John Bolton
Yemen'de Husiler, yıllardır kendilerini İran liderliğindeki “direniş ekseninin” parçası ve kontrolü altında olmayan bağımsız bir güç olarak sunarak, dünyayı aldatmaya yönelik propaganda yürütüyorlar. İkiyüzlülük, yaklaşımlarının en belirgin özelliği olmayı sürdürdü. 2014'ten sonraki Yemen iç savaşında Husiler, Yemenli siviller için “endişe” duyduklarını iddia eden bir insani söylemin arkasına saklandılar, oysa onları asıl tehlikeye atanlar kendileriydi.
O dönem sona erdi ve Husilerin, on yılı aşkın süredir oynadıkları İran vekili rolüne göre davranmanın zamanı geldi. 20 Temmuz'da Kızıldeniz'in güney girişindeki Bab’ul Mendeb Boğazı'nda gemilerin geçişine abluka uyguladıklarını deklare etmeleri, gerçek yüzlerini şüpheye yer bırakmayacak şekilde açığa çıkardı. Tahran'ın parmak izlerinin bu kadar geç fark edilmemesi gerekirdi, ancak birbirini takip eden ABD yönetimlerinin değişken politikaları ve Yemen içinde Husilerin muhalifleri arasındaki bölünme ne yazık ki buna katkıda bulundu.
Ancak durum artık kabul edilemez. 7 Ekim 2023'ten beri Ortadoğu, Husiler de dahil olmak üzere İran'ın terörist vekilleri tarafından ateşlenen bir savaşın gölgesinde yaşıyor. Tahran'ın nükleer programını sürdürme konusundaki ısrarı, İsrail ve Amerika Birleşik Devletleri'ni Haziran 2025'te nükleer tesislerine hava saldırıları düzenlemeye sevk etti. İran'ın nükleer silah edinme çabası ve uluslararası terörizme verdiği destek, mevcut çatışmayı doğurdu ve Hürmüz Boğazı'na hâkim olma çabalarını körükledi.
Husiler, Kızıldeniz'deki ticari gemileri hedef almak ve İsrail hedeflerine saldırılar düzenlemek de dahil olmak üzere çeşitli yollarla İran'ın savaş çabalarına önemli destek sağladı. Buna karşılık hem İsrail hem de Amerika Birleşik Devletleri, “caydırıcılığı yeniden sağlamak” amacıyla Husi mevzilerine karşı hava saldırıları düzenledi, ancak Trump yönetiminin yaklaşımı tutarlı bir stratejiye dayanmıyordu. Bununla birlikte, kapsamlı bir bölgesel plan olmasa bile, ilgili hükümetler, Husi tehdidini kesin olarak ortadan kaldıracak Yemen sahasına özel bir strateji geliştirebilirler.
Seyir özgürlüğü, kuruluşundan bu yana ABD dış politikasının temel taşlarından biri olmuştur. ABD’nin ilk dış savaşı, 1798-1800 yılları arasında Kuzey Atlantik'te Napolyon Fransası'na karşı “neredeyse ilan edilmiş bir savaş” olarak nitelendirilen savaştı, bunu kısa süre sonra 1801-1805 yılları arasında Akdeniz'de Berberi korsanlarına karşı savaş takip etti. Her iki çatışmada da denizlerin özgürlüğü temel meseleydi. Bugün, İran'ın Hürmüz Boğazı'ndaki ve Husilerin Kızıldeniz'deki varlığı, bu hayati ilkeye doğrudan bir meydan okuma oluşturuyor. Amerika Birleşik Devletleri içinde artan izolasyonculuk eğilimine rağmen, Washington'un zayıf görünmenin sadece Ortadoğu'yu değil, tüm dünyayı tehdit ettiğini kabul etmesi gerekir.
Trump, Yemen yakınlarındaki gemilere yönelik herhangi bir Husi saldırısından İran'ı sorumlu tutacağını açıkladı. Bu duruş kararlı görünse de aynı açıklamayı Mart 2025'te de yaptığını hatırlamakta fayda var. Ancak, o zaman Husilere karşı yapılan hava saldırıları sadece iki ay sürdü ve tehdidi ortadan kaldırmayı başaramadı. Bu nedenle, bu yaklaşımı tekrarlamak yalnızca Husi saldırganlığının devam etmesine sebep olacaktır. Trump'ın yaklaşımı sadece Husi saldırılarına karşılık vermekle sınırlı kalmamalı, onları kalıcı olarak sona erdirmeyi hedeflemelidir.
Husilerin İsrail, Suudi Arabistan ve BAE'ye yönelik saldırıları, yerleşim bölgeleri, ticari havaalanları ve petrol endüstrisi tesisleri de dahil olmak üzere sivil alanları hedef aldı. İsrail'e yönelik saldırılar, İran'ın “İsrail'i ortadan kaldırma” hedefine ulaşma çabasının bir parçasıydı ve bu da misilleme amaçlı savunma önlemlerini haklı çıkarıyor.
Husilerin Arap devletlerine yönelik saldırıları da İran'ın saldırganlığına hizmet etti ve aynı zamanda Yemen iç savaşının gidişatıyla bağlantılı. Her halükârda, sivilleri kasten hedef almak bir terör eylemidir ama Husiler bu konuda İran'ın izinden gitmiştir. Körfez Arap devletleri için, stratejik çevrelerinde İran'ın vekil gücünün varlığı uzun süredir devam eden ölümcül bir tehdit oluşturuyor. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia'dan aktardığı analize göre bu nedenle, Husi tehdidini ortadan kaldırmak, Körfez ülkelerinden birleşik bir duruş ve Yemen'deki gruplar arasındaki bölünmeleri ortadan kaldırarak Husi askeri tehdidini sona erdirebilecek, onu iktidardan uzaklaştırabilecek birleşik bir cephe oluşturmayı gerektiriyor.
ABD, ilk Trump yönetimi de dahil olmak üzere, Husilerin kendilerine karşı yürütülen savaşın insani yardım çabalarını engellediği yönündeki iddialarına dayalı uluslararası baskıya defalarca boyun eğdi. Ancak gerçek şu ki, Husiler Yemen'deki insani krizi kendi çıkarları için kullandılar; masum sivillere yapılan yardım teslimatlarını, Yemen iç savaşındaki askeri eylemlerini destekleyen silah ve mühimmat kaçakçılığı için bir kılıf olarak kullandılar. Bugün de bunu yapmaya devam ediyorlar ve koalisyonun Hudeyde'deki Husi askeri hedeflerine karşı askeri yanıtı muhtemelen aynı tepkileri doğuracaktır.
ABD, İran'a karşı Arap koalisyonunu güçlendirmek için hayati önem taşıyan desteği sağlarken, aynı zamanda Husileri yenmek ve Umman da dahil olmak üzere bölge devletleriyle iş birliği yaparak silahların onlara ulaşmasını engellemek için kararlı bir duruş sergilemelidir.
Antik Roma'da Yaşlı Cato Senato'ya yaptığı konuşmaları “Kartaca yok edilmelidir” sözleriyle bitirirdi. Aynı şey Yemen'deki Husi rejimi için de geçerlidir; yok edilme zamanı gelmiştir.
*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir."