Putin’in savaş komuta yapılarında yaptığı değişiklikler, uzun soluklu bir yıpratma savaşının zeminini hazırlıyor

Ordudaki yolsuzlukla mücadele ve savunma sanayinin cephelerin ihtiyaçlarına odaklanması

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, pazartesi günü Kremlin’de Rus milletvekilleriyle yaptığı toplantının ardından bir ödül törenine katıldı. (AP)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, pazartesi günü Kremlin’de Rus milletvekilleriyle yaptığı toplantının ardından bir ödül törenine katıldı. (AP)
TT

Putin’in savaş komuta yapılarında yaptığı değişiklikler, uzun soluklu bir yıpratma savaşının zeminini hazırlıyor

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, pazartesi günü Kremlin’de Rus milletvekilleriyle yaptığı toplantının ardından bir ödül törenine katıldı. (AP)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, pazartesi günü Kremlin’de Rus milletvekilleriyle yaptığı toplantının ardından bir ödül törenine katıldı. (AP)

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in ordunun komuta kademesinde ve askeri operasyonların yönetiminde geniş çaplı değişikliklere gidildiğini açıklaması, Rusya’nın Ukrayna ve arkasındaki Batı ile yaşanan çatışmanın geleceğine yönelik vizyonundaki değişimi gözler önüne serdi.

Savaşın gereksinimleri ve son dönemde bazı mevzilerde ortaya çıkan aksaklıklar nedeniyle kritik askeri pozisyonlarda görev değişimleri zaten bekleniyordu. Ancak söz konusu düzenlemelerin niteliği ve kapsamı dikkat çekti. Değişikliklerin; komuta kademesi, ikmal, lojistik ve orduya giderek artan ihtiyaçları sağlayan askeri-endüstriyel kompleks ile temas noktalarını içerecek şekilde genişletildiği bildirildi.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, çarşamba günü Moskova Bölge Valisi ile bir araya geldi. (Reuters)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, çarşamba günü Moskova Bölge Valisi ile bir araya geldi. (Reuters)

Kapsamlı değişiklikler

Putin, Savunma Bakanlığı yönetimiyle gerçekleştirdiği toplantıda kararlarını, ‘sahadaki deneyimler ve Ukrayna'daki askeri operasyonun gidişatı’ doğrultusunda Savunma Bakanlığı yapısının iyileştirilmesi ve geliştirilmesi gerekliliğiyle gerekçelendirdi. Savunma Bakanlığı’nın askeri lojistik destek sektörlerini tek bir merkezi komuta altında birleştirme önerisine dikkat çeken Putin, mevcut koşullarda ikmal personelinin gösterdiği çabaları övdü ve bu çalışmaları tam anlamıyla bir muharebe faaliyeti olarak nitelendirdi.

Toplantıda cephe komutanlıklarına yapılan yeni atamalar da duyuruldu. Bu kapsamda Valery Solodchuk, Savunma Bakanlığı İkmal ve Lojistik Başkanı olarak atandı. Donetsk’in kontrolünü sağlayan operasyonları yöneten General Andrey Ivanayev, Merkez Kuvvetler Komutanlığı’na getirilirken, Putin kendisine verilen görevleri yerine getirme konusunda Ivanayev’e güveninin tam olduğunu belirtti.

Öte yandan, Doğu Kuvvetler Kurmay Başkanı Pyotr Bulgarev’in, Andrey Ivanayev’in yerine geçici olarak bu grubun komutanlığına atandığı açıklandı. Putin ayrıca, Rusya Silahlı Kuvvetleri bünyesinde insansız sistemlere özel yeni bir sınıf oluşturulmasına ilişkin kararnameyi imzaladı ve bu birimin komutasına Tümgeneral Denis Lyamin getirildi.

Tedarikin iyileştirilmesi

Uzmanlar, Savunma Bakanlığı’ndaki komuta değişikliklerinin ordunun ikmal süreçlerini iyileştireceğini ve daha önce lojistik destek sağlayan merkez ile kurumların çokluğu nedeniyle gözlemlenen büyük kafa karışıklığına son vereceğini değerlendirdi. Şarku’l Avsat’ın uzmanlardan edindiği bilgiye göre ordu; gıda, giyim ve diğer ihtiyaçlardan tanklar ile en gelişmiş füzelere kadar askeri kurumun bütün gereksinimlerini karşılamaktan sorumlu tek bir lojistik sisteme sahipti. Putin’in açıkladığı değişiklikler ise bu yapıyı iki ayrı alana böldü. İlk alan olan teknik destek sistemi; tamamen silahlara odaklanarak bunların geliştirilmesini, üretimini ve birliklere teslimatını denetleyecek. Diğer alan olan ikmal ve destek hizmetleri sistemi ise komutanların ordunun askeri üniforma, gıda, yakıt ve benzeri tüm ihtiyaçlarını eksiksiz karşılamasından sorumlu olmasını sağlayacak.

Bu doğrultuda Putin’in gerçekleştirdiği düzenlemeler, Savunma Bakan Yardımcılarının görev tanımlarında da hassas bir iş bölümünü beraberinde getirdi.

Ukrayna insansız hava aracının düşmesi sonucu Moskova çevresinde duman yükseliyor. (Arşiv-EPA)
Ukrayna insansız hava aracının düşmesi sonucu Moskova çevresinde duman yükseliyor. (Arşiv-EPA)

Savunma Bakan Yardımcısı Aleksandr Sanchik, kuvvetlerin teknik destek sistemi kapsamındaki tüm hizmetlerin başına atanırken, Bakan Yardımcısı Aleksey Krivoruchko ise gelişmiş silahların geliştirilmesini denetleyecek. Daha önce Merkez Askeri Bölge ve Kuzey Askeri Bölgesi’ndeki Merkez Birlikler Grubu Komutanı olarak görev yapan Valery Solodchuk ise tüm ikmal ve destek hizmetlerinin başına getirildi.

Doğu Birlikler Grubu Komutanı Andrey Ivanayev, boşalan Merkez Birlikler Grubu Komutanlığı görevini üstlendi. Bu grubun kurmay başkanı olarak görev yapan Pyotr Bulgarev ise Ivanayev’den boşalan Doğu Birlikler Grubu Komutanlığı’na getirilecek.

Askeri uzman Vasiliy Dandıkin, kuvvetlerin teknik destek sisteminin modernizasyonunun; silah ve teçhizatı geliştiren ve talep eden kurumlar ile bu teçhizatı sahada kullanan birimler arasındaki koordinasyonun etkinliğini artıracağını belirtti. Dandıkin, geçmişte bu alanda hâkim olan bir tür gevşeme ve hantallığa işaret ederek, temel hedefin Rus savunma sanayisinin yalnızca ordunun fiilen ihtiyaç duyduğu silahları üretmesini sağlamak olduğunu vurguladı.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Kremlin’de Devlet Duması üyeleriyle yaptığı görüşme sırasında konuşuyor. (Reuters)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Kremlin’de Devlet Duması üyeleriyle yaptığı görüşme sırasında konuşuyor. (Reuters)

Putin’in kararlarını açıkladığı sırada, ikmal ve destek sisteminin sorumluluğunu üstlenen Savunma Bakan Yardımcısı Valery Solodchuk’a hitaben, “Özel askeri operasyon bağlamında lojistik destek de başlı başına muharebe gerektiren bir süreçtir” ifadesini kullanması dikkat çekti. Bu açıklama, ordunun ihtiyaçlarını özel şirketlere ihale eden önceki sistemin artık verimli olmadığını ve ‘bölge komutanlarının kendi ihtiyaçlarını en iyi bilen kişiler olduğunu’ ortaya koydu. Bu doğrultuda değerlendirmelerde bulunan uzman Boris Dzherelievsky, ciddi bir silahlı çatışmanın içinde yer alan bir ordunun lojistik hizmetlerinin ‘üst düzeyde merkezileştirilmesi gerektiğini’ belirtti.

Moskova yakınlarında Ukrayna insansız hava araçlarının bombaladığı bir bölgeden duman yükseliyor. (Reuters)
Moskova yakınlarında Ukrayna insansız hava araçlarının bombaladığı bir bölgeden duman yükseliyor. (Reuters)

Yolsuzlukla mücadele

Uzman değerlendirmelerine göre, tek bir merkezi komuta altında destek hizmetleri çok daha verimli çalışacak; örneğin askeri nakliye organizasyonu sırasında gereksiz onay süreçlerine ihtiyaç kalmayacak. Yeni yapıyla birlikte tüm destek hizmetleri (özellikle gıda, giyim, ulaştırma, roket yakıtı ve akaryakıt departmanları) tek bir yapının yönetimi altına girecek ve tek bir yetkili tarafından idare edilecek.

Uzmanlar, bu değişikliklerin ordu tedarik süreçlerindeki yolsuzlukların önüne geçilmesine de katkı sağlayacağını vurguladı. Geçtiğimiz dönemde yaşanan ve çatışma bölgelerindeki birliklere standartlara uymayan yüzlerce ton konserve etin teslim edilmesini de içeren skandalların tekrarlanmasının önlenmesi hedefleniyor. Hatırlanacağı üzere, Savunma Bakanlığı İkmal İdaresi Gıda Dairesi Başkanı iki ay önce tutuklanmış ve hakkında nitelikli dolandırıcılık suçlamasıyla dava açılmıştı. Soruşturma dosyasına göre tutuklu bürokratın, birliklere teslim edilen her bir çorba konservesi için nakit olarak beş ruble rüşvet aldığı tespit edilmişti.

Moskova’nın merkezindeki bir restoranın yakınında meydana gelen patlamanın olduğu yerde nöbet tutan güvenlik görevlileri (Reuters)
Moskova’nın merkezindeki bir restoranın yakınında meydana gelen patlamanın olduğu yerde nöbet tutan güvenlik görevlileri (Reuters)

Üç hedef

Uzmanlara göre Putin’in kararları üç temel hedefi gerçekleştirmeyi amaçlıyor. Birincisi, ikmal süreçlerini iyileştirip düzene sokmak ve askeri kurum bünyesindeki yolsuzlukla mücadele etmek. İkincisi, cephedeki çatışmaların gidişatına ve birliklerin ihtiyaç duyduğu eksikliklerin hızlıca tedarik edilmesine hizmet edecek şekilde savunma sanayisinin önceliklerini düzenlemek. Bu doğrultuda, cephede aynı yoğunlukta kullanılmayan silah ve teçhizat modellerinin üretimini katlamak yerine ihtiyaca odaklanılması hedeflenirken, insansız hava araçları ve güdümlü silahlara uzmanlaşmış yeni bir askeri tugay bünyesinde merkezi bir komutanlık kurulması kararı da bu stratejinin bir parçası olarak öne çıkıyor. Üçüncü hedef ise farklı cephelerdeki doğrudan komuta kabiliyetinin etkinliğini artırmak olarak değerlendiriliyor.

Uzun bir savaşa hazırlık

Uzmanlar, bu atama ve değişikliklerde herhangi bir siyasi boyutun bulunmamasının dikkat çekici olduğuna işaret ediyor. Nitekim farklı birimlerin yönetimine getirilen isimlerin müzakere süreçleri veya siyasi faaliyetlerle herhangi bir bağı bulunmuyor. Uzmanlara göre bu durum, savaşın beşinci yılında ve herhangi bir siyasi çözüm ufku görünmezken Rusya’nın stratejisini, cephedeki kabiliyetlerini güçlendirmek ve önümüzdeki uzun dönem boyunca sürecek bir yıpratma savaşına hazır olmak üzerine kurduğunu gösteriyor. Sahada ve siyasi alanda tırmanan gerilim, Avrupa’nın devam eden operasyonlara katılımının artması ve ABD’nin tutumunda yaşanabilecek bariz bir değişim endişesi ışığında Rusya’nın, gelişmelerin gerektirmesi halinde savaşın coğrafi olarak genişlemesine dahi hazırlık yaptığı değerlendiriliyor.

 ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ve Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Trump ve Putin’in basın toplantısı öncesinde, 15 Ağustos 2025 (AFP)
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ve Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Trump ve Putin’in basın toplantısı öncesinde, 15 Ağustos 2025 (AFP)

Federasyon Konseyi Dış İlişkiler Komitesi Başkanı Grigoriy Karasin, Izvestiya gazetesine yaptığı açıklamada, düzenlemelerin amacının cephedeki doğrudan kabiliyetleri artırmak, sanayi ve arka cephedeki ikmal kapasitesini güçlendirmek ile Rusya Silahlı Kuvvetleri’nin sahada sonuç almaya odaklanmasını artırmak olduğunu belirtti. Karasin, “Şu anda silahlı kuvvetlerimizi geliştirmeye ve Batı ile müttefiklerinin Ukrayna’daki yoğun askeri faaliyetlerine karşı koymaya odaklanmalıyız. Birinci görev, bu faaliyeti tamamen etkisiz hale getirmektir. Müzakerelerin yürütülmesi, biçimi, zamanlaması ve yeri gibi hususlar ise ikincil önemdedir” ifadelerini kullandı.

Aynı çerçevede değerlendirmelerde bulunan siyaset bilimci Andrey Kortunov ise, “Her devlet, çatışma ilerledikçe kuvvetlerinin sevk ve idaresini optimize eder. Bazıları zamanın Kiev’in lehine işlediğine ve barış için acele etmeye gerek olmadığına kendilerini inandırmaya çalışsa da bu mantığın savaş alanında çürütülmesi, Batı’yı müzakere sürecini yoğunlaştırmaya teşvik edecektir. Ancak bundan sonra Amerikalı arabuluculardan yeni girişimler ve belki de Avrupa ülkelerinin tutumlarında değişiklikler bekleyebiliriz” dedi.



Maduro'nun ardından: Delcy Rodriguez koltuğu bırakmak istemiyor

Delcy Rodriguez, yarın 2018'den bu yana Venezuelalı bir liderin yüz yüze katılacağı ilk BM Milletler Genel Kurulu konuşmasını yapacak (Reuters)
Delcy Rodriguez, yarın 2018'den bu yana Venezuelalı bir liderin yüz yüze katılacağı ilk BM Milletler Genel Kurulu konuşmasını yapacak (Reuters)
TT

Maduro'nun ardından: Delcy Rodriguez koltuğu bırakmak istemiyor

Delcy Rodriguez, yarın 2018'den bu yana Venezuelalı bir liderin yüz yüze katılacağı ilk BM Milletler Genel Kurulu konuşmasını yapacak (Reuters)
Delcy Rodriguez, yarın 2018'den bu yana Venezuelalı bir liderin yüz yüze katılacağı ilk BM Milletler Genel Kurulu konuşmasını yapacak (Reuters)

Venezuela'nın geçici devlet başkanı Delcy Rodriguez, ABD Başkanı Donald Trump'la arasını iyi tutarak iktidarını pekiştirmek istiyor.

Rodriguez, ABD'nin New York kentinde düzenlenen Birleşmiş Milletler (BM) 81. Genel Kurulu kapsamında bugün Trump'la bir araya gelecek. 

57 yaşındaki siyasetçi, ABD ordusunun ocak ayında Venezuela'ya baskın düzenleyerek Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'i kaçırmasının ardından ülkenin başına geçmişti.

Trump, Venezuela'yla "dünya tarihinin en büyük petrol anlaşmasını" yaptıklarını geçen ay duyurmuştu. Cumhuriyetçi lider, ABD'nin özel sektörle kurulan ortaklık aracılığıyla Venezuela'daki 65 milyar varilden fazla petrol rezervinin büyük bölümü üzerinde kontrol sağladığını açıklamıştı.

Venezuela'da solcular anlaşmaya karşı protestolar düzenlerken, Rodriguez sözleşmeyi savunmuştu.

Financial Times'ın aktardığına göre ocak ayından beri ülkenin petrol gelirlerini kontrol eden ABD yönetimi, ülkede faaliyet gösteren Çinli ve Rus firmalara ödeme yapılmasını da engelliyor.

Analizde, Rodriguez açısından Washington'la yakın ilişki kurmanın, Venezuela'da iktidarını sağlamlaştırmasına yardımcı olabileceğine işaret ediliyor.

Venezuela Anayasası'nda geçici devlet başkanlığı için öngörülen 180 günlük süre temmuzda dolmuştu. Analize göre Rodriguez, Trump'la kişisel bağlarını güçlendirerek kendisini koltuğundan edebilecek seçimleri mümkün mertebe ertelemek istiyor.

Yakın tarihli bir ankette net onay puanı eksi 36'ya gerileyen Rodriguez, ekonomik toparlanma sağlayabilirse kendisini ülkenin eski lideri Hugo Chavez'in etkili ve teknokrat bir halefi olarak sunmayı deneyebilir.

Muhalefet ise Washington'la yapılan anlaşmaların Rodriguez'i Trump açısından vazgeçilmez hale getirmesinden endişeli.

Venezuela'da muhalefetin önde gelen isimlerinden Henrique Capriles, Karakas ve Washington arasındaki petrol anlaşmalarını sıkça eleştiriyor.

Capriles, "Venezuela'da petrol sektörünü yok eden aynı kişilerle bu sektörü yeniden canlandırmaya çalışmayı anlamak mümkün değil" diyor.

Modern Diplomacy'deki analizde de ABD'nin, ülkenin petrol endüstrisinde "doğrudan ekonomik çıkarlar elde etmeye başladığına" dikkat çekiliyor. Trump yönetiminin, "askeri ve siyasi bir müdahale olarak başlayan süreci, onlarca yıl sürebilecek bir duruma dönüştürdüğü" ifade ediliyor.

Independent Türkçe, Financial Times, Modern Diplomacy


Trump yönetiminin 410 milyon dolarlık gizli göç operasyonu

ABD'de güvenlik güçleri, geçen yıl düzenlenen Trump karşıtı gösterilerde ve göçmenlere yönelik baskınlarda birçok kişiyi gözaltına almıştı (Reuters)
ABD'de güvenlik güçleri, geçen yıl düzenlenen Trump karşıtı gösterilerde ve göçmenlere yönelik baskınlarda birçok kişiyi gözaltına almıştı (Reuters)
TT

Trump yönetiminin 410 milyon dolarlık gizli göç operasyonu

ABD'de güvenlik güçleri, geçen yıl düzenlenen Trump karşıtı gösterilerde ve göçmenlere yönelik baskınlarda birçok kişiyi gözaltına almıştı (Reuters)
ABD'de güvenlik güçleri, geçen yıl düzenlenen Trump karşıtı gösterilerde ve göçmenlere yönelik baskınlarda birçok kişiyi gözaltına almıştı (Reuters)

Donald Trump yönetiminin, göçmenleri üçüncü ülkelere göndermek için gizlice anlaşmalar yaptığı ortaya çıktı.

Paris merkezli kâr amacı gütmeyen gazetecilik kuruluşu Forbidden Stories'in öncülüğünde, birçok medya ve analiz şirketinin katılımıyla hazırlanan araştırmada, ABD Dışişleri Bakanlığı'na ait çeşitli belgeler incelendi.

Buna göre Beyaz Saray, kendi ülkelerine gönderilemeyen göçmenleri üçüncü ülkelere sınır dışı etmek amacıyla çoğu Afrika ve Latin Amerika'da bulunan 31 ülkeyle anlaşmalar yapmış. Bu düzenlemelerin desteklenmesi için de en az 410 milyon dolar kaynak ayrılmış.

Ayrıca ABD'nin, Haziran 2026 sonu itibarıyla 13 hükümete 81 milyon dolar doğrudan ödeme yapmayı taahhüt ettiği aktarılıyor. Uluslararası Göç Örgütü'ne (IOM) 179 milyon, BM Mülteciler Yüksek Komiserliği'ne 124 milyon dolarlık hibeler öngörüldü.

Washington Post (WP) ve Guardian, bu kuruluşların anlaşmaların tarafı olmadığına fakat fonların, ülkelerin sınır dışı edilenleri kabulünü sağlamak amacıyla görüşmelerde kullanıldığına dikkat çekiyor.

Trump yönetimi şimdiye dek 28 ülkeye 25 binden fazla kişi göndermiş. Bunların yaklaşık 20 bini Meksika'ya, geri kalanı da Afrika ve Latin Amerika'daki diğer ülkelere sınır dışı edilmiş.

Washington yönetiminin bazı anlaşmaları gizlice yürüttüğü ya da sözleşmelerle ilgili kamuoyuna şeffaf şekilde bilgilendirmede bulunmadığı da yazılıyor.

Belgelere göre Kamerun'a bin kişiyi kabul etmesi karşılığında 30 milyon dolar, Kongo Demokratik Cumhuriyeti'ne de 2 bin kişiyi kabul etmesi karşılığında 75 milyon dolar, Orta Afrika Cumhuriyeti'ne 1500 kişiyi kabul etmesi karşılığında 85 milyon dolar ödeme taahhüdü verilmiş. Ancak şimdiye kadar Kamerun'a 44, Kongo'ya 15, Orta Afrika Cumhuriyeti'ne 18 kişi gönderilmiş.

Guardian, üçüncü ülkelere sınır dışı etme politikasının Beyaz Saray Genel Sekreter Yardımcısı Stephen Miller tarafından yürütüldüğünü yazıyor. WP de Miller'ı politikanın Beyaz Saray'daki başlıca yürütücülerinden biri diye tanımlıyor.

ABD Dışişleri Bakanlığı'nın, ABD büyükelçiliklerindeki personel ve üst düzey yetkililerle ortak çalışarak yabancı hükümetlerle anlaşmaları müzakere ettiği aktarılıyor.

Anlaşmaların çoğunun Mayıs 2025'te Dışişleri Bakanlığı bünyesinde kurulan, başında diplomat Christian Jove Ehrhardt'ın yer aldığı Geri Göç Ofisi'nin (Office of Remigration) yürüttüğü ifade ediliyor. Ehrhardt, bu yıl haziranda çeşitli göç anlaşmaları için Fildişi Sahili, Gambiya, Gine-Bissau, Togo ve Gabon'u ziyaret etmiş.

Araştırmaya göre 54 Afrika ülkesinin 49'uyla üçüncü ülke vatandaşlarının kabulü hakkında görüşüldü. Avukatlar ise göçmenlerin kendileriyle hiçbir bağı olmayan ülkelerde "hukuki bir kara deliğe" atıldığını ve haklarının son derece sınırlı olduğunu söylüyor.

Guardian'ın haberinde adı "Nika" olarak değiştirilen 32 yaşındaki İranlı kadının yaşadıklarına da dikkat çekiliyor. Ülkesindeki rejim karşıtı protestoların ardından ABD'ye kaçan kadın, 18 aydan fazla süre göçmenlik gözetim merkezinde tutulmuş. İran'a gönderilmesi halinde hayatının tehlikeye gireceği gerekçesiyle ABD'de kendisine hukuki koruma sağlanan Nika, 28 Mayıs'ta serbest bırakılmasına rağmen 8 Haziran'da rutin kontroller sırasında tekrar gözaltına alınmış.

Bunun ardından ABD'nin, Nika'nın pasaportuna el koyup kadını 18 kişinin yer aldığı bir uçakla Orta Afrika Cumhuriyeti'nin başkenti Bangui'ye sınır dışı ettiği aktarılıyor. İran vatandaşının avukatıysa Nika'nın tekrar ABD'ye getirilmesi için dava açtıklarını ve hukuki sürecin devam ettiğini söylüyor.

Independent Türkçe, Washington Post, Guardian


Suudi Arabistan rotayı yeniden Hürmüz'e çevirdi

ABD ve İran'ın anlaşamaması nedeniyle Hürmüz Boğazı'ndaki kriz aylardır atlatılamadı (Reuters)
ABD ve İran'ın anlaşamaması nedeniyle Hürmüz Boğazı'ndaki kriz aylardır atlatılamadı (Reuters)
TT

Suudi Arabistan rotayı yeniden Hürmüz'e çevirdi

ABD ve İran'ın anlaşamaması nedeniyle Hürmüz Boğazı'ndaki kriz aylardır atlatılamadı (Reuters)
ABD ve İran'ın anlaşamaması nedeniyle Hürmüz Boğazı'ndaki kriz aylardır atlatılamadı (Reuters)

Suudi Arabistan, İran destekli Husilerin son dönemde Kızıldeniz'deki saldırılarının ardından, Hürmüz Boğazı üzerinden petrol sevkıyatını yeniden artırıyor.

Reuters'ın gemi verilerini takip eden TankerTrackers.com platformuna dayandırdığı habere göre Saudi Aramco, pazar günü 7 adet Çok Büyük Ham Petrol Tankeri'ne (VLCC) yaklaşık 14 milyon varil ham petrol yükledi.

Suudi Arabistan'ın Ras Tanura Limanı'ndan gerçekleştirilen yükleme, Riyad'ın ham petrol arzında bir artışa işaret ediyor olabilir.  

JP Morgan analistleri, 18 Eylül tarihli bilgilendirme notunda, Hürmüz Boğazı'ndan son 6 günde günlük ortalama 2,9 milyon varil Suudi petrolü geçtiğini, bu rakamın ağustosta 700 bin varil olduğunu aktarmıştı.

Pazartesi günü de Brent petrolün varil fiyatı yaklaşık yüzde 4 düşüşle 9 Eylül'den beri ilk kez 100 doların altına inmişti.

Riyad yönetimi, Doğu-Batı Petrol Boru Hattı'nın drone'larla hedef alındığını 13 Eylül'de açıklamıştı. Saldırının Irak'taki İran destekli milisler tarafından düzenlendiği öne sürülmüştü. Ancak Şii milis güçlerden oluşan "Irak'taki İslami Direniş" örgütü iddiaları yalanlamıştı.

Suudi Arabistan, Hürmüz Boğazı'nda gemi trafiğinin neredeyse durma noktasına gelmesi nedeniyle bu 1200 kilometrelik boru hattı üzerinden sevkıyatı artırmıştı.

Reuters, saldırının ardından boru hattının faaliyetlerinin askıya alınması yüzünden Riyad'ın sevkıyatı yeniden Hürmüz'e kaydırmaya başladığına dikkat çekiyor.

Wall Street Journal da "Dünyanın petrol devi, başlangıçta kaçınmaya çalıştığı boğaza geri dönmek zorunda kalıyor" diye yazıyor.

Adlarının paylaşılmaması şartıyla gazeteye konuşan kaynaklara göre Suudi Arabistan, Çin, Güney Kore ve Japonya gibi Asya'daki müşterilerine sevkıyatları Umman açıklarından teslim almalarını söylemiş.

Diğer yandan Suudi Arabistan'ın bu hamleyle "İran'la karşı karşıya gelme riskine girdiği" de vurgulanıyor. ABD ve Körfez'deki müttefiklerinin, kritik petrol sevkıyatı rotalarını açık tutmak için büyük çaba sarf ettiği yazılıyor.

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, bu ay yaptığı açıklamada, petrolün karadan taşınmaya başlamasıyla yeni boru hatlarının iki yıl içinde Hürmüz Boğazı'nı "değersiz bir su parçası" haline getireceğini öne sürmüştü.

Ancak Körfez ülkelerinin enerji sevkıyatı için Hürmüz'e olan bağımlılıklarını sadece yeni altyapı inşa ederek sonlandırmaları zor görünüyor.

Katar Enerji Bakanı Saad bin Şeride el-Kaabi de pazar günkü açıklamasında Hürmüz'ün sadece petrol ve doğalgaz değil, tüm ürünlerin ticareti için kritik olduğunu vurgulamıştı.

Independent Türkçe, Reuters, Wall Street Journal