Oxford, İslam'ı İngiliz sağıyla karşı karşıya getiriyor

Yayınlanması ertelenen bir münazara, tartışmalara neden oldu ve sosyal medya anlatılarının hakimiyeti hakkında temel soruları gündeme getirdi

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

Oxford, İslam'ı İngiliz sağıyla karşı karşıya getiriyor

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

Baha el-Avam

17 Haziran'da, ertelemeler, baskılar ve karşıt kampanyaların ardından, Oxford Birliği'nde “Bu meclis, Batı'nın İslam'dan şüphelenmekte haklı olduğuna inanıyor” başlıklı bir tartışma düzenlendi. Etkinliğin yarattığı tartışma, o gün etkinliğin düzenlenmesi ile bitmedi, aksine kayıtların resmi olarak yayınlanmasındaki gecikme ve ardından münazaranın amacını veya ev sahipliği yapan kurumu yansıtmayan anlatılara hizmet edecek şekilde düzenlenmiş ve değiştirilmiş çerçevelerde sızdırılması nedeniyle devam etti.

1823 yılında kurulan ve Oxford Üniversitesi'nden bağımsız olarak faaliyet gösteren bir öğrenci derneği olan Oxford Birliği, dünyanın en eski ve en prestijli münazara platformlarından biridir. Münazarada aşırı sağ kanadı temsil eden ve en öne çıkan konuk, aşırı sağcı İngiliz Savunma Birliği'nin kurucusu ve daha çok Tommy Robinson olarak bilinen Stephen Yaxley Lennon’dı. Robinson'ın saldırı, mülk dolandırıcılığı ve mahkemeye itaatsizlik de dahil olmak üzere uzun bir suç geçmişi bulunuyor.

Davet ilk olarak mayıs ayında gündeme geldi ve önce öğrenci birliği içinde ayrılığa yol açtı, ardından kamuoyuna yayıldı. Birçok öğrenci derneği münazarayı organize etmeyi reddetti. Afrika ve Karayip Öğrenci Birliği, aşırı sağın yükselişte olduğu bir dönemde Robinson'a akademik bir platform sunmanın, tarihsel olarak toplumlarını marjinalleştiren ideolojileri meşrulaştırdığını belirtti. Oxford İşçi Kulübü daveti “menfur” olarak nitelendirdi ve öğrenci birliği başkanının kıdemli danışmanı Shermar Pryce, bunu “palyaço gösterisi” olarak adlandırarak istifa etti. Bir öğrenci birliği yetkilisi, liderliğin daveti yürütme kurulundan ve kamuoyundan gizlediğini iddia etti. Başkan yardımcısı ise daveti “üyelerin güvenliği için gerçek bir tehlike” olarak nitelendirdi.

İtirazlar, üniversite kampüsünün ötesine, dini ve sivil kurumlara da yayıldı. 21 Mayıs'ta Oxford Piskoposu Stephen Croft ve İmam Monawar Hussain, topluluklar arasındaki artan gerilimler arasında zamanlamasını “uygunsuz ve bölücü” olarak nitelendirerek davetin geri çekilmesi için ortak bir çağrı yayınladılar. Davette bulunanların şehirdeki binlerce Müslüman, Yahudi ve diğer inanç mensuplarına karşı bir sorumlulukları olduğunu ve Oxford'da “nefrete yer olmadığını” vurguladılar. Günler sonra, birlik tartışmayı 28 Mayıs'tan daha sonraki bir tarihe “planlamaya zaman kazandırmak amacıyla” erteledi.

Yeni tarih geldiğinde, Oxford adeta bir güvenlik bölgesine dönüştü. Şehir meclisi, St. Michael Caddesi'ni saat 16:00 ile 23:00 arasında araç ve yayalara kapattı, dükkanlar ve barlar erkenden kapandı ve sayılarının 700 ile 1000 arasında olduğu tahmin yüzlerce protestocu toplandı. “Naziler sokaklarımızdan defolsun” gibi sloganlar attılar ve ırkçılara platform sunulmamasını talep eden pankartlar taşıdılar.

Abluka, eşi benzeri görülmemiş derecede etkiliydi. Maskeli protestocular, Robinson’a karşı diğer görüşü savunması planlanan Leyla Naşer de dahil olmak üzere öğrencilerin içeri girmesini engelledi. Etkinlik için özel olarak Doha'dan gelen öğrenci birliği başkanının ailesi ve başka bir konuşmacı öğrencinin ailesi de içeri alınmadı. Sonuç olarak, yaklaşık 300 kişilik salona sadece 98 kişi girebildi. Münazara yaklaşık bir buçuk saat gecikmeyle başladı ve gece 1:00 civarında sona erdi.

Robinson'ı, Filistin kökenli 20 yaşında Müslüman bir öğrenci olan Oxford Birliği Başkanı Arwa Elrayess ağırladı ve ifade özgürlüğünü savundu. Elrayess “ifade özgürlüğü geleneğini korumak ve sağcı ve Müslüman karşıtı fikirleri görmezden gelmek yerine incelemeye tabi tutmak istediğini” söyledi. Oturumun açılışında, karşı tarafta konuşacağı için tartışmayı yönetmeyeceğini açıkladı.

Öğrenci Ayesha Khan Aziz'in konuşması daha sonra en çok paylaşılan konuşma oldu. Robinson'a, “Dışarıda bir kalabalık bulunuyor ve eğer Müslüman Filistinli bir başkanın ve çoğunluğu Güney Asya kökenli bir yürütme kurulunun koruması ve cömertliği olmasaydı, kelimenin tam anlamıyla işin bitmiş olurdu” dedi.

Oxford Birliği genellikle tartışmalarının kayıtlarını birkaç gün sonra yayınlar, ancak bu özel tartışmanın kaydı yayınlanmadı. Temmuz ayının sonunda, yazar Jonathan Sacerdoti münazaradaki kendi konuşmasını yayınladı ve saatler sonra Robinson, bir medya kuruluşu görüntüleri “sızdırdığı” halde neden konuşmasını yayınlamasının engellendiğini sorgulayarak kendi kaydını “X” platformundan yayınladı. Onu sağcı popülist aktivist Lawrence Fox izledi ve sonunda Birlik resmi kayıtları YouTube kanalında yayınladı.

x cvfbghj
Jonathan Sacerdoti ve Tommy Robinson, Oxford münazarası sırasında (Sosyal Medya)

Burada hukuki sorunun niteliğini açıklığa kavuşturmak önemli, çünkü sosyal medyada yapılan tartışmaların çoğu iki farklı düzeyi birbirine karıştırmış bulunuyor. İngiliz hukuku, öğrenci münazaralarının sızdırılmasını açıkça suç saymıyor, ancak bu tür materyalleri düzenleyen üç katmanlı bir kısıtlama bulunuyor.

Birinci katman, fikri mülkiyet hakları ve Birliğin iç kurallarıdır; bu kurallar, birliğe resmi kayıtlarının mülkiyetini verir ve izinsiz çekim ve yayınlamayı yasaklar. Ne var ki böyle bir olay ilk kez yaşanmıyor. Aralık 2024'te, birlik, İsrail hakkındaki bir münazaranın bölümlerinin yayınlanmasını engelledikten ve ardından bazılarını düzenleyerek yeniden yükledikten sonra sansürle suçlanmıştı. Birlik, izinsiz olarak içerik çeken ve paylaşanları açıkça eleştirmiş, kayıtların “hukuki inceleme” altında olduğunu belirtmiş ve potansiyel hukuki endişeleri giderme uygulaması doğrultusunda resmi görüntülerin bazı bölümlerinin kaldırıldığını kabul etmişti.

İkinci katman, İngiliz iftira hukukudur; bu hukuk, yayıncıları, başka bir konuşmacı tarafından yapılmış olsa bile, bireylerin itibarını zedeleyen her türlü ifadeden sorumlu tutar. Robinson'ın kendisi de bunun bir örneğidir; 2024 yılında, kendisine karşı açtığı iftira davasını kazanan Suriyeli bir mülteciye karşı yalan iddialarını tekrarlamasını yasaklayan bir mahkeme kararını ihlal ettiğini itiraf ettikten sonra mahkemeye itaatsizlik sebebiyle hapis yatmıştı. Üçüncü katman, ırksal ve dini nefrete teşvikle ilgili kamu düzeni hükümlerinden oluşur; bu hükümler, İslam üzerine hararetli bir tartışma hakkında video materyali yayınlayan herhangi bir kuruluşun, yayınlamadan önce içeriğini gözden geçirmesini gerektirir.

Yaşananlar, ceza hukukunun ihlali değil, aksine, kendi adına neyin yayınlanacağını kontrol etmek isteyen bir kuruluş, gecikmeyi kasıtlı sansür olarak gören konuşmacılar ve her iki tarafın da otoritesini tanımayan dijital bir kitle arasında anlatının kontrolü için verilen bir mücadeleydi.

Videoların yayılması tamamen kendiliğinden olmadı, aksine dört faktörün bir araya gelmesinin sonucuydu. Birincisi, resmi kaydın altı hafta boyunca yayınlanmaması sebebiyle oluşan medya boşluğuydu; bu durum kısa videolara özel haber değeri kazandırdı.

İkinci faktör, özellikle “Kelimenin tam anlamıyla işin bitmiş olurdu” ifadesinin, dışarıdaki kalabalığı tanımlamak yerine tehdidin itirafı olarak yeniden kullanılması gibi bazı ifadelerin seçici bir şekilde düzenlenmesiydi.

Üçüncü faktör ise Fox'un teatral bir şekilde sunduğu sahneydi. Hz. Muhammed'i tasvir ettiği izlenimi vererek, büyük bir zarfı sallayarak tartışmalı bir karikatür göstereceğini duyurdu. Rees-Mogg, yönetmeliklerin yardımcı araçların kullanımını yasakladığını savunarak buna itiraz etti; Fox ise zarfı açarak kahkahalar ve alkışlar eşliğinde Rees-Mogg'un bir karikatürünü çıkardı. Bu bölüm, Fox'un konuşmasının tamamını yayınlamasının ardından yaklaşık iki milyon kez izlendi.

Dördüncü faktör ise her iki tarafın da kayıtta kendi amaçlarına hizmet edecek bir şeyler bulmasıydı. Sağcı izleyiciler kuşatma ve protesto sahnelerini ifade özgürlüğünün bastırılmasının kanıtı olarak ele alırken, Müslüman ve solcu izleyiciler ise oylamanın sonucuna ve Müslüman konuşmacıların performansına odaklandı. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia'dan aktardığı analize göre küçük ayrıntılar bile tartışma konusu oldu. Robinson'ın tartışma sırasında istemsiz hareketlerini gösteren bir video geniş çaplı tartışmaya yol açtı; bazıları bunu sinirli olduğuna veya arızalı bir kulaklığa bağlarken, diğerleri farklı açıklamalarda bulundu.

Oxford münazarası, İslam ve Batı arasındaki ilişkiye dair en hassas soruları yeniden gündeme getirdi. Katılımcılar arasında yapılan oylama 41 lehte ve 57 aleyhte oyla, üye oylaması ise 30'a 33 oyla sağcı görüşün yenilgisiyle sonuçlandı.

Resmi olarak, İngiliz hükümeti münazarayla ilgili doğrudan bir açıklama yapmadı; bu, Oxford Birliği'nin üniversiteden ve devletten bağımsız özel bir dernek olması nedeniyle beklenen bir durumdu. Ancak, eski bir bakan da dahil olmak üzere bazı milletvekilleri, hüküm giymiş bir suçlu olan Robinson'ı davet etme kararını kınadı. Elrayess ise münazara nedeniyle öğrenci birliği içinde başkanlıktan uzaklaştırılması için yapılan oylamadan kıl payı kurtuldu.

Kayıt yayınlandıktan sonra İngiliz Müslüman toplumu da bölündü. Bazıları Müslüman konuşmacıların tekrarlanan İslamofobik argümanları çürüttüğünü düşünürken, diğerleri münazaranın aslında asla yapılmaması gerektiğini, yeni entelektüel fikirler üretmediğini ve öğrenci birliği liderliğinin, topluluklar arası ilişkilere verilen zarara aldırmadan, yüksek profilli bir etkinlik aracılığıyla kendini tanıtmayı amaçladığını savundu.

İngiltere dışında, münazara Amerika Birleşik Devletleri'nde de yankı buldu ve tek bir bölüme odaklandı. Muhafazakâr Amerikan platformları, “Kelimenin tam anlamıyla işin bitmiş olurdu” ifadesini açık bir tehdit olarak yeniden dolaşıma soktu ve yerel yorumcular ve politikacılar bunu, organizatörlerin konuşmacıyı korumalarını bir minnettarlık nedeni olarak gördüklerinin itirafı olarak yorumladı. Ama bu yorum, tekrarlanan bir gerçek hata sebebiyle yanlıştı; zira bu ifade, aslında müzakereye katılan öğrencilerden olan Ayesha Khan Aziz tarafından söylenmiş olmasına rağmen, öğrenci birliği başkanına atfedildi. Bu hata, videolar bağlamından koparıldığında gerçeklerin nasıl çarpıtılabileceğini gösterdi.

Münazara tek bir değil, üç savaşa neden oldu. Birincisi, salonda gerçekleşen ve Müslüman karşıtı argümanlara karşı bir oylama ile çözülen entelektüel savaştı. İkinci savaş, protestocuların salonun neredeyse boş kalmasını sağlayarak kazandıkları sokaktaki güvenlik savaşıydı. Üçüncü ve uzun vadede en önemli savaş ise arşiv savaşıdır. Kaydı elinde bulunduran, yaşananlar hakkında yargılamanın ne zaman başlayacağını ve kaydın ne zaman yayınlanacağını belirler. Birlik altı hafta gecikince, bu güç katılımcıların kendilerine ve platformlara geçti. Böylece münazara, tam versiyonu hakkında zaten fikir oluşturmuş bir izleyici kitlesine ulaşmadan önce, parçalı ve yayıncılarının keyfine göre önceden çerçevelenmiş bir versiyonda kamuoyuna sunuldu.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir."