Kamuoyu yoklamalarının İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun iktidarı kaybetme olasılığının arttığına ve yüz binlerce sağ seçmenin kendisini desteklemeye dönme niyetinde olmadığına işaret ettiği bir dönemde, sağcı medya Netanyahu’yu kurtarıcı olarak sunmak amacıyla varoluşsal tehditlere kadar varan geniş çaplı bir medya kampanyası başlattı. Kampanyada Netanyahu, İsrail’i yedi cephede karşı karşıya kaldığı emsalsiz bir savaşta yöneten ve Amerikan ordusuyla çatışmada ortaklık kurmayı başaran lider olarak öne çıkarıldı.
Sağcı medyanın bu doğrultudaki son yayınlarından biri,The Jerusalem Post gazetesinde dün yer alan haber oldu. Haber, İsrail ordusunun, İran’ın İsrail’i ve hatta ABD’yi vurabilecek kapasitede devasa miktarlarda modern balistik füze üretme yönündeki başarılı çabalarından dolayı şokta olduğunu öne sürdü. Haber, İran’ın bu hızda ve menzilde füzeler ürettiğine dair herhangi bir istihbarat raporuna, belgeye, resmi değerlendirmeye veya güvenilir kaynağa dayanmamasına ve hiçbir kanıt sunmamasına rağmen hızla yayıldı.

Bunu, Suriye ordusunun kapasitesini yeniden organize ettiği, hava kuvvetlerini güçlendirmeye başladığı ve Rusya’nın Suriye ordusunun yeniden silahlandırılmasına yardımcı olmak üzere Türkiye ile ortak adımlar atacağı yönündeki haberler izledi. Bu haber, İsrail’de günlerce gündemi meşgul eden kurgusal bir iddianın ardından geldi. Söz konusu iddiada, ‘Ortadoğu’daki bir ülkenin, bir başka Arap ülkesine İsrail’i gafil avlamak amacıyla önce bir barış anlaşması imzalamayı, ardından sıfır noktasında saldırmak üzere hazırlık yapmayı tavsiye ettiği’ öne sürüldü. Askeri sansür, her iki ülkenin de adının açıklanmasını engellemeye devam ediyor. Şarku'l Avsat'ın aldığı bilgiye göre buradaki amacın, Arapları güvenilmez olarak göstermek olduğu belirtiliyor. İsrail’in imzaladığı hiçbir anlaşmaya uymadığı; Lübnan, Suriye ve Gazze Şeridi’ndeki ateşkes ihlalleriyle netlik kazanmışken, Arapların sözlerinden ve taahhütlerinden dönen taraf olarak sunulmaya çalışıldığı ve onlarla barış anlaşması yapmanın bir yarar sağlamayacağı algısının işlendiği ifade ediliyor.
Varoluşsal tehditler silsilesi kapsamında, İran’ın nükleer programına geri döndüğü öne sürülürken, Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) Komutanı Ahmed Vahidi’nin, ülkesinin ABD-İsrail tehditleriyle yüzleşmek için nükleer kapasitesini geliştirmeye mecbur kaldığı yönündeki ifadelerine yer verildi. Ayrıca Türkiye’nin İsrail için İran’dan sonraki en büyük ikinci tehdit olduğu ve Lübnan ile müzakerelerin artık bir anlam taşımadığı iddia edildi. Netanyahu’ya yakınlığıyla bilinen Kanal 14 televizyonu ise güvenlik teşkilatından üst düzey isimlerin Türkiye’yi İran’ın ardından ‘birinci tehdit’ olarak sınıflandırdığını ileri süren bir haber yayınladı.

Yedioth Ahronoth gazetesinin kıdemli siyasi muhabiri ve aynı zamanda New York Times muhabiri olan Ronen Bergman, bu haberleri değerlendirirken şu ifadeleri kullandı: “Tüm bunlar tesadüf olabilir. Elimde ‘korkutma kampanyasını’ işaret eden bir belge yok; birinin ‘Seçimlere kalan iki buçuk ayda İsrail halkının ruhuna varoluşsal korku salmalıyız’ dediği bir toplantı kaydı da bulunmuyor. Buradaki bütün haberlerin aynı yerden, aynı kişiden, hatta aynı departmandan veya ofisten çıktığına dair bir kanıt da yok. İsrail gerçekten de düşmanlarla çevrili. Gerçekten İran ile mücadele ediyor. Suriye gerçekten toparlanmaya çalışıyor. Türkiye stratejik bir sınama haline geldi. Hamas ve Hizbullah da hayal ürünü değil. Bütün bunlar tesadüf olabilir. Ancak son bir ayda bu tesadüflerin üst üste gelmesi soru işaretleri ve şüphe uyandırıyor.”
Bergman, mecranın her gün şu söylemleri işlediğini belirtti: “İran hâlâ nükleer bombaya ulaşma yolunda, füzeler ABD’ye doğru ilerliyor, Türkiye geleceğin İran’ı konumunda, Suriye hava kuvvetlerini yeniden inşa ediyor, Arap ülkeleri sırf bizi gafil avlamak için barış antlaşmaları imzalıyor olabilir ve Hamas 7 Ekim öncesinde olduğu gibi bizi tekrar sınıyor. Tüm dünya çemberi daraltan bir kapan gibi görünüyor. Bu çemberin merkezinde ise sürekli olarak tarihsel, adeta benzersiz ve bizi bu korkunç senaryolardan kurtarabilecek tek lider olarak sunulan bir adam var: Binyamin Netanyahu. Bu yayınlar yalnızca korku yaymakla kalmıyor, aynı zamanda kamuoyuna her hafta mevcut koşullarda yeri doldurulamayacağı öne sürülen adamın kim olduğunu da hatırlatıyor.”