olan belirli mühimmat türlerini hızla tükettiği yönünde.

scdfvghy
Güney Kore’deki bir ABD üssünde bulunan Patriot sistemleri (Arşiv – Reuters)

Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi’nin (CSIS) tahminlerine göre, savaş öncesinde yaklaşık 2 bin 200 olan en yeni Patriot füze stoku, savaşın ardından 759 ila 827 adet seviyesine geriledi. THAAD füze savunma sistemine ait stokların ise yaklaşık 452 füzeden 250 civarına düştüğü öngörülüyor. Bu veriler resmî rakam niteliği taşımıyor. Pentagon, mühimmat stoklarının kesin büyüklüğünü açıklamadığı için söz konusu tahminler, satın alma verileri, teslimatlar ve kamuoyuna açıklanan kullanım miktarları esas alınarak hazırlanıyor; dolayısıyla kesin envanter olarak değerlendirilmiyor. Buna rağmen veriler, göz ardı edilmesi güç bir eğilime işaret ediyor. Nitekim CSIS’ın daha önce yayımladığı bir analizde, Patriot ve THAAD stoklarının savaş öncesi seviyelerine yeniden çıkarılmasının üç yıl veya daha uzun sürebileceği değerlendirmesinde bulunulmuştu.

fgtjukı
Pentagon, silah stoklarının büyüklüğünü açıklamıyor. (AFP)

İşin dikkat çekici yanı ise aynı değerlendirmeye göre ABD’nin, İran’la yaşanabilecek makul herhangi bir savaş senaryosu için hâlâ yeterli mühimmat stokuna sahip olması. Asıl risk ise Pasifik’te eş zamanlı yeni bir krizin patlak vermesi ya da Washington’ın Ukrayna’ya desteğini sürdürürken aynı anda üslerini ve müttefiklerini korumak zorunda kalacağı bir ‘zafiyet penceresinin’ ortaya çıkması. Zira stokların yeterliliği yalnızca savaşın büyüklüğüyle değil, tehdidin niteliği ve ateş gücünün yoğunluğuyla da ölçülüyor. Balistik füze saldırıları, geniş çaplı kara harekâtları olmasa bile, yüksek maliyetli önleme füzelerinin kısa sürede tükenmesine yol açabiliyor.

Trump yönetiminin askeri tercihleri ve savaşın maliyetine yönelik eleştirilerin gündeme getirilmesi meşru görülürken, bu uyarıların bir kısmı muhalif medya kuruluşları ve yönetim karşıtı isimlerden geliyor. Ancak sorunun kaynağı, uyarıyı yapanların siyasi kimliğinden bağımsız değerlendiriliyor. Şarku’l Avsat’ın Washington Post’tan aktardığına göre, Savunma Bakanı Pete Hegseth’in haziran ayında savunma teknolojileri şirketleriyle bir araya gelerek mühimmat stoklarının hızla yenilenmesini istemesi ve yönetimin ardından milyarlarca dolarlık savunma sözleşmeleri imzalaması, endişenin Pentagon içinde de paylaşıldığını gösteriyor. Ayrıca mühimmat tedarikindeki darboğazlar ve gemi inşa kapasitesindeki sıkıntılar İran savaşından önce de mevcuttu; savaş bu sorunları ortaya çıkarıp derinleştirdi, ancak sıfırdan oluşturmadı.

Para, yarın bir füze yapmaz

ABD yönetimi, savunma tedarik sistemini de değiştirmeye çalışıyor. Kısa vadeli yıllık siparişler yerine, şirketlere talep konusunda öngörülebilirlik sağlayacak çok yıllı sözleşmeler sunularak firmaların üretim tesislerine, iş gücüne ve tedarik zincirine yatırım yapmaları hedefleniyor. Patriot füze sistemi sözleşmesine ek olarak, yedi yıl boyunca THAAD füzelerinin üretimini kapsayan 35 milyar dolarlık ön anlaşma da bulunuyor. Ancak bu anlaşmaların bazılarında nihai şartlar henüz netleşmiş değil ve tamamı için finansman sağlanmış da değil. Öte yandan Demokratlar ile bazı Cumhuriyetçiler, Trump'ın 1,5 trilyon dolarlık rekor savunma bütçesi talebine temkinli yaklaşıyor.

fgthy
Ukrayna’nın belirsiz bir bölgesinde, Patriot füze rampasının üzerinde uçan iki Ukrayna F-16 uçağı, 4 Ağustos 2024 (AP)

Sorunun temelinde ise üretim sürecinin zorlukları yer alıyor. Patriot sisteminin en yeni önleme füzesinin maliyeti yaklaşık 4 milyon dolar seviyesinde bulunurken, siparişten teslimata kadar geçen süre birkaç yılı bulabiliyor. Üretim kapasitesini artırmak yalnızca ek vardiya açmakla mümkün olmuyor; bunun için roket motorları, elektronik arayıcı başlıklar, patlayıcı maddeler, hassas fünyeler, nitelikli tedarikçiler ve özel uzmanlığa sahip iş gücü gerekiyor. Tedarik zincirindeki küçük bir alt yüklenicide yaşanacak aksaklık bile tüm üretim hattını durdurabiliyor. Bu nedenle Lockheed Martin CEO’su Jim Taiclet’in de belirttiği gibi şirket önceden yatırım yapabiliyor, ancak bunun askeri alandaki somut karşılığı, sözleşmenin başlığının düşündürdüğü kadar kısa sürede ortaya çıkmıyor.

cdvfghyjuk
Virginia sınıfı bir ABD nükleer denizaltısı olan USS Minnesota, Avustralya’nın batısında demirledi. (Arşiv – Reuters)

Pentagon ayrıca daha ucuz ve hızlı silah üretimi için yeni savunma şirketlerine de bel bağlıyor. Açıklanan plana göre, 2027’den itibaren üç yıl içinde düşük maliyetli 10 bin seyir füzesinin satın alınması hedefleniyor. Bu kapsamda Castelion şirketi Blackbeard adlı hipersonik füzesini yaklaşık 500 bin dolar maliyetle üretmeyi amaçlıyor. Ancak bu yaklaşım hâlâ test aşamasında bulunuyor. Başarılı bir prototip geliştirmek başka, binlerce adedi askeri standartlara uygun şekilde ve zamanında seri üretmek ise bambaşka bir süreç. Daha da önemlisi, düşük maliyetli taarruz füzeleri, Patriot ve THAAD gibi özel olarak tasarlanmış füze önleme sistemlerindeki açığı doğrudan telafi etmiyor.

Denizaltılar en derin kusuru ortaya çıkarıyor

Wall Street Journal gazetesi, denizaltı sözleşmesinin İran’da tüketilen mühimmatla doğrudan bağlantılı olmadığını, ancak sorunun mühimmat stoklarından çok daha geniş kapsamlı olduğunu gösterdiğini belirtti. Gazeteye göre Virginia sınıfı denizaltılar, ABD Donanması’na kara ve deniz hedeflerine yönelik gizli saldırı kapasitesi sağlarken, Columbia sınıfı denizaltılar nükleer balistik füzeler taşıyor ve stratejik caydırıcılığın temel unsurlarından birini oluşturuyor. ABD Donanması, söz konusu anlaşmayı, altyapıya sağladığı finansman ve 2038 yılına kadar siparişlerde istikrar oluşturması nedeniyle ‘nesilde bir kez gerçekleşen yeniden sermayelendirme’ olarak nitelendirdi.

dfgthyjukı
Kaliforniya açıklarında bir ABD denizaltısından Trident füzesinin fırlatılması denemesi (Arşiv – Reuters)

Çok yıllı sözleşmelerin avantajı, reaktörler, valfler ve özel pompalar gibi kritik parçaların daha yüksek miktarlarda satın alınmasına imkân sağlaması; ayrıca tersaneler ve tedarikçilere işçi istihdam etme ve tesislerini genişletme konusunda güven vermesidir. Ancak bu anlaşmalar, denizaltı inşasındaki kronik gecikmeleri ya da nitelikli iş gücü eksikliğini ortadan kaldırmıyor. Uzun vadeli takvim de aslında Washington’ın hazır 14 denizaltı satın almadığını, gelecekteki üretim kapasitesine yatırım yaptığını gösteriyor.

‘ABD’nin silahlarının tükendiği’ yönündeki söylem, ülkenin genel anlamda veya yakın zamanda savaşma kapasitesini kaybettiği şeklinde anlaşılırsa abartılı görünebilir. Ancak Trump yönetimine yönelik eleştirilerde de vurgulandığı gibi bu, yalnızca siyasi bir propaganda değil. Bunun en güçlü kanıtı Trump karşıtlarından değil, bizzat yönetimin aldığı kararlardan geliyor: uzun vadeli sözleşmeler, olağanüstü büyüklükteki harcama talepleri ve geleneksel savunma şirketlerinin kısa sürede kapatamadığı açığı gidermek için yeni firmaların sürece dahil edilmesi. Büyük ölçekli savaşlarla kıyaslandığında sınırlı kalan İran savaşı, teknolojik üstünlüğün tek başına yeterli stok derinliği sağlamadığını ve mali güce sahip olmanın üretim süresini kısaltmadığını ortaya koydu. Bu anlaşmaların gerçek başarı ölçütü, kâğıt üzerinde açıklanan milyarlarca dolarlık rakamlar değil; zamanında teslim edilen füze ve denizaltı sayısı olacak.



Maduro'nun ardından: Delcy Rodriguez koltuğu bırakmak istemiyor

Delcy Rodriguez, yarın 2018'den bu yana Venezuelalı bir liderin yüz yüze katılacağı ilk BM Milletler Genel Kurulu konuşmasını yapacak (Reuters)
Delcy Rodriguez, yarın 2018'den bu yana Venezuelalı bir liderin yüz yüze katılacağı ilk BM Milletler Genel Kurulu konuşmasını yapacak (Reuters)
TT

Maduro'nun ardından: Delcy Rodriguez koltuğu bırakmak istemiyor

Delcy Rodriguez, yarın 2018'den bu yana Venezuelalı bir liderin yüz yüze katılacağı ilk BM Milletler Genel Kurulu konuşmasını yapacak (Reuters)
Delcy Rodriguez, yarın 2018'den bu yana Venezuelalı bir liderin yüz yüze katılacağı ilk BM Milletler Genel Kurulu konuşmasını yapacak (Reuters)

Venezuela'nın geçici devlet başkanı Delcy Rodriguez, ABD Başkanı Donald Trump'la arasını iyi tutarak iktidarını pekiştirmek istiyor.

Rodriguez, ABD'nin New York kentinde düzenlenen Birleşmiş Milletler (BM) 81. Genel Kurulu kapsamında bugün Trump'la bir araya gelecek. 

57 yaşındaki siyasetçi, ABD ordusunun ocak ayında Venezuela'ya baskın düzenleyerek Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'i kaçırmasının ardından ülkenin başına geçmişti.

Trump, Venezuela'yla "dünya tarihinin en büyük petrol anlaşmasını" yaptıklarını geçen ay duyurmuştu. Cumhuriyetçi lider, ABD'nin özel sektörle kurulan ortaklık aracılığıyla Venezuela'daki 65 milyar varilden fazla petrol rezervinin büyük bölümü üzerinde kontrol sağladığını açıklamıştı.

Venezuela'da solcular anlaşmaya karşı protestolar düzenlerken, Rodriguez sözleşmeyi savunmuştu.

Financial Times'ın aktardığına göre ocak ayından beri ülkenin petrol gelirlerini kontrol eden ABD yönetimi, ülkede faaliyet gösteren Çinli ve Rus firmalara ödeme yapılmasını da engelliyor.

Analizde, Rodriguez açısından Washington'la yakın ilişki kurmanın, Venezuela'da iktidarını sağlamlaştırmasına yardımcı olabileceğine işaret ediliyor.

Venezuela Anayasası'nda geçici devlet başkanlığı için öngörülen 180 günlük süre temmuzda dolmuştu. Analize göre Rodriguez, Trump'la kişisel bağlarını güçlendirerek kendisini koltuğundan edebilecek seçimleri mümkün mertebe ertelemek istiyor.

Yakın tarihli bir ankette net onay puanı eksi 36'ya gerileyen Rodriguez, ekonomik toparlanma sağlayabilirse kendisini ülkenin eski lideri Hugo Chavez'in etkili ve teknokrat bir halefi olarak sunmayı deneyebilir.

Muhalefet ise Washington'la yapılan anlaşmaların Rodriguez'i Trump açısından vazgeçilmez hale getirmesinden endişeli.

Venezuela'da muhalefetin önde gelen isimlerinden Henrique Capriles, Karakas ve Washington arasındaki petrol anlaşmalarını sıkça eleştiriyor.

Capriles, "Venezuela'da petrol sektörünü yok eden aynı kişilerle bu sektörü yeniden canlandırmaya çalışmayı anlamak mümkün değil" diyor.

Modern Diplomacy'deki analizde de ABD'nin, ülkenin petrol endüstrisinde "doğrudan ekonomik çıkarlar elde etmeye başladığına" dikkat çekiliyor. Trump yönetiminin, "askeri ve siyasi bir müdahale olarak başlayan süreci, onlarca yıl sürebilecek bir duruma dönüştürdüğü" ifade ediliyor.

Independent Türkçe, Financial Times, Modern Diplomacy


Trump yönetiminin 410 milyon dolarlık gizli göç operasyonu

ABD'de güvenlik güçleri, geçen yıl düzenlenen Trump karşıtı gösterilerde ve göçmenlere yönelik baskınlarda birçok kişiyi gözaltına almıştı (Reuters)
ABD'de güvenlik güçleri, geçen yıl düzenlenen Trump karşıtı gösterilerde ve göçmenlere yönelik baskınlarda birçok kişiyi gözaltına almıştı (Reuters)
TT

Trump yönetiminin 410 milyon dolarlık gizli göç operasyonu

ABD'de güvenlik güçleri, geçen yıl düzenlenen Trump karşıtı gösterilerde ve göçmenlere yönelik baskınlarda birçok kişiyi gözaltına almıştı (Reuters)
ABD'de güvenlik güçleri, geçen yıl düzenlenen Trump karşıtı gösterilerde ve göçmenlere yönelik baskınlarda birçok kişiyi gözaltına almıştı (Reuters)

Donald Trump yönetiminin, göçmenleri üçüncü ülkelere göndermek için gizlice anlaşmalar yaptığı ortaya çıktı.

Paris merkezli kâr amacı gütmeyen gazetecilik kuruluşu Forbidden Stories'in öncülüğünde, birçok medya ve analiz şirketinin katılımıyla hazırlanan araştırmada, ABD Dışişleri Bakanlığı'na ait çeşitli belgeler incelendi.

Buna göre Beyaz Saray, kendi ülkelerine gönderilemeyen göçmenleri üçüncü ülkelere sınır dışı etmek amacıyla çoğu Afrika ve Latin Amerika'da bulunan 31 ülkeyle anlaşmalar yapmış. Bu düzenlemelerin desteklenmesi için de en az 410 milyon dolar kaynak ayrılmış.

Ayrıca ABD'nin, Haziran 2026 sonu itibarıyla 13 hükümete 81 milyon dolar doğrudan ödeme yapmayı taahhüt ettiği aktarılıyor. Uluslararası Göç Örgütü'ne (IOM) 179 milyon, BM Mülteciler Yüksek Komiserliği'ne 124 milyon dolarlık hibeler öngörüldü.

Washington Post (WP) ve Guardian, bu kuruluşların anlaşmaların tarafı olmadığına fakat fonların, ülkelerin sınır dışı edilenleri kabulünü sağlamak amacıyla görüşmelerde kullanıldığına dikkat çekiyor.

Trump yönetimi şimdiye dek 28 ülkeye 25 binden fazla kişi göndermiş. Bunların yaklaşık 20 bini Meksika'ya, geri kalanı da Afrika ve Latin Amerika'daki diğer ülkelere sınır dışı edilmiş.

Washington yönetiminin bazı anlaşmaları gizlice yürüttüğü ya da sözleşmelerle ilgili kamuoyuna şeffaf şekilde bilgilendirmede bulunmadığı da yazılıyor.

Belgelere göre Kamerun'a bin kişiyi kabul etmesi karşılığında 30 milyon dolar, Kongo Demokratik Cumhuriyeti'ne de 2 bin kişiyi kabul etmesi karşılığında 75 milyon dolar, Orta Afrika Cumhuriyeti'ne 1500 kişiyi kabul etmesi karşılığında 85 milyon dolar ödeme taahhüdü verilmiş. Ancak şimdiye kadar Kamerun'a 44, Kongo'ya 15, Orta Afrika Cumhuriyeti'ne 18 kişi gönderilmiş.

Guardian, üçüncü ülkelere sınır dışı etme politikasının Beyaz Saray Genel Sekreter Yardımcısı Stephen Miller tarafından yürütüldüğünü yazıyor. WP de Miller'ı politikanın Beyaz Saray'daki başlıca yürütücülerinden biri diye tanımlıyor.

ABD Dışişleri Bakanlığı'nın, ABD büyükelçiliklerindeki personel ve üst düzey yetkililerle ortak çalışarak yabancı hükümetlerle anlaşmaları müzakere ettiği aktarılıyor.

Anlaşmaların çoğunun Mayıs 2025'te Dışişleri Bakanlığı bünyesinde kurulan, başında diplomat Christian Jove Ehrhardt'ın yer aldığı Geri Göç Ofisi'nin (Office of Remigration) yürüttüğü ifade ediliyor. Ehrhardt, bu yıl haziranda çeşitli göç anlaşmaları için Fildişi Sahili, Gambiya, Gine-Bissau, Togo ve Gabon'u ziyaret etmiş.

Araştırmaya göre 54 Afrika ülkesinin 49'uyla üçüncü ülke vatandaşlarının kabulü hakkında görüşüldü. Avukatlar ise göçmenlerin kendileriyle hiçbir bağı olmayan ülkelerde "hukuki bir kara deliğe" atıldığını ve haklarının son derece sınırlı olduğunu söylüyor.

Guardian'ın haberinde adı "Nika" olarak değiştirilen 32 yaşındaki İranlı kadının yaşadıklarına da dikkat çekiliyor. Ülkesindeki rejim karşıtı protestoların ardından ABD'ye kaçan kadın, 18 aydan fazla süre göçmenlik gözetim merkezinde tutulmuş. İran'a gönderilmesi halinde hayatının tehlikeye gireceği gerekçesiyle ABD'de kendisine hukuki koruma sağlanan Nika, 28 Mayıs'ta serbest bırakılmasına rağmen 8 Haziran'da rutin kontroller sırasında tekrar gözaltına alınmış.

Bunun ardından ABD'nin, Nika'nın pasaportuna el koyup kadını 18 kişinin yer aldığı bir uçakla Orta Afrika Cumhuriyeti'nin başkenti Bangui'ye sınır dışı ettiği aktarılıyor. İran vatandaşının avukatıysa Nika'nın tekrar ABD'ye getirilmesi için dava açtıklarını ve hukuki sürecin devam ettiğini söylüyor.

Independent Türkçe, Washington Post, Guardian


Suudi Arabistan rotayı yeniden Hürmüz'e çevirdi

ABD ve İran'ın anlaşamaması nedeniyle Hürmüz Boğazı'ndaki kriz aylardır atlatılamadı (Reuters)
ABD ve İran'ın anlaşamaması nedeniyle Hürmüz Boğazı'ndaki kriz aylardır atlatılamadı (Reuters)
TT

Suudi Arabistan rotayı yeniden Hürmüz'e çevirdi

ABD ve İran'ın anlaşamaması nedeniyle Hürmüz Boğazı'ndaki kriz aylardır atlatılamadı (Reuters)
ABD ve İran'ın anlaşamaması nedeniyle Hürmüz Boğazı'ndaki kriz aylardır atlatılamadı (Reuters)

Suudi Arabistan, İran destekli Husilerin son dönemde Kızıldeniz'deki saldırılarının ardından, Hürmüz Boğazı üzerinden petrol sevkıyatını yeniden artırıyor.

Reuters'ın gemi verilerini takip eden TankerTrackers.com platformuna dayandırdığı habere göre Saudi Aramco, pazar günü 7 adet Çok Büyük Ham Petrol Tankeri'ne (VLCC) yaklaşık 14 milyon varil ham petrol yükledi.

Suudi Arabistan'ın Ras Tanura Limanı'ndan gerçekleştirilen yükleme, Riyad'ın ham petrol arzında bir artışa işaret ediyor olabilir.  

JP Morgan analistleri, 18 Eylül tarihli bilgilendirme notunda, Hürmüz Boğazı'ndan son 6 günde günlük ortalama 2,9 milyon varil Suudi petrolü geçtiğini, bu rakamın ağustosta 700 bin varil olduğunu aktarmıştı.

Pazartesi günü de Brent petrolün varil fiyatı yaklaşık yüzde 4 düşüşle 9 Eylül'den beri ilk kez 100 doların altına inmişti.

Riyad yönetimi, Doğu-Batı Petrol Boru Hattı'nın drone'larla hedef alındığını 13 Eylül'de açıklamıştı. Saldırının Irak'taki İran destekli milisler tarafından düzenlendiği öne sürülmüştü. Ancak Şii milis güçlerden oluşan "Irak'taki İslami Direniş" örgütü iddiaları yalanlamıştı.

Suudi Arabistan, Hürmüz Boğazı'nda gemi trafiğinin neredeyse durma noktasına gelmesi nedeniyle bu 1200 kilometrelik boru hattı üzerinden sevkıyatı artırmıştı.

Reuters, saldırının ardından boru hattının faaliyetlerinin askıya alınması yüzünden Riyad'ın sevkıyatı yeniden Hürmüz'e kaydırmaya başladığına dikkat çekiyor.

Wall Street Journal da "Dünyanın petrol devi, başlangıçta kaçınmaya çalıştığı boğaza geri dönmek zorunda kalıyor" diye yazıyor.

Adlarının paylaşılmaması şartıyla gazeteye konuşan kaynaklara göre Suudi Arabistan, Çin, Güney Kore ve Japonya gibi Asya'daki müşterilerine sevkıyatları Umman açıklarından teslim almalarını söylemiş.

Diğer yandan Suudi Arabistan'ın bu hamleyle "İran'la karşı karşıya gelme riskine girdiği" de vurgulanıyor. ABD ve Körfez'deki müttefiklerinin, kritik petrol sevkıyatı rotalarını açık tutmak için büyük çaba sarf ettiği yazılıyor.

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, bu ay yaptığı açıklamada, petrolün karadan taşınmaya başlamasıyla yeni boru hatlarının iki yıl içinde Hürmüz Boğazı'nı "değersiz bir su parçası" haline getireceğini öne sürmüştü.

Ancak Körfez ülkelerinin enerji sevkıyatı için Hürmüz'e olan bağımlılıklarını sadece yeni altyapı inşa ederek sonlandırmaları zor görünüyor.

Katar Enerji Bakanı Saad bin Şeride el-Kaabi de pazar günkü açıklamasında Hürmüz'ün sadece petrol ve doğalgaz değil, tüm ürünlerin ticareti için kritik olduğunu vurgulamıştı.

Independent Türkçe, Reuters, Wall Street Journal