İsrail’in Suriye’nin güneyindeki kara ihlallerinin sürmesi ve son dönemde bu eylemlerin ivme kazanması, Türkiye ile İsrail arasındaki ilişkilerin daha da gerilmesine yol açıyor.
İki ülke arasındaki ilişkilerde yaşanan bu bozulma, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın geçtiğimiz haziran ayında yaptığı açıklamalarla belirginleşti. Erdoğan, Türkiye’nin güvenliğinin Hatay’dan başlamadığını, Halep, Şam ve Beyrut’tan itibaren şekillendiğini vurgulayarak, Ankara’nın ‘vaat edilmiş topraklar’ illüzyonuna izin vermeyeceğini ifade etti. Erdoğan ayrıca, İsrail’in Suriye ve Lübnan’a yönelik saldırılarının Türkiye’yi de tehdit eder boyuta ulaştığı değerlendirmesinde bulundu.
Buna karşılık İsrailli yetkililerden de Türkiye’ye yönelik sert açıklamalar geldi. İsrail Enerji Bakanı Eli Cohen, 29 Temmuz’da yaptığı açıklamada, Ankara’nın Suriye’de askeri üs kurma planlarını hayata geçirmesi durumunda, İsrail’in de Suriye toprakları içinde askeri üsler kurabileceği tehdidinde bulundu.
İki ülke arasında karşılıklı siyasi ve söylemsel tırmanış sürerken, İsrail’in Beşşar Esed rejiminin 2024 yılı sonlarında devrilmesinden bu yana Suriye’de sürdürdüğü askeri varlığını ve sınır ihlallerini daha da genişletip genişletmeyeceği merak konusu oldu.
Konuya ilişkin Şarku’l Avsat’a değerlendirmelerde bulunan Suriyeli siyasetçi ve hukukçu Muhammed Sabra, İsrail’in Suriye’nin güneyindeki eylemlerinin üç temel nedene dayandığını belirtti. Sabra, ilk olarak, Suriye üzerinden geçebilecek bölgesel mal ve enerji tedarik zincirlerini engellemek amacıyla bölgede güvenlik zafiyetinin sürdürülmek istendiğini kaydetti. Netanyahu hükümetinin bu doğrultuda Suveyda’daki ayrılıkçı grupları desteklediğini, Dera ve Kuneytra vilayetlerini ise sürekli bir güvenlik endişesi ve gerilim altında tuttuğunu belirten Sabra, Körfez’deki enerji kaynakları ile lojistik dağıtım merkezlerini Suriye üzerinden Türkiye’ye veya Akdeniz aracılığıyla Avrupa’ya bağlayacak her türlü bölgesel projenin Suriye’nin güneyinden geçmek zorunda olduğunu, bölgedeki güvensizlik ortamı sürdükçe bu projelerin askıda kalacağını vurguladı.
Güvenlik durumunun enerji hatları üzerindeki olumsuz etkisine örnek olarak, aslen Golan Tepeleri üzerinden geçen ancak İsrail işgalinin ardından faaliyetleri durdurulan Tapline petrol boru hattı gösteriliyor.
Sabra’ya göre ikinci etken, İsrail’de önümüzdeki ekim ayında yapılması planlanan genel seçimler. Sağ koalisyonun seçimleri kazanma hedefiyle güvenlik konusunu merkeze aldığını belirten Sabra, İsrail hükümetinin Suriye kaynaklı tehdit söylemlerini bu amaçla kullandığını ifade etti.
İsrail’in hamlelerinin arkasındaki üçüncü neden ise Suveyda’daki bazı yerel dini liderlerin ayrılıkçı arzularını canlı tutmak ve böylece Şam yönetiminin ülke genelinde tam kontrol sağlama politikalarını boşa çıkarmak olarak değerlendiriliyor.

Diğer yandan Türkiye, küresel iş bölümü haritasındaki konumunu sağlamlaştırmayı ve bu doğrultuda Körfez’i ve Asya’yı Avrupa’ya bağlayan enerji ve ticaret ağlarında bir lojistik merkeze dönüşmeyi hedefliyor. Sabra’ya göre bu durum sürece farklı bir boyut kazandırıyor: “Türkiye ile İsrail arasındaki ilişkiyi tanımlamak için ‘çatışma’ yerine ‘rekabet’ ifadesini kullanmak daha doğru. Bu rekabet Suriye’nin kendisiyle ilgili değil; her iki ülkenin bölgenin jeopolitik olarak yeniden şekillendirilmesine yönelik projelerine ve tedarik zinciri ağlarındaki rollerine ilişkin yaklaşımlarından kaynaklanıyor.”
Bununla birlikte, Türkiye ile İsrail arasındaki rekabetin silahlı bir çatışmaya dönüşmesi beklenmiyor. Sabra, Türkiye’nin bir NATO üyesi olarak ittifak antlaşmasından doğan yükümlülükleri bulunduğunu, İsrail’in ise NATO ile antlaşması olan ve ‘ittifak dışı stratejik müttefik’ statüsünde yer alan bir ülke olduğunu hatırlattı.
Her iki ülkenin hareket alanının NATO’nun dengeleri ve ittifakla olan yükümlülükleriyle sınırlandırıldığını belirten Sabra, konuya ilişkin değerlendirmesini şu sözlerle sürdürdü: “Aralarındaki süreç bir rol ve konum rekabetidir; geleneksel anlamda bir çatışma değildir. Yani taraflardan hiçbiri diğerini askeri olarak mağlup etmeyi amaçlamamaktadır. Dolayısıyla Suriye’de Türkiye ile İsrail arasında herhangi bir askeri çatışma yaşanması son derece düşük bir ihtimaldir.”

Sabra ayrıca şu değerlendirmede bulundu: “Bölgenin içinden geçtiği bu belirsizlik sürecinde Suriye açısından kritik önem taşıyan husus; milli egemenliğimizi korumak, hiçbir tarafa karşı haklarımızdan taviz vermemek, iç güvenlik istikrarını sağlamak ve Suriye’nin Arap dünyasıyla olan derin bağları çerçevesindeki koordinasyonunu artırmaktır. Zira bölge, kendisini rakiplerin kozlarını paylaştığı bir alan olmaktan çıkarıp, geleceğimizi şekillendiren küresel stratejilerde etkin bir aktör konumuna taşıyacak özgün bir stratejik vizyona sahip olmak zorundadır.”
Seçimler
Jusoor Araştırma Merkezi Direktörü Vail Alvan, İsrail’in Suriye'nin güneyindeki kara ihlallerinin mevcut seviyede devam edeceğini ve bu durumun önümüzdeki ekim ayında yapılması planlanan İsrail genel seçimlerine kadar süreceğini öngördü.
Şarku’l Avsat’a konuşan Alvan, “Netanyahu hükümeti her zaman askeri ve saha geriliminden ziyade siyasi tansiyonu yüksek tutmaya, Gazze, Güney Lübnan ya da Suriye üzerinden sürekli bir medya gündemi oluşturmaya ihtiyaç duyuyor. Dolayısıyla mevcut ivmedeki bu tırmanış, İsrail’in iç ve dış kamuoyuna kendi söylemleri doğrultusunda mesaj verme baskısının bir sonucudur” değerlendirmesinde bulundu. Alvan, Türkiye ile İsrail arasında siyasi ve medya söylemi düzeyinde yaşanan gerilimin bir boyutunun da bu yaklaşımla ilgili olduğunu belirterek, Tel Aviv’in iç siyasi hedefler doğrultusunda ‘dış tehdit’ algısı inşa edip bunu pazarlamaya çalıştığını ifade etti.
ABD’nin bu durumu kontrol altında tutmak adına İsrail üzerinde baskı oluşturduğunu belirten Alvan, “Bu durum yalnızca söylemlerden ibaret değil; ortada fiziki ihlaller, tırmanan bir gerilim, provokasyon ve saldırılar söz konusu. İsrail, Suriye’deki istikrarı hedef alarak Türkiye’ye mesaj verme arayışında” ifadelerini kullandı.

Alvan’a göre Türkiye ve İsrail tarafları mevcut gerilimi tırmandırmama ya da düşürme çabası içinde olmasalar da, sürecin daha fazla şiddetlenmesi ve şu an tanık olunan medya düzeyindeki angajman kurallarının dışına çıkması beklenmiyor. Bununla birlikte Alvan, İsrail’in Suriye’nin güneyindeki kara ihlallerinin ‘Türkiye’ye baskı yapmaktan ziyade, yaklaşan seçimlerde Netanyahu lehine müdahalede bulunmasını sağlamak amacıyla ABD’nin tutumuna baskı kurmak için tırmandırılabileceğini’ belirtti.
Alvan ayrıca, ‘Netanyahu hükümeti üzerinde bir ABD baskısının bulunduğunu, ancak bu baskının ihlalleri, saldırıları, gerilimi ve provokasyonları tamamen sona erdirmek için yeterli seviyede olmadığını’ ifade etti.