Yapay zekâ savaşın ve barışın kurallarını yeniden yazıyor

Askeri alandaki yapay zekâ yarışı savaşın ve barışın kurallarını değiştirebilir ve uluslararası yönetişimi bir seçenek değil zorunluluk haline getirebilir

Al Majalla
Al Majalla
TT

Yapay zekâ savaşın ve barışın kurallarını yeniden yazıyor

Al Majalla
Al Majalla

Muhammed Mansur

Yapay zekâ (AI) çağında barış, artık yalnızca ateşkes anlaşmalarının imzalanmasına, sınırların gözetimine veya füze ve nükleer başlıkların yayılmasının sınırlandırılmasına bağlı değil. Ülkeler algoritmaları keşif, hedef belirleme, hava savunması ve askeri karar alma sistemlerine dahil etmek için yarışırken, geleneksel güvenlik düzenlemelerinin tek başına başa çıkamayacağı yeni bir risk katmanı ortaya çıkıyor.

NATO tarafından gerçekleştirilen Ribemus 22 Tatbikatı sırasında, Hollanda amfibi savaş taşıma gemisi HNLMS Rotterdam’ın çıkarma platformu iskelesinde uzaktan kumandalı Aircover İHA’sı kullanan bir asker (AFP)
NATO tarafından gerçekleştirilen Ribemus 22 Tatbikatı sırasında, Hollanda amfibi savaş taşıma gemisi HNLMS Rotterdam’ın çıkarma platformu iskelesinde uzaktan kumandalı Aircover İHA’sı kullanan bir asker (AFP)

Uydu görüntülerini analiz edebilen, iletişimleri kişilerin hareketleriyle ilişkilendirebilen, olası bir hedefi sınıflandırıp ardından saniyeler içinde bir saldırı önerebilen bir algoritma, yalnızca savaşma biçimini değiştirmekle kalmıyor, aynı zamanda savaştan kaçınma, tırmanışı kontrol altına alma ve işler ters gittiğinde sorumluluğu belirleme fırsatlarını da değiştiriyor.

Böylece mesele, ‘katil robotların’ geleceğinin ötesine geçerek, uluslararası düzeyde yapay zekâ yönetişiminin, küresel barışı korumak için giderek daha fazla önem kazanan bir şart haline gelmesiyle sonuçlanıyor.

Makinenin hızı ve siyasetin kapasitesi

2026 Küresel Barış Endeksi raporu, savaş alanlarının yaşadığı dönüşümün boyutunu ortaya koyuyor. Kayıtlara geçen insansız hava aracı (İHA) saldırılarının sayısı, 2018 yılında 364'ten 2025 yılında 42 binin üzerine yükseldi. Bu oran, yedi yıl içinde yaklaşık 115 kat artışa denk geliyor.

Bu rakamlar, tüm İHA’ların otonom şekilde çalıştığı veya yapay zekanın her saldırının hedeflerini seçtiği anlamına gelmiyor. Rusya-Ukrayna savaşı da bu artışın büyük bölümünü oluşturuyor. Ancak rakamlar, göz ardı edilmesi zor bir eğilimi ortaya koyuyor. Sensörler ucuzladı, saldırı platformları çoğaldı, askeri veriler yoğunlaştı ve hedefin tespiti ile vurulması arasındaki süre kısaldı.

Rapora göre hedefin tespiti ile saldırının gerçekleştirilmesi arasındaki süre, bazı sistemlerde yaklaşık bir tam günden sadece beş saniyeye indi.

Geleneksel olarak barış kavramı, silahların sınırlandırılması, saldırganlığın önlenmesi, çatışmaların çözülmesi ve devletler arasında güvenin inşası ile ilişkilendiriliyordu. Ancak yapay zeka bu unsurlara, savaş ve barış kararlarını etkileyen sistemlerin yönetim şekli boyutunu da ekliyor.

Bu hız, ordulara büyük bir askeri avantaj sağlayabilir, ancak aynı zamanda ciddi bir siyasi sorun da yaratıyor. Diplomasi, bilgileri doğrulamak, rakibin niyetlerini anlamak, iletişim kanallarını açmak ve aceleci tepkileri önlemek için zamana ihtiyaç duyar. Algoritma ise genellikle yanıt hızını iyileştirmek için tasarlanır, tereddüt veya müzakere için ek bir fırsat sunmak için değil.

Rakip iki tarafın uyarı ve hedef belirleme sistemleri, makinenin hızıyla çalışmaya başladığında, tırmanış liderlerin kavrayabileceğinden daha hızlı gerçekleşebilir. Bir algoritma, bir askeri hareketi veya radar sinyalini bir saldırı hazırlığı olarak yorumlayıp önleyici bir saldırı önerebilirken, diğer tarafın sistemi de benzer bir sonuca ulaşabilir.

Bu anda tehlike, bilimkurgu filmlerinde olduğu gibi makinelerin dünyaya hakim olması değil, insanların algoritmaların tasarladığı bir ortam içinde, sadece saniyeler içinde onay veya red vermelerine izin veren bir hızla kaderi belirleyen kararlar almasıdır.

Savaş yönetiminden barışın inşasına

Geleneksel olarak barış kavramı, silahların sınırlandırılması, saldırganlığın önlenmesi, çatışmaların çözülmesi ve devletler arasında güvenin inşası ile ilişkilendiriliyordu. Ancak yapay zeka bu unsurlara, savaş ve barış kararlarını etkileyen sistemlerin yönetim şekli boyutunu da ekliyor.

Artık yapay zekanın askeri kullanımı, ateş açmakla sınırlı kalmıyor; uydu görüntülerinin analizini, güçlerin hareketlerinin öngörülmesini, siber saldırıların tespitini, hedef listelerinin sıralanmasını, tehditlerin değerlendirilmesini ve liderlere önerilerin sunulmasını da kapsıyor.

İnsan resmi olarak ‘karar döngüsü içinde’ kalmaya devam edebilir, ancak varlığı gerçek bir denetim uyguladığı anlamına gelmiyor. Eğer sistem zaten sınıflandırılmış bir hedef sunuyor, tehlike derecesini belirliyor, uygun silahı seçiyor, ardından operatöre onay için sadece birkaç saniye tanıyorsa, insan kararı, makinenin yönlendirdiği bir sürecin şekli bir adımına dönüşür.

Sorun, ‘otomasyon önyargısı’ olarak bilinen olgu nedeniyle daha da büyüyor. Zira insanlar, özellikle zaman baskısı, yorgunluk ve korku altında bilgisayarın önerisine güvenme eğiliminde. Operatör, sistemin önerisi diğer göstergelerle çeliştiğinde bile, sistemin kendisinden daha isabetli olduğunu varsayabiliyor.

Askeri alanda yapay zekanın yönetişimi, yalnızca silah sayımına dayanamaz. Sisteme devredilen işlevlere, çalıştığı bağlama ve almasına izin verilen kararlara da dayanması gerekir.

Bu nedenle insan denetimi, yalnızca son düğmeye basan bir kişinin varlığıyla ölçülemez. Gerçek denetim, insanın önerinin dayanağını anlamasını, bağımsız bilgiye sahip olmasını, sistemin sınırlarını bilmesini ve saldırıya itiraz etme veya iptal etme konusunda gerçekçi bir fırsata sahip olmasını gerektirir.

Bu şartlar olmadan insan, karar alan bir kişi olmaktan çıkıp, algoritmanın aldığı bir seçime hukuki bir kılıf sağlayan biri haline gelebilir.

Silahın davranışını öngörmek

Geleneksel silahlanma denetim sistemleri, tank sayısı, füze menzili, kimyasal madde miktarları ve nükleer stokların büyüklüğü gibi görülüp sayılabilen unsurlara dayanıyordu.

Ancak yapay zeka çok daha zorlu; hızla kopyalanabilen, değiştirilebilen ve aktarılabilen bir yazılım niteliğinde. Aynı model, sivil ve askeri uygulamalarda da kullanılabiliyor. Mahsul görüntülerini analiz etmek için kullanılan bir algoritma, savaş alanı görüntülerini analiz etmek için de çalışabilir ya da nesneleri tanıma aracı, hedef seçim sisteminin bir parçasına dönüşebilir.

Bu nedenle askeri yapay zekanın yönetişimi, yalnızca silah sayımına dayanamaz; sisteme devredilen işlevlere, çalıştığı bağlama ve almasına izin verilen kararlara dayanması gerekir.

Çatışma sonrası siyasi uzlaşmalar, ihlalleri soruşturma, sorumluları tespit etme ve emri verenler veya uygulayanları hesap vermeye zorlama kapasitesine dayanıyor. Ancak yapay zeka bu görevi daha da karmaşık hale getirebilir.

Algoritma yargılanamaz, hapsedilemez veya kurbanlara tazminat ödemesi talep edilemez; devletler, liderler ve operatörler kuvvet kullanımından hukuki olarak sorumlu kalmaya devam ediyor. Ancak sorumluluk, modeli tasarlayan bir şirketten, verileri sağlayan başka bir şirkete, onu askeri bir platforma entegre eden bir müteahhide, ayarlarını düzenleyen bir orduya, çalışma bölgesini belirleyen bir komutana ve saldırıyı onaylayan bir operatöre kadar çok sayıda taraf arasında dağılabilir. Hatalı bir saldırı gerçekleştiğinde, her taraf belirleyici kararı kendisinin almadığını söyleyebilir.

Bu karmaşıklıklar, sorumluluğun ortadan kalktığı anlamına gelmiyor, ancak bunu kanıtlamayı daha da zorlaştırabilir. Sistemin aldığı verileri, kullanılan model sürümünü, sunulan güven derecesini, ortaya çıkan uyarıları ve verilen insani emirleri gösteren dijital kayıtlar olmadan, soruşturma, kapalı bir sistem içinde saniyenin küsuratında gerçekleşen bir kararı yeniden inşa etme girişimine dönüşebilir. Bu da yalnızca kurbanlara zarar vermeyen bir ‘sorumluluk boşluğu’ yaratırken barış fırsatlarını da zayıflatıyor. Çünkü bireylerinin nasıl öldürüldüğünü ve kimin sorumlu olduğunu bilmeyen toplumların uzlaşmayı kabul etmesi veya adalete güvenmesi zorlaşıyor.

Alman savunma girişim şirketi Helsing'in standında sergilenen HX-2 AI Strike Dronu. Şirket, askeri ekipmanların kapasitesini güçlendirmek amacıyla yapay zeka ve yazılım geliştirme üzerinde çalışıyor (AFP)
Alman savunma girişim şirketi Helsing'in standında sergilenen HX-2 AI Strike Dronu. Şirket, askeri ekipmanların kapasitesini güçlendirmek amacıyla yapay zeka ve yazılım geliştirme üzerinde çalışıyor (AFP)

Uluslararası insancıl hukuk ister tüfek ister füze ister yapay zekaya dayanan bir sistem olsun, tüm silahlara uygulanıyor. Ordular, siviller ile savaşçılar arasında ayrım yapmak, aşırı zararlardan kaçınmak ve sivilleri korumak için mümkün olan önlemleri almakla yükümlü olmaya devam ediyor.

Ancak sorun ilkelerin yokluğunda değil, kararlar hızlandıkça ve sistemler karmaşıklaştıkça bunların uygulanmasının zorlaşmasında yatıyor. Hukuk, komutanın hedefi doğrulaması gerektiğini söylüyor, ancak kendisine kaç saniye tanınması gerektiğini, hangi türde verilerin sunulması gerektiğini, modelin çalışma biçimini ne kadar anlaması gerektiğini veya sistemin kullanımını kabul edilemez hale getiren belirsizlik düzeyini her zaman belirlemiyor.

Askeri üstünlük teknolojisi, rakipleri onu edinmeye çalışmaya itiyor. Ancak yapay zeka, ordulara hedefleri daha az maliyetle ve daha kısa sürede tespit edip saldırma konusunda daha büyük bir kapasite vaat ettiği için silahlanma yarışını hızlandırabilir.

Bu yüzden Uluslararası Kızılhaç Komitesi, hukukun uygulanabilirliği ile yeterliliği arasında ayrım yapıyor. Mevcut kurallar, rastgele saldırıları önlemekte ve sivilleri koruyor. Ancak tek başına otonom silahlar ve askeri algoritmalar için gerekli tüm operasyonel sınırları sağlamıyor.

Komite, etkileri yeterince öngörülemeyen sistemlerin yasaklanmasını, insanları otonom şekilde hedef almak için tasarlanan veya kullanılan silahların yasaklanmasını çağırıyor. Bunun yanı sıra hedeflerin türü, coğrafi alan, çalışma süresi ve insanın müdahale ve devre dışı bırakma kapasitesini kapsayan diğer sistemlere sıkı kısıtlamalar getirilmesini talep ediyor.

Bunun anlamı, barışın eski hukukun değerini yitirmesi nedeniyle yeni bir hukuka ihtiyaç duymadığı, aksine teknolojinin hukuki ilkeleri içeriğinden boşaltmasını engelleyecek ayrıntılı kurallara ihtiyaç duyduğudur.

Silahlanma yarışını önlemenin bir parçası

Askeri üstünlük teknolojisi, rakipleri onu edinmeye çalışmaya itiyor; ancak yapay zeka, ordulara hedefleri daha az maliyetle ve daha kısa sürede tespit edip saldırma konusunda daha büyük bir kapasite vaat ettiği için silahlanma yarışını hızlandırabilir. Bu yüzden devletler tanıdık bir ikilemle karşı karşıya kalıyor: askeri otonominin risklerinden korksalar bile, bunu geliştirmemenin, geliştirmekten daha tehlikeli olduğunu düşünebilirler. Çünkü rakipler bunu daha önce elde edebilir.

Askeri alandaki yarış, testleri tamamlanmamış sistemlerin konuşlandırılmasına, güvenlik standartlarının düşürülmesine, kusur ve kazaların gizlenmesine yol açabilir. Burada uluslararası yönetişimin önemi ortaya çıkıyor. Sadece yasa dışı kullanımı önlemek için değil, aynı zamanda kısıtlamalara uymanın stratejik maliyetini azaltan ortak kırmızı çizgiler aracılığıyla rekabet baskısını hafifletmek için de.

Ancak müzakereler teknolojiden daha yavaş ilerliyor. Çoğu devlet, uluslararası hukukun uygulanması ve sorumluluğun insanda kalması konusunda anlaşsa da ‘insan denetimi’ kavramı ve gerekli kuralların bağlayıcı mı yoksa gönüllü mü olduğu konusunda anlaşmazlık devam ediyor. Bu gecikme, kısıtlamaların, sistemler yayıldıktan ve ordu doktrinleri ile tedarik zincirlerine entegre olduktan sonra gelmesine yol açma tehdidi taşıyor. Bu da bunların denetlenmesini daha da zorlaştırıyor.

Kimyasal ve biyolojik silahların yasaklanması ile mayınlar ve misket bombalarının kısıtlanmasına ilişkin anlaşmalardan yararlanılabilir; bunlar uluslararası standartlar oluşturma ve ihlal edenler için hukuki ve siyasi bir damga yaratma kapasitesini kanıtladı. Ancak yapay zeka farklı. Yasaklanabilecek bir madde veya sayılabilecek bir stok değil, çift kullanımlı bir teknoloji ve genellikle sivil şirketler ile üniversiteler içinde geliştiriliyor. Bu nedenle uygulanabilir herhangi bir anlaşmanın, teknolojinin kendisinden ziyade belirli işlevleri yasaklamaya odaklanması bekleniyor.

Bu, sistemlerin fiili insani hüküm olmadan insanları seçip saldırmasını engellemeyi, öngörülemez sistemleri yasaklamayı, yapay zekayı nükleer silah fırlatma kararlarından uzak tutmayı kapsayabilir; bunun yanı sıra zaman ve coğrafi sınırlamalar, devre dışı bırakma araçları, dijital kayıtlar, konuşlandırmadan önce testler ve hukuki incelemeler dayatılması da bunlara eklenebilir.

“Algoritmalar, fiyat artışı, yerinden edilme, kışkırtıcı söylem ve yerel şiddet göstergelerini analiz edebilir, gerginliğin bir savaşa dönüşmesinden önce erken uyarı sağlayabilir, arabuluculuk çabalarını destekleyebilir, ihlalleri belgeleyebilir, çatışmanın etkilerini analiz edebilir ve yardımları yönlendirebilir.

Artık savaşın geleceğini sadece hükümetler ve ordular çizmiyor. Teknoloji şirketleri de askeri uygulamaların dayandığı modelleri, çipleri, bulut altyapısını ve görü sistemlerini geliştirerek, uluslararası güvenlikte doğrudan bir rol üstleniyor. Kullanım biçimine dair olası bilgisizlikleri, riskleri değerlendirme, doğruluk sınırlarını ortaya koyma, veriyi koruma, kusurları bildirme ve hukuka aykırı kullanımları önleme sorumluluğundan kendilerini muaf kılmıyor. Bu yüzden sözleşmeler, ihracat denetimleri, güvenlik standartları ve bağımsız denetim yoluyla hesap verebilirlik sistemine dahil edilmeleri gerekiyor.

Zira dijital barış, bir modeli eğiten mühendisin, bir izleme aracı satan şirketin veya bir ürünün bir hedef belirleme sistemine dahil edilmesine izin veren bir yönetim kurulunun kararından etkilenebilir.

Hız her zaman tehlikeli değildir

Yönetişim, teknolojinin kapsamlı bir şekilde reddedilmesine dönüşmemeli. Zira yapay zeka sivilleri korumaya, yıkım görüntülerini analiz etmeye, mayınları tespit etmeye, füzeleri engellemeye, daha az zararlı bir silah seçmeye veya hedef yakınında sivil tespit edildikten sonra bir saldırıyı iptal etmeye yardımcı olabilir. Bir füze ile bir kent arasında yalnızca birkaç saniye bulunduğunda otomatik sistem gerekli olabilir.

Ancak temel fark, kontrol edilebilir bir ortamda belirli bir görevi otomatikleştirmek ile bir sistemin bir insanın hedef alınmayı hak edip etmediğini belirlemesine yetki devretmek arasında yer alıyor. Açık bir kapsam dahilinde uçan bir cismi engelleyen sistem, bir kişinin telefonuna, hareketlerine veya ilişkilerine dayanarak savaşçı olduğu sonucuna varan bir algoritmadan farklı.

Fransa'nın batısındaki Guer kentindeki Saint-Cyr Coëtquidan Askeri Akademisi'nde bir keşif İHA’sı, 2 Temmuz 2026 (AFP)
Fransa'nın batısındaki Guer kentindeki Saint-Cyr Coëtquidan Askeri Akademisi'nde bir keşif İHA’sı, 2 Temmuz 2026 (AFP)

Savaşta yapay zekanın kullanım alanları hızla genişlerken, çatışmaların önlenmesi ve barış inşası alanındaki uygulamaları sınırlı ve dağınık kalmaya devam etmesi, paradoks oluşturuyor.

Algoritmalar, fiyat artışı, yerinden edilme, kışkırtıcı söylem ve yerel şiddet göstergelerini analiz edebilir, gerginliğin bir savaşa dönüşmesinden önce erken uyarı sağlayabilir, arabuluculuk çabalarını destekleyebilir, ihlalleri belgeleyebilir, çatışmanın etkilerini analiz edebilir ve yardımları yönlendirebilir.

Ancak öngörü araçları da kendi payına gözetim ve baskı araçlarına, ya da tüm toplulukları tehlike kaynağı olarak sınıflandıran sistemlere dönüşebilir. Dolayısıyla ‘barış zekası’ da yönetişime ihtiyaç duyuyor. Bir çatışmayı öngörmek, devlete bir ihtimale dayanarak insanları tutuklama hakkı vermez. Nefret söyleminin analizi, tüm toplumun gözetlenmesini meşrulaştırmaz.

Devletlerin ayrıca soruşturulabilir dijital kayıtlar tutması, her operasyondan sorumlu bir insan komutan belirlemesi, ciddi kaza ve hataları bildirmesi, şirket ve müteahhitlerin sorumluluğuna ilişkin net kurallar oluşturması gerekiyor.

Algoritma bir örüntü tespit edebilir, ancak çatışmanın tarihini, adaletsizlik duygularını veya kimliğin karmaşıklığını tek başına anlayamaz; güven inşa edemez veya bir uzlaşma için müzakere yapamaz.

Yönetişim, her yazılım satırını gözden geçiren küresel bir kurum oluşturmak veya devletlerin teknolojiyi kullanmasını engellemek anlamına gelmiyor. Ancak yapay zekanın kalıcı bir istikrarsızlık faktörüne dönüşmesini engelleyecek bir dizi kural oluşturmak anlamına geliyor.

Mümkün olan asgari düzey, insanları hedef alma konusunda nihai kararı otonom sistemlere devretmeyi yasaklamayı, nükleer silah fırlatma kararında yapay zeka kullanımını önlemeyi, etkilerini öngöremeyen veya çalışma kapsamını belirleyemeyen sistemleri yasaklamayı kapsıyor.

Ayrıca konuşlandırmadan önce hukuki ve teknik incelemelerin dayatılmasını, gerçeğe benzer koşullarda bağımsız testleri, operatörlerin sistemin sınırlarını anlaması için eğitilmesini ve saldırıyı iptal etmek için etkili araçların sağlanmasını da kapsıyor.

Devletlerin ayrıca soruşturulabilir dijital kayıtlar tutması, her operasyondan sorumlu bir insan komutan belirlemesi, ciddi kaza ve hataları bildirmesi, şirket ve müteahhitlerin sorumluluğuna ilişkin net kurallar oluşturması gerekiyor.

Uluslararası düzeyde ise, ciddi kazalara ilişkin bilgi paylaşımı için kanallar oluşturulabilir, silahlı gruplara yayılmasının önüne geçilebilir, en yüksek risk taşıyan sistemlerin ihracatı düzenlenebilir, nükleer güçler arasındaki krizlerde uyarılara otomatik bağımlılığı engelleyecek düzenlemeler oluşturulabilir.

Bu tedbirler savaşı ortadan kaldırmayacak, ancak algoritmaların denetim veya hesap verebilirlik olmadan tırmanışa iten bir güce dönüşmesini engelleyebilir.



Küresel Bilim Kurulu, yapay zekânın tehlikelerini doğruladı

İngilizce “yapay zekâ” ifadesinin önünde bir klavye ve robot elleri (Reuters)
İngilizce “yapay zekâ” ifadesinin önünde bir klavye ve robot elleri (Reuters)
TT

Küresel Bilim Kurulu, yapay zekânın tehlikelerini doğruladı

İngilizce “yapay zekâ” ifadesinin önünde bir klavye ve robot elleri (Reuters)
İngilizce “yapay zekâ” ifadesinin önünde bir klavye ve robot elleri (Reuters)

Birleşmiş Milletler’e (BM) bağlı bağımsız bir bilimsel komite, OpenAI şirketine ait yapay zekâ "ajanlarının" Hugging Face sistemlerine sızmasını ve ardından yaşanan benzer vakaları, insanlığın bu tür gelişmiş teknolojileri kontrol altında tutma konusunda yetersiz kaldığının kanıtı olarak değerlendirdi. Öte yandan ABD Başkanı Donald Trump, yapay zekânın getirdiği risklere yönelik artan uyarıları reddetmesine rağmen, "süper yapay zekâ" için bir koordinatör (çar) atamaya hazır olduğunu belirtti.

Dünyanın farklı bölgelerinden 40 bağımsız uzmandan oluşan Uluslararası Bağımsız Yapay Zekâ Bilimsel Komisyonu, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun New York’ta düzenlenecek 81. dönem yıllık üst düzey toplantıları öncesinde, dün ilk raporunu yayımladı.

“Yapay zekâ ajanları, uyumsuzluk ve insan kontrolünü kaybetme riski” başlıklı raporun eş başkanı ve prestijli Turing Ödülü sahibi Yoshua Bengio, “Araştırmacılar uzun süredir kontrolün kaybedilmesine yol açabilecek üç koşula dikkat çekiyor: hedefin yanlış belirlenmesi, bu hedefi takip etme kapasitesi ve buna izin veren bir ortam” dedi. Bengio, “Bu yaz, bu üç koşul laboratuvarda değil, gerçek sistemde bir araya geldi” ifadelerini kullandı.

Komisyon, buradan çıkarılacak açık dersin temel siber güvenlik uygulamalarının göz ardı edildiği ve güvenlik önlemlerinin teknolojinin yeteneklerine ayak uyduramadığı olduğunu belirtti.

6J6J
Yapay zekâ ajanlarına daha geniş yetkiler verilmesi, onların davranışlarının ve kararlarının açıklanabilmesini gerektiriyor. (Getty Images)

Raporda ikinci endişe kaynağının “daha tehlikeli” olduğu belirtildi. Buna göre mevcut eğitim yöntemleri, yapay zekâ “ajanlarını” kendi hedeflerini benimsemeye, güvenlik talimatlarını kasıtlı olarak ihlal etmeye ve gerçekleştirdikleri eylemleri gizlemeye yöneltebilir. Bu durum, “ajanların” güvenlik önlemlerini anlayıp bunlara karşı plan yapabilecek seviyeye gelmesi halinde, bugün tasarlanan güvenlik mekanizmalarının işe yarayıp yaramayacağı konusunda soru işaretleri oluşturuyor. Raporda, “geleneksel koruma modeli çözülmeye başlıyor” değerlendirmesine yer verildi.

Komisyon, raporun kontrolün geniş çapta kaybedileceğini öngörmediğini ve mevcut belirsizliği bu sistemlerin kontrol edilebilir kalacağının kanıtı olarak da değerlendirmediğini vurguladı. Raporda ayrıca yönetişim alanındaki zorluğun yapay zekâ modellerinden yapay zekâ ajanlarına doğru kaydığı belirtildi.

Yapay zekâ mühendisliği ve güvenliği uzmanı, komisyon üyesi Qinghua Lu, yüksek riskli diğer sektörlerde kullanılan uygulamalara işaret ederek, “Havacılık, tıp ve siber güvenlik; olayların raporlanması, bağımsız denetim ve çok katmanlı güvenlik önlemleri yoluyla yüksek riskli sistemleri yönetmeyi öğrendi” dedi. Lu, ancak yapay zekâ ajanlarının daha yetenekli ve özerk hale gelmesi ve izlenmelerinin zorlaşması durumunda bu uygulamaların yeterli olmayabileceğini belirtti.

Rapor, Washington’da siyasi atmosferin tamamen farklı bir seyir izlediği dönemde yayımlandı. ABD Başkanı Trump, sosyal medya platformları üzerinden yaptığı açıklamada bir “yapay zekâ gücü” oluşturmayı ve bunun başına bir “çar” atamayı planladığını duyurdu. Bu açıklama, Trump’ın kısa süre önce sektörün yeni güvenlik sınırlarına ihtiyacı olmadığı yönündeki ısrarından dikkat çekici bir dönüşe işaret ediyor. Trump, söz konusu gücü ilk başkanlık döneminde kurduğu Uzay Gücü’ne benzer şekilde oluşturacağını söyledi.

Trump ayrıntı vermedi ve “çar” pozisyonu için herhangi bir isim açıklamadı. Ancak göreve “yalnızca yüksek zekâya sahip kişilerin” başvurması gerektiğini belirtti.

Açıklamalar, Trump’ın yapay zekânın risklerine ilişkin şüphelerinin değişmediğini ortaya koydu. Şarku’l Avsat’ın Bloomberg’ten aktardığı habere göre Trump, teknolojinin insanlık açısından risk oluşturabileceğine yönelik endişeleri “aldatmaca” olarak nitelendirdi ve bu uyarıları iklim değişikliği konusundaki aldatmacılıkla ve kendisinin görevden azledilmesine yönelik girişimlere yol açan skandallarla kıyasladı. Trump, bu tür endişelerin sorumluluğunu “radikal solcu Demokratlara” yükleyerek, yapay zekâ ve veri merkezlerinin geliştirilmesine karşı “hastalıklı bir komplo” bulunduğunu öne sürdü.

Trump, yönetiminin sektörü destekleyeceğini belirterek, “Büyümesini hiçbir şekilde engellemeyecek veya boğmayacağız” dedi; bunun yerine sektöre “değer vereceklerini, yardımcı olacaklarını ve izleyeceklerini” ifade etti. Trump ayrıca yapay zekânın adının “süper zekâ”, “aşırı zekâ” veya “üstün istihbarat” olarak değiştirilmesini de gündeme getirdi. Bunun yanı sıra bir “yapay zekâ gücü” kuracağını ve “yapay zekâ çarı” atayacağını açıkladı.

Trump’ın sözünü ettiği görev ise aylardır boş durumda. Trump, Aralık 2024’te David Sacks’ı “Beyaz Saray Yapay Zekâ ve Kripto Çarı” olarak atamıştı. Ancak Sacks daha sonra bu görevden ayrıldı.


Apple TV'nin rafa kaldırdığı dizi bir buçuk yıl sonra geliyor

Gerçek olaylardan esinlenen The Savant, ABD'de kitlesel şiddet eylemleri planlayan aşırılıkçı grupların içine sızarak bu tehlikeleri önceden engellemeye çalışan gizli bir araştırmacının hikayesini anlatıyor (Apple TV)
Gerçek olaylardan esinlenen The Savant, ABD'de kitlesel şiddet eylemleri planlayan aşırılıkçı grupların içine sızarak bu tehlikeleri önceden engellemeye çalışan gizli bir araştırmacının hikayesini anlatıyor (Apple TV)
TT

Apple TV'nin rafa kaldırdığı dizi bir buçuk yıl sonra geliyor

Gerçek olaylardan esinlenen The Savant, ABD'de kitlesel şiddet eylemleri planlayan aşırılıkçı grupların içine sızarak bu tehlikeleri önceden engellemeye çalışan gizli bir araştırmacının hikayesini anlatıyor (Apple TV)
Gerçek olaylardan esinlenen The Savant, ABD'de kitlesel şiddet eylemleri planlayan aşırılıkçı grupların içine sızarak bu tehlikeleri önceden engellemeye çalışan gizli bir araştırmacının hikayesini anlatıyor (Apple TV)

Apple TV, Eylül 2025'teki prömiyerine günler kala gösterim takviminden çıkardığı Jessica Chastain başrollü politik gerilim dizisi The Savant'ı nihayet izleyiciyle buluşturmaya hazırlanıyor.

Deadline'ın özel haberine göre platform, diziyi ilk planlanan tarihten tam bir buçuk yıl sonra, 2027 ilkbaharında yayımlama kararı aldı.

Şirket, aşırı sağcı aktivist Charlie Kirk'ün 2025'te öldürülmesinin ardından diziyi yayımlamak konusunda çekinceler yaşamış ve gerekçeyi açıkça belirtmediği açıklamasında şu ifadelere yer vermişti:

Kapsamlı bir değerlendirmenin ardından The Savant'ın gösterimini erteleme kararı aldık. Anlayışınız için teşekkür ediyor, yapımı ilerleyen bir tarihte izleyiciyle buluşturmayı sabırsızlıkla bekliyoruz.

Jessica Chastain erteleme kararına karşı çıkmıştı

Dizinin hem başrolünü hem de yürütücü yapımcılığını üstlenen Jessica Chastain, kararın ertesi günü Instagram hesabından yaptığı açıklamada Apple'la işbirliğine değer verdiğini belirtmiş ancak erteleme kararına katılmadığını vurgulamıştı.

Chastain açıklamasında şu ifadelere yer vermişti: 

Diziyi hazırladığımız son 5 yılda ABD'de ne yazık ki çok sayıda ciddi şiddet olayına tanıklık ettik: Michigan Valisi Gretchen Whitmer'a yönelik kaçırma girişimi, 6 Ocak Kongre baskını, Başkan Trump'a yönelik suikast girişimleri, Minnesota'daki Demokrat siyasetçilere yönelik suikastlar, eski Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi'nin eşine yönelik saldırı, muhafazakar yorumcu Charlie Kirk'ün öldürülmesi, Kaliforniya'daki ABC kanalına düzenlenen silahlı saldırı ve ülke genelinde yaşanan 300'den fazla silahlı okul saldırısı...

49 yaşındaki yıldız, sözlerine şöyle devam etmişti:

Bu olaylar, siyasi yelpazenin tamamına yayılan ve yüzleşmemiz gereken daha geniş bir şiddet kültürünü gözler önüne seriyor. Zor konularla yüzleşmekten hiçbir zaman kaçınmadım. Keşke bu dizi bugün bu kadar güncel olmasaydı ama ne yazık ki öyle. The Savant, şiddeti gerçekleşmeden önce engellemek için her gün çalışan kahramanları konu alıyor. Onların cesaretini onurlandırmak bugün her zamankinden daha önemli. Apple'ın kararına saygı duysam da dizinin en kısa sürede izleyiciyle buluşmasını umuyorum.

Makaleden ekrana uyarlandı

Dizi, beyaz üstünlükçü grupların bir araya gelerek ülke içindeki terör saldırılarını planladığı çevrimiçi forumlara sızan Jodi Goodwin'in hikayesini anlatıyor. Chastain'in canlandırdığı Jodi, bir asker gazisi, eş ve anne.

Dizi sorumlusu Melissa James Gibson, The Savant'ı Andrea Stanley'nin Cosmopolitan'da yayımlanan "Toplu Bir Silahlı Saldırıyı Gerçekleşmeden Önce Engellemek Mümkün mü?" başlıklı makalesinden uyarladı.

Dizinin ertelendiği gün Variety eleştirmeni Aramide Tinubu, şirketin hata yaptığını savunmuştu. Tinubu, kararı "dev şirketlerin Trump yönetiminden korkup daha herhangi bir baskı gelmeden boyun eğmesinin ürkütücü bir örneği" diye nitelendirmişti.

Karardan 8 gün sonra FBI Direktörü Kash Patel, Chastain'in karakterine ilham veren kişinin görev yaptığı birimi feshettiğini X'ten duyurmuştu.

Uzun bekleyiş son buluyor

Geçen yıldan bu yana akıbeti belirsiz olan yapım için daha önce 2026 kışı veya ilkbaharı işaret edilmişti. Ardından dizinin Temmuz 2026'da prömiyer yapacağı öne sürülmüş ancak bu plan da gerçekleşmemişti.

Dizinin seçim yarışları üzerinde kayda değer bir etkisi olması beklenmese de platformun gösterimi ABD'deki ara seçimlerin sonrasına bırakmayı tercih ettiği belirtiliyor.

Independent Türkçe, Variety, Deadline


Washington yapay zekâ kartlarını yeniden dağıtıyor... Trump Yapay Zeka Gücü kuruyor

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

Washington yapay zekâ kartlarını yeniden dağıtıyor... Trump Yapay Zeka Gücü kuruyor

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

Teknoloji sektöründe yapay zekâ yarışının ve bunun güvenlik alanındaki sonuçlarının doğurabileceği risklere ilişkin uyarılar artarken ABD Başkanı Donald Trump, bir Yapay Zekâ Gücü kurma ve teknoloji dosyasından sorumlu üst düzey bir yetkili atama niyetini açıkladı. Kurumsal yapısı ve yetkilerinin sınırları henüz netleşmeyen bu adım, yapay zekânın ABD'nin ekonomik ve güvenlik politikalarındaki öneminin giderek arttığını gösteriyor.

Trump, cumartesi günü Truth Social hesabından yaptığı paylaşımda, ilk başkanlık döneminde kurduğu Uzay Gücü’ne benzer şekilde bir AI Force oluşturacağını ve yakında bir Yapay Zekâ Çarı ((Güvenlik Sorumlusunu) atayacağını söyledi. ABD Başkanı, gücün ne zaman kurulacağını, bütçesinin ne olacağını veya hangi kuruma bağlı olacağını belirtmedi. Ayrıca yeni yapının yeni bir sivil kurum mu olacağı yoksa mevcut bir hükümet yapısının parçası mı olacağı konusunda da açıklama yapmadı.

Bu açıklama, halihazırda yapay zekâ dosyasıyla ilgilenen birçok devlet kurumunun bulunduğu bir dönemde geldi. Bunlar arasında Beyaz Saray Bilim ve Teknoloji Politikaları Ofisi, Ticaret Bakanlığı ve Savunma Bakanlığı'nın yanı sıra Pentagon bünyesinde dijitalleşme ve yapay zekâ alanlarından sorumlu başlıca bir birim bulunuyor. Bu nedenle yeni gücün mevcut kurumlara ne gibi bir rol ekleyeceği konusunda soru işaretleri ortaya çıkıyor.

Ancak Trump'ın açıklamasının taşıdığı siyasi mesaj, kurumsal ayrıntılardan daha netti. Trump, yönetiminin yapay zekâ sektörünün büyümesini engellemeyeceğini aksine sektörü destekleyeceğini ve gelişimini izleyeceğini belirtti. Yapay zekâyı gelecek sanayi devrimi veya bundan daha büyük bir gelişme olarak nitelendiren Trump, teknolojinin etkisinin kendi tahminine göre ABD gayrisafi yurt içi hasılasının yaklaşık yüzde 25'ine ulaşabileceğini söyledi. Trump ayrıca ABD'nin bu alanda Çin karşısında liderliğini koruması gerektiğini vurguladı.

cdfrgthy
Trump, Nisan 2025'te yürürlüğe girecek yeni gümrük vergilerini duyuran bir etkinlikte konuşuyor (AP)

Bu yaklaşım, yapay zekâyı ABD ile Çin arasındaki rekabetin merkezine yerleştiriyor. Trump ile Çin Devlet Başkanı Şi Cinping arasında yapılması beklenen görüşmede teknoloji dosyasının da gündeme gelmesi bekleniyor. Rekabet yalnızca ticari kapasiteyle sınırlı değil. Yarış aynı zamanda çipler, veri merkezleri, askeri uygulamalar ve siber güvenlik alanlarındaki üstünlükle de bağlantılı.

Gelişmeyi hızlandırma... Denetimi artırma

Yapay Zekâ Gücü açıklaması, daha ileri yapay zekâ teknolojilerinin yol açabileceği riskler konusunda teknoloji şirketleri ve ABD hükümeti üzerindeki baskının arttığı bir dönemde geldi.

Anthropic Üst Yöneticisi Dario Amodei, gelişmiş yapay zekâ modellerinin geliştirilme hızının yavaşlatılması çağrısında bulundu. Amodei, daha fazla uluslararası koordinasyon ve modellerin güvenliğinin bağımsız biçimde değerlendirilmesini de içeren önlemler önerdi.

OpenAI Üst Yöneticisi Sam Altman da gelişmenin hızlanmasının son derece kötü sonuçlara yol açabileceği uyarısında bulundu. Altman aynı zamanda gelişmiş yapay zekâ için ortak güvenlik gereklilikleri belirleyen federal bir çerçeve oluşturulması çağrısı yaptı. Elon Musk da sektör üzerindeki denetimlerin artırılmasına yönelik tavsiyeleri destekledi.

İngiltere'de ise farklı partilerden milletvekilleri, Parlamentonun Ortak İnsan Hakları Komitesi'nin mevcut yasaların teknolojinin gelişme hızına tamamen ayak uyduramadığı sonucuna varmasının ardından yeni bir yasal düzenleme yapılması çağrısında bulundu.

ghju
Pittsburgh'da 17 Eylül 2026'da Bakery Square'de düzenlenen Yapay Zeka Zirvesi (AFP)

Sektördeki bazı araştırmacıların gelişmiş modellerin kontrol edilmesi zor seviyelere ulaşabileceği yönündeki uyarılarının ardından endişeler de arttı. Anthropic'in eski araştırmacısı Jacob Coxon, kontrol edilmesi giderek zorlaşabilecek sistemler geliştirmek için şirketler arasındaki rekabete ilişkin endişeleri nedeniyle sektörden ayrıldığını söyledi.

Trump ise bu endişelerin sektörün yavaşlatılmasını gerektirdiğini düşünmüyor. Daha önce yapay zekânın kontrolden çıkabileceğine yönelik uyarıları aldatmaca olarak nitelendiren Trump, son paylaşımında teknolojinin kötüye kullanımına karşı mevcut ceza ve hukuk sistemlerinin kullanılabileceğini, bunun yerine geniş kapsamlı yeni bir düzenleme sistemi getirilmesine gerek olmadığını belirtti.

David Sacks'ın ayrılmasının ardından yeni Çar

Yapay Zekâ Çarı atanması, Trump yönetimindeki bu türden ikinci atama olacak. Yatırımcı David Sacks daha önce yapay zekâ ve kripto para dosyalarını birlikte yürüten bir görevi üstlenmişti. Sacks daha sonra bu görevden ayrılarak Başkan'ın Bilim ve Teknoloji Danışmanları Konseyi'nde üst düzey bir göreve geçti.

Yeni açıklama, yönetim içinde sektörün ne ölçüde denetlenmesi gerektiğine ilişkin görüş ayrılıklarının yaşandığı bir dönemde geldi. Şarku’l Avsat’ın Wall Street Journal'den aktardığı habere  göre danışmanlar, gelişmiş modellerin yetenekleri ve siber saldırı risklerine odaklanan bir ekip ile ABD şirketlerinin Çin'le rekabetinde yavaşlamasını önlemek için asgari düzeyde düzenleme yapılmasını savunan bir başka ekip arasında bölünmüş durumda.

Bu görüş ayrılığı, yeni yetkiliye verilecek görevin önemini artırıyor. Özellikle amaç ABD'nin yapay zekâ politikasını koordine etmekse bu durum daha da önem kazanıyor. Zira hükümete bağlı çok sayıda kurum halihazırda dosyanın farklı boyutları üzerinde çalışıyor.

Veri merkezleri yeni bir cephe açıyor

Baskılar yalnızca teknolojik risklerle sınırlı değil. Yapay zekâ şirketlerinin modelleri çalıştırmak için ihtiyaç duyduğu veri merkezleri, yüksek enerji ve su tüketimleri ile elektrik şebekeleri ve yerel topluluklar üzerindeki etkileri nedeniyle ABD'de giderek daha hassas bir konu haline geliyor.

Gallup tarafından mayıs ayında yayımlanan verilere göre her 10 Amerikalıdan 7'si kendi bölgelerinde yapay zekâ veri merkezi kurulmasına karşı çıkıyor. Bunların yüzde 48'i ise buna kesinlikle karşı olduğunu belirtiyor.

cvghju
Bu görselde yapay zekâ ifadesi, robot görseli ve Avrupa Birliği bayrağı yer alıyor (Reuters)

New York Times ve Siena tarafından eylül ayında 1.503 potansiyel seçmenle gerçekleştirilen daha yeni bir ankette de katılımcıların yüzde 61'i yapay zekâ veri merkezlerinin kurulmasına karşı çıktı. Yüzde 14'lük kesim ise bu tür merkezlerin kurulmasını güçlü biçimde destekledi.

Trump ise bu yatırımları savunarak veri merkezlerini büyüme ve istihdam kaynağı olarak nitelendirdi. Bu açıklama, veri merkezlerinin kaynak tüketimi ve bunlarla bağlantılı enerji maliyetlerine yönelik yerel itirazların arttığı bir dönemde geldi.

Böylece Yapay Zekâ Gücü, üç farklı sürecin kesiştiği bir dönemde gündeme geliyor: Washington'ın Çin karşısındaki teknolojik üstünlüğünü koruma isteği, yapay zekâ şirketlerinin güvenlik konusunda kurallar veya standartlar oluşturulması yönündeki baskıları ve sektörün büyümesi için gerekli altyapıya yönelik artan itirazlar.

Yeni gücün yapısı, Yapay Zekâ Çarı’nın yetkileri ve girişimin finansmanına ilişkin resmi ayrıntıların bulunmadığı mevcut durumda açıklama, şimdilik faal bir hükümet kurumundan ziyade siyasi bir çerçeve niteliği taşıyor. Bununla birlikte açıklamanın zamanlaması, yapay zekânın teknoloji sektörünün sınırlarını aşarak ABD'nin ekonomik, güvenlik ve stratejik hesaplamalarında öncelikli bir konuma yükseldiğine işaret ediyor.