Hüda Rauf
ABD ve bölgesel arabuluculardan gelen açıklamalar, İran ile Umman Sultanlığı arasında Hürmüz Boğazı'nda seyrüseferin düzenlenmesine ilişkin müzakerelerin çok ileri bir aşamaya girdiğini gösteriyor. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, anlaşmaya prensipte onay verdi, ancak İran Dini Lideri ve Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi'nin onayını beklediğini belirtti. Buradaki soru şu: Anlaşmanın açıklanmasını geciktiren neden, İran çevrelerinde alınacak iç karar mı? Anlaşma onaylanırsa, Trump için büyük bir siyasi krizi çözmeye ve aylarca süren ekonomik kargaşanın ardından Boğaz'dan petrol akışının yeniden başlamasına yardımcı olacak mı? Bölgeyi ilgilendiren en önemli soru ise şu: Bu anlaşma, Washington ve Tahran arasındaki görüşmelerde temel taş haline gelirse ne anlama gelecek? Ve İran'ın bölge ülkeleriyle ilişkilerini nasıl etkileyecek?
Önerilen anlaşma İran Dini Lideri'nin onayını mı bekliyor?
İran ve Umman arasındaki görüşmeler, Hürmüz Boğazı'nda seyrüseferi aksatan askeri bir gerilimin gölgesinde haftalar önce başladı. Gerilim, İran ve Washington arasında haziran ayında imzalanan ve ağustos ayı ortasında süresi dolacak olan mutabakat zaptının uygulanamamasının ardından geldi. Önerilen anlaşma, İran ve Umman arasında 60 günlük, uzatılabilir bir geçici düzenleme öngörüyor; buna göre Körfez'e giren tüm gemiler İran suları içindeki kuzey rotasından geçecek. Arap Denizi'ne doğru çıkan tüm gemiler ise Tahran ile koordineli olarak Umman suları içindeki güney rotasından geçecek. 60 günlük süre boyunca gemilerden herhangi bir ücret alınmayacak. İki taraf daha sonra 30 gün içinde boğazın orta kanalından deniz mayınlarının temizlenmesi için çalışacak. Temizlendikten sonra, kanal daha sonra müzakere edilecek kalıcı bir düzenleme kapsamında giriş ve çıkış için kullanılacak. Teklif ayrıca, seyrüsefer maliyetlerini, çevre korumasını ve kurtarma operasyonlarını karşılamak üzere Uluslararası Denizcilik Örgütü'nün bazı Avrupalı üye devletleri tarafından finanse edilecek bir “gönüllü fon” kurulmasını da içeriyor.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre İran'ın karar alma sürecinin, en önemlisi Devrim Muhafızları Ordusu ve Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi olmak üzere birçok kademeyi içerdiği iyi biliniyor. Bu çok katmanlı kurumsal yapı, İran'ın zaman kazanma ve oyalama stratejisinin bir parçası. Başka bir deyişle, açıklamaların alındığını vurguladığı kararlar, bu iki kurumdan onay beklediği için geciktirilmiş olmayabilir. Aksine, bu, gizlice de olsa görüşülen ve müzakere edilen diğer konularla ilgili bir çözüme ulaşmak için bir zaman kazanma taktiğidir. Bu sorunlar arasında, İslamabad Mutabakatı'nın ilk uygulanması sırasında da tartışma konusu olan dondurulmuş İran varlıkları ve yaptırımlar meselesi de yer alıyor. Bu nedenle, İran ve Umman arasındaki anlaşma İran tarafı için tatmin edici olsa da, Tahran, Dini Lider'in onayına ihtiyaç duyduğu bahanesiyle oyalayarak zaman kazanıyor. Gerçekte ise, Hürmüz Boğazı'ndan geçişe izin vermeden önce diğer mali kazanımları garantilemek istiyor.
Hürmüz Boğazı'ndaki kriz ve çözüm mesajları
Hürmüz Boğazı krizi, yalnızca küresel ekonomi üzerindeki etkisiyle sınırlı değil. Bu nedenle, boğazın yeniden açılması, enerji krizini, Washington ve Tahran arasındaki gerilimi veya İran'ın enerji güvenliğine ve bölgedeki komşularının güvenliğine yönelik tehditlerini mutlaka çözmeyecektir. Aksine, şeytan ayrıntılarda gizli olduğundan, genel olarak bölgenin şekillendirilmesinde etkili olacak, önümüzdeki 60 gün içinde İran ve Washington arasındaki gerilimleri yeniden alevlendirecek bazı ayrıntılar üzerinde durabiliriz.
Birincisi; İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Kazım Garibabadi, savaş zamanında İran'ın Hürmüz Boğazı üzerindeki egemenliğini dayatacağını, ancak barış zamanında seyrüseferin herkese açık olacağını belirtti. Bu, boğaz içindeki trafiğin yönetimi ve düzenlenmesi konusunda bir anlaşmaya varılsa bile, İran'ın seyrüseferi tekrar aksatmasını garanti edecek şekilde boğazı kontrol etme gücünü koruyacağı anlamına geliyor. Keza İran'ın seyrüseferi aksatmasını engelleyecek garantilerin yokluğunda, küresel enerji ve ekonomik krizin yeniden alevlenebileceği anlamına da geliyor. Dahası, İran Hürmüz Boğazı kozunu İsrail ve ABD ile çatışmasından elde ettiği en önemli kazanım olarak görüyor. Bu nedenle, boğaz üzerindeki kontrolünün uluslararası ve bölgesel olarak tanınmasını sağlayarak bu kazanımları pekiştirmeyi ve böylece ekonomik fayda, Körfez güvenliğiyle ilgili vizyonunu hayata geçirerek de siyasi kazanımlar elde etmeyi amaçlıyor. Velayet-i Fakih modeliyle, Şah döneminde olduğu gibi, Körfez kıyılarında yeniden daha büyük bir rol üstlenmeyi, böylece savaş öncesinde sahip olmadığı Hürmüz Boğazı içinde seyrüseferi daha fazla kontrol etme gücünü elde etmeyi hedefliyor.
İkincisi, İran'ın caydırıcılık stratejisinin Hürmüz Boğazı'nı da içerecek şekilde değişmesi. İran rejimi askeri stratejisini ileri savunma ilkesine dayandırırken, bölgesel vekil güçler ağına ve insansız hava araçları ve balistik füzeler gibi geleneksel olmayan askeri kabiliyetlere güvenirken, Hürmüz Boğazı caydırıcılık ve tehditleri savuşturma için en önemli aracı ve rakiplerine karşı bir pazarlık kozu haline geldi.
Üçüncüsü, İran'ın caydırıcılık stratejisi, bölge genelindeki enerji yollarının güvenliğini de içerecek şekilde genişledi. İran, aynı anda birden fazla çatışma ve mücadele alanını ateşleyerek, ister Arap Körfezi ve Hürmüz Boğazı, Bab’ul Mendeb ve Kızıldeniz yakınlarındaki yollar olsun, isterse de tüm Avrupa'ya enerji taşıyan Akdeniz yakınlarındaki yollar olsun, bölgedeki tüm enerji yollarının, artık Tahran ve bölgesel vekilleri ağının sahip olduğu füze ve insansız hava aracı sistemlerinin menzilinde olduğu mesajını vermeyi amaçlıyor.
Dördüncüsü, İran'ın sadece kendi bölgesinde değil, küresel enerji güvenliği yollarını kontrol etmede de etkili bir bölgesel güç olarak tanınmasını sağlamak. Bu, İran'ın yeni olarak algıladığı küresel düzen içinde yeniden konumlanma hedefiyle uyumlu ve Çin ve Rusya ile ilişkilerinde enerji yolları ve tedarik zincirlerinin kontrolcüsü olarak konumunu güçlendirmeyi amaçlıyor. Bu da, herhangi bir gerilim durumunda küresel enerji piyasasında şoklar yaratmasına olanak tanıyacaktır.
Beşincisi, İran, nükleer meseleyi mevcut müzakere gündeminden çıkarmak için çalıştı. Bu, ABD Başkanı Donald Trump için avantajlı olabilir ve çok sayıda engel nedeniyle görüşmeleri ertelemesine olanak sağlayabilir. Bu nedenle, Boğaz krizinin devam etmesi Trump için de avantajlı olabilir ve böylece nükleer müzakereleri halefine miras bırakabilir.
Özetle, ABD-İsrail'in İran'a karşı savaşı, Tahran'ın son üç yılda aşınmış olan nüfuzunu yeniden şekillendirmek için kullandığı sonuçlar doğurdu. İran, caydırıcılık stratejisini Hürmüz Boğazı ve bölgedeki enerji yollarını kapsayacak şekilde yeniden düzenledi ve genişletti. Zira bölge devletlerinin Hürmüz Boğazı'na alternatif yollar arayacaklarının farkında. Bu nedenle, sadece Arap Körfez bölgesinde değil, genel olarak Ortadoğu'daki enerji yollarına yönelik bir tehdit olmaya devam etmek, ayrıca Hürmüz Boğazı ve Akdeniz'deki denizaltı kablolarını da hedef almak için müttefiklerinin füze kabiliyetlerini genişletmeye yatırım yapmaya devam edecektir.
Herkes ABD-İran müzakerelerinin başlatılmasına yönelik bir adım olarak İran-Umman anlaşmasının açıklanmasını beklese de (ki bu müzakerelerin başarısını garanti etmez), bölge belirsizlik içinde kaldığı için savaş tehdidinin kesin olarak sona erdiğini söylemek mümkün değil.