Burhan: Dışarıdan müdahale olmadan bir beka savaşı veriyoruz

Bir bakanın görevden alınması hükümet içi çekişmenin fitilinin ateşlerken Darfur'un batısında çatışmalar yeniden alevlendi

Sudan Ordusu Komutanı Abdülfetah el-Burhan, Hartum’daki Cumhuriyet Sarayı önünde çekilen bir videodan bir kare (Sudan Haber Ajansı)
Sudan Ordusu Komutanı Abdülfetah el-Burhan, Hartum’daki Cumhuriyet Sarayı önünde çekilen bir videodan bir kare (Sudan Haber Ajansı)
TT

Burhan: Dışarıdan müdahale olmadan bir beka savaşı veriyoruz

Sudan Ordusu Komutanı Abdülfetah el-Burhan, Hartum’daki Cumhuriyet Sarayı önünde çekilen bir videodan bir kare (Sudan Haber Ajansı)
Sudan Ordusu Komutanı Abdülfetah el-Burhan, Hartum’daki Cumhuriyet Sarayı önünde çekilen bir videodan bir kare (Sudan Haber Ajansı)

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı ve Ordu Komutanı Orgeneral Abdulfettah el-Burhan, ordunun savaşı ‘onur ve izzetle, herhangi bir dış tarafın müdahalesi olmadan’ sürdürdüğünü belirterek, bunun ‘tüm Sudanlıların savaşı olduğunu, kendileri açısından ise bir varoluş savaşı’ olduğunu vurguladı. Bu açıklamalar, ordunun müttefiki bir silahlı gruba mensup bir bakanın görevden alınmasının ardından hükümet içinde bir siyasi kriz belirtilerinin ortaya çıkmaya başladığı bir dönemde geldi.

Sudan Silahlı Kuvvetleri'nin Facebook'taki resmi sayfasında yayımlanan görüntülü bir kayıtta Orgeneral Burhan, ordunun belirli Sudan kabile veya gruplarına karşı değil, ‘isyancı’ olarak nitelendirdiği taraflara karşı savaştığını ekledi. Orgeneral Burhan, Darfur bölgesindeki yerel yönetim liderlerini, çocuklarını çatışmaya katılmaya itmeyi amaçladığını belirttiği Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) cazibelerine yanıt vermemeye çağırdı.

Sudan devleti ve ordusunun, belirli kabile veya nüfus bileşenlerini hedef almadan ‘onur savaşı’ olarak nitelendirdiği mücadeleyi sürdürdüğünü vurgulayan Orgeneral Burhan, "Herkese karşı zulmeden, ihlaller ve suçlar işleyen isyancılarla savaşıyoruz ve Sudan halkını bu isyandan kurtarmak için onlarla mücadele ediyoruz” ifadelerini kullandı.

Siyasi kriz

Öte yandan Sudan ordusu ile müttefik silahlı bir grup olan Hamis Abdullah Abbeker kanadına bağlı Sudan Kurtuluş Ordusu Hareketi ile Sudan hükümeti arasında, hareketin mensubu olan Din İşleri ve Vakıflar Bakanı Beşir Harun Abdulkerim'in görevden alınmasının ardından siyasi kriz belirtileri ortaya çıktı.

Hareket, cumartesi günü yayımladığı bir basın açıklamasında, kendisiyle istişare edilmeden alınan görevden alma kararı karşısında şaşkınlığa uğradığını belirterek, bu adımı, 2020 yılında imzalanan Sudan Barışı için Cuba Anlaşması’nda kabul edilen prosedürlere açık bir aykırılık ve bunların aşılması olarak değerlendirdi.

Hareket, anlaşma gereğince kendisine ayrılan bakanlık koltuğuna bağlılığını teyit ederek, kısa süre içinde bakanlık görevini üstlenecek yeni bir aday sunacağını belirtti.

Sudan Başbakanı Kamil İdris, geçtiğimiz perşembe günü Din İşleri ve Vakıflar Bakanı'nı görevinden alma kararı vererek, ilgili birimlere kararın uygulanması için gerekli işlemlerin yapılması talimatını vermişti. Hareket, Cuba Anlaşması metinlerine yönelik herhangi bir aşımı veya ihlali kabul etmeyeceğini, kendisini dışlama veya anlaşmanın kendisine tanıdığı hakları kısıtlama yönündeki herhangi bir girişimi de reddettiğini vurguladı.

xcdvfgh
30 Kasım 2025'te Çad'ın doğusundaki bir Sudan mülteci kampında bulunan Darfur'dan gelen yerinden edilmiş insanlar (Reuters).

Cuba Anlaşması, 2019 tarihli anayasal belgeye dayanarak, silahlı gruplara beş bakanlık koltuğu tanıdı. Anlaşmanın 20. maddesi, anlaşmayı imzalayan barış süreci taraflarının temsilcilerinin, bu haklara ilişkin genel prosedürlerden muaf tutulmasını öngörüyordu.

Hareket, ülkenin içinde bulunduğu mevcut aşamanın, özellikle iktidar ve zenginlik paylaşımı ile güvenlik düzenlemelerine ilişkin protokoller olmak üzere, imzalanan anlaşmalara saygı gösterilmesini ve Cuba Anlaşması'na tam bağlılığı gerektirdiğini yeniden vurguladı.

Cuba Anlaşması, silahlı grupların güçlerinin Sudan Silahlı Kuvvetleri'ne entegre edilmesini öngörüyordu, ancak anlaşmanın imzalanmasının üzerinden yaklaşık altı yıl geçmesine rağmen bu madde uygulanmadı. Uygulama fiilen, hareket liderlerinin Egemenlik ve Bakanlar Kurulu'nda üst düzey görevler elde ettiği iktidar paylaşımı protokolüyle sınırlı kaldı; güvenlik düzenlemeleri ise askıda kalmaya devam etti.

Çatışmaların yeniden başlaması

Sahada, Sudan Silahlı Kuvvetleri ile HDK arasında, Batı Darfur eyaletinde şiddetli çatışmalar yeniden başladı. Eyalet Valisi Bahreddin Adem Kerame, Facebook'ta yayımladığı bir mesajda, ordu ve kendisine destek veren silahlı mücadele hareketlerine bağlı güçlerin, cumartesi sabahı HDK’nın, eyaletin yönetim şehri El-Cuneyna kentinin kuzeyinde yaklaşık otuz kilometre uzaklıkta bulunan Bi’r Suleybe bölgesine düzenlediği geniş çaplı saldırıya karşılık verdiğini belirtti. Kerame, ordu güçlerinin saldırgan güç ve teçhizatı arasında ağır kayıplara yol açtığını, bazı unsurlarını da esir aldığını da sözlerine ekledi.

Öte yandan Darfur Bölgesi Valisi ve Sudan Kurtuluş Hareketi Başkanı Minni Arko Minnawi, HDK’nın bölgede konuşlu güçleri iki eksenden kuşatmaya çalıştığını, ancak ağır kayıplara uğradığını belirtti.

Silahlı Mücadele Hareketleri Ortak Gücü, üyelerinin Bi’r Suleybe bölgesindeki konuşlanmasını gösteren video kayıtlarını sosyal medya platformlarında paylaşarak HDK’nın ani bir saldırısını boşa çıkardığını teyit etti.

Sudan ordusu ve müttefiki Silahlı Mücadele Hareketleri Ortak Gücü, son dönemde Batı Darfur ve Kuzey Darfur eyaletlerinde sınır bölgelerini ve stratejik öneme sahip diğer bölgeleri hedef alan askeri operasyonlar gerçekleştirdi. Bu operasyonlar, sahadaki nüfuzlarını güçlendirme ve yeni çatışma cepheleri açma çabalarının bir parçası olarak gerçekleştirildi.

Darfur bölgesinin beş eyaletinin çoğunu, Sudan ordusu ve müttefiki Silahlı Mücadele Hareketleri Ortak Gücü’nün konuşlu olduğu bölgenin kuzeyi ve batısındaki sınırlı bölgeler dışında hâlâ kontrol altında tutan HDK’dan ise henüz bir açıklama yapılmadı.



Koalisyon, 2 balistik füze ve 2 İHA’yı önledi: Husilerin Suudi Arabistan’ın kabile toplantılarını hedef almakla tehdit ettiği iddiaları yalanlandı

Koalisyon, 2 balistik füze ve 2 İHA’yı önledi: Husilerin Suudi Arabistan’ın kabile toplantılarını hedef almakla tehdit ettiği iddiaları yalanlandı
TT

Koalisyon, 2 balistik füze ve 2 İHA’yı önledi: Husilerin Suudi Arabistan’ın kabile toplantılarını hedef almakla tehdit ettiği iddiaları yalanlandı

Koalisyon, 2 balistik füze ve 2 İHA’yı önledi: Husilerin Suudi Arabistan’ın kabile toplantılarını hedef almakla tehdit ettiği iddiaları yalanlandı

Yemen’de meşru yönetimi destekleyen Koalisyon Güçleri Sözcüsü Tümgeneral Türki el-Maliki, cuma günü erken saatlerde yaptığı açıklamada, Suudi Arabistan hava savunma sistemlerinin Husilere ait milisler tarafından Riyad’a doğru fırlatılan bir balistik füze ile ülkenin güneyine yönelen bir başka balistik füzeyi önleyerek imha ettiğini bildirdi. El-Maliki ayrıca, Husilerin güney bölgesine doğru fırlattığı iki insansız hava aracının (İHA) da etkisiz hale getirildiğini belirtti.

Koalisyon, Husilerin Suudi Arabistan’ın kabile ve sivil toplulukların bulunduğu alanları hedef almakla tehdit ettiği yönündeki iddialarını da yalanladı. Koalisyon tarafından yapılan açıklamada, terörist Husi milislerinin ortaya attığı bu iddiaların “asılsız olduğu ve gerçeği yansıtmadığı” belirtilerek söz konusu iddiaların tümüyle reddedildiği vurgulandı.

Koalisyon Sözcüsü, yaptığı yazılı açıklamada, “Bu iddiaların içeriği ve gündeme getirildiği zamanlama, kamuoyunu yanıltmaya, milislerin içinde bulunduğu krizleri ve uygulamalarını örtbas etmeye, Yemen’in köklü kabilelerini kendi çatışmalarına sürüklemeye yönelik sürekli girişimleri yansıtıyor” ifadelerini kullandı.

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres ise Husilerin Suudi Arabistan’daki sivil hedeflere yönelik saldırılarını sürdürmesinden ve Yemen’in Taiz çevresinde çatışmaların tırmanmasından duyduğu endişeyi dile getirdi. Guterres, söz konusu saldırı ve çatışmaların sivillerin büyük acılar çekmesine neden olduğunu ve bölgesel gerilimi artırdığını belirtti.

Öte yandan, Suudi Arabistan’ın Dammam kentindeki Kral Fahd Uluslararası Havalimanı’nı hedef alan, iki kişinin hayatını kaybetmesine ve sekiz kişinin yaralanmasına yol açan saldırıya yönelik Arap ve uluslararası düzeyde kınama mesajları gelmeye devam etti. Açıklamalarda, sivil ve hayati öneme sahip tesislerin hedef alınmasının reddedildiği vurgulanırken Suudi Arabistan’ın güvenliğini, egemenliğini, vatandaşlarının ve ülkede ikamet edenlerin can güvenliğini koruma çabalarına destek ifade edildi.


Mısır, Libya ile Deniz Sınırlarının Belirlenmesine İlişkin Mutabakatı reddettiğini yineledi

Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati, Lefkoşa'daki basın toplantısında konuşuyor, 5 Eylül 2025 (Reuters)
Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati, Lefkoşa'daki basın toplantısında konuşuyor, 5 Eylül 2025 (Reuters)
TT

Mısır, Libya ile Deniz Sınırlarının Belirlenmesine İlişkin Mutabakatı reddettiğini yineledi

Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati, Lefkoşa'daki basın toplantısında konuşuyor, 5 Eylül 2025 (Reuters)
Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati, Lefkoşa'daki basın toplantısında konuşuyor, 5 Eylül 2025 (Reuters)

Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdülati, bugün İstanbul’da mevkidaşı Hakan Fidan ile gerçekleştirdiği görüşmede, Libya ile Türkiye arasında 2019 yılında imzalanan deniz yetki alanlarının sınırlandırılmasına ilişkin mutabakat muhtırasını onaylamayı kesin bir dille reddettiklerini yineledi. Şarku’l Avsatın Reuters'ten aktardığına göre Abdülati, ülkesinin bu konudaki tutumunu bir kez daha vurguladı.

Kahire yönetimi, çarşamba günü Libya’nın doğusunda bulunan Temsilciler Meclisi tarafından Türkiye ile deniz sınırlarının belirlenmesine ilişkin onaylanan anlaşmayı reddetmiş ve söz konusu onayın “Mısır açısından hiçbir hukuki sonuç doğurmayacağını” açıklamıştı.

Salı günü kabul edilen anlaşma, Doğu Akdeniz’deki deniz alanları üzerindeki egemenlik iddiaları ile enerji kaynaklarının araştırılması ve çıkarılmasına ilişkin haklar konusunda yıllardır devam eden anlaşmazlığın bir parçasını oluşturuyor.

Mısır Dışişleri Bakanlığından bugün yapılan açıklamada, Abdülati’nin, münhasır ekonomik bölge ve kıta sahanlığının sınırlandırılmasında uluslararası deniz hukuku ilkelerine ve 1982 tarihli Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi hükümlerine uyulmasının önemini vurguladığı belirtildi. Açıklamada, bu sürecin devletler arasında adalet ve hakkaniyet ilkelerine uygun biçimde yürütülmesi gerektiği kaydedildi.

Bakanlığın açıklamasına göre iki bakan, Libya’daki gelişmeleri de ele aldı. Abdülati, Mısır’ın Libya’nın birliğini, egemenliğini, toprak bütünlüğünü ve istikrarını destekleyen; ayrıca Libya devlet kurumlarının güçlendirilmesini savunan tutumunu yineledi.

Görüşme, Türkiye, Mısır, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın yanı sıra Avrupa ülkeleri İngiltere, Fransa ve Almanya’nın katıldığı dörtlü mekanizma toplantıları kapsamında gerçekleştirildi.

Açıklamada, Hakan Fidan’ın Libya’daki gelişmelere ilişkin Mısır’ın kaygılarını anladığını belirttiği; bu kaygıların ele alınması ve Libya’da güvenlik ile istikrarın sağlanmasına yönelik çabaların desteklenmesi amacıyla istişare, koordinasyon ve ortak çalışmaların sürdürülmesinin önemini vurguladığı aktarıldı.

Libya’nın batısındaki Trablus merkezli hükümet, Türkiye ile deniz yetki alanlarının sınırlandırılmasına ilişkin anlaşmayı ilk olarak 2019 yılında imzalamıştı. Ancak Halife Hafter liderliğindeki doğu merkezli yönetim, uzun yıllar boyunca anlaşmayı onaylamaktan kaçınmıştı.

Yunanistan ve Kıbrıs Cumhuriyeti de Libya ile Türkiye arasında imzalanan deniz sınırlandırma anlaşmasına uzun süredir karşı çıkıyor. İki ülke, anlaşmanın deniz alanları üzerindeki kendi egemenlik iddialarını ihlal ettiğini savunuyor.


Hamas, 7 Ekim benzeri bir saldırı tehdidinde bulunduğu iddiasını reddetti

Filistinliler, Gazze Şeridi’nin Deyr el-Belah kentinde plastik kaplarla su alıyor. (AP)
Filistinliler, Gazze Şeridi’nin Deyr el-Belah kentinde plastik kaplarla su alıyor. (AP)
TT

Hamas, 7 Ekim benzeri bir saldırı tehdidinde bulunduğu iddiasını reddetti

Filistinliler, Gazze Şeridi’nin Deyr el-Belah kentinde plastik kaplarla su alıyor. (AP)
Filistinliler, Gazze Şeridi’nin Deyr el-Belah kentinde plastik kaplarla su alıyor. (AP)

İsrail basını, Hamas’ın İsrail’i 7 Ekim 2023’teki saldırı boyutunda yeni bir saldırı düzenlemekle tehdit ettiğine ilişkin ortak bir iddiayı gündeme getirdi. İddiaya göre bu mesaj, BM’nin Ortadoğu Özel Temsilcisi Ramiz el-Akbarov aracılığıyla, temsilcinin geçen hafta Gazze Şeridi’ne yaptığı ziyaret sırasında Hamas’ın üst düzey yöneticileriyle gerçekleştirdiği görüşmede iletildi.

İsrail gazeteleri, özellikle Yedioth Ahronoth, bu haberlerinde İsrail’in Filistin Topraklarındaki Hükûmet Faaliyetleri Koordinatörlüğü tarafından ortaya atılan iddiayı esas aldı. Haberlere göre kurum, konuyla ilgili olarak siyasi ve askerî makamlara acil bir mesaj gönderdi.

Söz konusu tehdit iddiası, İsrail ordusunun ateşkesin ilan edilmesinin üzerinden bir yıl geçmesine rağmen Gazze Şeridi’nin yarısından fazlasını işgal altında tutmaya devam etmesiyle ilişkilendirildi.

Hamas Sözcüsü Hazım Kasım ise Gazze’deki gazetecilere dağıttığı kısa açıklamada, hareketinin 7 Ekim saldırısına benzer bir saldırı düzenlemekle tehdit ettiği iddiasını yalanladı. Kasım, Hamas’ın ateşkes anlaşmasına bağlı olduğunu vurgulayarak arabuluculara, İsrail’in Filistinlilere yönelik ihlallerini durdurmak ve anlaşmanın uygulanmasını güvence altına almak için harekete geçme çağrısında bulundu.

 Filistinliler, Gazze’de bir aracı hedef alan İsrail hava saldırısında hayatını kaybeden iki kişinin cenazesini taşıyor. (DPA)
Filistinliler, Gazze’de bir aracı hedef alan İsrail hava saldırısında hayatını kaybeden iki kişinin cenazesini taşıyor. (DPA)

Kasım, İsrail’in iddialarına destek verilmemesi ve bu iddiaların seçim mücadelesinde kullanılmasına fırsat tanınmaması gerektiği uyarısında bulundu.

Kasım, BM yetkilisinin Hamas yönetimiyle görüştüğüne ilişkin haber hakkında ise herhangi bir açıklama yapmadı. Şarku’l Avsat, Hamas sözcüsünden konuyla ilgili değerlendirme almak için girişimde bulundu, ancak sözcü muhabirimizin sorularını cevaplamadı.

Hamas, dün gece geç saatlerde resmî bir açıklama yayımlayarak herhangi bir saldırı tehdidinde bulunduğu iddiasını yalanladı. Ancak açıklamada, BM yetkilisiyle bir görüşme yapılıp yapılmadığına değinilmedi.

El-Akbarov’un 11 ve 12 Ekim tarihlerinde iki gün süren Gazze Şeridi ziyaretine ilişkin programda da Hamas yetkilileriyle yapılacak herhangi bir görüşmeye yer verilmedi. BM’nin internet sitesinde yayımlanan programda yalnızca insani durumu değerlendirmek amacıyla çeşitli noktalara yapılan ziyaretler sıralandı. Bunlar arasında yerinden edilmiş kişilerin kaldığı merkezler, zarar gören aileler, Filistinlilerin kış hazırlıkları ve kadınların geçimini sağladığı aileler bulunuyordu. Ayrıca Gazze kentindeki UNRWA merkezinde insani yardım ortaklarıyla müdahale çalışmaları ve insani yardımlardaki eksiklikler üzerine bir toplantı gerçekleştirildi.

El-Akbarov’un ofisinden bir yetkili, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, BM temsilcisinin son ziyareti sırasında Hamas yetkililerinden hiçbiriyle görüşmediğini söyledi.

Şarku’l Avsat, BM adına çalışan yerel bir yetkiliden ise El-Akbarov’un 11 Ekim Pazar günü Şifa Hastanesi kompleksini ziyaret ettiğini ve hastanelerin çalışma koşullarını incelemek, sağlık durumuna ilişkin bilgi almak amacıyla hastane yetkilileriyle görüştüğünü öğrendi. Bu ziyaret, yayımlanan programda yer almadı; El-Akbarov’un ofisi de söz konusu bilgiyi ne doğruladı ne de yalanladı.

Yerel yetkili ayrıca heyetin, Gazze kentinin kuzeydoğusunda, Sarı Hat’a yakın Zerka bölgesini ziyaret ettiği sırada İsrail tarafından atılan bir top mermisinin hedefi olduğunu, olayda yaralanan olmadığını ve heyetin bölgeden hızla ayrıldığını belirtti.

Şarku’l Avsat, Şifa Hastanesi Kompleksi Müdürü Muhammed Ebu Selmiye ile de iletişime geçmeye çalıştı, ancak kendisi telefonlara yanıt vermedi. Gazze’deki Hükûmet Medya Ofisi yetkilileriyle yapılan iletişim girişimlerinde de benzer bir durum yaşandı.

BM yetkilileri, insani koşulları yerinde değerlendirmek amacıyla genellikle hastaneleri, yerinden edilmiş kişilerin kaldığı merkezleri ve benzeri noktaları ziyaret ediyor. Buna karşılık, özellikle Gazze’de devam eden güvenlik sorunları, takip ve suikastlar nedeniyle BM yetkililerinin uzun süredir çeşitli dönemlerde Hamas yetkilileriyle görüşmekten kaçındığı görülüyor.

Filistinliler, Gazze kentinin güneyinde İsrail bombardımanında tahrip edilen bir aracı söndürmeye çalışıyor. (EPA)
Filistinliler, Gazze kentinin güneyinde İsrail bombardımanında tahrip edilen bir aracı söndürmeye çalışıyor. (EPA)

Gözlemcilerin değerlendirmelerine göre İsrail’in ortaya attığı iddiaların temel amacı seçimlere yönelik olabilir. Bu değerlendirme, aralarında Başbakan Binyamin Netanyahu ve Savunma Bakanı Yisrael Katz’ın da bulunduğu İsrailli yetkililerin son dönemde Hamas’ın 7 Ekim saldırısına benzer saldırılar düzenleme niyetinde olduğu yönündeki açıklamalarını sık sık tekrarlamasına dayanıyor. Yetkililer, seçimleri etkilemeye yönelik olası bir saldırıya İsrail’in güçlü şekilde karşılık vereceğini vurgularken, İran ve Hizbullah’ı da bu bağlamda gündeme getirdi.

İsrailli güvenlik kaynakları ise İbranice yayımlanan Haaretz gazetesine yaptıkları açıklamada, Netanyahu ve Katz’ın son günlerde dile getirdiği, herhangi bir tarafın seçimleri etkilemek amacıyla İsrail’e saldırı düzenlemek için yoğun hazırlıklar yaptığı yönündeki iddiaları yalanladı.

İsrail Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir ise yalnızca ordunun seçimleri dışarıdan etkilemeye yönelik her türlü girişimle mücadele etmeye hazır olduğunu belirtti. Zamir, olası senaryoların gerçekleşmesi hâlinde ordunun hem savunma hem de saldırı görevlerini yerine getireceğini ifade etti.