Kaswar Klasra
Pakistan’ın Kızıldeniz'deki deniz taşımacılığını tehdit eden gelişmelere ilişkin son uyarısı, alışılagelen diplomatik açıklama sınırlarını aşıyor; bu durum, İslamabad'ın Ortadoğu çatışmalarına yönelik uzun süredir sürdürdüğü politikasında karakteristik özellik taşıyan stratejik belirsizliğin sona ermesine işaret ediyor olabilir.
Pakistan tarafından geçtiğimiz çarşamba günü yayımlanan son derece sert bir açıklamada, İran ile ittifak halinde olan Yemen’deki Husi Hareketi, Suudi Arabistan'ı ve ticari deniz taşımacılığını tehdit etmesi nedeniyle kınandı ve İslamabad'ın, deniz çıkarları hedef alınırsa ‘kendini savunma hakkını saklı tuttuğu’ uyarısında bulundu. Dışişleri Bakanlığı bu tehditleri ‘kabul edilemez’ ve uluslararası hukuka aykırı olarak nitelendirdi. Bu, Pakistan'ın giderek daha da çalkantılı hale gelen bir bölgesel sahnede açık kırmızı çizgiler belirlemeye hazır olduğuna dair nadir bir işaret niteliği taşıyor.
Açıklama, Husilerin Suudi Arabistan'a yönelik derhal bir deniz ablukası uygulama kararını duyurmasının ardından geldi. Bu adım, uygulanması halinde Suudi Arabistan petrol ihracatı için hayati önem kazanmış Kızıldeniz limanlarına erişimi engelleyebilir. Bu gelişme, ABD ile İran arasında yeniden alevlenen gerginliklerin Hürmüz Boğazı'ndan geçişi kısıtladığı bir dönemde yaşanıyor. Bu gelişmelerin tümü bir araya gelerek, Kızıldeniz'i hızla ikincil bir sahneden, Ortadoğu'nun yaşadığı daha geniş güvenlik krizinde merkezi bir cepheye dönüştürüyor. Bu gelişmeler, Pakistan açısından derin sonuçlar taşıyor.
Güvenlik aktörü
İslamabad, son on yılın büyük bölümü boyunca, bölgesel husumetlerde tarafsız bir arabulucu konumunu pekiştirmeye çalıştı. Bu sırada İran ile çalışma ilişkilerini sürdürürken Suudi Arabistan ve diğer Körfez ülkeleriyle güvenlik ve ekonomik bağlarını derinleştirdi. Bu denge bugün eşi görülmemiş baskılarla karşı karşıya.
Husilerin deniz taşımacılığına yönelik tehditlerinin tırmanmasıyla, Washington ve Körfez ülkelerindeki karar alıcılar, kamuoyunun gözünden uzakta, Pakistan'ın küresel enerji tedarik yollarının en önemli darboğaz noktalarından biri olan Babu’l-Mendeb Boğazı'ndan geçen deniz koridorlarını korumada daha aktif bir rol üstlenme ihtimalini değerlendiriyor. Bazı haberler, görüşmelerin istihbarat paylaşımını, deniz koordinasyonunu ve ticari deniz taşımacılığı hatlarını korumak için lojistik destek sağlanmasını kapsadığına işaret ediyor.
Son Pakistan açıklaması, İslamabad'ın konumlanmasını yeniden ayarlamak üzere olabileceğine işaret ediyor. İslamabad'da yerleşik üst düzey bir güvenlik analisti, “Kullanılan dil önemli bir anlam taşıyor, zira hem endişeyi hem de hazırlığı yansıtıyor. Pakistan, gerektiğinde kendi çıkarlarını ve ortaklarının çıkarlarını savunmaya hazır olduğuna dair bir sinyal veriyor” değerlendirmesinde bulundu.
Kızıldeniz gibi karmaşık bir deniz ortamında olduğu gibi, herhangi bir dış konuşlanma önceliklerin titizlikle sıralanmasını gerektiriyor. Ancak Suudi Arabistan'ı hedef alan tehditler söz konusu olduğunda Pakistan sınırların çok ötesine gidebilir.
Bu yeniden değerlendirme sürecinin merkezinde yer alan Suudi Arabistan, Pakistan'ın stratejik ortağı ve Pakistanlı yetkililer tarafından sıkça ‘kardeş ülke’ olarak nitelendiriliyor. İki ülke arasındaki ilişki, on yıllara dayanan askeri iş birliği, ekonomik destek ve siyasi uyuma dayanıyor. Bu yüzden Suudi Arabistan’ın ekonomik damarlarına, özellikle enerji ihracatına yönelik sürekli herhangi bir tehdit, Pakistan'ın ekonomik istikrarı ve bölgesel konumu üzerinde doğrudan sonuçlar doğuruyor.
Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre İslamabad'daki diplomatik ve askeri yetkililer, özel görüşmelerde, Suudi Arabistan'ın deniz yollarını hedef alan tehditlerin, artık Pakistan'ın ulusal çıkarlarıyla kesişen daha geniş bir güvenlik perspektifi dahilinde değerlendirildiğini kabul ediyor.
Eski üst düzey bir savunma yetkilisi, yaptığı açıklamada, "Pakistan, en yakın bölgesel ortaklarının ekonomik damarları hedef alındığında kayıtsız kalamaz. Bu noktadan sonra tarafsızlık sürdürülemez hale gelen bir eşik var” ifadelerini kullandı.
Bazı analistlere göre Pakistan, bu eşiğe yaklaşmış olabilir.
Kırmızı çizgilere dair nadir bir işaret
Kızıldeniz'de Pakistan'ın olası rolüne ilişkin herhangi bir tartışma, ülkenin askeri kapasitesine dair kaçınılmaz soruları gündeme getiriyor.
Pakistanlı askeri planlamacılar, yıllardır ülkelerinin aynı anda birden fazla operasyon sahasını yönetecek doktrin ve operasyonel kapasiteyi geliştirdiğini vurguluyor. Yetkililer, silahlı kuvvetlerin, Hindistan sınırında güçlü bir geleneksel caydırıcılığı sürdürmekten Afgan sınırında terörle mücadele operasyonlarını sürdürmeye kadar eş zamanlı zorluklarla başa çıkma deneyimine dikkati çekiyor.
Pakistan savunma kurumu içindeki bazı çevreler, bu deneyimin ülkeye, gerektiğinde birden fazla cephede hareket etme konusunda daha geniş bir kapasite kazandırdığını değerlendiriyor. Bu bakış açısına göre Pakistan, teorik olarak doğuda Hindistan karşısındaki caydırıcı konumunu korurken, daha uzak bölgelerdeki deniz güvenliği çabalarına da katkı sağlayabilir.
Bağımsız analistler ise daha temkinli bir değerlendirme sunuyor.
İslamabad'da ikamet eden savunma ve strateji analisti Mustansir Abbas, yaptığı değerlendirmede, “Pakistan ordusu yüksek kapasiteye sahip ve Husilere karşı belirleyici operasyonlar gerçekleştirebilir. Güçleri birden fazla iç cephede meşgul olsa da halen Suudi Arabistan'ı hedef alan tehditleri ortadan kaldırmak için gerekli kararlılığa, deneyime ve kaynaklara sahip” dedi.
Bahria Üniversitesi'nde savunma ve strateji çalışmaları dersleri veren Abbas sözlerini şöyle sürdürdü:
“Kızıldeniz gibi karmaşık bir deniz ortamında olduğu gibi, herhangi bir dış konuşlanma önceliklerin titizlikle sıralanmasını ve hedeflere ilişkin siyasi netliği gerektiriyor. Ancak Suudi Arabistan'ı hedef alan tehditler söz konusu olduğunda Pakistan sınırların çok ötesine gidebilir."

Pakistan'ın askeri güvenilirliği, son yıllarda özellikle 2025'te Hindistan'la yaşanan kriz sırasında ordunun performansının ardından güçlendi. Kriz sonucuna ilişkin rakip anlatılar sürmesine rağmen, bu çatışma, bölgesel ortaklar nezdinde Pakistan'ın hâlâ disiplinli ve hızlı yanıt veren bir askeri güç olduğu algısının pekişmesine katkı sağladı; bu algı, bugün Körfez ülkelerinin beklentilerini etkiliyor.
İran kısıtlaması
Pakistan, İran ile uzun ve hassas bir sınırı paylaşıyor. İki ülke ayrıca, sınır ötesi silahlı grupların faaliyetinden mezhepsel gerginliklere kadar iç içe geçmiş güvenlik kaygılarıyla karşı karşıya. Tahran, tarihsel olarak Körfez'deki askeri iş birliğinin genişlemesine, özellikle bu iş birliği doğrudan veya dolaylı olarak ABD destekli güvenlik çerçeveleriyle bağlantılı olduğunda kuşkuyla yaklaştı.
“Husilerin tehditlerine karşı Kızıldeniz güvenlik düzenlemelerine yönelik etkili herhangi bir katılım, İran tarafından bölgesel çıkarlarına karşı bir hizalanma ve tarafsızlık ile askerileşme arasındaki sınır çizgisinin bulanıklaştırılması olarak yorumlanabilir
Bu gerginlik, İran İçişleri Bakanı İskender Mümini'nin İslamabad'a gerçekleştirdiği son ziyaret sırasında ortaya çıktı. Ziyaret sırasında Başbakan Şehbaz Şerif ve Genelkurmay Başkanı Mareşal Asım Münir ile üst düzey görüşmeler gerçekleştirildi. Resmi açıklamalar, iş birliği ve tırmanışın azaltılması üzerinde durdu, ancak ziyaretin zamanlaması, Tahran'ın Pakistan'ın rolündeki gelişmeye ilişkin daha derin endişelerine işaret etti.
İslamabad burada hem diplomatik hem de yapısal bir zorlukla karşı karşıya bulunuyor. Husilerin tehditlerine karşı koymayı amaçlayan Kızıldeniz güvenlik düzenlemelerine yönelik etkili herhangi bir katılım, İran tarafından bölgesel çıkarlarına karşı bir hizalanma olarak yorumlanabilir. Sınırlı savunma amaçlı bir rol bile, tarafsızlık ile İran karşıtı daha geniş bir güvenlik yapısına katılım arasındaki sınır çizgisini bulanıklaştırabilir.

Pakistanlı eski diplomat İftihar Kazımi, Pakistan’ın teorik olarak rolünü dar bir çerçevede sınırlandırabileceğini, ancak bölgenin, pratikte bu tür ince ayrımlara göre işlemediğini söyledi. Pakistan’ın Suudi Arabistan'ın çıkarlarını koruma kapasitesine sahip olduğunu belirten Kazımi, “Bunu yapmalı” diye ekledi.
İslamabad'daki hükümet yetkilileri, gayri resmi bir açıklamada, Pakistan'ın belki de zaten Riyad'a doğru kesin bir şekilde eğilmeye başladığına işaret etti.
Üst düzey bir hükümet yetkilisi, yaptığı açıklamada, “İslamabad, Riyad'a hazır olduğunu, Suudi Arabistan'a güç konuşlandırmak için tek bir yeşil ışığın yeterli olacağını bildirdi. İran ve Husiler bunu zaten biliyor. Başbakan Şerif ve Mareşal Münir, Suudi Arabistan'ı hedef alan herhangi bir tehdidi etkisiz hale getirmek için Pakistan'ın sınırların çok ötesine gidebileceğini açıkça belirtti” şeklinde konuştu.
Türkiye, Pakistan ve Bangladeş de Husi tehditlerine karşı Suudi Arabistan'a desteklerini açıkça ilan ederek, önde gelen bazı Müslüman çoğunluklu ülkeler arasında yeni bir konuşlanmanın şekillendiğini ortaya koydu. Nükleer güce sahip bir Müslüman ülke olan Pakistan'ın, NATO'nun askeri açıdan yetkin üyesi Türkiye ve Bangladeş'le yakınlaşması, Riyad'ın izole olmadığı, aksine gerektiğinde siyasi desteği güvenlik iş birliğine dönüştürmeye hazır etkili Müslüman ülkelerin desteğine sahip olduğu yönünde daha geniş bir stratejik mesaj taşıyor.
Bu açıklamalar sadece medyaya yönelik boş sözler gibi görünmüyor. Pakistan Ordusu Sözcüsü, geçtiğimiz cuma günü, ABD ile İran arasındaki gerginliklerin tırmandığı bir dönemde, İslamabad ile Suudi Arabistan arasındaki stratejik savunma ittifakını yeniden teyit ederek, 2025 yılında imzalanan ve taraflardan birine yönelik herhangi bir saldırının her ikisine de yapılmış bir saldırı olarak değerlendirildiği karşılıklı bir güvenlik anlaşmasına dikkati çekti.
Sözcü, operasyonel ayrıntıları açıklamadan Pakistan'ın bağlılığını vurgulayarak, iki ülke arasındaki ilişkiyi savunma ve ekonomi alanlarında köklü kurumsal bir ortaklık olarak sundu. İslamabad ayrıca, Riyad'ın Irak'ta gerçekleştirdiği son saldırıları destekleyerek, bunları uluslararası hukuk uyarınca meşru bir öz savunma olarak değerlendirdi. Bu sırada genişlemekte olan Körfez krizinde ve buna eşlik eden deniz taşımacılığı hareketliliği aksaklıklarında arabuluculuk rolünü paralel olarak korumaya çalışıyor.
Ekonomik coğrafyanın kuşatması
Jeopolitik değerlendirmelerin yanı sıra ekonomik zorunluluk da Pakistan'ın hesaplarını yönlendiriyor.
Pakistan ekonomisi üzerindeki sürekli baskılar ve enerji güvenliğinin kırılganlığı göz önüne alındığında, İslamabad'ın küresel petrol tedarik yollarının istikrarını desteklemek için güçlü nedenleri bulunuyor. Babu’l-Mendeb'de yaşanan aksaklıklar, özellikle Hürmüz Boğazı'ndaki istikrarsızlıkla eş zamanlı gerçekleştiğinde, Pakistan ekonomisinin dayanıklılık kapasitesi üzerinde doğrudan bir tehlike oluşturuyor.
Aynı zamanda Körfez ülkeleri güvenlik ortaklıklarını çeşitlendirmeye çalışıyor. Bu da Pakistan'a askeri iş birliğini ekonomik ve enerji kazanımlarına dönüştürme fırsatı sunuyor. Savunma ilişkilerinin genişletilmesine ilişkin görüşmeler giderek daha fazla, enerji tedarikinin güvence altına alınmasını, altyapıya yatırım yapılmasını ve mali destek sağlanmasını kapsıyor.
Pakistan'ın Kızıldeniz güvenliğindeki olası rolü, dış politikayı ekonomik varlık gerekleriyle uyumlu hale getirmeye yönelik daha geniş bir çabanın parçası olarak öne çıkıyor.
Güvenlik baskıları, müttefik beklentileri, ekonomik teşvikler ve bölgesel rekabetler bir araya gelerek, Pakistan'ın elindeki manevra alanını hızla daraltıyor.
Babu’l-Mendeb ve Hürmüz Boğazı’ndaki aksaklıklar Pakistan ekonomisinin dayanıklılığını tehdit ederken, Körfez'in güvenlik ortaklıklarını çeşitlendirmesi Pakistan'a askeri iş birliğini ekonomik kazanımlara dönüştürme imkanı tanıyor.
İslamabad, İran ile diplomatik ilişkiler kurmayı, Körfez güvenlik çerçevelerini desteklemeyi ve ABD ile ilişkilerini korumayı sürdürerek, şimdiye kadar hassas bir dengeyi korumayı başardı. Ancak deniz çatışma bölgelerinin Hürmüz Boğazı'ndan Kızıldeniz'e kadar genişlemesi, bu paralel süreçleri tek bir stratejik ikilemde birleştirme tehdidi oluşturuyor.
Pakistan tarafından yapılan son açıklama, ülkenin, özellikle deniz ticaretinin korunması ve Suudi Arabistan'ın güvenliğiyle ilgili olarak, çıkarları için daha net sınırlar çizmeye başladığına işaret ediyor. Soru, İslamabad'ın bu sınırları pratik adımlara dönüştürmeye ne kadar hazır olduğunda düğümleniyor.
Sona yaklaşan stratejik belirsizlik
Pakistan, bugün belirleyici bir kavşakta duruyor. Diplomasi ve arabuluculuğa odaklanmaya, gerginlikleri azaltmaya ve çatışmalara doğrudan katılımdan kaçınmaya devam edebilir. Aynı zamanda, tehdit altındaki deniz yollarını korumak için Körfez’deki ortaklarıyla beraberliğini pekiştirerek, bölgesel güvenlikte daha aktif bir role kademeli veya kararlı bir şekilde yönelebilir.

Her yol, bir dizi riski beraberinde getiriyor. Daha derin bir katılım, İran ile ilişkileri gerginleştirebilir ve Pakistan'ı yeni güvenlik zorluklarıyla karşı karşıya bırakabilir. Sınırlı tutumun sürdürülmesi ise, Körfez ülkelerinin güvenlik bağımlılıklarını yeniden değerlendirdiği bir dönemde, Pakistan'ın güvenilir bir ortak olarak güvenilirliğini tehlikeye atabilir.
Açık olan şu ki, rahat belirsizlik dönemi sona ermeye yaklaşıyor. Kızıldeniz, Ortadoğu'nun siyasi coğrafyasında yeni bir cepheye dönüşürken, Pakistan artık uzaktan izleyen bir gözlemci değil. İstese de istemese de giderek daha fazla ağırlığı olan bir tarafa dönüşme yolunda ilerliyor.