Modern tarihin en büyük göç dalgası... Faslılar neden İspanya’ya akın ediyor?

Sosyal medyadaki söylentiler ve ekonomik zorluklar başlıca nedenler

İspanyol polisi, Fas’tan Ceuta’ya geçmeye çalışan göçmenleri gözaltına aldı. (DPA)
İspanyol polisi, Fas’tan Ceuta’ya geçmeye çalışan göçmenleri gözaltına aldı. (DPA)
TT

Modern tarihin en büyük göç dalgası... Faslılar neden İspanya’ya akın ediyor?

İspanyol polisi, Fas’tan Ceuta’ya geçmeye çalışan göçmenleri gözaltına aldı. (DPA)
İspanyol polisi, Fas’tan Ceuta’ya geçmeye çalışan göçmenleri gözaltına aldı. (DPA)

16 yaşındaki Faslı genç Eyüp el-Ebyad, sosyal medya platformu Instagram’da İspanya’nın Ceuta kentine geçen göçmenlerin videolarını izlerken, kendisi ve kuzeni de şanslarını denemeye karar verdi. O sırada sınırdan yaklaşık 12 saatlik araç yolculuğu uzaklığında bulunan ikili, Ceuta’ya ulaşmak için yola çıktı.

El-Ebyad, Ceuta sınırına yakın bölgede Reuters’a yaptığı açıklamada, iki farklı sürücüyle gerçekleştirdiği yolculuğun ardından, “Göç etmek hayatımızı iyileştirmek için. Sınırı geçmeyi denemeye ve Allah’a güvenmeye karar verdik” dedi.

El-Ebyad, bu hafta Fas’tan Ceuta’ya geçen yaklaşık 60 bin göçmenden biri olmayı hedefliyordu. Bu hareketlilik, modern tarihin en büyük göç dalgası olarak kayıtlara geçti. Geçen yılın sonlarında kamu hizmetlerindeki yetersizlik ve yoksulluğa karşı geniş çaplı protestolara sahne olan Fas’ta, çok sayıda genç daha iyi bir gelecek umuduyla sınırı geçme fırsatını bekliyor.

Mahkeme kararı

Resmî verilere göre, Fas’ta 15-24 yaş grubundaki gençlerin dörtte biri ne eğitim görüyor ne çalışıyor ne de herhangi bir mesleki eğitim programına katılıyor.

Temmuz ayı başında İspanya Yüksek Mahkemesi’nin, Ceuta veya Melilla’ya ulaşmaya çalışırken denizde yakalanan göçmenlerin derhal geri gönderilemeyeceğine hükmettiğine ilişkin haberlerin sosyal medyada yayılması, birçok kişi tarafından önemli bir fırsat olarak değerlendirildi.

Fas’ın kuzeyinde, çoğu gençlerden oluşan yüzlerce kişi, Ceuta’ya girmeye çalışıyor. (AP)
Fas’ın kuzeyinde, çoğu gençlerden oluşan yüzlerce kişi, Ceuta’ya girmeye çalışıyor. (AP)

İspanya Mültecilere Yardım Komisyonu (CEAR) Direktörü Mauricio Valiente, yılın bu döneminde denizin sakin olmasının, göçmenler açısından yüzerek geçişi daha uygulanabilir hale getirdiğini söyledi.

Geçen yıl protestoların merkezlerinden biri olan Kalia beldesinde garson olarak çalışan Danya Haradi ise “Buraya daha iyi bir gelecek arayışıyla geldim. Maaşım anne ve babama bakmaya yetmiyor. Bir de kızım var... Allah yardımcımız olsun” ifadelerini kullandı.

Yanlış bilgiler

Göçe genel olarak olumlu yaklaşan İspanya’daki sosyalist hükümet, son göç dalgasına sert tepki verdi. Başbakan Pedro Sanchez, yaşananları ‘İspanya’nın egemenliğinin ihlali’ olarak nitelendirirken, göçmenlerin mümkün olan en kısa sürede geldikleri ülkelere geri gönderileceğini açıkladı.

İspanya Dışişleri Bakanlığı ise deniz yoluyla ülkeye ulaşan göçmenlerin İspanya’da kalmasına izin verileceği yönünde sosyal medyada dolaşıma sokulan yanıltıcı bilgilerin göç dalgasında etkili olduğunu belirtti.

Yüksek Mahkeme’nin kararı, denizde yakalanan göçmenlerin derhal geri gönderilmesini durdurmuş olsa da olağan yasal prosedürler çerçevesinde sınır dışı edilmelerine imkân tanımaya devam ediyor.

Sanchez, hükümetin geri gönderme süreçlerini güçlendirmek amacıyla göç yasasında değişiklik yapılmasını değerlendirdiğini söyledi. Geçici bir önlem kapsamında ise deniz sınırını belirlemek amacıyla denize şamandıralar yerleştirileceğini açıkladı.

Diplomatik gerilim mi?

Son göç dalgasının ardından bazı analistler, Fas makamlarının sınır geçişlerine bilinçli olarak göz yumup yummadığı sorusunu gündeme getirdi. Analistler, Rabat’ın geçmişte göçü siyasi baskı aracı olarak kullanmakla suçlandığı benzer olaylara dikkat çekti.

Fas ile Ceuta arasındaki sınırı geçmeye çalışan Afrikalı göçmenler (EPA)
Fas ile Ceuta arasındaki sınırı geçmeye çalışan Afrikalı göçmenler (EPA)

Buna benzer son büyük göç dalgası, Mayıs 2021’de Fas güvenlik güçlerinin sınır denetimlerini gevşettiği yönündeki değerlendirmelerin ardından yaşanmıştı. Bu adım, İspanya’nın Batı Sahra’nın bağımsızlığını savunan bir lideri kabul etmesine Rabat’ın misillemesi olarak yorumlanmıştı.

Fas, İspanya’nın Ceuta ve Melilla üzerindeki egemenliğini tanımıyor. Yüzyıllardır İspanya’nın kontrolünde bulunan iki bölgeyi de ‘işgal altındaki topraklar’ olarak nitelendiriyor.

Madrid ile Rabat arasındaki ilişkiler ise son yıllarda, İspanya’nın Fas’ın Batı Sahra için önerdiği özerklik planına destek vermesinin ardından belirgin şekilde iyileşti.

Bununla birlikte, Madrid’deki Çağdaş Arap Araştırmaları Merkezi Direktörü Heysem Amira-Fernandez, Başbakan Pedro Sanchez’in bu ayın başında Cezayir’e gerçekleştirdiği ziyaretin ‘Rabat’ta memnuniyetle karşılanmadığını’ söyledi.

İspanya parlamentosunun kısa süre önce Batı Sahralıların torunlarına İspanyol vatandaşlığı verilmesini öngören yasa tasarısını kabul etmesi de uzmanlara göre Fas’ın tepkisini çekebilecek bir adım olarak değerlendiriliyor.

Amira-Fernandez, “Buna verilebilecek tepkilerden biri, üstü kapalı olmayan bir mesaj göndermektir” ifadesini kullandı. Fas hükümeti ise sınır geçişleriyle ilgili çok sayıda yorum talebine yanıt vermedi.

2021 yılında Fas Dışişleri Bakanı, sınır güvenlik güçlerinin göçmen akınına karşı daha esnek davranmasını, Ramazan Bayramı’nın ardından polis teşkilatında oluşan ‘yorgunluğa’ bağlamıştı.

Fas parlamentosunun Avrupa Birliği (AB) ile ilişkilerden sorumlu ortak komisyonunun Başkanı Lahsan Haddad ise göç dalgasında siyasi saiklerin rol oynadığı yönündeki iddiaları reddederek, İspanyol hükümetinin resmî açıklamasını yineledi. Haddad, sınır geçişlerinin İspanya Yüksek Mahkemesi kararına ilişkin yanlış bilgilerin yayılması nedeniyle yaşandığını savundu.

İspanya Dışişleri Bakanlığı da perşembe günü yaptığı açıklamada, Fas ile ikili ilişkilerin ‘mükemmel’ düzeyde olduğunu ve bu ilişkilerin İspanya’nın Cezayir ile sürdürdüğü iyi ilişkilerden etkilenmediğini belirtti.



Japonya'daki terör tatbikatına "kefiye" tepkisi

Japonya Dışişleri Bakanlığı, tatbikatta kullanılan kıyafetler Ortadoğulu veya Müslüman bir "teröriste" dair kalıp yargıları yansıttığı için eleştirildi (X/MofaJapan_jp)
Japonya Dışişleri Bakanlığı, tatbikatta kullanılan kıyafetler Ortadoğulu veya Müslüman bir "teröriste" dair kalıp yargıları yansıttığı için eleştirildi (X/MofaJapan_jp)
TT

Japonya'daki terör tatbikatına "kefiye" tepkisi

Japonya Dışişleri Bakanlığı, tatbikatta kullanılan kıyafetler Ortadoğulu veya Müslüman bir "teröriste" dair kalıp yargıları yansıttığı için eleştirildi (X/MofaJapan_jp)
Japonya Dışişleri Bakanlığı, tatbikatta kullanılan kıyafetler Ortadoğulu veya Müslüman bir "teröriste" dair kalıp yargıları yansıttığı için eleştirildi (X/MofaJapan_jp)

Japonya Dışişleri Bakanlığı, terörle mücadele tatbikatında teröristleri canlandırmak için kullanılan kıyafetlerin Ortadoğulu veya Müslüman bir "teröriste" ilişkin kalıp yargıları yansıttığı gerekçesiyle tepkilerin hedefi oldu.

Bakanlığın 10 Eylül'deki tatbikattan paylaştığı fotoğraflarda teröristleri canlandıran kişilerin, kendine özgü dokuma deseniyle bilinen geleneksel Arap kefiyesini andıran başörtüleri taktığı görüldü.

Fotoğraflardan birinde, teröristi canlandıran kişinin atkıyı andıran kumaşla başını örtmüş halde bir rehinenin başına torba geçirdiği görülüyordu. Görseller internette eleştirilere yol açtı. Bazı kullanıcılar, kıyafetin kefiyeye benzerliğinin gözden kaçırılmasının zor olduğunu söyleyerek bakanlığı Arapları veya Müslümanları terörizmle ilişkilendiren kalıp yargıları pekiştirmekle suçladı.

Tepkilerin ardından bakanlık fotoğrafları kaldırdı ve teröristleri canlandıran personelin giydiği kıyafetlerin belirli bir etnik grup, bölge veya din esas alınarak hazırlanmadığını belirten bir açıklama yaptı. Bakanlık ayrıca yanlış anlaşılmadan dolayı üzüntüsünü dile getirdi.

Bakanlık açıklamasında şöyle dedi:

Yurtdışına seyahat eden ve yurtdışında yaşayan Japon vatandaşlarına yönelik tehditler çeşitlenirken bu eğitimin öneminin giderek arttığının farkındayız ve kısa süre önce tatbikatı gerçekleştirdik.

Dışişleri Bakanı Toshimitsu Motegi, cuma günü düzenlediği basın toplantısında konuyu gündeme getirerek "Farklı görüşleri ciddiye aldık" dedi.

Motegi, "Tatbikat, Japon vatandaşlarının korunması açısından çok önemli" diye vurguladı ve ekledi:

Uygun zamanda gerekli bilgileri paylaşarak dikkatli açıklamalar yapmaya çalışacağız.

Bir güvenlik şirketine yaptırılan eğitim, Tokyo'daki bir devlet tesisinde düzenlenmişti.

Güvenlik şirketi, tatbikatların mümkün olduğunca uygulamaya dönük olacak şekilde tasarlandığını ve 7 Japon vatandaşının öldürüldüğü Temmuz 2016'daki Dakka terör saldırısından çıkarılan derslerden yararlanıldığını belirtti.

Bir sosyal medya kullanıcısı, "Terörist karaktere belirli bir bölgeyi çağrıştıran kıyafetler giydirmek ayrımcılığa yol açıyor" diyerek ekledi:

Özür dilenmesini ve paylaşımın silinmesini talep ediyorum.

Bir başka kullanıcı şöyle yazdı:

Dışişleri Bakanlığı ırkçılığı körükleyerek ne elde etmeye çalışıyor? Dışişleri Bakanlığı personelinin niteliği gerçekten bu kadar mı düştü?

Başka bir kullanıcıysa kıyafeti "bariz biçimde uygunsuz ve incitici" diye nitelendirerek fotoğrafların "önyargıları kemikleşmiş, yabancı düşmanı milliyetçi bir kliğin" izlerini taşıdığını söyledi.

Dışişleri Bakanlığı, Bangladeş'in başkenti Dakka'daki Holey Artisan kafeye 2016'da düzenlenen saldırıya atıfta bulundu. İslamcı militanların kafeyi 12 saat boyunca kuşattığı saldırıda, çoğunluğu yabancı 22 kişi öldürülmüştü. Kurbanların 7'si Japondu. Bu, Bangladeş'te İslamcı militanların düzenlediği en ölümcül saldırıydı.

Japonya'da terörle mücadele tatbikatları 2018'den bu yana düzenleniyor.

Independent Türkçe 


Batı Şeria’da büyük İsrail alarmı

Filistinliler, dün Batı Şeria’nın Nablus kentinin doğusundaki bir askeri kontrol noktasından geçmek için bekledi. (EPA)
Filistinliler, dün Batı Şeria’nın Nablus kentinin doğusundaki bir askeri kontrol noktasından geçmek için bekledi. (EPA)
TT

Batı Şeria’da büyük İsrail alarmı

Filistinliler, dün Batı Şeria’nın Nablus kentinin doğusundaki bir askeri kontrol noktasından geçmek için bekledi. (EPA)
Filistinliler, dün Batı Şeria’nın Nablus kentinin doğusundaki bir askeri kontrol noktasından geçmek için bekledi. (EPA)

İsrail ordusu, dün Yahudilerin Yom Kippur (Kefaret Günü) etkinlikleriyle eş zamanlı olarak Batı Şeria’daki alarm seviyesini önemli ölçüde yükseltti. İsrail güçleri ayrıca Batı Şeria’daki köylerin girişlerine askeri kontrol noktaları kurdu.

Filistin tarafının tepkisine yol açan gelişmede, İsrail’in aşırı sağcı Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir dün Mescid-i Aksa’ya baskın düzenledi. Bu gelişme, Başbakan Binyamin Netanyahu’nun işgal altındaki Kudüs’teki Burak Duvarı (Ağlama Duvarı) bölgesine girmesinin ertesi gününde yaşandı.

Sahada ise İsrail ordusu, Cenin yakınlarındaki bir köyde bir Filistinliyi öldürdü. Ayrıca Ramallah’ın kuzeybatısındaki bir yerleşime düzenlenen silahlı saldırıda bir İsrailli hayatını kaybetti.


Trump'tan medya kuruluşlarına gözdağı: 3 medya kuruluşuna Beyaz Saray yasağı

ABD Başkanı Donald Trump, 16 Eylül 2026'da Kuzey Carolina eyaletindeki Charlotte Douglas Havalimanı'nda gazetecilere konuşurken (AP)
ABD Başkanı Donald Trump, 16 Eylül 2026'da Kuzey Carolina eyaletindeki Charlotte Douglas Havalimanı'nda gazetecilere konuşurken (AP)
TT

Trump'tan medya kuruluşlarına gözdağı: 3 medya kuruluşuna Beyaz Saray yasağı

ABD Başkanı Donald Trump, 16 Eylül 2026'da Kuzey Carolina eyaletindeki Charlotte Douglas Havalimanı'nda gazetecilere konuşurken (AP)
ABD Başkanı Donald Trump, 16 Eylül 2026'da Kuzey Carolina eyaletindeki Charlotte Douglas Havalimanı'nda gazetecilere konuşurken (AP)

ABD Başkanı Donald Trump, CNN, Politico ve MSNBC muhabirlerinin Beyaz Saray'a girişini engelleme kararını uygulamaya koymasının ardından, Amerikan medyasına yönelik yasağı genişletebileceği ve başka kuruluşların da Beyaz Saray'a girişini engelleyebileceği uyarısında bulundu. Üç medya kuruluşu ise Anayasa'nın Birinci Ek Maddesi kapsamında sahip oldukları hakları savunmak için yargıya başvurabileceklerinin sinyalini verdi.

Trump'ın kararı, Beyaz Saray'a giriş için kullanılan basın akreditasyonlarının, başkanlık faaliyetlerini takip eden medya kuruluşlarını haberlerinin içeriği nedeniyle cezalandırmak amacıyla kullanılabileceği yönündeki endişeleri artırdı.

Trump, başka medya kuruluşlarının da benzer bir uygulamayla karşı karşıya kalabileceğini söyledi. Yönetimini haksız biçimde haberleştirmekle suçladığı kuruluşlar arasında New York Times ve Washington Post'u da sayan Trump, bu iki gazete için henüz resmi bir yasak kararı açıklamadı.

vfghyju
ABD Başkanı Donald Trump, CNN, MSNBC ve Politico'yu “uydurma haberler ve yalanlar” yayımlamakla suçladı (AFP)

Trump daha önce Truth Social hesabından yaptığı açıklamada CNN, MSNBC ve Politico'nun Beyaz Saray'a girişinin derhal yasaklandığını duyurmuş ve bu kuruluşları “yalan haber” yapmakla suçlamıştı. Kararın açıklanmasının ardından uygulamaya geçildi. Üç kuruluşun gazetecileri, akreditasyon kartlarının devre dışı bırakılmasının ardından cumartesi günü Beyaz Saray kompleksine alınmadı.

Trump, kararını belirli bir haberle ilişkilendirmedi. Bunun yerine uygulamanın yıllardır devam ettiğini söylediği “olumsuz ve adaletsiz” yayınların birikmesinin sonucu olduğunu belirtti.

Trump, cuma günü gazetecilere yaptığı açıklamada başka medya kuruluşlarının da aynı uygulamayla karşılaşabileceğini ima etti. Bu durum, Beyaz Saray'ın başkanın yayınlarını eleştirdiği medya kuruluşlarını hedef alan daha geniş kapsamlı bir politika izleyip izlemeyeceği konusunda medya çevrelerinde soru işaretlerine yol açtı.

Medya kuruluşları yargıya gitmeye hazırlanıyor

Üç medya kuruluşunun açıklamaları, anlaşmazlığın kısa süre içinde Beyaz Saray'ın kapılarından federal mahkemelere taşınabileceğine işaret etti.

CNN yaptığı açıklamada gazetecilerinin ve yayınlarının arkasında olduğunu belirterek ABD Anayasası'nın kendisine hükümet müdahalesi olmadan gazetecilik yapma hakkı tanıdığını vurguladı. Kuruluş, yasağın Anayasa tarafından korunan haklara yönelik hukuka aykırı bir saldırı olduğunu savundu.

ghyjukı
18 Eylül 2026'da Washington'da Beyaz Saray'ın Batı Kanadı'na yöneltilmiş bir televizyon kamerası (AFP)

Politico ise Beyaz Saray'ı izlemeyi sürdüreceğini ve Birinci Ek Madde kapsamındaki haklarını güçlü biçimde savunacağını açıkladı. MSNBC de gazetecilerini ve basın özgürlüğünü savunmak için gerekli adımları atacağını bildirdi.

Açılabilecek davalar, Trump yönetimini başkanın gazetecilerin Beyaz Saray'a erişimini düzenleme yetkisinin sınırları konusunda anayasal bir sınavla karşı karşıya bırakabilir. Davanın temel başlıklarından biri, erişime ilişkin idari kurallar koymakla bir medya kuruluşunu yayınlarının içeriği nedeniyle dışlamak arasındaki fark olacak.

Tartışmanın merkezinde hukukta “bakış açısına dayalı ayrımcılık” olarak bilinen ilke bulunuyor. Hükümetin Oval Ofis, başkanlık uçağı gibi kapasitesi sınırlı alanlara erişimi düzenleme yetkisi bulunuyor. Ancak hukuk uzmanları ve basın özgürlüğü kuruluşları, bir medya kuruluşunun hükümeti memnun etmeyen yayınları nedeniyle dışlanmasının Birinci Ek Madde açısından farklı bir hukuki sorun oluşturduğunu belirtiyor.

Beyaz Saray Muhabirleri Derneği (WHCA) de karara tepki göstererek Trump yönetiminden yasağı derhal kaldırmasını ve Beyaz Saray'a girişi engellenen gazetecilerin akreditasyonlarını yeniden vermesini istedi.

Dernek Başkanı Jackie Heinrich, yasağın uygulanmasının ardından yaptığı açıklamada üç medya kuruluşunun gazetecilerine erişim kısıtlaması getirilmesinin Anayasa'nın Birinci Ek Maddesi'ni ihlal ettiğini söyledi. Heinrich, bir medya kuruluşunun yayınlarının niteliği nedeniyle dışlanmasına imkân veren bir ölçütün ileride başka medya kuruluşlarına karşı da kullanılabileceği uyarısında bulundu.

Heinrich, Amerikalıların özgür ve bağımsız bir basın aracılığıyla seçilmiş yetkilileri denetleme ve onlardan hesap sorma hakkına sahip olduğunu belirterek bunun hükümet yetkililerinin söz konusu yayınlardan memnun olup olmamasına bağlı olmaması gerektiğini ifade etti.

“Basın özgürlüğüne eşi görülmemiş saldırı”

Washington'daki önemli basın özgürlüğü kuruluşlarından National Press Club da Trump'ın kararına tepki göstererek başkandan uygulamayı derhal geri çekmesini istedi.

Kulübün Başkanı Mark Shuf Jr., yaptığı açıklamada bir medya kuruluşunun yönetimin yayınlarından memnun olmaması nedeniyle Beyaz Saray'a girişinin engellenmesinin, başkanlık makamını denetlemesine ve içeride yaşananları Amerikan kamuoyuna aktarmasına izin verilen sesleri kontrol etmeye yönelik açık bir girişim olduğunu söyledi.

gh
ABD Başkanı Donald Trump, 18 Eylül 2026'da Oval Ofis'te gazetecilerin sorularını yanıtlarken (EPA)

National Press Club, kararın uygulanmasının basın özgürlüğüne “eşi görülmemiş bir saldırı” anlamına geldiği uyarısında bulundu. Kulüp, Anayasa'nın Birinci Ek Maddesi'nin hükümetin, yayınlarından duyduğu memnuniyete göre hangi gazetecilerin görev yapabileceğine karar vermesine izin vermediğini vurguladı.

Kulüp ayrıca kararın diğer medya kuruluşları ve gazetecilere, haberlerinin tonunu yumuşatmaları veya Beyaz Saray'a erişimlerini kaybetme korkusuyla zor soruları sormadan önce iki kez düşünmeleri gerektiği yönünde bir mesaj verebileceği uyarısında bulundu.

Shuf, özgür ve bağımsız basının 250 yıldır ABD liderlerini denetlemede temel bir rol oynadığını belirtti. Beyaz Saray muhabirlerinin yürüttüğü denetimin yalnızca gazetecilere değil, Amerikan halkına da hükümet politikalarını daha iyi anlama imkânı sağladığını söyledi.

Shuf ayrıca kararlarından emin olan bir hükümetin bağımsız denetimden korkmaması gerektiğini ifade etti.

CNN'ye yönelik yasağın, başkanın seyahatlerinde dönüşümlü olarak kendisine eşlik eden televizyon kuruluşlarının oluşturduğu havuzu da etkileyebileceği belirtiliyor. Bu sistem, tüm gazetecilerin sığmadığı alanlarda başkanın faaliyetlerine ilişkin görüntü ve haberlerin diğer televizyon kanallarına ulaştırılmasını sağlıyor.

Bu nedenle Trump'ın Birleşmiş Milletler Genel Kurulu kapsamında gerçekleştireceği görüşmelerin televizyonlardan nasıl izleneceğine ilişkin soru işaretleri de ortaya çıktı.

Daha önceki davalar

Medya kuruluşlarının olası davalarda başvurabileceği bazı hukuki emsaller bulunuyor. Trump'ın ilk başkanlık döneminde Beyaz Saray, CNN muhabiri Jim Acosta'nın başkanla yaşadığı tartışmanın ardından basın akreditasyonunu iptal etmişti. Ancak federal mahkeme, akreditasyonun yeniden verilmesine hükmetmişti.

Trump yönetimi ayrıca Associated Press ile başka bir hukuki mücadeleye girmişti. Yönetim, haber ajansının haberlerinde Meksika Körfezi yerine Amerika Körfezi adını kullanmayı kabul etmemesi üzerine AP gazetecilerinin Oval Ofis'e, başkanlık uçağına ve bazı etkinliklere erişimini kısıtlamıştı.

Söz konusu dava, yönetimin kapasitesi sınırlı alanlara hangi gazetecileri alacağını belirleme yetkisi ile bir medya kuruluşunu editoryal kararları nedeniyle cezalandırması arasındaki hukuki sınır tartışmasının bir parçası olmayı sürdürüyor.

Yeni karar, Trump ile medya kuruluşları arasındaki daha geniş kapsamlı mücadelenin de bir parçası. Başkan, New York Times, Wall Street Journal ve İngiliz BBC dahil olmak üzere bazı medya kuruluşlarına karşı hukuki girişimlerde bulundu.

Trump yönetimi, başkanın sıklıkla yanlış veya taraflı yayınlara maruz kaldığını savunuyor. Buna karşılık medya kuruluşları ve basın özgürlüğü örgütleri, hükümetin eleştirel yayınları cezalandırmak için sahip olduğu araçları kullanmasının, başkanın basını eleştirme veya dava etme hakkından farklı olduğunu belirtiyor.

Üç medya kuruluşunun da dava açmaya hazırlandığı ve yönetimle hukuki mücadeleye girmeye hazır oldukları yönündeki açıklamaları dikkat çekiyor.

Washington'daki medya çevrelerinde ise daha acil soru, Trump'ın başka kuruluşları da yasaklılar listesine ekleme tehdidini uygulayıp uygulamayacağı. Böyle bir adım atılması halinde tartışma, Beyaz Saray ile üç medya kuruluşu arasındaki anlaşmazlığın ötesine geçerek başkanın medya kuruluşlarına yönelik yayınlarından duyduğu memnuniyete göre başkanlık makamına basın erişimini kontrol edip edemeyeceğine ilişkin daha geniş bir anayasal mücadeleye dönüşebilir.