Pakistan, Kızıldeniz ve hedge politikasının sonu

Taahhütlerin yerine getirilmesi ve çıkarların korunması

Bilinmeyen bir konumda, ABD-İsrail ve İran savaşı çerçevesinde, başlıca deniz rotalarını tehdit eden bölgesel gerginlikler sırasında, ‘Deniz Muhafızı’ adı verilen bir deniz güvenlik operasyonu kapsamında ticari bir gemiye eşlik eden Pakistan Deniz Kuvvetleri'ne ait bir gemide Pakistanlı bir denizci, 9 Mart 2026 (Reuters)
Bilinmeyen bir konumda, ABD-İsrail ve İran savaşı çerçevesinde, başlıca deniz rotalarını tehdit eden bölgesel gerginlikler sırasında, ‘Deniz Muhafızı’ adı verilen bir deniz güvenlik operasyonu kapsamında ticari bir gemiye eşlik eden Pakistan Deniz Kuvvetleri'ne ait bir gemide Pakistanlı bir denizci, 9 Mart 2026 (Reuters)
TT

Pakistan, Kızıldeniz ve hedge politikasının sonu

Bilinmeyen bir konumda, ABD-İsrail ve İran savaşı çerçevesinde, başlıca deniz rotalarını tehdit eden bölgesel gerginlikler sırasında, ‘Deniz Muhafızı’ adı verilen bir deniz güvenlik operasyonu kapsamında ticari bir gemiye eşlik eden Pakistan Deniz Kuvvetleri'ne ait bir gemide Pakistanlı bir denizci, 9 Mart 2026 (Reuters)
Bilinmeyen bir konumda, ABD-İsrail ve İran savaşı çerçevesinde, başlıca deniz rotalarını tehdit eden bölgesel gerginlikler sırasında, ‘Deniz Muhafızı’ adı verilen bir deniz güvenlik operasyonu kapsamında ticari bir gemiye eşlik eden Pakistan Deniz Kuvvetleri'ne ait bir gemide Pakistanlı bir denizci, 9 Mart 2026 (Reuters)

Kaswar Klasra

Pakistan’ın Kızıldeniz'deki deniz taşımacılığını tehdit eden gelişmelere ilişkin son uyarısı, alışılagelen diplomatik açıklama sınırlarını aşıyor; bu durum, İslamabad'ın Ortadoğu çatışmalarına yönelik uzun süredir sürdürdüğü politikasında karakteristik özellik taşıyan stratejik belirsizliğin sona ermesine işaret ediyor olabilir.

Pakistan tarafından geçtiğimiz çarşamba günü yayımlanan son derece sert bir açıklamada, İran ile ittifak halinde olan Yemen’deki Husi Hareketi, Suudi Arabistan'ı ve ticari deniz taşımacılığını tehdit etmesi nedeniyle kınandı ve İslamabad'ın, deniz çıkarları hedef alınırsa ‘kendini savunma hakkını saklı tuttuğu’ uyarısında bulundu. Dışişleri Bakanlığı bu tehditleri ‘kabul edilemez’ ve uluslararası hukuka aykırı olarak nitelendirdi. Bu, Pakistan'ın giderek daha da çalkantılı hale gelen bir bölgesel sahnede açık kırmızı çizgiler belirlemeye hazır olduğuna dair nadir bir işaret niteliği taşıyor.

Açıklama, Husilerin Suudi Arabistan'a yönelik derhal bir deniz ablukası uygulama kararını duyurmasının ardından geldi. Bu adım, uygulanması halinde Suudi Arabistan petrol ihracatı için hayati önem kazanmış Kızıldeniz limanlarına erişimi engelleyebilir. Bu gelişme, ABD ile İran arasında yeniden alevlenen gerginliklerin Hürmüz Boğazı'ndan geçişi kısıtladığı bir dönemde yaşanıyor. Bu gelişmelerin tümü bir araya gelerek, Kızıldeniz'i hızla ikincil bir sahneden, Ortadoğu'nun yaşadığı daha geniş güvenlik krizinde merkezi bir cepheye dönüştürüyor. Bu gelişmeler, Pakistan açısından derin sonuçlar taşıyor.

Güvenlik aktörü

İslamabad, son on yılın büyük bölümü boyunca, bölgesel husumetlerde tarafsız bir arabulucu konumunu pekiştirmeye çalıştı. Bu sırada İran ile çalışma ilişkilerini sürdürürken Suudi Arabistan ve diğer Körfez ülkeleriyle güvenlik ve ekonomik bağlarını derinleştirdi. Bu denge bugün eşi görülmemiş baskılarla karşı karşıya.

Husilerin deniz taşımacılığına yönelik tehditlerinin tırmanmasıyla, Washington ve Körfez ülkelerindeki karar alıcılar, kamuoyunun gözünden uzakta, Pakistan'ın küresel enerji tedarik yollarının en önemli darboğaz noktalarından biri olan Babu’l-Mendeb Boğazı'ndan geçen deniz koridorlarını korumada daha aktif bir rol üstlenme ihtimalini değerlendiriyor. Bazı haberler, görüşmelerin istihbarat paylaşımını, deniz koordinasyonunu ve ticari deniz taşımacılığı hatlarını korumak için lojistik destek sağlanmasını kapsadığına işaret ediyor.

Son Pakistan açıklaması, İslamabad'ın konumlanmasını yeniden ayarlamak üzere olabileceğine işaret ediyor. İslamabad'da yerleşik üst düzey bir güvenlik analisti, “Kullanılan dil önemli bir anlam taşıyor, zira hem endişeyi hem de hazırlığı yansıtıyor. Pakistan, gerektiğinde kendi çıkarlarını ve ortaklarının çıkarlarını savunmaya hazır olduğuna dair bir sinyal veriyor” değerlendirmesinde bulundu.

Kızıldeniz gibi karmaşık bir deniz ortamında olduğu gibi, herhangi bir dış konuşlanma önceliklerin titizlikle sıralanmasını gerektiriyor. Ancak Suudi Arabistan'ı hedef alan tehditler söz konusu olduğunda Pakistan sınırların çok ötesine gidebilir.

Bu yeniden değerlendirme sürecinin merkezinde yer alan Suudi Arabistan, Pakistan'ın stratejik ortağı ve Pakistanlı yetkililer tarafından sıkça ‘kardeş ülke’ olarak nitelendiriliyor. İki ülke arasındaki ilişki, on yıllara dayanan askeri iş birliği, ekonomik destek ve siyasi uyuma dayanıyor. Bu yüzden Suudi Arabistan’ın ekonomik damarlarına, özellikle enerji ihracatına yönelik sürekli herhangi bir tehdit, Pakistan'ın ekonomik istikrarı ve bölgesel konumu üzerinde doğrudan sonuçlar doğuruyor.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre İslamabad'daki diplomatik ve askeri yetkililer, özel görüşmelerde, Suudi Arabistan'ın deniz yollarını hedef alan tehditlerin, artık Pakistan'ın ulusal çıkarlarıyla kesişen daha geniş bir güvenlik perspektifi dahilinde değerlendirildiğini kabul ediyor.

Eski üst düzey bir savunma yetkilisi, yaptığı açıklamada, "Pakistan, en yakın bölgesel ortaklarının ekonomik damarları hedef alındığında kayıtsız kalamaz. Bu noktadan sonra tarafsızlık sürdürülemez hale gelen bir eşik var” ifadelerini kullandı.

Bazı analistlere göre Pakistan, bu eşiğe yaklaşmış olabilir.

Kırmızı çizgilere dair nadir bir işaret

Kızıldeniz'de Pakistan'ın olası rolüne ilişkin herhangi bir tartışma, ülkenin askeri kapasitesine dair kaçınılmaz soruları gündeme getiriyor.

Pakistanlı askeri planlamacılar, yıllardır ülkelerinin aynı anda birden fazla operasyon sahasını yönetecek doktrin ve operasyonel kapasiteyi geliştirdiğini vurguluyor. Yetkililer, silahlı kuvvetlerin, Hindistan sınırında güçlü bir geleneksel caydırıcılığı sürdürmekten Afgan sınırında terörle mücadele operasyonlarını sürdürmeye kadar eş zamanlı zorluklarla başa çıkma deneyimine dikkati çekiyor.

Pakistan savunma kurumu içindeki bazı çevreler, bu deneyimin ülkeye, gerektiğinde birden fazla cephede hareket etme konusunda daha geniş bir kapasite kazandırdığını değerlendiriyor. Bu bakış açısına göre Pakistan, teorik olarak doğuda Hindistan karşısındaki caydırıcı konumunu korurken, daha uzak bölgelerdeki deniz güvenliği çabalarına da katkı sağlayabilir.

Bağımsız analistler ise daha temkinli bir değerlendirme sunuyor.

İslamabad'da ikamet eden savunma ve strateji analisti  Mustansir Abbas, yaptığı değerlendirmede, “Pakistan ordusu yüksek kapasiteye sahip ve Husilere karşı belirleyici operasyonlar gerçekleştirebilir. Güçleri birden fazla iç cephede meşgul olsa da halen Suudi Arabistan'ı hedef alan tehditleri ortadan kaldırmak için gerekli kararlılığa, deneyime ve kaynaklara sahip” dedi.

Bahria Üniversitesi'nde savunma ve strateji çalışmaları dersleri veren Abbas sözlerini şöyle sürdürdü:

“Kızıldeniz gibi karmaşık bir deniz ortamında olduğu gibi, herhangi bir dış konuşlanma önceliklerin titizlikle sıralanmasını ve hedeflere ilişkin siyasi netliği gerektiriyor. Ancak Suudi Arabistan'ı hedef alan tehditler söz konusu olduğunda Pakistan sınırların çok ötesine gidebilir."

dfrgthy
Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Cidde’de Pakistan Başbakanı Şehbaz Şerif ile yaptığı görüşme sırasında konuşurken, 15 Nisan 2026 (AFP)

Pakistan'ın askeri güvenilirliği, son yıllarda özellikle 2025'te Hindistan'la yaşanan kriz sırasında ordunun performansının ardından güçlendi. Kriz sonucuna ilişkin rakip anlatılar sürmesine rağmen, bu çatışma, bölgesel ortaklar nezdinde Pakistan'ın hâlâ disiplinli ve hızlı yanıt veren bir askeri güç olduğu algısının pekişmesine katkı sağladı; bu algı, bugün Körfez ülkelerinin beklentilerini etkiliyor.

İran kısıtlaması

Pakistan, İran ile uzun ve hassas bir sınırı paylaşıyor. İki ülke ayrıca, sınır ötesi silahlı grupların faaliyetinden mezhepsel gerginliklere kadar iç içe geçmiş güvenlik kaygılarıyla karşı karşıya. Tahran, tarihsel olarak Körfez'deki askeri iş birliğinin genişlemesine, özellikle bu iş birliği doğrudan veya dolaylı olarak ABD destekli güvenlik çerçeveleriyle bağlantılı olduğunda kuşkuyla yaklaştı.

“Husilerin tehditlerine karşı Kızıldeniz güvenlik düzenlemelerine yönelik etkili herhangi bir katılım, İran tarafından bölgesel çıkarlarına karşı bir hizalanma ve tarafsızlık ile askerileşme arasındaki sınır çizgisinin bulanıklaştırılması olarak yorumlanabilir

Bu gerginlik, İran İçişleri Bakanı İskender Mümini'nin İslamabad'a gerçekleştirdiği son ziyaret sırasında ortaya çıktı. Ziyaret sırasında Başbakan Şehbaz Şerif ve Genelkurmay Başkanı Mareşal Asım Münir ile üst düzey görüşmeler gerçekleştirildi. Resmi açıklamalar, iş birliği ve tırmanışın azaltılması üzerinde durdu, ancak ziyaretin zamanlaması, Tahran'ın Pakistan'ın rolündeki gelişmeye ilişkin daha derin endişelerine işaret etti.

İslamabad burada hem diplomatik hem de yapısal bir zorlukla karşı karşıya bulunuyor. Husilerin tehditlerine karşı koymayı amaçlayan Kızıldeniz güvenlik düzenlemelerine yönelik etkili herhangi bir katılım, İran tarafından bölgesel çıkarlarına karşı bir hizalanma olarak yorumlanabilir. Sınırlı savunma amaçlı bir rol bile, tarafsızlık ile İran karşıtı daha geniş bir güvenlik yapısına katılım arasındaki sınır çizgisini bulanıklaştırabilir.

sdfrgthyju
İran’ın Dini Lideri Ayetullah Ali Hamaney'in İran'a düzenlenen ABD-İsrail saldırılarında öldürülmesinin ardından, Belucistan eyaletindeki Pakistan-İran sınır geçidinde yarıya indirilmiş İran bayrağı dalgalanırken, 1 Mart 2026 (AFP)

Pakistanlı eski diplomat İftihar Kazımi, Pakistan’ın teorik olarak rolünü dar bir çerçevede sınırlandırabileceğini, ancak bölgenin, pratikte bu tür ince ayrımlara göre işlemediğini söyledi. Pakistan’ın Suudi Arabistan'ın çıkarlarını koruma kapasitesine sahip olduğunu belirten Kazımi, “Bunu yapmalı” diye ekledi.

İslamabad'daki hükümet yetkilileri, gayri resmi bir açıklamada, Pakistan'ın belki de zaten Riyad'a doğru kesin bir şekilde eğilmeye başladığına işaret etti.

Üst düzey bir hükümet yetkilisi, yaptığı açıklamada, “İslamabad, Riyad'a hazır olduğunu, Suudi Arabistan'a güç konuşlandırmak için tek bir yeşil ışığın yeterli olacağını bildirdi. İran ve Husiler bunu zaten biliyor. Başbakan Şerif ve Mareşal Münir, Suudi Arabistan'ı hedef alan herhangi bir tehdidi etkisiz hale getirmek için Pakistan'ın sınırların çok ötesine gidebileceğini açıkça belirtti” şeklinde konuştu.

Türkiye, Pakistan ve Bangladeş de Husi tehditlerine karşı Suudi Arabistan'a desteklerini açıkça ilan ederek, önde gelen bazı Müslüman çoğunluklu ülkeler arasında yeni bir konuşlanmanın şekillendiğini ortaya koydu. Nükleer güce sahip bir Müslüman ülke olan Pakistan'ın, NATO'nun askeri açıdan yetkin üyesi Türkiye ve Bangladeş'le yakınlaşması, Riyad'ın izole olmadığı, aksine gerektiğinde siyasi desteği güvenlik iş birliğine dönüştürmeye hazır etkili Müslüman ülkelerin desteğine sahip olduğu yönünde daha geniş bir stratejik mesaj taşıyor.

Bu açıklamalar sadece medyaya yönelik boş sözler gibi görünmüyor. Pakistan Ordusu Sözcüsü, geçtiğimiz cuma günü, ABD ile İran arasındaki gerginliklerin tırmandığı bir dönemde, İslamabad ile Suudi Arabistan arasındaki stratejik savunma ittifakını yeniden teyit ederek, 2025 yılında imzalanan ve taraflardan birine yönelik herhangi bir saldırının her ikisine de yapılmış bir saldırı olarak değerlendirildiği karşılıklı bir güvenlik anlaşmasına dikkati çekti.

Sözcü, operasyonel ayrıntıları açıklamadan Pakistan'ın bağlılığını vurgulayarak, iki ülke arasındaki ilişkiyi savunma ve ekonomi alanlarında köklü kurumsal bir ortaklık olarak sundu. İslamabad ayrıca, Riyad'ın Irak'ta gerçekleştirdiği son saldırıları destekleyerek, bunları uluslararası hukuk uyarınca meşru bir öz savunma olarak değerlendirdi. Bu sırada genişlemekte olan Körfez krizinde ve buna eşlik eden deniz taşımacılığı hareketliliği aksaklıklarında arabuluculuk rolünü paralel olarak korumaya çalışıyor.

Ekonomik coğrafyanın kuşatması

Jeopolitik değerlendirmelerin yanı sıra ekonomik zorunluluk da Pakistan'ın hesaplarını yönlendiriyor.

Pakistan ekonomisi üzerindeki sürekli baskılar ve enerji güvenliğinin kırılganlığı göz önüne alındığında, İslamabad'ın küresel petrol tedarik yollarının istikrarını desteklemek için güçlü nedenleri bulunuyor. Babu’l-Mendeb'de yaşanan aksaklıklar, özellikle Hürmüz Boğazı'ndaki istikrarsızlıkla eş zamanlı gerçekleştiğinde, Pakistan ekonomisinin dayanıklılık kapasitesi üzerinde doğrudan bir tehlike oluşturuyor.

Aynı zamanda Körfez ülkeleri güvenlik ortaklıklarını çeşitlendirmeye çalışıyor. Bu da Pakistan'a askeri iş birliğini ekonomik ve enerji kazanımlarına dönüştürme fırsatı sunuyor. Savunma ilişkilerinin genişletilmesine ilişkin görüşmeler giderek daha fazla, enerji tedarikinin güvence altına alınmasını, altyapıya yatırım yapılmasını ve mali destek sağlanmasını kapsıyor.

Pakistan'ın Kızıldeniz güvenliğindeki olası rolü, dış politikayı ekonomik varlık gerekleriyle uyumlu hale getirmeye yönelik daha geniş bir çabanın parçası olarak öne çıkıyor.

Güvenlik baskıları, müttefik beklentileri, ekonomik teşvikler ve bölgesel rekabetler bir araya gelerek, Pakistan'ın elindeki manevra alanını hızla daraltıyor.

Babu’l-Mendeb ve Hürmüz Boğazı’ndaki aksaklıklar Pakistan ekonomisinin dayanıklılığını tehdit ederken, Körfez'in güvenlik ortaklıklarını çeşitlendirmesi Pakistan'a askeri iş birliğini ekonomik kazanımlara dönüştürme imkanı tanıyor.

İslamabad, İran ile diplomatik ilişkiler kurmayı, Körfez güvenlik çerçevelerini desteklemeyi ve ABD ile ilişkilerini korumayı sürdürerek, şimdiye kadar hassas bir dengeyi korumayı başardı. Ancak deniz çatışma bölgelerinin Hürmüz Boğazı'ndan Kızıldeniz'e kadar genişlemesi, bu paralel süreçleri tek bir stratejik ikilemde birleştirme tehdidi oluşturuyor.

Pakistan tarafından yapılan son açıklama, ülkenin, özellikle deniz ticaretinin korunması ve Suudi Arabistan'ın güvenliğiyle ilgili olarak, çıkarları için daha net sınırlar çizmeye başladığına işaret ediyor. Soru, İslamabad'ın bu sınırları pratik adımlara dönüştürmeye ne kadar hazır olduğunda düğümleniyor.

Sona yaklaşan stratejik belirsizlik

Pakistan, bugün belirleyici bir kavşakta duruyor. Diplomasi ve arabuluculuğa odaklanmaya, gerginlikleri azaltmaya ve çatışmalara doğrudan katılımdan kaçınmaya devam edebilir. Aynı zamanda, tehdit altındaki deniz yollarını korumak için Körfez’deki ortaklarıyla beraberliğini pekiştirerek, bölgesel güvenlikte daha aktif bir role kademeli veya kararlı bir şekilde yönelebilir.

grgthy
Karaçi'de Muhammed Ali Cinnah'ın türbesinde düzenlenen Pakistan'ın 72. bağımsızlık yıl dönümü kutlama töreni sırasında Pakistan Deniz Kuvvetleri Koleji öğrencilerinden biri, 14 Ağustos 2019 (Reuters)

Her yol, bir dizi riski beraberinde getiriyor. Daha derin bir katılım, İran ile ilişkileri gerginleştirebilir ve Pakistan'ı yeni güvenlik zorluklarıyla karşı karşıya bırakabilir. Sınırlı tutumun sürdürülmesi ise, Körfez ülkelerinin güvenlik bağımlılıklarını yeniden değerlendirdiği bir dönemde, Pakistan'ın güvenilir bir ortak olarak güvenilirliğini tehlikeye atabilir.

Açık olan şu ki, rahat belirsizlik dönemi sona ermeye yaklaşıyor. Kızıldeniz, Ortadoğu'nun siyasi coğrafyasında yeni bir cepheye dönüşürken, Pakistan artık uzaktan izleyen bir gözlemci değil. İstese de istemese de giderek daha fazla ağırlığı olan bir tarafa dönüşme yolunda ilerliyor.



İsrail’in önde gelen 100 düşünürü ‘içsel çöküş’ konusunda uyarıda bulundu

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El-Halil kentinde, elinde oyuncak tüfek taşıyan İsrailli bir çocuk, Mart 2024 (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El-Halil kentinde, elinde oyuncak tüfek taşıyan İsrailli bir çocuk, Mart 2024 (AFP)
TT

İsrail’in önde gelen 100 düşünürü ‘içsel çöküş’ konusunda uyarıda bulundu

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El-Halil kentinde, elinde oyuncak tüfek taşıyan İsrailli bir çocuk, Mart 2024 (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El-Halil kentinde, elinde oyuncak tüfek taşıyan İsrailli bir çocuk, Mart 2024 (AFP)

100 önde gelen düşünür, araştırmacı ve eski yetkili, İsrail’in iki kritik seçenekle karşı karşıya olduğu uyarısında bulundu: ‘İsrail ya başarılı bir süper güç olacak ya da çökecek’. Uzmanlar, ülkenin bugün ‘süper güç olabilecek kapasiteye sahip olduğunu, ancak temellerinin paslandığını’ değerlendirdi.

Öneriler, genellikle dış politika ve güvenlik stratejilerinin oluşturulması üzerine çalışmalar yürüten partiler üstü bir kuruluş tarafından gerçekleştirilen kapsamlı bir araştırma kapsamında sunuldu. Maariv gazetesi dün, ‘kuruluş tarafından yakın zamanda gerçekleştirilen araştırmanın, güvenlik tehditlerinin yanı sıra farklı türde bir tehlikeye, içeriden kaynaklanan varoluşsal bir tehdide işaret ettiğini’ bildirdi.

MIND Israel yöneticisi Avner Golov, “Bu temelleri ele almazsak yalnızca bir süper güç olma özelliğimizi kaybetmekle kalmayacağız, bütün yapı çökecek” dedi. Uzmanlar ayrıca, bölgesel ilişkilerde değişikliğe gidilmesini önerdi.

Araştırmaya 100 uzman katılırken, ülkenin önemli ve acil kararlar almasını gerektiren 6 kritik konu belirlendi. MIND Israel Başkanı Amos Yadlin, bu konuları gelecek seçimlerden önce, yani önümüzdeki ekim ayının sonunda kamuoyuna sunmayı planladıklarını belirtti. Yadlin, söz konusu başlıklardan hareketle parti liderlerine yöneltilecek soruların hazırlanması gerektiğini ifade etti. Belirlenen başlıklar şöyle sıralandı: ‘İsrail’in bölgesel konumu, beşerî sermayenin niteliği, ekonomi ile güvenlik arasındaki karşılıklı ilişkiler, yönetişim ve ulusal dayanıklılık, ülkedeki demografik değişimler ve İsrail ile ABD arasındaki ilişkiler.’

dfgthy
Trump ile Netanyahu arasındaki siyasi çıkar çatışması derinleşiyor. (AFP)

Golov, araştırmayı sunarken şu ifadeleri kullandı: “Literatürü inceledik ve uygarlıkların dışarıdan yok edilmediğini, aksine intihar ettiğini gördük. Güçlü olduğu dönemde hiçbir uygarlık dışarıdan işgal edilmedi. Aksine, içeride yaşanan süreçler bu uygarlıkları parçaladı. Birçok kez dışarıdan gelen gelişmeler de tabutlarına çakılan son çivi oldu. Bir uygarlığın yıkımına yol açan reçete; toplumsal birlik duygusunun aşınmasını, devlet kurumlarına duyulan güvenin zedelenmesini, uzun vadeli ulusal çıkarlar yerine kısa vadeli siyasi kazançların tercih edilmesini ve uyum sağlamayı zorlaştıran düşünsel katılığı içeriyor. Bu reçete her İsrailliyi endişelendirmeli. Biz dış politika ve güvenlikle meşgulüz, ancak gözlerimizin önünde yürütülen iç tartışmaların sonucunda zarar göreceğiz. Bizim istediğimiz ve engellemeye çalıştığımız şey de bu.”

Birbirine zıt iki görüş

Golov, araştırmada iki grupla görüştüklerini belirterek şöyle açıkladı: “Gruplardan biri, İsrail’in en zorlu sınavı başarıyla geçtiğini ve dolayısıyla geleceğin daha parlak olduğunu söylüyor. Küresel bir salgına (Kovid-19), toplumsal bir sarsıntıya (hükümetin yönetim ve yargı sisteminde değişiklik yapma planı), 7 Ekim’e ve sonrasında yaşananların tamamına dayanmayı başardık. Buna rağmen ekonomi çökmedi, teknolojimiz öncü konumunu koruyor, ekonomik sistem gelişiyor. Toplumsal açıdan birbirimize destek oluyoruz, güvenlik açısından ise gücümüzün zirvesindeyiz. Dolayısıyla parçalanmanın eşiğinde değiliz. Başka bir ifadeyle İsrail, süper güç olma yolunda ilerliyor.”

İsrailli araştırmacıya göre ikinci grup ise bunun tam tersini savunuyor: “Çöküş süreci şimdiden başladı. Bir kimlik krizi nedeniyle uçurumun eşiğindeyiz. Yönetişim kaybı var, siyasi anlamda olağanüstü durum söz konusu. Onlara göre aslında sonu çöküşle bitecek bir domino sürecinin başlangıcındayız. Peki kim haklı? Bize göre her iki taraf da haklı. Dolayısıyla önümüzde tarihi fırsatlar bulunuyor. İşte tam da bu nedenle paslanmış temellerimizi onarmak zorundayız.”

“Peki halkın bu sorular karşısında ne yapmasını istiyorsunuz?” sorusuna ise Golov şöyle yanıt verdi: “İnsanlara şunu söylüyoruz: Kim kiminle hükümet kuracak, kim kimin karşısında duracak meselesiyle yetinmeyin. Liderlere bu konulardaki planlarının ne olduğunu sorun. Onlardan yanıt talep edin. Yönümüzün nereye olduğuna ve çocuklarımızla torunlarımızın geleceğinin nasıl şekilleneceğine birlikte karar vermek zorundayız. İlk 100 günde derhal harekete geçmeliyiz. Çünkü bu 100 gün içinde yapılmayanları daha sonra hayata geçirmek çok zor olacak. Bu nedenle soruları şimdiden gündeme getiriyoruz.”

sdfgt
 İsrail’in Netzah Yehuda Taburu askerleri, askeri eğitimlerinin sonunda düzenlenen yemin töreninde, 10 Temmuz 2024 (EPA)

Golov sözlerini şöyle sürdürdü: “Hiç kimsenin İsrail’i beklemediğini anlamamız gerekiyor. İran, İsrail’in çevresinde ateş çemberi oluşturma planlarını sürdürüyor. Türkiye, kendisini İsrail karşıtı bölgesel bir süper güç olarak konumlandırıyor. Ülkeler teknolojik kapasitelerini geliştiriyor; dünyada da İsrail’in yerine geçebilecek alternatifler her alanda aranıyor. Biz bu süreci şimdi başlatmak ve geleneksel ‘Demir Duvar’ politikasını geliştirmek zorundayız. Düşmanlarımızın inşa ettiğimiz duvara çarparak etkisiz hale geleceğini düşünmeye alıştık. 7 Ekim’de İsrail halkı, düşmanlarımızı duvarın önünde bekleyemeyeceğini, çünkü onların duvarın arkasında güçlendiğini anladı. ‘Demir Duvar 2’ fikrine geçmemiz gerekiyor. Duvarın diğer tarafındaki gerçekliği şekillendirmeye başlamalıyız. Duvarın hâlâ güçlü olması gerekiyor, ancak yalnızca buna bağlı kalamayız. Başka alanlara da yatırım yapmaya başlamalıyız.”

‘Yalnızca iyi dost ABD’ye güvenmekten vazgeçilmesi’ çağrısında bulunan Golov, “Bölgenin düşmanca bir alan olduğunu ve buna karşı koymanın yolunun duvarlar inşa etmek olduğunu düşünmeye alıştık. Ancak bugün duvarların yanı sıra köprülere de ihtiyacımız var” dedi.


ABD’nin Austin kentinde bir Kişinin ICE tarafından vurulması öfkeye yol açtı

Polis ekipleri, Austin'de bir kişinin ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza (ICE) ajanı tarafından vurularak yaralanmasının ardından düzenlenen protestolar sırasında bir adamı gözaltına alıyor. (Reuters)
Polis ekipleri, Austin'de bir kişinin ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza (ICE) ajanı tarafından vurularak yaralanmasının ardından düzenlenen protestolar sırasında bir adamı gözaltına alıyor. (Reuters)
TT

ABD’nin Austin kentinde bir Kişinin ICE tarafından vurulması öfkeye yol açtı

Polis ekipleri, Austin'de bir kişinin ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza (ICE) ajanı tarafından vurularak yaralanmasının ardından düzenlenen protestolar sırasında bir adamı gözaltına alıyor. (Reuters)
Polis ekipleri, Austin'de bir kişinin ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza (ICE) ajanı tarafından vurularak yaralanmasının ardından düzenlenen protestolar sırasında bir adamı gözaltına alıyor. (Reuters)

ABD’nin Teksas eyaletinin Austin kentinde dün bir kişinin Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza (ICE) ajanı tarafından vurularak yaralandığı bildirildi. Duruma tepki gösteren yerel yetkililer, olayla ilgili soruşturma açılmasını talep etti.

Yetkililer, yaya takibi sırasında açılan ateş sonucu yaralanan kişinin durumunun ciddiyetini koruduğunu ancak stabil olduğunu belirtti. Olayla ilgili mevcut bilgilerin henüz "ön bilgi" niteliğinde olduğu vurgulandı.

Kent Belediye Başkanı Kirk Watson, X platformundan yaptığı paylaşımda, ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin göçmenlere yönelik başlattığı baskı politikalarını yürüten ICE ajanlarına atıfta bulunarak, "Austin sokaklarında bir kişinin ICE ajanları tarafından vurulmasından dolayı derin bir öfke ve büyük hayal kırıklığı yaşıyorum" ifadelerini kullandı.

Düzenlediği basın toplantısında Watson, silahlı saldırının Teksas'ın başkentinde ICE operasyonlarında "bir gecede yaşanan ani artışın" ortasında meydana geldiğini belirtti.

Ajans olayla ilgili henüz bir açıklama yapmazken, Austin makamları da vurulan kişinin ismi, yaşı, uyruğu veya ateş açılmasının nedenine ilişkin şu an için ayrıntılı bilgi veremeyeceklerini bildirdi.

Watson, olayın tüm yönleriyle aydınlatılması sürecine yerel kolluk kuvvetlerinin de dahil edilmesi gerektiğini vurgulayarak şunları söyledi:

"Açıkça söyleyebilirim ki, benim bakış açıma göre ICE'ın diğer kurumları dışarıda bırakarak tek başına bir soruşturma yürütmesine güvenmek doğru olmayacaktır."

Kongre Üyesi Greg Casar da bu görüşe destek vererek gazetecilere yaptığı açıklamada, "ICE'ın başka şehirlerde yaşanan silahlı saldırı olaylarında dürüst davranmadığını" dile getirdi.

Casar, ocak ayında Minneapolis'te Rene Goode'un vurulması olayını örnek göstererek, ICE'ın "Goode'un bir federal ajanı ezmeye çalıştığı" yönündeki iddiasının video kayıtlarıyla yalanlandığını hatırlattı.

Casar, "Bu kâbusun kapımıza kadar dayanmış olması dehşet verici" dedi.

İç Güvenlik Bakanlığı verilerine göre, ağustos ayında ABD genelinde yaklaşık 51 bin düzensiz göçmen gözaltına alındı.

Ağır silahlı ve maskeli ICE ajanları, görevlerini icra ederken ABD vatandaşlarına ateş açmak da dahil olmak üzere başvurdukları sert yöntemler nedeniyle sık sık eleştirilerin hedefi oluyor.

Şarku’l Avsat’ın Texas Tribune gazetesinden aktardığına göre, Mart 2025'te ICE ajanları tarafından öldürülen 23 yaşındaki Ruben Ray Martinez, Trump'ın ikinci başkanlık döneminde kurum tarafından öldürüldüğü bilinen ilk ABD vatandaşı olmuştu.


İran Devrim Muhafızları, ABD’ye ait İHA’yı düşürdüğünü açıkladı: Savaşın coğrafyasını değiştireceğiz

İran Devrim Muhafızları, cuma günü Tahran'da düzenlenen askeri geçit töreninde İHA'ları sergilerken (AP)
İran Devrim Muhafızları, cuma günü Tahran'da düzenlenen askeri geçit töreninde İHA'ları sergilerken (AP)
TT

İran Devrim Muhafızları, ABD’ye ait İHA’yı düşürdüğünü açıkladı: Savaşın coğrafyasını değiştireceğiz

İran Devrim Muhafızları, cuma günü Tahran'da düzenlenen askeri geçit töreninde İHA'ları sergilerken (AP)
İran Devrim Muhafızları, cuma günü Tahran'da düzenlenen askeri geçit töreninde İHA'ları sergilerken (AP)

İran Devrim Muhafızları Sözcüsü Hüseyin c, bugün yaptığı açıklamada, ABD’nin İran’a yönelik yeni bir saldırı düzenlemesi halinde Tahran’ın yeni silahlar kullanacağını ve daha önce saldırıya uğramamış noktaları hedef alacağını söyledi.

Şarku’l Avsat’ın Devrim Muhafızları’na bağlı Fars Haber Ajansı’ndan aktardığı habere göre Muhibbi, “Yeni bir saldırı gerçekleşirse savaşın silahlarını ve coğrafyasını kesinlikle değiştireceğiz” dedi. Muhibbi, Tahran’ın uzun süreli bir çatışmaya hazır olduğunu belirtti.

gthyu
Devrim Muhafızları Sözcüsü Hüseyin Muhibbi (ortada), Tahran'ın batısındaki Kerec'de düzenlenen basın toplantısında (Arşiv-IRNA)

Şarku’l Avsat’ın Reuters’ın aktardığı habere göre Muhibbi, İran’ın olası yeni bir saldırıya karşı hazırlıklı olduğunu açıkladı.

İran Silahlı Kuvvetleri Birleşik Muharebe Komutanlığı dün yaptığı açıklamada, Tahran’ın ABD’nin askeri operasyonlara yeniden başlamaya hazırlandığı yönünde bilgiler aldığını bildirmişti.

Devrim Muhafızları ise bugün ABD’ye ait MQ-1 tipi bir insansız hava aracını (İHA) Hürmüz Boğazı hava sahasında düşürdüğünü açıkladı. Bu, İran’ın son 24 saat içinde düşürdüğünü duyurduğu ikinci ABD İHA’sı oldu.