İran'da savaş zamanında korku silahı olarak idam

Tahran, muhalifleri üzerindeki hakimiyetini sıkılaştırıyor

Bağdat'ta İran Büyükelçiliği yakınlarında İran'la dayanışma amacıyla düzenlenen bir yürüyüş sırasında, İran Dini Lideri Ali Hamaney'in tasvir edildiği bir duvar resminin önünde nöbet tutan Seyyid’uş-Şuheda Tugaylarının bir üyesi, 19 Haziran 2026 (Reuters)
Bağdat'ta İran Büyükelçiliği yakınlarında İran'la dayanışma amacıyla düzenlenen bir yürüyüş sırasında, İran Dini Lideri Ali Hamaney'in tasvir edildiği bir duvar resminin önünde nöbet tutan Seyyid’uş-Şuheda Tugaylarının bir üyesi, 19 Haziran 2026 (Reuters)
TT

İran'da savaş zamanında korku silahı olarak idam

Bağdat'ta İran Büyükelçiliği yakınlarında İran'la dayanışma amacıyla düzenlenen bir yürüyüş sırasında, İran Dini Lideri Ali Hamaney'in tasvir edildiği bir duvar resminin önünde nöbet tutan Seyyid’uş-Şuheda Tugaylarının bir üyesi, 19 Haziran 2026 (Reuters)
Bağdat'ta İran Büyükelçiliği yakınlarında İran'la dayanışma amacıyla düzenlenen bir yürüyüş sırasında, İran Dini Lideri Ali Hamaney'in tasvir edildiği bir duvar resminin önünde nöbet tutan Seyyid’uş-Şuheda Tugaylarının bir üyesi, 19 Haziran 2026 (Reuters)

Rustem Mahmud

Alevlenen savaş ve bunun hem iç hem dış cephede biriktirdiği baskılar devam ederken İran makamları siyasi tutuklulara idam cezası uygulamayı sürdürüyor. Bu cezaların durdurulmasını isteyen uluslararası talepler gelse de Tahran, insan hakları örgütleri ve Birleşmiş Milletler (BM) organlarının çağrılarını göz ardı ederek, diyalog yerine caydırıcılık ve baskı söylemini benimseyip kararlılıkla yoluna devam ediyor. Bu yol keyfi veya duygusal görünmüyor, aksine, idamları hem iç muhalefeti bastırmak hem de uluslararası diplomatik alanda manevra yapmak için çifte bir araca dönüştüren, iyi hesaplanmış bir siyasi mantığa dayanıyor.

İranlı insan hakları örgütlerinin izlediği ve Uluslararası Af Örgütü'nün doğruladığı belgelenmiş verilere göre İran makamları son beş ayda 80'den fazla idam cezası infaz etti. Bunların büyük çoğunluğu, geçtiğimiz ocak ayındaki protestolar nedeniyle tutuklananlardan oluşuyor. Bu rakama, siyasi dosyayla bağlantısı bulunmayan onlarca vaka daha ekleniyor. Bu da genel tablonun, kıt resmi rakamların kabul ettiğinden çok daha karanlık olduğunu gösteriyor.

Meselenin ciddiyeti yalnızca rakamlarla sınırlı kalmıyor, bu cezaların infaz edilme biçimine de uzanıyor. İran İnsan Hakları Merkezi'nin izlediği bilgilere göre 17 Mart ile 27 Nisan arasında, hükümlülerin ailelerine veya avukatlarına haber verilmeden tam bir gizlilik içinde 22 idam cezası infaz edildi. Bu kişiler, bazıları bir haftayı aşmayan hızlı yargılamalara tabi tutuldu. Yargıçlar, neredeyse hiçbir hukuki güvencenin bulunmadığı bir ortamda, güvenlik birimlerinin raporlarına ve baskı ile işkence altında elde edilen itiraflara dayanarak bu hükümleri verdi.

Meselenin ciddiyeti yalnızca rakamlarla sınırlı kalmıyor, bu cezaların infaz edilme biçimine de uzanıyor.

Krizin simgesi

En tehlikeli veriler, ülkenin kuzeyindeki Karac kentinde bulunan Kızıl Hisar Cezaevi etrafında yoğunlaşıyor. Bu cezaevi, İran ceza sisteminin duvarları ardında yaşananların gerçek bir aynası haline geldi. İkinci Blok mahkumları, temmuz ayı ortalarından bu yana, arkadaşlarından birçoğunun herhangi bir açıklanan gerekçe olmaksızın tecrit hücrelerine nakledilmesini protesto etmek amacıyla süresiz açlık grevine başladıklarını açıkladı. Mahkumlara göre bu hamle, İran makamlarının cezaları infaz etmeden önce genellikle tanıkların gözünden uzak tuttukları bir uygulama olan, kendilerine yönelik idam cezalarının infazına bir hazırlık.

Ülkenin güneyindeki Şiraz'da ise Devrim Mahkemesi Birinci Dairesi, 23 yaşındaki Mücteba Dehindi ve 27 yaşındaki Kiyanuş Kazruni'ye ‘Allah’a karşı düşmanlık etmek’ suçlamasıyla idam cezası verdi. İnsan hakları savunucuları, iki gencin suçunun, ocak ayındaki protestolar sırasında ticari işletmelerini göstericiler için bir sığınak olarak açmaktan öteye gitmediğini vurguluyor. Mahkeme, kendilerine yöneltilen suçlamaları kanıtlayacak herhangi bir somut delil açıklamadı. Bu durum, şeffaflık ve adaletin en asgari ölçütlerinden yoksun yargılamaların daha genel örüntüsünü yansıtıyor.

Aynı tablo, İsfahan kentinde de tekrarlandı. Destgerd Cezaevi'nde tutulan ve ‘Ali Han Meydanı Olayları’ ile bağlantılı olarak gözaltına alınan 15 kişiden biri olan Mehnam Nevvab Safevi'ye idam cezası verildi. İnsan hakları örgütleri, bunlardan en az beşinin cezasının kentteki merkez cezaevinde infaz edildiğini bildirdi.

Casusluk yasası

İran makamları, 21 Temmuz'da Mehdi Hanki'ye ‘terör örgütüne mensup olma ve Siyonist rejimle iş birliği yapma’ suçlamasıyla verilen idam cezasının infaz edildiğini açıkladı. İran makamlarının bu davada, iddiaları kanıtlayacak herhangi bir belge veya delil açıklamadan, yakın zamanda çıkarılan ‘casusluk ve düşman devletlerle iş birliğine yönelik cezaların ağırlaştırılması’ yasasını kullanması dikkati çekti. Aktivistler, bu yasanın, ulusal güvenlik söylemi kisvesi altında aktivistler ve muhalifler hakkında soruşturma başlatmak için makamların kullandığı esnek bir hukuki silaha dönüştüğünü, bu esnada güvenlik suçlamalarına görünürde meşruiyet kazandıran savaş ortamından yararlanıldığını değerlendiriyor.

Cezaevi duvarlarının dışında, Kürt kültür aktivisti Mehdi Tevekkuli'nin öldürülmesi, ülkenin batısındaki Kürt bölgelerinde geniş bir öfke dalgasına yol açtı. Güvenlik birimleri, Meriwan ile Senendec arasındaki yolda aracına doğrudan ateş açarak, herhangi bir önceden uyarı veya hukuki işlem olmaksızın onu, beraberindeki annesi ve kız kardeşiyle birlikte öldürdü. Tevekkuli, gençlere fotoğrafçılık ve yerel olayları belgeleme konusunda eğitim veren bir aktivistti. Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) istihbaratı tarafından birçok kez tutuklanmıştı. Ancak faaliyetlerini hiçbir zaman durdurmadı. Gözlemciler, kendisinin bu şekilde hedef alınmasının, görsel belgelemenin protestoların yankısını büyütme ve dünya kamuoyuna ulaştırma rolünden makamların duyduğu endişeyi yansıttığını değerlendiriyor.

scdfrgt
Tahran Büyük Camii'nde düzenlenen cenaze töreninde, İran'ın Dini Lideri Ayetullah Ali Hamaney'i anan kalabalıklar, 5 Temmuz 2026 (AFP)

Ocak ayındaki protestolardan gözaltına alınan yaklaşık dört bin kişiden hiçbirinin şeffaf prosedürlere uygun olarak bir sivil mahkeme karşısına çıkarılmadığı göz önüne alındığında, idam çemberinin genişlemesine dair endişeler meşruiyetini koruyor.

İç sesler ve uluslararası kınamalar

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Kısıtlayıcı ortamın dayattığı sınırlara rağmen iç sesler susmadı. İran Sendikal Dernekleri Koordinasyon Konseyi, makamların idamları infaz etmeyi kolaylaştırmasını kınayan bir açıklama yayımlayarak, adil yargılamalar ve baskı kampanyalarının sona erdirilmesi çağrısında bulundu. Öğretmenler Koordinasyon Konseyi ise bunun daha da ötesine giderek, ‘yaşam hakkının, pazarlığa açık olmayan doğal bir hak olduğunu, idam cezasının -suçlamalar ne olursa olsun- insan onuru ve yerleşik uluslararası standartlarla çeliştiğini’ vurguladı. Bu sesler, sürgündeki muhalefetten değil, İran içindeki sendikalardan ve mesleki kurumlardan gelmesi nedeniyle olağanüstü bir önem taşıyor.

Uluslararası düzeyde ise İran'la ilgili gerçekleri araştırma misyonu, 23 Temmuz'da ‘ocak ayındaki protestolarla bağlantılı tüm idamların derhal durdurulması’ talebinde bulunarak, hızlanan idam temposu karşısında büyük endişe dile getirdi. İran İnsan Hakları Merkezi, uluslararası toplumu, Tahran ile herhangi bir diplomatik ilişkiyi, idamların durdurulması ve siyasi tutukluların serbest bırakılmasını içeren somut insan hakları ölçütlerine bağlamaya, evrensel yargı yetkisi ilkesi uyarınca gelecekteki kovuşturmalara hazırlık amacıyla delil toplama çalışmasına devam etmeye çağırdı. Aynı bağlamda, ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Riley Barnes bu uygulamaları kınayarak, Washington'ın "yalnızca seslerini yükselttikleri için hedef alınan cesur İranlı gençlerin" yanında durduğunu vurguladı.

Bir politika olarak korku yayma

İnsan hakları savunucusu Habibe Recep Hüseyni, Al Majalla'ya yaptığı açıklamada, İran yönetiminin dürtülerine ilişkin bir teşhiste, yaşananların anlamsız değil, hesaplanmış bir siyasi denkleme dayandığını değerlendirdi. Hüseyni, “Makamlar, savaş koşullarının hizmet ve ekonomi alanında bir kötüleşmeye yol açabileceğini, bunun da toplumu açık bir şekilde itiraz etmeye teşvik edebileceğini hissediyor. Savaşın ardından gelen Ocak ayaklanması deneyimi, bunun somut bir kanıtı oldu. Herhangi bir kitlesel kalkışmaya karşı önlem almak için otorite, savaş baskıları ve iç ayrışmaya rağmen kendisini tutarlı bir güç olarak göstermek için kamusal alana daha fazla korku pompalıyor” ifadelerini kullandı.

fgthy
İran’ın başkenti Tahran’daki Azadi Meydanı’nda sergilenen İran yapımı Zulfikar füzelerinin yanından geçen İranlı bir çift (AFP)

Bu politikayı anlamak için önemi az olmayan başka bir boyutu ortaya koyan Hüseyni, “Tahran, idamlar dosyasını uluslararası kurumlar üzerinde de bir baskı kartı olarak kullanıyor. Bu cezaların bu temposunda sürmesi, tarihsel olarak İran'a karşı toleranslı olan uluslararası tarafları, özellikle Avrupalıları, diyalog ve uzlaşma talep etmeye itiyor. Bu da otoritenin, özellikle çifte vatandaşlarla ilgili bazı davaların askıya alınması karşılığında tavizler koparmasına imkan tanıyor” şeklinde konuştu.

Ocak ayındaki protestolarda gözaltına alınan yaklaşık dört bin kişiden hiçbirinin şeffaf prosedürlere uygun olarak bir sivil mahkeme karşısına çıkarılmadığı göz önüne alındığında, idam çemberinin genişlemesine dair endişeler haklılığını koruyor. Bu sırada idam dalgasının aynı gerekçeyle gözaltına alınan kadınlara ve reşit olmayanlara da yayılabileceğine dair uyarılar artıyor. Bu tablo, devletin yargı ve güvenlik birimlerini adalet kurumlarına değil, bastırma araçlarına nasıl dönüştürdüğünü açıkça ortaya koyuyor.