Ahmed Mahir
Haham Zvi Yehuda Kook 1982'de öldüğünde, hiçbir siyasi görevde bulunmamış, bir partiye liderlik etmemiş veya Knesset'te sandalye kazanmamıştı. Yine de İsrail siyaseti üzerinde ondan daha derin etkiye sahip olan çok az kişi olmuştur.
Hayatının büyük bir bölümünü Kudüs'te bir dini akademiyi yöneterek geçirdi ve burada küçük bir öğrenci grubuna babasından miras aldığı fikri aşıladı: İsrail'in kuruluşu sadece siyasi bir olay değil, “ilahi bir yolun” aşamasıdır ve “İsrail Toprakları” olarak tanımladığı topraklar üzerinde Yahudi egemenliği, müzakere konusu değil, dini bir görevdir.
On yıllarca, o sınıfın dışında neredeyse hiç kimse ona kulak vermedi. Sonra İsrail 1967 yılındaki savaşı kazandıktan sonra, öğrencileri ve takipçileri o sınıftan çıkarak öğrendikleri her şeyi uygulamaya koymak için harekete geçtiler. Yerleşim hareketini kurdular ve daha sonra aşırı dindar ve radikal Siyonist harekete mensup olacak nesillere öğretmen oldular.
Radikal öğretileri, kurucularının ölümünden sonra da varlığını sürdürdü ve bir nesil sonra kabine masasına kadar ulaştı.
Bugün, Maliye Bakanı Bezalel Smotrich sadece bütçeyi kontrol etmekle kalmıyor, aynı zamanda işgal altındaki Batı Şeria'da Sivil Yönetimin yetkilerini de elinde bulunduruyor; bu yetkiler, yerleşimci ideolojinin rutin bürokratik prosedürler kılıfı altında uygulanmasına imkân tanıyor. Smotrich ve radikal meslektaşları, ilhakın siyasi çıkarlar tarafından dikte edilen bir seçim değil, “Tevrat hükmüyle emredilen bir hak” olduğunu savunuyorlar.

Radikal öğretileri, kurucularının ölümünden sonra da varlığını sürdürdü ve bir nesil sonra kabine masasına kadar ulaştı
Kültür Bakanı Amichai Eliyahu, hahamlar arasında üst düzey statüye sahip bir aileden geliyor. Büyükbabası, eski bir Sefarad baş hahamı ve 2005 yılında Gazze'den çekilmeye açıkça karşı çıkan önde gelen aşırılıkçı dini otoriteydi. Babası ise İsrail'in Arap vatandaşlarına yönelik ırkçı açıklamaları nedeniyle tekrar tekrar eleştirilen görevdeki bir baş hahamdır.
Eliyahu, belirli bir yönelimi değil, dini otoritelerin devletin nereden çekilip nereden çekilemeyeceğini belirlemede bağlayıcı söz hakkına sahip olduğu varsayımına dayanan kararlı bir pozisyonu miras aldı.
İşte mevcut anı farklı kılan şey de bu. Aşırılıkçı pozisyonlar artık işgal altındaki Batı Şeria'da tepede bulunan bir yerde, radikal yerleşimcilerden yükselen bir çığlık değil; şimdi Binyamin Netanyahu liderliğindeki mevcut hükümet tarafından formüle ediliyor, finanse ediliyor ve uygulanıyor.
Eğer uzlaşmanın bir “günah” olduğuna inanıyorsanız, hiçbir argüman fikrinizi değiştiremez. Bakanlıklar bu şekilde düşünen insanlar tarafından yönetildiğinde, demokrasinin olağan denge ve denetleme mekanizmaları -yargı kararları, seçim sonuçları ve kabine içindeki oylamalar- denge ve denetleme işlevlerini kaybederek engellere dönüşür.
Radikal dini Siyonizm artık konumunu korumak için bakanlıklara ihtiyaç duymuyor. Varsayımları daha geniş çaplı bir kültüre, okullarda öğretilenlere, askerlere savundukları şeyin ne olduğuna dair söylenenlere, İsrail toplumunun giderek büyüyen bir kesiminin bugün açıkça söyleyebileceğini hissettiği şeylere yerleşmiş durumda. 7 Ekim saldırılarından bu yana geçen üç yıldaki değişim çarpıcı. Daha önce dini olarak nitelendirilen pozisyonlar, artık laik veya solcu Siyonist kamptaki destekçileri tarafından da basitçe “ulusal” olarak kabul ediliyor ve bunlara itiraz etmek, muhalefetten ziyade sadakatsizlik olarak yorumlanıyor.

"Breaking the Silence" (Sessizliği Bozma) örgütünün Genel Müdürü Nadav Weimann, örgütle ilgiili yaptığı bir söyleşide, İsrail ordusundaki askerlik hizmetiyle ilgili tanıklıklarını kaydetti. Sessizliği Bozma örgütü, İkinci Filistin İntifadası'nın başlamasından bu yana görev yapmış eski İsrail askerlerinden oluşuyor. Genç askerlerin her gün sivil nüfusla karşı karşıya gelmek zorunda kaldığı ve savaş suçlarına varan uygulamalara karıştığı bir gerçeklikte ödenen ağır bedel hakkındaki tanıklıklarını açıklayarak, kamuoyunda tartışılmasını teşvik ederek, işgal altındaki topraklardaki Filistinlilerin yaşamlarının sert gerçeklerini ifşa etmeyi kendilerine görev edinmişler.
Weimann “Son kırk yıldır radikal yerleşimci hareket, ilhak projesini gerçekleştirmek için devlet kurumlarını kontrol altına almaya çalışıyor. Bu hareket, siyasi alana sızmayı ve Eğitim Bakanlığı da dahil olmak üzere birçok bakanlığın kontrolünü ele geçirmeyi başardı. Ancak, yerleşimcilerin izole yaşam tarzı ve üst düzeylere erişimlerinin sınırlı olması nedeniyle İsrail ordusu içinde varlık kurmakta zorluklarla karşılaştı” diyor.
Weimann şöyle devam ediyor: “Bunun üstesinden gelmek için yerleşimciler, gençleri orduda komuta rollerine hazırlamak amacıyla askeri hizmet öncesi akademiler kurdular. Şarku’l Avsat’ın al Majalla'dan aktardığı analize göre bugün, çoğu aşırı sağcı eğilimli yaklaşık 150 akademi bulunuyor. Haberler, yerleşimcilerin nüfusun yüzde 10'undan azını oluşturmalarına rağmen, İsrail ordusundaki yeni muharip subayların yüzde 50'sinden fazlasının bu akademilerden mezun olduğuna işaret ediyor. Bu eğilimin, hassas pozisyonlarda bulunan birçok üst düzey subay arasında da yansımaları oluyor ve bu da askeri kurum içinde derin bir ideolojik değişime işaret ediyor.”
Daha önce dini olarak nitelendirilen pozisyonlar, artık laik veya solcu Siyonist kamptan destekçileri tarafından da basitçe “ulusal” olarak kabul ediliyor ve bunlara itiraz etmek, muhalefetten ziyade sadakatsizlik olarak yorumlanıyor
Bar-Ilan Üniversitesi'nde siyaset bilimi profesörü ve İsrail'in din ve siyaset üzerine önde gelen araştırmacılarından Eliezer Don-Yehiya bir bilimsel araştırmasında, küçük bir ultra-Ortodoks Yahudi grubunun çok daha büyük bir topluluğu nasıl temsil etmeye başladığından bahsediyor.
Don-Yehiya, dini Siyonizm içinde “milliyetçi Harediler” olarak adlandırdığı, yani milliyetçi bir yönelime sahip, dini açıdan daha katı ve siyasi olarak daha radikal bir grubun ortaya çıktığını belirtiyor. “Dini Siyonist topluluk içinde bir azınlık olsalar da eğitim alanındaki çalışmalarıyla bu topluluk içinde etkili bir konum elde ettiklerini” yazıyor.
Don-Yehiya, eğitim yoluyla etkisini marjinal kesimlerden yayan bir azınlıktan bahsediyor. Ancak gerçeklik, en azından son üç yıl boyunca bu tanımın ötesine geçti.
Bu azınlığın bugün kontrol ettiği şeylere bakın. Maliye Bakanlığı bütçeyi belirliyor ve ardından para yerleşim yerlerine, aşırı dindar Siyonist okullara ve onları destekleyen ideolojik ağlara akıyor. Polisten sorumlu bakanlık, yerleşimci İtamar Ben-Gvir'in de mensubu olduğu aynı kampın elinde. Ulusal Güvenlik Bakanı olan Ben-Gvir, Arap karşıtı Otzma Yehudit (Yahudi Gücü) Partisinin lideri ve siyasi kariyeri boyunca terör örgütü kurmak ve şiddeti kışkırtmak da dahil olmak üzere onlarca suçlamayla karşı karşıya kaldı.
Ordunun subay kadrosu, bu aşırılıkçı ideolojinin etkisi altında yavaş yavaş yeniden şekilleniyor. Yüksek Mahkeme'de, aşırılıkçı dini Siyonist hareketin içinden bir yargıç, baş yargıç yardımcısı olarak görev yapıyor. Bunlar sadece politika üzerinde etki sağlayan pozisyonlar değil; devletin mekanizmalarının ta kendisi haline geldiler.
İsrail’deki kamuoyu yoklamaları onları azınlık olarak göstermeye devam edebilir. Ancak bütçeyi, polisi, mahkemeleri ve önemli siyasi söylemi kontrol eden bir azınlık, hiçbir şekilde gerçek anlamda marjinalleştirilmiş değildir.
Daha önce dini olarak nitelendirilen pozisyonlar, artık laik veya solcu Siyonist kamptan destekçileri tarafından da basitçe “ulusal” olarak kabul ediliyor ve bunlara itiraz etmek, muhalefetten ziyade sadakatsizlik olarak yorumlanıyor
Bu tür siyasetin müzakereye bu kadar dirençli olmasının psikolojik bir boyutu var ve sosyal psikolog Philip Tetlock bunu doğru bir şekilde tanımlıyor. “Trends in Cognitive Sciences” dergisinde Tetlock kutsal değerleri, bir grubun “karşılaştırmaları, takasları ve hatta seküler değerlerle herhangi bir karışımı engelleyen aşkın bir öneme sahip” olduğunu düşündüğü değerler şeklinde tanımlıyor.
Kendisine bu şekilde bakılan bir topraktan vazgeçmek, bir gayrimenkul maliyeti meselesi olmaktan çıkar; aksine, ondan vazgeçme düşüncesi bile tasavvur edilemez hale gelir. Tetlock'un belirttiği gibi, “Bunu sana söylediğim için yapma” ifadesi, “Bunu sana Tanrı söylediği için yapma” ifadesinden daha az etkilidir.
Seçim sonuçları yanıltıcıdır. 2022'de dini Siyonizm, Netanyahu'nun onsuz bir koalisyon kuramayacağı kadar çok sandalye kazandı. Ancak bugün İsrail'deki anketler, Smotrich'in partisinin yüzde 3,25'lik seçim barajında zorlandığını gösteriyor. Hatta, özellikle Haredilerin askerlik hizmetinden muaf tutulmasını desteklemesi nedeniyle hem sağ hem de sol laik aşırılıkçılar tarafından cezalandırıldıktan sonra, daha da zor bir durumda. Sadece seçim ölçeğinde bile, aşırı dindar Siyonist hareketin gerilediği görülüyor.
Ancak bu gerileme başka hiçbir düzeyde belirgin değil. Soykırıma dönüşen Gazze savaşının başlangıcından bu yana, bu ideolojiye destek, dindar milliyetçi kampa mensup İsrailliler arasında daha da kökleşti ve katı hale geldi.
İşte paradoks da burada yatıyor. Devleti “ilahi bir yolun” aşaması olarak gören hareket, İsrail'deki en sabırlı ve icraatlara en bağlı siyasi güç haline geldi. Takipçileri hayati karar alma pozisyonlarında yoğunlaşmış durumda ve uygulamaları, yönetim yapısında somutlaşan aşırı dindar bir eğilime dönüşmüş halde.
Bu nedenle kamuoyu yoklamaları, seçim sonuçları gibi yanıltıcıdır. Seçimler bakanları değiştirir, ancak bürokratik aygıt içinde kimin çalıştığını, yerleşim yerlerini kimin finanse ettiğini veya okul müfredatlarını kimin yazdığını değiştirmez.
*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.


