Zeydan’ın ziyaretinin ardından Irak’taki Suriyeli tutuklular konusu yeniden gündeme geldi

Bazı tutukluların aileleri, çocuklarının DEAŞ ile hiçbir ilgisi olmadığını vurguluyor

El-Hol Kampı’nın tahliyesi öncesinde kampın girişinde bekleyen Suriye güvenlik güçleri (Arşiv – EPA)
El-Hol Kampı’nın tahliyesi öncesinde kampın girişinde bekleyen Suriye güvenlik güçleri (Arşiv – EPA)
TT

Zeydan’ın ziyaretinin ardından Irak’taki Suriyeli tutuklular konusu yeniden gündeme geldi

El-Hol Kampı’nın tahliyesi öncesinde kampın girişinde bekleyen Suriye güvenlik güçleri (Arşiv – EPA)
El-Hol Kampı’nın tahliyesi öncesinde kampın girişinde bekleyen Suriye güvenlik güçleri (Arşiv – EPA)

Irak’ın el-Hol Kampı’ndan teslim aldığı ve DEAŞ’a üye olmakla suçlanan Suriyeli tutukluların dosyası, Irak Yüksek Yargı Konseyi Başkanı Faik Zeydan’ın geçtiğimiz perşembe günü Şam’a gerçekleştirdiği ziyaretin ardından yeniden gündeme geldi. Zeydan’ın Suriyeli yetkililerle yaptığı görüşmelerde, söz konusu tutukluların dosyasının da ele alındığı belirtildi.

Bazı tutuklu aileleri, çocuklarının ‘terör örgütüyle hiçbir bağlantısının bulunmadığını’ savunarak, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) tarafından yakalanmalarının, başta eski Suriye rejimine muhalif olmaları olmak üzere asılsız suçlamalara dayandığını öne sürdü. Aileler, tutukluların Suriye’ye geri getirilmesi, kendilerine yöneltilen suçlamaların doğruluğunun araştırılması ve suçluluğu kanıtlanmayanların serbest bırakılması yönündeki taleplerini yineledi.

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera, Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani ve Adalet Bakanı Mazhar el-Veys’in de hazır bulunduğu bir toplantıda, Irak Yüksek Yargı Konseyi Başkanı Faik Zeydan ve beraberindeki heyeti kabul etti. (SANA)
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera, Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani ve Adalet Bakanı Mazhar el-Veys’in de hazır bulunduğu bir toplantıda, Irak Yüksek Yargı Konseyi Başkanı Faik Zeydan ve beraberindeki heyeti kabul etti. (SANA)

Haseke vilayetinin doğusundaki Kamışlı kentinin doğusunda bulunan Zahiriyye köyünden İbrahim Abbas, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, SDG’nin yeğenleri Abdulazim Ahmed el-Abbas ile Alaaddin Hasan el-Abbas’ı 2017 yılında Beşşar Esed rejimine muhalif oldukları gerekçesiyle gözaltına aldığını söyledi.

Arap Zuveyd aşiretine mensup olduğunu belirten İbrahim, “Abdulazim ve Alaaddin’in DEAŞ’la hiçbir bağlantısı yok. Kendilerini Malikiye Hapishanesi’nde düzenli olarak, iki haftada bir veya ayda bir ziyaret ediyorduk. Ancak bir anda Kamışlı Hapishanesi’ne nakledildiler” dedi. İbrahim, uluslararası koalisyonun DEAŞ mensubu mahkûmların Irak’a nakledilmesi amacıyla isimlerini talep ettiği sırada SDG’nin Abdulazim ve Alaaddin’i de bu listelere dahil ettiğini öne sürdü.

Abdulazim ve Alaaddin’in ‘haksız yere gözaltına alındığını’ vurgulayan İbrahim, “İkisi de 20 yaşındaydı, şimdi ise 30 yaşına yaklaştılar” dedi. İbrahim, iki kişinin Suriye’ye geri getirilmesini ve Irak’a nakledilen tüm Suriyeli tutukluların yanı sıra kendileri hakkında da yeniden soruşturma yürütülmesini talep etti. İbrahim, “DEAŞ’a üye olduğu kanıtlananlar yargılansın, suçluluğu kanıtlanmayanlar ise serbest bırakılsın. Biz sadece hakkaniyet ve adalet istiyoruz” ifadelerini kullandı.

Mart 2019’da SDG güçleri tarafından gözaltına alınan ve DEAŞ üyesi olduklarından şüphelenilen tutuklular (Arşiv – AFP)
Mart 2019’da SDG güçleri tarafından gözaltına alınan ve DEAŞ üyesi olduklarından şüphelenilen tutuklular (Arşiv – AFP)

Geçtiğimiz şubat ayının ortasında Irak Adalet Bakanlığı, SDG tarafından yönetilen Suriye’nin kuzeyindeki cezaevlerinden Irak’taki gözaltı merkezlerine nakledilen DEAŞ mensubu tutukluların uyruklarını açıkladı. ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’nın (CENTCOM) öncülük ettiği operasyon kapsamında Irak’a nakledilen Suriyeli tutukluların toplam sayısının 3 bin 543 olduğu belirtildi.

Kuzey Suriye’den aktivist Suheyb el-Yarabi, Suriyeli tutukluların iadesi konusunda Şam ile Bağdat arasındaki koordinasyonun hızla ilerlediğini, ancak ABD ile İsrail’in bir tarafta, İran’ın diğer tarafta yer aldığı bölgesel savaşın patlak vermesinin ardından yaşanan gerilim nedeniyle sürecin durduğunu söyledi.

Yarabi, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, SDG’nin cezaevlerinde tuttuğu bazı kişilerin DEAŞ’la hiçbir bağlantısının bulunmadığını ve asılsız suçlamalar nedeniyle gözaltına alındıklarını belirtti. Yarabi, “SDG’nin elindeki tüm tutuklular hakkında soruşturmayı yalnızca SDG yürüttü. Bu kişileri DEAŞ mensubu olarak değerlendirdiler ve Irak’a naklettiler” dedi.

Yarabi’ye göre Irak hükümeti, söz konusu tutukluların Suriye’ye iade edilerek burada yargılanmasını, Suriye hükümeti de onların geri gönderilmesini istiyor. Ancak sürecin önündeki en önemli engellerden birinin, tutukluların barındırılabileceği gözaltı merkezlerinin bulunmaması olduğu ifade edildi.

Irak Yargı Denetim Kurumu Başkanı Yargıç Leys Cebir ise Zeydan’ın Şam’daki görüşmelerinde, Irak’ın el-Hol Kampı’ndan teslim aldığı Suriyeli tutukluların dosyası ve hukuki statülerinin ele alındığını söyledi. Cebir, söz konusu kişilerin Irak’ta adli soruşturmalardan geçirildiğini ve hukuk çerçevesinde kendilerine gerekli tüm yargısal güvencelerin sağlandığını belirtti.

Ocak 2026’da SDG’nin çekilmesinin ardından Suriye hükümetinin kontrolü ele geçirdiği el-Hol Kampı’nın görünümü (Reuters)
Ocak 2026’da SDG’nin çekilmesinin ardından Suriye hükümetinin kontrolü ele geçirdiği el-Hol Kampı’nın görünümü (Reuters)

Cebir, “Taraflar, yargılanmalarıyla ilgili dosyaları sonuçlandırmak amacıyla sürekli toplantılar düzenleyecek ortak yargı komisyonları kurulması konusunda anlaşmaya vardı” dedi. Konuya yakın kaynaklar ise Irak ile Suriye arasında, Irak tarafında bulunan Suriyeli tutukluların nakil ve yargılanma süreçlerinin düzenlenmesini öngören ortak bir anlaşmanın yakın zamanda imzalanmasının beklendiğini bildirdi.

Yarabi’ye göre söz konusu dosya, Zeydan’ın Şam ziyaretinin ve Suriyeli yetkililerle yaptığı görüşmelerin ardından ele alınacak. Kurulan komisyonun, tutukluların tek seferde değil, gruplar halinde Suriye’ye iadesini denetleyeceğini belirten Yarabi, Suriye hükümetinin daha önce Irak hükümetine, Irak’a nakledilen Suriyeli tutukluların isimlerinin yer aldığı bir liste göndererek iade edilmelerini talep ettiğini söyledi. Yarabi, Şam yönetiminin bu kişilerin DEAŞ’la bağlantısının bulunmadığı yönünde bilgi edinmesinin ardından söz konusu talepte bulunduğunu aktardı.

Uluslararası hukuk uzmanı Mutasım el-Keylani ise “Prensip olarak, bir kişinin SDG tarafından suçlanması veya adının bir güvenlik kaydına geçirilmesi, hukuken DEAŞ’a üye olduğunu kanıtlamak için yeterli değildir” dedi. El-Keylani, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, bu dosya için en uygun çözümün toplu tahliye veya toplu yargılama olmadığını belirterek, “Bunun yerine kişileri açık hukuki kategorilere ayıracak ortak bir Suriye-Irak yargı mekanizması oluşturulmalı” ifadesini kullandı.

Suriyeli yetkililerin kontrolü ele geçirdikten sonra kapattığı el-Hol Kampı (Arşiv – AFP)
Suriyeli yetkililerin kontrolü ele geçirdikten sonra kapattığı el-Hol Kampı (Arşiv – AFP)

Söz konusu hukuki kategoriler ise şöyle sıralanıyor: Birinci kategori, haklarında ciddi adli delil bulunmayan kişilerden oluşuyor. Bu kişilerin serbest bırakılarak Suriye’ye iade edilmesi gerekiyor. İkinci kategoride, hakkında Irak mahkemelerince herhangi bir hüküm verilmemiş tutuklular yer alıyor. Bu durumda Suriye, vatandaşlarının kendi yargı mercilerinde yargılanmak üzere kendisine teslim edilmesini talep edebilir. Üçüncü kategori ise Irak topraklarında veya Irak vatandaşlarına karşı işlenen suçlarla suçlanan kişilerden oluşuyor. Bu kişiler hakkında yargılama yetkisi açısından Irak’ın hukuki dayanağı daha güçlü. Dolayısıyla bu kişilerin iadesi, yargılamaları veya verilen cezanın infazı tamamlanana kadar ertelenebilir.

Dördüncü kategori, haklarında Irak mahkemelerince kesinleşmiş hüküm bulunan kişileri kapsıyor. Bu kişilerin aynı fiil nedeniyle Suriye’de otomatik olarak yeniden yargılanması söz konusu değil. Ancak iki ülke arasında bir anlaşma veya ikili düzenleme bulunması ve her iki tarafın da onay vermesi halinde, kalan cezalarının infaz edilmesi amacıyla Suriye’ye nakledilmeleri mümkün olabilir.

Beşinci kategori ise asılsız suçlamalarla gözaltına alınmış veya işkenceye maruz kalmış olabilecek kişilerden oluşuyor. Bu kişilere ve avukatlarına suçlama dosyasını inceleme, gözaltı ve soruşturmanın hukuka uygunluğuna itiraz etme ve işkence iddialarının soruşturulmasını talep etme hakkı tanınması gerekiyor. Tek delilin zorla alınmış bir itiraf veya incelenmesi mümkün olmayan bir güvenlik istihbaratı olması halinde ise bu delile dayanılarak mahkûmiyet kararı verilmesinin hukuken mümkün olmadığı belirtiliyor.



Husilerden Aden ve Mukalla havalimanlarına saldırı

Yemen’in Taiz vilayetinin batısındaki Cebel Han cephesinde hükümet güçlerinin konuşlanmasından, (AFP)
Yemen’in Taiz vilayetinin batısındaki Cebel Han cephesinde hükümet güçlerinin konuşlanmasından, (AFP)
TT

Husilerden Aden ve Mukalla havalimanlarına saldırı

Yemen’in Taiz vilayetinin batısındaki Cebel Han cephesinde hükümet güçlerinin konuşlanmasından, (AFP)
Yemen’in Taiz vilayetinin batısındaki Cebel Han cephesinde hükümet güçlerinin konuşlanmasından, (AFP)

Husiler, Yemen’deki kritik tesislere yönelik saldırılarını artırdı. Grup, Aden Uluslararası Havalimanı ile Mukalla kentindeki er-Reyyan Havalimanı’nı balistik füzeler ve insansız hava araçlarıyla (İHA) hedef aldı. Saldırılar, Taiz ve Lahic’in batısında çatışmaların şiddetlendiği ve “Yemen Şafağı” operasyonunun Husilerin askerî ve insan gücünü yıpratmayı sürdürdüğü bir dönemde gerçekleşti.

Şarku’l Avsat’ın resmî kaynaklardan edindiği bilgilere göre, Aden Havalimanı çevresine bir balistik füze düştü. Hadramut vilayetindeki er-Reyyan Havalimanı da füze ve hava saldırılarına maruz kaldı. Yerel yönetim, saldırılarda can kaybı yaşanmadığını bildirdi. Husiler ayrıca Taiz kentinin Bir Başa bölgesindeki bir sünger fabrikasını hedef aldı. Böylece saldırılar, sivil ve kritik altyapı tesislerini de kapsadı.

Yemen ordu sözcüsü, muhaliflerini kuşatma uygulamakla suçlayan Husilerin, havalimanlarını, tesisleri, altyapıyı, seyahat güzergâhlarını ve geçim kaynaklarını hedef alarak fiilen halka kuşatma uyguladığını söyledi. Sözcü, saldırıların Husilerin sahada baskı altına alındığı dönemlerde daha da yoğunlaşan bir yaklaşımın göstergesi olduğunu ifade etti.


Sisi: Suudi Arabistan’la askerî iş birliğimiz savunma amaçlı, Yemen’e saldırıyı kapsamıyor

Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi “Mısır Forumu” kapsamında düzenlenen “Kentsel ve İmar Gelişimi” oturumunda (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi “Mısır Forumu” kapsamında düzenlenen “Kentsel ve İmar Gelişimi” oturumunda (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
TT

Sisi: Suudi Arabistan’la askerî iş birliğimiz savunma amaçlı, Yemen’e saldırıyı kapsamıyor

Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi “Mısır Forumu” kapsamında düzenlenen “Kentsel ve İmar Gelişimi” oturumunda (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi “Mısır Forumu” kapsamında düzenlenen “Kentsel ve İmar Gelişimi” oturumunda (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi, “Mısır’ın askerî çabalarının Suudi Arabistan topraklarını savunmaya yönelik olduğunu ve Yemen’e yönelik bir saldırıyı kapsamadığını” vurguladı. Sisi dün akşam yaptığı açıklamada, “Buradaki amaç, Suudi Arabistan’ın topraklarını ve sınırlarını, ayrıca Mısır’dan talep edilmesi hâlinde diğer Arap ülkelerinin topraklarını savunmaktır” dedi. Mısır’ın askerî faaliyetlerinin kendi sınırlarının ötesine ya da güvenliğini ve istikrarını korumayı önemsediği kardeş ülkelerin topraklarında saldırı amacıyla yürütülmeyeceğini ifade etti.

Sisi, Mısır’ın Körfez ülkelerinin yanında durmasının ortak Arap ulusal güvenliğinin bir uzantısı olduğunu belirtti. “Arap ulusal güvenliği bir bütündür” diyen Sisi, Körfez’deki kardeş ülkelerin istikrarının Mısır’ı ulusal güvenlik açısından doğrudan ilgilendirdiğini vurguladı. Sudan, Libya ve Somali dâhil bütün Arap ülkelerinde istikrarın yeniden sağlanması gerektiğini söyledi.

Mısır Parlamentosunun, Suudi Arabistan’a destek amacıyla gerekli adımların atılması konusunda Cumhurbaşkanı Sisi’ye yetki verilmesini görüşmek üzere önümüzdeki pazartesi toplanması planlanıyor.

Sisi, dün Başbakan Mustafa Medbuli ve çok sayıda bakanın katılımıyla, “Mısır Forumu 2026” kapsamında düzenlenen “Vatan ve Vatandaş Güvenliği” başlıklı oturuma katıldı.

Mısır Cumhurbaşkanı, tüm Arap ülkelerinde istikrarın yeniden sağlanması gerektiğini vurguladı (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Mısır Cumhurbaşkanı, tüm Arap ülkelerinde istikrarın yeniden sağlanması gerektiğini vurguladı (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

Mısır Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Muhammed Şinavi’nin açıklamasına göre İçişleri Bakanı Mahmud Tevfik, güvenlik sisteminin geliştirilmesi ve adli suçlarla mücadele için yürütülen çalışmaları anlattı.

Tevfik, suç yöntemlerinin gelişmesi karşısında güvenlik çalışmalarını yeniden yapılandırmak amacıyla kapsamlı bir plan hazırlandığını belirtti. Planın temel başlıkları arasında siber suçlar ve fikrî mülkiyet alanlarında uzman kadroların yetiştirilmesi, terör örgütlerinin faaliyetlerinin erken aşamada izlenmesi, vatandaşların bilinç düzeyinin artırılması ve hükümlülere yönelik ceza politikalarının güncellenmesi yer alıyor. Tevfik, vatandaşların bilinçlendirilmesinin ülkenin istikrarını hedef alan girişimlere karşı önemli bir savunma hattı oluşturduğunu kaydetti.

Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdülati ise ülkesinin kriz ve çatışmaların yaşandığı ülkelerle çevrili olduğunu, bu durumun doğrudan Mısır’ın ulusal güvenliğiyle bağlantılı bulunduğunu söyledi. Abdülati, Mısır’ın dünyanın önde gelen güçleriyle stratejik ilişkilere ve ortaklıklara sahip olduğunu belirterek, bu ilişkilerin Sisi’nin ortaya koyduğu “stratejik denge” doktrini doğrultusunda ihtiyatlı ve dengeli biçimde yürütüldüğünü ifade etti.

Kızıldeniz’in güvenliği konusunda da açıklamalarda bulunan Abdülati, Mısır’ın kıyıdaş ülkelerle iş birliği yaparak bölgede güvenlik ve istikrarı sağlamayı hedeflediğini belirtti. Bu iş birliğinin lojistik, ekonomi ve turizm alanlarında ortaklıkların geliştirilmesini de kapsadığını kaydetti.

Abdülati, su güvenliğinin Mısır için hayati bir mesele olduğunu vurgulayarak, “110 milyon Mısırlının yaşamı hiçbir tarafın tek taraflı iradesine bırakılamaz” dedi. Mısır’ın yalnızca uluslararası hukuk kurallarının uygulanmasını talep ettiğini belirtti.

Mısır’ın Afrika Boynuzu ülkelerine yönelik politikasının temel ilkelerini de sıralayan Abdülati; ülkelerin iç işlerine müdahale edilmemesi, ulusal birlik ve bağımsızlıklarının korunması, bölgede ayrılıkçılığın ve ülkelerin bölünmesinin kesin biçimde reddedilmesi ile denize erişim konusunun komşu ülkelerle koordinasyon ve anlaşma yoluyla ele alınması gerektiğini ifade etti.

Cumhurbaşkanı Sisi, Mısır’ın Körfez ülkelerine verdiği desteğin, ortak Arap ulusal güvenliğinin bir uzantısı olduğunu teyit etti. (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Cumhurbaşkanı Sisi, Mısır’ın Körfez ülkelerine verdiği desteğin, ortak Arap ulusal güvenliğinin bir uzantısı olduğunu teyit etti. (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

Abdülati, Mısır’ın Sudan’ın bölünmesine ve Sudan devletinin kurumlarının çökmesine izin vermeyeceğini de söyledi. Mısır’ın, Sudan’da siyasi bir çözüm bulunması için bölgedeki diğer aktörlerle birlikte çalışmalarını sürdürdüğünü belirtti.

Dün akşam oturumu sırasında yeniden söz alan Sisi ise devlet kurumlarının korunmasının önemine dikkat çekti. Devlet kurumlarının ayakta tutulamamasının ülkelerin çöküşüne yol açtığını belirten Sisi, devletlerin çökmesinin çok ciddi sorunlara neden olduğunu söyledi. Bölgedeki mevcut tablonun bu durumu açıkça ortaya koyduğunu vurguladı.

Sisi ayrıca, 2014’ten bu yana Mısır dış politikasına yön veren temel ilkeleri sıraladı. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre bu ilkelerin; ülkelerin iç işlerine müdahale etmemek, komplolardan kaçınmak, ulusal devletlerin birliğini ve kurumlarını korumak, silahlı milislerle ilişki kurmamak, inşa ve kalkınma için iş birliği yapmak ve bütün aktörlerle dengeli ilişkiler içinde olumlu bir angajman yürütmek olduğunu ifade etti.


Dürzi bir kaynak, Süveyda kırsalında İsrail üssü kurulacağı yönündeki hazırlıkları yalanladı

Suriye’nin Süveyda ilinin kırsal kesiminde bulunan Tel Kalib (Arşiv – SANA)
Suriye’nin Süveyda ilinin kırsal kesiminde bulunan Tel Kalib (Arşiv – SANA)
TT

Dürzi bir kaynak, Süveyda kırsalında İsrail üssü kurulacağı yönündeki hazırlıkları yalanladı

Suriye’nin Süveyda ilinin kırsal kesiminde bulunan Tel Kalib (Arşiv – SANA)
Suriye’nin Süveyda ilinin kırsal kesiminde bulunan Tel Kalib (Arşiv – SANA)

Suriye’nin Süveyda kırsalında, Şeyh Hikmet el-Hicri’nin politikalarına karşı çıkan Dürzi bir kaynak, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, ilin güneydoğusunda bir İsrail üssü kurulmasına yönelik hazırlıklar yapıldığı ve “Ulusal Muhafızlar” olarak bilinen grubun Suriye hükümetinin kontrolündeki bölgelere ve Dera iline geniş çaplı saldırı düzenlemeye hazırlandığı yönündeki iddiaları yalanladı. Kaynak, söz konusu haberlerin “sahada hiçbir karşılığı olmayan medya söylentilerinden ibaret” olduğunu belirtti.

Kaynak, “Hicri ve savaşçılarıyla bağlantılı medya platformları ve haber kuruluşlarında bu söylentiler yoğun biçimde yayılırken, İç Güvenlik Güçlerinin bazı noktalarına saldırı düzenlemek için sınırlı hazırlıklar yapılıyordu. Ancak saldırı gerçekleştirilmedi” dedi. Kaynak, gündeme getirilen ve yayımlanan iddiaların “medya söyleminin ötesine geçmeyeceği” görüşünde olduğunu ifade etti.

Geçen haftanın başından beri Şeyh Hicri ve “Ulusal Muhafızlar” ile bağlantılı haber platformları, grubun Süveyda kırsalındaki Suriye hükümetinin kontrolünde bulunan bölgelere geniş çaplı bir saldırı düzenlemeye hazırlandığı yönünde haberler yayımlıyor. Bu iddialarda Dera ilinin de olası saldırının hedeflerinden biri olacağı öne sürülüyor.

Söz konusu haberler, Suriye’nin güneyindeki Süveyda, Dera ve Kuneytra illerinin hava sahasında İsrail helikopterlerinin yoğun ve sürekli uçuşlar gerçekleştirdiği yönündeki iddialarla birlikte gündeme geldi. Bazı helikopterlerin Süveyda’daki silahlı gruplara askerî teçhizat taşıdığı ve ilin kırsalına iniş yaptığı da ileri sürüldü. Ayrıca Süveyda’daki fiilî yönetim ile İsrail hükümeti arasında, ilin güneydoğu kırsalındaki Tel Kalib’de bir askerî üs kurulması ve tepeye gözetleme sistemleri yerleştirilmesi konusunda görüşmeler yapıldığı iddia edildi.

Şeyh Hikmet el-Hicri, destekçilerinin arasında (Arşiv – Süveyda 24)
Şeyh Hikmet el-Hicri, destekçilerinin arasında (Arşiv – Süveyda 24)

Aynı dönemde, söz konusu platformlardan biri “Ulusal Muhafızlar” komutanlığının sahada görev yapan bütün sektör ve birlik komutanlarına bir askerî genelge gönderdiğini öne sürdü. İddiaya göre genelgede, belirlenen stratejik bölgeler ve tepelerde sivillerin yaklaşmasının veya görüntü çekmesinin yasaklandığı, yasağa uymayanların hukuki ve adli takibata uğrayacağı bildirildi.

Genelgede ilgili birliklere, Süveyda’nın doğusunda bulunan Tel Maaz, Tel el-Fara, Tel Aliya, Cebel el-Fine, Tel Kalib, Tel Şaaf, Tel el-Mecdea, Tel Sahen ve Tel Zevag bölgelerinde sıkı denetim uygulanması ve kararın derhâl yürürlüğe konulması talimatının verildiği ileri sürüldü.

Dürzi askerî kaynak, açıklamasında Tel Kalib’in eteklerinde bulunan Kefr kasabasının sakinleriyle her gün iletişim hâlinde olduğunu belirtti. Kaynak, “Kasaba halkı, durumun son derece normal olduğunu ve burada bir üs kurulacağına dair hiçbir belirti bulunmadığını doğruluyor” dedi.

Suriye’nin güneyinden gazeteci Ömer el-Hariri de Hicri ile bağlantılı platformlar ve internet sitelerinde yayımlanan çok sayıdaki haberi “sahte” olarak nitelendirdi. Hariri, X hesabından yaptığı paylaşımda söz konusu haberlerin yayılmaması konusunda uyarıda bulundu.

Hariri, “İsrail işgalinin Süveyda’da askerî üs kuracağı yönündeki haberlerin hiçbiri doğru değil” dedi. Süveyda ile İsrail’in Kuneytra ve Golan’daki üsleri arasındaki mesafenin 100 kilometreden az olduğuna dikkat çeken Hariri, İsrail uçaklarının Hicri’ye bağlı silahlı gruplara destek sağlamak için ayrıca bir hava destek üssüne ihtiyaç duymadığını kaydetti.

Süveyda’da Hikmet el-Hicri’yi destekleyen bir grubun düzenlediği yürüyüş (Sosyal medyadan)
Süveyda’da Hikmet el-Hicri’yi destekleyen bir grubun düzenlediği yürüyüş (Sosyal medyadan)

İsrail helikopterlerinin Suriye’nin güneyindeki hava sahasında yoğun ve sürekli uçuşlar gerçekleştirdiği yönündeki iddiaları da değerlendiren Hariri, bu helikopterlerin geçmişte de bölgeye geldiğini belirtti. Hariri, helikopterlerin daha önce silah, lojistik amaçlı iletişim cihazları ve yardım malzemeleri taşıdığını, ayrıca hasta ve yaralıların naklinde kullanıldığını ifade etti.

Karşılıklı suçlamalar

Buna karşılık “Ulusal Muhafızlar” Sözcüsü Binbaşı Talal Amir, Şam yönetimini kendilerine saldırı düzenlemeyi planlamakla suçladı. Amir, Şarku’l Avsat’a yazılı olarak yaptığı açıklamada, Suriye hükümetinin kendi kontrolündeki bölgelerde yaşanan idari başarısızlığı örtbas etmek ve kamuoyunun dikkatini başka yöne çekmek amacıyla dışarıda bir çatışma çıkarmaya çalıştığını öne sürdü.

Amir, “İşgal altındaki bölgelerde takviye kuvvetlerin geldiğini ve tahkimat çalışmalarının yapıldığını günün her saati gözlemliyoruz. Bu çerçevede Şam hükümeti, dikkatleri dağıtmak ve kamuoyunda bir saldırıyı püskürttüğü algısı yaratmak amacıyla söylentiler yayıyor” ifadelerini kullandı.

Amir, “Ulusal Muhafızlar işgal altındaki köylerini kurtarmak için saldırı düzenlemek isteseydi bunu önceden açıklamaz veya sosyal medyaya sızdırmazdı” ifadesini kullandı.

Sözcü ayrıca Süveyda Valisi Mustafa el-Bekur’un bölge halkına krizin çözümü için diyalog çağrısında bulunmasını da reddetti.

Süveyda kentinde Hicri grubuna bağlı unsurlar (Süveyda 24)
Süveyda kentinde Hicri grubuna bağlı unsurlar (Süveyda 24)

Eski Suriyeli muhalif müzakere heyetinin başmüzakerecisi Avukat Muhammed Sabra ise Süveyda’daki milis grupların askerî saldırı düzenleme kapasitesine sahip olmadığı görüşünü dile getirdi.

Sabra, söz konusu grupların askerî kabiliyetlerinin sınırlı olduğunu, personel sayılarının ciddi biçimde yetersiz kaldığını ve silah envanterlerinin bireysel silahlar, tüfekler ve bazı tanksavar mühimmatlarıyla sınırlı olduğunu söyledi. Ayrıca grup üyeleri arasında anlaşmazlıklar bulunduğunu ve bazı unsurların birçok durumda yağma, gasp, adam kaçırma ve sivilleri korkutma eylemlerine karışan çetelere dönüştüğünü öne sürdü.

Sabra’ya göre bu grupların Süveyda üzerindeki kontrolünü sürdürmesi, askerî güçlerinden ziyade bölgesel dengelerden ve İsrail’le olan bağlantılarından kaynaklanıyor. Sabra, İsrail’in bu grupları sona erdirmeye yönelik herhangi bir askerî girişimi, Suriye’nin içişlerine daha kapsamlı müdahalede bulunmak için gerekçe olarak kullanabileceğini belirtti.

Sabra, İsrail’in Süveyda’daki milislere verdiği askerî ve lojistik desteğin arttığı yönündeki değerlendirmelerin doğru olduğunu düşündüğünü de ifade etti. Ancak bu desteğin, söz konusu grupların Süveyda’nın batısında hükümet kontrolündeki bölgelere saldırı hazırlığında olduğu anlamına gelmediğini kaydetti.

Sabra, desteğin artmasının İsrail’de yaklaşan kritik parlamento seçimleri öncesindeki siyasi belirsizlikle bağlantılı olabileceğini dile getirdi.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun seçimleri kazanamaması ve başka bir ismin hükümeti kurmakla görevlendirilmesi hâlinde, mevcut hükümetin geçici hükümet statüsünde görev yapacağını belirten Sabra, böyle bir durumda yeni hükümetin güvenlik politikalarını etkileyebilecek yeni askerî veya güvenlik gelişmelerine yol açacak adımların atılmasının kısıtlanabileceğini söyledi. Yeni hükümetin Suriye’ye yönelik güvenlik politikalarının ise henüz bilinmediğini kaydetti.

Hicri grubuna bağlı unsurlar (Arşiv– Süveyda 24)
Hicri grubuna bağlı unsurlar (Arşiv– Süveyda 24)

Sabra, seçimlerin Netanyahu ile muhalefet arasında istikrarlı bir hükümet kurmaya yetecek net bir sonuç ortaya çıkarmaması durumunda İsrail’in yeni bir siyasi krize sürüklenebileceğini ve seçimlerin üç ila dört ay içinde tekrarlanabileceğini ifade etti. Ona göre böyle bir süreçte de hükümetin yetkileri belirli ölçüde kısıtlanabilir.

Sabra, bu nedenle Süveyda’daki milislere silah sevkiyatının artmasının, her iki olasılığa karşı hazırlık amacı taşıyabileceğini belirtti. Böylece grupların söz konusu dönem boyunca yetecek miktarda silah ve mühimmata sahip olmasının hedeflenmiş olabileceğini ifade etti. Sabra ayrıca İsrail’in bu gruplara silah tedarikinin geçen hafta belirgin biçimde arttığına da dikkat çekti.