ABD Donanması, Trump’ın isteklerini yerine getirmek için yeni uçak gemilerinin tasarımlarını gözden geçiriyor

ABD Başkanı, gemilerin İkinci Dünya Savaşı dönemindeki gemiler gibi tasarlanmasını istiyor… Uzmanlar: Değişiklikler zaman ve para gerektirecek

San Diego’dan yola çıkan USS Abraham Lincoln uçak gemisinin güvertesinde sıralanan denizciler ve deniz piyadeleri... 3 Ocak 2021 (AP)
San Diego’dan yola çıkan USS Abraham Lincoln uçak gemisinin güvertesinde sıralanan denizciler ve deniz piyadeleri... 3 Ocak 2021 (AP)
TT

ABD Donanması, Trump’ın isteklerini yerine getirmek için yeni uçak gemilerinin tasarımlarını gözden geçiriyor

San Diego’dan yola çıkan USS Abraham Lincoln uçak gemisinin güvertesinde sıralanan denizciler ve deniz piyadeleri... 3 Ocak 2021 (AP)
San Diego’dan yola çıkan USS Abraham Lincoln uçak gemisinin güvertesinde sıralanan denizciler ve deniz piyadeleri... 3 Ocak 2021 (AP)

ABD Donanması, yeni uçak gemilerinin tasarımında, Başkan Donald Trump’ın bu savaş gemileri için tercih ettiği tasarıma daha fazla uyum sağlamak amacıyla kapsamlı bir değişiklik yapmayı değerlendiriyor. Konuya ilişkin bilgi sahibi yedi mevcut ve eski ABD’li yetkiliye göre, söz konusu değişiklik yeni uçak gemilerinin temel tasarımını önemli ölçüde etkileyebilir.

Yetkililer, Washington Post’a yaptıkları açıklamada, Donanmanın uçak gemisinin komuta merkezi olarak görev yapan çok katlı kumanda kulesinin daha öne, geminin orta bölümüne yakın bir noktaya taşınmasının mümkün olup olmadığını değerlendirdiğini söyledi. Bu değişiklikle gemilerin daha eski uçak gemilerine benzer bir görünüme kavuşmasının amaçlandığı belirtildi. Daha önce kamuoyuna açıklanmayan bu tasarım incelemesinin, Trump’ın yeni Ford sınıfı uçak gemilerinin görünümüne ilişkin endişelerine yanıt olarak gündeme geldiği kaydedildi. Söz konusu gemilerde kumanda kulesi, geminin kıç bölümüne yakın bir konumda bulunuyor.

Donanma tarafından yürütülen değerlendirmenin zamanlaması ve kapsamı belirsizliğini korurken, mevcut ve eski yetkililer gazeteye yaptıkları açıklamada böyle bir değişikliğin ciddi miktarda zaman ve maliyet gerektireceği konusunda uyarıda bulundu. Yetkililer, konunun hassasiyeti nedeniyle isimlerinin açıklanmaması kaydıyla konuştu.

Trump döneminde ikinci değişiklik

Komuta merkezinin taşınması, perşembe günü yayımladığı ulusal güvenlik muhtırasıyla Donanmaya gelecekteki uçak gemilerinde uçakların güverteden fırlatılmasına yardımcı olan eski buharlı mancınık sistemlerine geri dönülmesi yönünde bir plan hazırlanması talimatı veren Başkan’ın talebiyle gündeme gelen ikinci büyük tasarım değişikliği olacak.

Mevcut ve eski yetkililer, Trump’ın yeni uçak gemilerinin İkinci Dünya Savaşı sırasında hizmette olan gemilere daha çok benzemesini tercih ettiğini belirtti.

Üst düzey eski bir ABD’li yetkili, Donanmanın bu konuyu Trump’ın ilk başkanlık döneminde de incelediğini aktardı. Yetkili, o dönemde yapılan bir çalışmanın komuta merkezinin taşınmasının yeniden tasarım süreçlerinde milyarlarca dolara mal olabileceği ve programda ciddi gecikmelere yol açabileceği sonucuna vardığını ifade etti. Eski yetkili, “Çalışma, bunu gerçekleştirmek için gereken maliyet ve sürenin son derece muazzam olacağı sonucuna varmıştı” dedi.

‘Büyük aksama’

Ford sınıfı üç uçak gemisi farklı geliştirme aşamalarında bulunuyor. USS John F. Kennedy filoya katılmaya yaklaşırken, USS Enterprise ve USS Doris Miller gemilerinin inşası ise devam ediyor. Bu sınıfın ilk gemisi olan USS Gerald R. Ford ise halihazırda hizmete girmiş durumda ve yakın zamanda Ortadoğu’daki uzun süreli görevini tamamladı.

cdvfgthyj
 ABD Donanması’ndan bir denizci, 5 Ağustos 2026’da İran ile yaşanan çatışma sırasında Nimitz sınıfı uçak gemisi USS Abraham Lincoln’ün güvertesinden 314. Deniz Saldırı Savaş Uçağı Filosu’na ait bir F-35C Lightning II savaş uçağını havalandırıyor. (ABD Donanması – Reuters)

Kongre Bütçe Ofisi’nin tahminlerine ve Donanmanın en son gemi yapım planına göre, önümüzdeki kırk yıl içinde her biri gelecekte 22 milyar dolara mal olması beklenen 10 adede kadar Ford sınıfı uçak gemisinin inşa edilmesi planlanıyor.

Eski bir ABD Donanması subayı ve Washington merkezli muhafazakâr bir düşünce kuruluşu olan Hudson Enstitüsü’nde denizcilik araştırmacısı olan Bryan Clark, komuta merkezinin taşınmasının ‘büyük bir yeniden tasarım’ olacağını söyledi. Clark, uçak gemisinin tasarımındaki böyle bir değişikliğin geminin yüzme kabiliyetini ve ağırlık dağılımını etkileyeceğini ve ciddi bir maliyet getireceğini belirterek, “Tasarımı değiştirebilirsiniz ancak bu durum büyük bir aksamaya yol açar” dedi.

Savunma Bakanlığı ve Donanma, yorum taleplerini Beyaz Saray’a yönlendirirken; Beyaz Saray, Trump’ın gelecekteki Ford sınıfı gemilerde komuta merkezinin yerinin değiştirilmesi yönündeki talebine ilişkin soruya yanıt olarak yeni ulusal güvenlik muhtırasına işaret etti. Ancak muhtırada bu konuya değinilmiyor.

Hem mancınıklar hem de komuta merkezi üzerindeki olası değişiklikler hakkında bilgi sahibi olan bir diğer ABD’li yetkili, Donanmanın yol açabileceği ciddi gecikmeler ve maliyet aşımları nedeniyle her iki konuyu da ciddiyetle ele aldığını söyledi.

Trump, savaş gemilerinin tasarımlarıyla ilgileniyor

Trump’ın tasarımları değiştirme yönündeki ilgisi, Beyaz Saray’ın savaş gemisi inşasının karmaşık ayrıntıları üzerindeki nüfuzunun arttığına işaret ediyor.

Beyaz Saray’a dönmesinden bu yana Trump, sıkıntı içindeki gemi yapım sektörünü ‘canlandırma’ sözü verdi ve bu dosyayla ilgili birkaç başkanlık kararnamesi yayımladı.

Perşembe günü yayımlanan ulusal güvenlik muhtırası, diğer değişikliklerin yanı sıra Ford sınıfı uçak gemilerinde kullanılan gelişmiş elektromanyetik mancınık sisteminin yeniden buhar gücüne dönüştürülmesini öngörüyor. Belgede, yönetimin ‘kanıtlanmış, güvenilir ve uygun maliyetli gemi tasarımları ile teknolojilerini’ tercih ettiği vurgulanıyor.

Trump, Donanmaya ait savaş gemilerinin tasarımına olan ilgisini defalarca gösterdi. Geçen yıl, ‘Altın Filo’ olarak adlandırdığı vizyonuna liderlik edecek yeni bir savaş gemisi sınıfı inşa etme planlarını açıklamış; bu durum, söz konusu gemilerin ABD’nin sınırlı gemi yapım kapasitesini Donanmanın ihtiyaç duymadığı bir tasarıma harcayacağını savunan birçok denizcilik analisti ve Kongre üyesinin tepkisini çekmişti.

Kongre Bütçe Ofisi daha sonra Trump sınıfı savaş gemilerinin maliyetinin 30 yıllık süreçte yaklaşık 275 milyar doları bulacağını, ilk geminin tamamlanmasının ardından gemi başına maliyetin ise 18 milyar dolara ulaşacağını tahmin etmişti.

Milyarlarca dolar

Çok sayıda yetkili, gemi tasarımında yapılacak böyle bir değişikliğin milyarlarca dolara mal olabileceğini ve ABD gemi yapım sektörünün mustarip olduğu kronik gecikmeleri daha da kötüleştirebileceğini belirtti.

Ford sınıfının ilk gemisi olan USS Gerald R. Ford’un inşası 17 yıl sürmüştü. Geminin tasarımında yer alan ve aralarında Donanmanın o zamandan bu yana yüksek etkinliğini övdüğü elektromanyetik mancınık sisteminin de bulunduğu yeni teknolojiler gecikmelere yol açmıştı.

Ford sınıfı uçak gemileri, tasarımları 1960’ların sonuna dayanan Nimitz sınıfı gemilerin yerini kademeli olarak alacak.

Programa hâkim mevcut ve eski üç ABD’li yetkili Washington Post’a yaptıkları açıklamada, komuta merkezinin yeni gemilerde arka kısma taşınmasının verimlilik ve güvenlik gerekçeleriyle gerçekleştirildiğini söyledi.

Yetkiler, bu değişikliğin sadece uçakların kalkış yapacağı mancınıkların yakınında daha fazla park alanı sağlayarak mürettebatın uçakları fırlatma süresini azaltmakla kalmayıp, aynı zamanda uçakların iniş için geri döndükleri anlarda hava türbülansı olasılığını azaltarak iniş güvenliğini artırdığını açıkladı.

ABD Donanmasının su üstü filosu, kısmen önceki ABD yönetimlerinin küresel krizler karşısında uçak gemilerini yoğun bir şekilde kullanması nedeniyle, yıllardır bakım çalışmalarındaki gecikmelerden ve düşük harbe hazırlık seviyelerinden mustarip.

İran’la savaşın baskısı mı?

İran ile devam eden savaş ortamında Trump dönemindeki Savunma Bakanlığı, İran limanlarına yönelik saldırılar düzenlemek ve abluka uygulamak üzere Ortadoğu’ya daha fazla deniz unsuru sevk ederek uçak gemisi filosunun harbe hazırlık seviyesi üzerindeki baskıyı artırdı.

Ford uçak gemisinin kendisi de çıkan bir yangının çok sayıda mürettebatın yatakhanesini kullanılamaz hale getirmesinin ardından bu yılın başlarında sona eren uzun bir askeri intikale sahne oldu. Yetkililer ayrıca, Donanmaya ait en yeni uçak gemisinin, gemideki yüzlerce tuvalete hizmet veren ‘vakumlu atık toplama’ sisteminde sorunlarla karşılaştığını kabul etti.

USS Abraham Lincoln’ün durumu

Demokrat milletvekilleri bu hafta Savunma Bakanı Pete Hegseth’ten, kasım ayından bu yana Ortadoğu’da görev yapan USS Abraham Lincoln uçak gemisindeki koşulların hızla kötüleştiğine ilişkin yeni haberlerin soruşturulmasını talep etti.

USS Abraham Lincoln uçak gemisindeki denizcilerin aileleri durum hakkında alenen konuşurken, Donanma bir mürettebat üyesinin denize düşmesi olayını araştırıyor ve olayın ruh sağlığı sorunlarıyla bağlantılı olabileceğini belirtiyor.

Perşembe günü Panama’ya yaptığı ziyaret sırasında gazetecilere konuşan Hegseth, bu haberleri ‘tamamen çarpıtılmış’ olarak niteledi.

Gemideki yaşam koşulları ve görev süresinin uzunluğuna ilişkin sorular devam ederken Trump, Andrews Ortak Üssü’nde gazetecilere yaptığı açıklamada USS Abraham Lincoln uçak gemisinin denizde kaldığı sürenin ‘kesinlikle yetersiz’ olduğunu söyledi.

USS Abraham Lincoln, mürettebatının mürettebata dinlenme imkânı sağlayacak bir liman ziyareti yapmaksızın denizde 200 gün geçirdiği uzatılmış bir muharebe görevinde bulunuyor. Önümüzdeki haftalarda yerini USS George Washington’ın alması planlanıyor.



ABD Dışişleri Bakanı Rubio'nun Hindistan ziyareti: Beyaz Saray alternatif enerji kaynakları arıyor

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Mumbai'de mevkidaşı Subrahmanyam Jaishankar'la görüştü (Reuters)
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Mumbai'de mevkidaşı Subrahmanyam Jaishankar'la görüştü (Reuters)
TT

ABD Dışişleri Bakanı Rubio'nun Hindistan ziyareti: Beyaz Saray alternatif enerji kaynakları arıyor

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Mumbai'de mevkidaşı Subrahmanyam Jaishankar'la görüştü (Reuters)
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Mumbai'de mevkidaşı Subrahmanyam Jaishankar'la görüştü (Reuters)

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun Hindistan ziyareti, ABD'deki ara seçimler öncesinde Donald Trump yönetiminin enerji ihtiyaçlarını karşılama çabası doğrultusunda şekillendi.

BBC'nin analizinde, Rubio'nun 20-21 Ekim'deki Hindistan ziyaretinde başkent Yeni Delhi yerine devasa petrol rafinerilerinin yer aldığı Jamnagar'a gittiğine dikkat çekiliyor. Trump yönetiminin, İran savaşının küresel enerji arzını sekteye uğratmasından ötürü alternatif kaynaklara yöneldiği yazılıyor.

Günlük yaklaşık 1,4 milyon varil ham petrol işleme kapasitesine sahip Jamnagar rafinerisi, küresel rafinaj kapasitesinin yaklaşık yüzde 1,5'ini oluşturuyor. Dizel ve diğer petrol ürünlerinin önemli ihracatçıları arasında yer alan tesis, ABD'nin enerji piyasalarındaki baskıyı hafifletme çabalarında öne çıkıyor.

ABD merkezli düşünce kuruluşu Atlantik Konseyi'nden Michael Kugelman'a göre Rubio'nun ziyaretinin üç temel amacı vardı: Hindistan'ın Rus petrolüne bağımlılığını azaltmak, Venezuela ve ABD petrolünün daha fazla alınmasını teşvik etmek ve enerji işbirliğini iki ülke arasındaki ticaret anlaşmasının bir parçası haline getirmek.

2022'de başlayan Ukrayna savaşının ardından Moskova'nın en büyük petrol alıcılarından biri haline gelen Hindistan, Aralık 2022-Temmuz 2026 döneminde Rus ham petrol ihracatının yüzde 37'sini oluşturdu. Rus petrolünü işleyen firmalardan biri de Reliance'dı.

BBC'nin aktardığına göre Rubio, Mumbai'de Hindistan Dışişleri Bakanı Subrahmanyam Jaishankar'la görüştü. Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) Dışişleri Bakanı Şeyh Abdullah bin Zayid Al Nahyan'ın da katıldığı toplantıda enerji güvenliği, ticaret, yatırım ve bölgesel gelişmeler ele alındı.

Ertesi gün 21 Ekim'de Rubio, Jamnagar'a giderek rafineriyi ziyaret edip Ambani'yle bir araya geldi.

Trump yönetimi, Teksas'ın Brownsville Limanı'nda yeni bir petrol rafinerisi kurmayı planlıyor. Kugelman'a göre Rubio, bu proje için Reliance'ın da desteğini istiyor.

Hindistan Dışişleri Bakanı Subrahmanyam Jaishankar, ABD'yle ticaret görüşmelerindeki ilerlemeden memnuniyet duyduğunu ve her iki tarafın da süreci tamamlamaya yakın olduğunu geçen hafta söylemişti. Trump da Hindistan'la ticaret anlaşmasının yakında tamamlanabileceğini bildirmişti.

Buna karşın uzmanlar, enerji alanındaki yakınlaşmanın ticaret anlaşmasının kısa sürede imzalanacağı anlamına gelmediğini savunuyor. Hindistan'ın eski ABD Büyükelçisi Meera Shankar, Hindistan'ın ABD'nin gümrük tarifelerine ilişkin tutumunu netleştirmesini istediğini ve ticaret anlaşmasının detaylarının tamamlanmasını beklediğini söylüyor.

Independent Türkçe, BBC, The Diplomat 


Kuzey Kore, Çin ve Rusya arasındaki dengeleri nasıl kullanıyor?

Çin'le Kuzey Kore sınırında 12 yıl sonra hizmete açılan köprünün, iki ülke arasındaki ticaret hacimini daha da artırması bekleniyor (Reuters)
Çin'le Kuzey Kore sınırında 12 yıl sonra hizmete açılan köprünün, iki ülke arasındaki ticaret hacimini daha da artırması bekleniyor (Reuters)
TT

Kuzey Kore, Çin ve Rusya arasındaki dengeleri nasıl kullanıyor?

Çin'le Kuzey Kore sınırında 12 yıl sonra hizmete açılan köprünün, iki ülke arasındaki ticaret hacimini daha da artırması bekleniyor (Reuters)
Çin'le Kuzey Kore sınırında 12 yıl sonra hizmete açılan köprünün, iki ülke arasındaki ticaret hacimini daha da artırması bekleniyor (Reuters)

Kuzey Kore yönetimi, Rusya ve Çin'le bağlarını geliştirirken Pekin'le Moskova, Pyongyang üzerindeki nüfuzunu artırmak istiyor.

Çin'le Kuzey Kore sınırında, Yalu Nehri üzerinde kurulan otoyol köprüsü 15 Ekim'de hizmete açılmıştı.

Çin'in Dandong ve Kuzey Kore'nin Sinuiju şehirlerini birbirine bağlayan 3 kilometre uzunluğundaki köprünün yapımı 2014'te tamamlanmıştı. Fakat Kuzey Kore tarafındaki inşaatlar tamamlanmadığından hizmete açılamamıştı.

Kuzey Kore lideri Kim Jong-un, bugün köprüden geçerek Dandong'a gitti. AP'nin aktardığına göre Kim, Çin Komünist Partisi'nin üst düzey isimlerinden Wang Huning'le bir araya geldi.

Xinhua'nın aktardığına göre Kim, şehirde bir araba fabrikasını ziyaret ettikten sonra yaptığı açıklamada, "Çin'le birlikte çalışmaya hazır olduklarını, bunun tarihsel dostluklarını ilerletip pratik işbirliğini genişleterek her iki ülkenin halklarına somut faydalar getireceğini" söyledi.

Kim'in ziyaretinin, Çin'in 1950-1953'teki Kore Savaşı'na katılmasının yıldönümünden bir gün önce gerçekleşmesi dikkat çekti.

Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, haziranda Pyongyang'a giderek Kim'le görüşmüştü. Zirve, Kuzey Kore'nin Çin'den nispeten uzaklaşarak Rusya'ya yakınlaşmasının ardından düzenlenmişti.

Batılı kaynakların rakamlarına göre en az 2 bin 300 Kuzey Kore askeri Rusya adına Ukrayna cephesinde savaşırken öldürüldü.

Diğer yandan Yalu Nehri Köprüsü'nün açılışından yaklaşık bir ay önce Kuzey Kore'yle Rusya arasındaki ilk karayolu köprüsü de hizmete alınmıştı.

Guardian'ın analizine göre son gelişmeler, Pekin ve Moskova'nın Pyongyang üzerindeki nüfuzunu artırma konusunda rekabete giriştiğini gösteriyor.

Pyongyang son üç yılda özellikle Ukrayna savaşı nedeniyle Kremlin'le daha yakın bağlar kursa bile Kuzey Kore ekonomisi büyük ölçüde Çin'e bağımlı.

Seul'deki Ewha Kadın Üniversitesi'nden Leif-Eric Easley, bu açıdan Rusya'nın ekonomik olarak Çin'in konumunu dolduramayacağını vurguluyor.

Kore Üniversitesi'nden Kuzey Kore uzmanı Fyodor Tertitski ise Pekin ya da Moskova'nın Pyongyang üzerinde diledikleri gibi bir nüfuza sahip olamayacağını savunuyor:

Her iki ülke de Kim Jong-un'un boyun eğmektense ilişkilerin tamamen kopmasını tercih edeceğini biliyor. Bu yüzden bunun basit bir nüfuz mücadelesi olduğunu sanmıyorum. Kim, iki ülkeyi de birbirine düşürmeye çalışıyor ancak Çin ve Rusya, 1970'lerde olduğu gibi Sovyetler Birliği'yle Çin arasındakine benzer bir rekabet içinde değil.

Independent Türkçe, Guardian, Xinhua, AP 


Fransa patlamanın eşiğinde... Borçlar devleti kuşatmış durumda

Fransa’nın batısındaki Rennes kentinde, çevik kuvvet polisi protesto gösterisi düzenleyen öğrencileri dağıtmak için tazyikli su kullandı. (AP)
Fransa’nın batısındaki Rennes kentinde, çevik kuvvet polisi protesto gösterisi düzenleyen öğrencileri dağıtmak için tazyikli su kullandı. (AP)
TT

Fransa patlamanın eşiğinde... Borçlar devleti kuşatmış durumda

Fransa’nın batısındaki Rennes kentinde, çevik kuvvet polisi protesto gösterisi düzenleyen öğrencileri dağıtmak için tazyikli su kullandı. (AP)
Fransa’nın batısındaki Rennes kentinde, çevik kuvvet polisi protesto gösterisi düzenleyen öğrencileri dağıtmak için tazyikli su kullandı. (AP)

Antoine el-Hac 

Fransa’daki kriz artık geçici bir protesto dalgası veya acil önlemlerle kontrol altına alınabilecek ekonomik bir aksaklık olmaktan çıkmış durumda. Birbiri ardına yaşanan gelişmeler; kamu maliyesindeki zayıflığın, artan toplumsal öfkenin, siyasi kurumların kilitlenmesinin ve devletin taahhütlerini yerine getirme kapasitesine olan güvenin azalmasının kesiştiği çok boyutlu bir krizi gözler önüne seriyor. Fransa, 2027 ilkbaharında yapılacak kritik cumhurbaşkanlığı seçimlerine hazırlanırken, biriken bu faktörlerin Beşinci Cumhuriyet’in istikrarı ile ülkenin Avrupa Birliği (AB) ve dünyadaki konumuna yönelik ciddi bir tehdide dönüşmesinden endişe ediliyor.

Protestocuların kapattığı Louvre Müzesi’nin önünde bekleyen ziyaretçiler (EPA)
Protestocuların kapattığı Louvre Müzesi’nin önünde bekleyen ziyaretçiler (EPA)

Birçok şehir ve kasabanın sokaklarında huzursuzluğun farklı yansımaları görülüyor. Ülkede devlet okullarının durumunun kötüleşmesi ve öğretmen yetersizliği protesto edilirken, kamu sektörü çalışanları da maaşların dondurulmasına tepki göstererek eylemlere katıldı. Öncesinde ise balıkçılar, motorin fiyatlarındaki artışı protesto etmek amacıyla limanları ve akaryakıt istasyonlarını kapattı. Gelişmeler yalnızca gösterilerle sınırlı kalmadı; bazı Fransız şehirlerinde büyük maddi hasara, yüzlerce yaralanmaya ve gözaltına yol açan şiddet ve yağma olayları yaşandı. Bu tablo, toplumun çeşitli kesimleri ile devlet kurumları arasındaki derinleşen kopukluğu yansıtıyor.

Emmanuel Macron’un ilk dönemini sekteye uğratan, yıllardır nerede oldukları ve liderlerinin kimler olduğu bilinmeyen Sarı Yelekliler’in yıllar süren bir aranın ardından sahneye geri dönmesiyle tablo tamamlandı. Sokaktaki bu iktidar karşıtı ittifakın mücadeleyi sürdürmeye hazır olduğu görülüyor.

Paris’teki Cumhuriyet Meydanı’nda (Place de la République) yanan bisikletlerin yanında duran maskeli protestocular (Reuters)
Paris’teki Cumhuriyet Meydanı’nda (Place de la République) yanan bisikletlerin yanında duran maskeli protestocular (Reuters)

Çeşitli taleplerin oluşturduğu bu mozaiğin merkezinde; alım gücünün düşmesi, kamu hizmetlerine olan güvenin sarsılması ve Fransız sosyal modelinin onlarca yıldır sunduğu vaatleri artık karşılayamadığı hissiyle bağlantılı daha derin bir kriz yer alıyor. Vatandaşlarının geniş bir sosyal koruma ağından yararlanmaya alışkın olduğu devlet, bugün zor bir soruyla karşı karşıya: Finansman maliyetlerinin arttığı ve borç yükünün ağırlaştığı bir dönemde bu kazanımlar nasıl korunabilir?

Borç manevra alanını daraltıyor

Maliye politikasının krizde merkezi bir konumda olduğu su götürmez bir gerçek. Fransa’nın kamu borcu (4 trilyon dolar) gayri safi yurt içi hasılanın (3,55 trilyon dolar) yüzde 119’una yaklaşırken, ekonomi 2026 yılı için yüzde 0,4 ila 0,5 civarında büyüme oranlarına geriledi. Aynı zamanda genel bütçe açığının gayri safi yurt içi hasılanın yüzde 5’ini aşması beklenmekte olup bu durum, hükümetin kamu hesaplarını yeniden dengeye kavuşturma çabalarını zorlaştırıyor.

Faiz oranlarının yükselmesiyle birlikte sorun daha da vahim bir hal alıyor. Borç maliyeti artarken devlet, kaynaklarını yatırım ve hizmetlere yönlendirmek yerine yükümlülüklerini ödemek için giderek daha fazla kaynak ayırmak zorunda. Gelen tahminler, Fransa’nın önümüzdeki yıl orta ve uzun vadeli 340 milyar euro değerinde tahvil ihraç etmesi gerekeceğini, bu esnada mali ve siyasi riskler nedeniyle yatırımcıların bu tahvillere olan talebinin azaldığını gösteriyor.

Göstericiler tarafından bir kısmı ateşe verilen Limoges belediye binası (AFP)
Göstericiler tarafından bir kısmı ateşe verilen Limoges belediye binası (AFP)

Ancak bu durum, Fransa’nın mutlaka 2009-2010 yıllarında Yunanistan’ın yaşadığına benzer bir krizle veya piyasa güveninde ani bir çökmeyle karşı karşıya olduğu anlamına gelmiyor. Fransız ekonomisinin büyüklüğü ve AB içerisindeki konumu Paris’e farklı bir ağırlık kazandırıyor. Antoine el Hac'ın Şarku’l Avsat için kaleme aldığı analize göre bu ağırlığın kendisi de krizi daha önemli kılıyor; çünkü Paris’in ağır borcunu yönetme kapasitesinde yaşanabilecek keskin bir kötüleşme, tüm Avrupa’nın mali istikrarına yansıyabilir.

Kırk yıllık erteleme

Mevcut durumun tek bir hükümet kararıyla açıklanamayacağı veya sorumluluğun tamamen tek bir cumhurbaşkanına yüklenemeyeceği bir gerçek. Mali dengesizlikler onlarca yıl boyunca birikti, sağ ve sol hükümetler borcun yapısal artışını durdurmayı başaramadan birbirini izledi. Önemli kırılma noktalarından biri, sosyal politikaların ve kamu harcamalarının genişlediği 1980’li yıllardaki Sosyalist Cumhurbaşkanı François Mitterrand dönemine dayanıyor. Emeklilik yaşının 60’a indirilmesi, çalışma saatlerinin azaltılması ve devletin ekonomideki rolünün güçlendirilmesi gibi reformlar, kamu maliyesi üzerindeki yükün artmasına yol açtı.

Ancak krizi yalnızca o dönemde yaşananlara indirgemek yanıltıcı bir basitleştirme olacaktır. Jacques Chirac’tan Nicolas Sarkozy, François Hollande ve Emmanuel Macron dönemlerine kadar sonraki hükümetler de borcun gidişatını tersine çevirmeyi başaramadı. Bu durum, temel olarak halkın refah payından feragat etmeye yönelik tepkisinden duyulan endişeden kaynaklanıyor. 2008 küresel mali krizi, Kovid-19 salgını ve ardından gelen enflasyon dalgası da kamu bütçeleri üzerindeki baskıların artmasında rol oynadı.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron (AFP)
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron (AFP)

Esasen Fransa’nın ‘kapsamlı’ sosyal modeli, tekrarlayan siyasi çatışmaların odak noktası haline geldi. Emeklilik, işsizlik sigortası veya kamu harcamalarını reforme etmeye yönelik her girişim sert bir toplumsal dirençle karşılaşırken, reformların ertelenmesi gelecekteki seçeneklerin daralmasına neden oluyor. Böylece devlet, harcamaları kontrol altına alma ihtiyacı ile yeni protestoları tetikleme korkusu arasında sıkışıp kalıyor.

Siyasi felç ve aşırı sağın yükselişi

Ekonomik çıkmazın ortasında siyasi arenada kara bulutların toplanması şaşırtıcı olmadı. Ulusal Meclis’in 2024 yılında feshedilmesinden bu yana parlamenter tablo istikrarlı bir çoğunluk üretemedi, güçler kalıcı uzlaşılara varmakta zorlanan üç büyük karşıt blok arasında bölündü. Bütçe tasarısının meclisten geçirilmesi hükümetin ayakta kalma kapasitesi için tekrarlayan bir sınava dönüşürken, vatandaşların kurumların etkinliğine olan güveni azaldı.

Marine Le Pen ve Ulusal Birlik partisi liderliğindeki aşırı sağın bu iklimden faydalanması da şaşırtıcı değil. Aşırı sağın söylemi; ekonomik koşulların kötüleşmesini, güvenlik kontrolünün kaybedilmesini ve göç yükünü birbiriyle ilişkilendirmekte, kendisini sisteme yeniden düzen getirebilecek bir alternatif olarak sunmakta. Buna karşılık, Jean-Luc Melenchon liderliğindeki radikal sol Boyun Eğmeyen Fransa hareketi, ekonomik ve sosyal politikalara öfkeli kesimlerin bir kısmını kendisine çekmekte. Bu iki kutup arasında, Macron’un siyasi ve toplumsal tabanını oluşturan merkezin gücü zayıflarken, ılımlı oyların bölünmesinin daha radikal rakiplerin şansını artırmasından endişe ediliyor.

Siyasi güçler arasındaki bu çatışmanın devam etmesinin gerekli reformları engelleyebileceğine, yatırımları, tüketimi ve piyasa güvenini etkileyen belirsizlik sürecini uzatabileceğine dikkat edilmesi gerekiyor. Ayrıca, huzursuzlukların yalnızca göçle ilişkilendirilmesi ve güvenlik önlemlerinin sıkılaştırılmasıyla yetinilmesi, toplumsal öfkeyi besleyen temel ekonomik ve sosyal nedenleri çözmeye yetmiyor.

 Paris’te protestocular polisle çatıştı. (AP)
Paris’te protestocular polisle çatıştı. (AP)

Zorlu seçim sınavı

Fransa bugün oldukça karmaşık bir denklemle karşı karşıya bulunuyor: Öfkenin nedenlerini göz ardı etmeden düzeni yeniden sağlamak, kamu hizmetlerine zarar vermeden borcu kontrol altına almak ve önümüzdeki seçimler radikal bir şekilde karşıt güçler arasında ‘intihar niteliğinde’ bir çatışmaya dönüşmeden önce siyasi güveni yeniden inşa etmek.

Reform yükünü adil bir şekilde dağıtan, harcama önceliklerini belirleyen ve en hassas kesimleri koruyan net bir planı, siyasi kurumlar bünyesinde karar alma yeteneğini yeniden kazandırarak sunmayı kim başarabilecek?

Macron, 2017 yılında iktidara geldiğinde, kendini yenileme ve uluslararası konumunu geri kazanma kapasitesine sahip iyimser bir Fransa tablosu vaat etmişti. Ancak popülaritesinin düşmesi ve gerileme hissinin yaygınlaşması, bu vaat ile gerçeklik arasındaki uçurumun derinliğini ortaya koyuyor. Buna rağmen Fransızların çoğunluğu kendisine olan güvenini tazeleyerek 2022 yılında onu yeniden seçti.

2027 seçimleri yaklaşırken mücadele, yalnızca bir sonraki cumhurbaşkanının kim olacağını belirlemekle sınırlı kalmayacak; Fransa’nın kamu maliyesini reforme edip sosyal sözleşmesini yenileyip yenileyemeyeceğini ya da biriken krizlerin ülkenin siyasi kimliğini yeniden tanımlamasına izin verip vermeyeceğini belirleme noktasına taşınacak.

Ulusal Meclis’te düzenlenen oturumda Başbakan Sebastien Lecornu protestolar hakkında konuştu. (EPA)
Ulusal Meclis’te düzenlenen oturumda Başbakan Sebastien Lecornu protestolar hakkında konuştu. (EPA)

Fransa’nın yalnızca borç sorunuyla karşı karşıya olan büyük bir ekonomi değil, aynı zamanda Avrupa projesinin temel sütunlarından biri olduğu unutulmamalı. Ülkedeki krizin kontrol altına alınmasında yaşanacak herhangi bir başarısızlığın, sınırları aşan yansımaları olacak. Fransa’nın başarısı ise reformun bedeli toplumun ve devletin taşıyabileceği kapasiteyi aşmadan önce, erteleme ve bölünme döngüsünün kırılmasıyla mümkün kılınabilecek.

Aydınlanmanın, düşüncenin ve ilerlemenin Fransa’sı hantallaştığını hissediyor; Fransızlar siyasi ve sosyal sistemlerinin artık gelişmeye ve modern hayata ayak uydurmaya elverişli olmadığını fark ediyor. Daha da vahimi, özellikle başka ülkelerdeki ‘varlığın’ sona ermesi ya da bitme noktasına gelmesiyle birlikte, ekonominin eski günleri ihya etmeye yetecek miktarda servet üretemez hale gelmiş olması…

Zaman değişiyor!