Libya’nın başkenti Trablus sokaklarında paralı askerler tarafından gerçekleştirilen sürpriz protestolar, Libyalıları, siyasetçilerinden yabancı asker varlığına derhal son vermelerini ve bu grupları ülkeden çıkarmalarını talep etmeye itti. Tüm bunlar, söz konusu grupların ‘halkın meşru hedefleri haline geleceği’ uyarılarının gölgesinde yaşandı.
Trablus makamları, Türkiye destekli Suriyeli paralı askerleri belli sayılarda barındırmaya devam ederken Libya Ulusal Ordusu (LUO) Genel Komutanlığı'na bağlı bölgelerde ise ‘Afrika Kolordusu’ adı altında Rus güçlerinin varlığı sürüyor.
Salı akşamı Trablus'taki Polis Akademisi önünde toplanan bir grup Suriyeli paralı asker, Abdulhamid Dibeybe başkanlığındaki geçici Ulusal Birlik Hükümeti’nden (UBH) maaşlarının ödenmesini talep etti. Bu gelişme, Libyalıların tepkisini çekerek uzun süredir göz ardı edilen paralı askerler dosyasını yeniden gündeme taşıdı.
Özellikle ülkenin batısındaki Libyalıların ortak söylemi, ülke siyasetçilerinden ‘bu unsurların ülkeden çıkarılmasını’ talep etme noktasına evrildi.
Kabileler Birliği Dış İlişkiler Danışmanı Halid el-Guveyl, Libya'nın paralı askerlerle kaynadığını, içlerinden bir kısmının mali haklarını talep etmek için sokağa dökülmesinin onların varlığını inkar eden siyasetçileri ifşa ettiğini" belirterek, bu grupları ülkeye getirenleri ‘ülkeye karşı komplo kurmakla’ suçladı.
Libya'daki paralı askerlerin ‘halkın meşru hedefleri haline geleceği’ uyarısında bulunan Guveyl, “Durum son derece tehlikeli bir hal aldı. Sokak er ya da geç patlayacak ve bir dahaki sefere bu öfkenin önünde kimse duramayacak” ifadelerini kullandı.
Guveyl ayrıca paralı askerlerin sokağa inmesinin, Berlin 1 ve Berlin 2 konferanslarındaki taahhütlerini yerine getirmemesi göz önüne alındığında uluslararası toplumu zor durumda bıraktığı yorumunda bulunarak, “Paralı askerleri ve yabancı güçleri çıkarma sözü verdiler, ancak bu durum, onların hala çifte standart politikası yürüttüğünü gösteriyor” ifadelerini kullandı.
Daha önce de aralarında merhum lider Muammer Kaddafi rejimine sadık kabilelerin de bulunduğu Libyalılar, ülkedeki ‘paralı asker’ ve yabancı güçlerin varlığına karşı tepki göstermiş ve bu unsurların ülkeden çıkarılmasını talep etmişti.
Fizan Ulusal Siyasi Birliği Kurucu Üyesi Dr. Rania es-Sayd, savaşın taraflarının 23 Ekim 2020 tarihinde Cenevre'de tüm Libya'yı kapsayan bir ateşkes anlaşması imzalamış olmasına rağmen, Libya'daki paralı askerler çıkmazından, bu güçlerin ülkeye getirilme nedenlerinden ve bugüne kadar neden hala ülkede tutulduklarından bahsetti.
Dr. Sayd, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Koruma kisvesi altında çok sayıda paralı asker getirildi. Bunlar Sahra Altı ve Batı Akdeniz üzerinden Libya'ya girdiler; çünkü ülkemiz siyaseti, yaşanan çöküşün ardından tek bir ulusal ordu kurmaktan aciz kaldı."
Dr. Sayd sözlerini şöyle devam etti:
“Her taraf kendine hazır bir güç aradı. Anında sadakat karşılığında para ve silah verildi. Böylelikle dış güçler bu denklemde bir arabulucu değil, bizzat ortak haline geldi."
Dr. Rania es-Sayd, Şarku'l Avsat gazetesine yaptığı açıklamada, ‘aylık bir ücret karşılığında silah kuşandıklarını’ belirttiği paralı askerlere yönelik Libya kamuoyu söyleminin, yalnızca ‘silahlı yabancı varlığının egemenliği zedelediği’ noktasında birleşen üç akıma bölündüğünü ifade etti.
Libya'nın batı ve doğusundaki makamlar, Mareşal Halife Hafter liderliğindeki LUO’nun 2019 yılının nisan ayında Trablus'a karşı başlattığı savaşın ardından Suriye, Rusya ve bazı Afrika ülkelerinden unsurlardan destek almıştı. Söz konusu unsurlar, savaşın sona erdiği Haziran 2020 ortasından bu yana mevcut durumlarını korumaya devam ediyor.
Dr. Sayd, birinci akımın ‘paralı askerleri çağırmanın, kapının anahtarını Libyalı olmayanlara teslim eden bir ihanet olduğunu ve onların ülkede kalmasının devlete yönelik her gün tekrarlanan bir hakaret anlamına geldiğini’ düşündüğüne işaret etti. İkinci akım ise ‘bu dosyaya soğuk bir pragmatizmle yaklaştığını ve onları ülkeye getirmenin bir zayıflık anında yapılmış taktiksel bir hata olduğunu kabul ettiğini, ancak şu an onları ülkeden çıkarmanın, içeri sokmaktan çok daha zor olduğuna inandığını ifade etti. Dr. Sayd'a göre üçüncü akım ise ‘dışarıya karşı sessiz, içten içe ise hareketli. Bu akımı, gerek savaş tecrübelerinden gerekse Libya'da hiçbir sosyal tabanları bulunmadığı için kolayca feda edilebilmelerinden ötürü, paralı askerlerin varlığından pratik anlamda fayda sağlayan güvenlik teşkilatları ve milisler temsil ediyor.
Paralı askerler dosyası, Libya'yı ziyaret eden yabancı heyetlerin yanı sıra, bu unsurların ülkeden çıkarılmasına yönelik çalışmaların gerekliliği bağlamında, başta ABD ve Avrupa olmak üzere diplomatik misyonlar nezdinde de sürekli bir tartışma konusu olmaya devam ediyor.
Libya'nın ‘bir kısır döngüye girdiğini’ düşünen Dr. Rania es-Sayd, “Paralı askerlerin getirilmesi devletin yokluğunu telafi etmek içindi, ancak burada kalmaları bu yokluğun ek bir nedeni haline geldi. Onların ülkeden çıkmasını talep eden her uluslararası girişim sahadaki ‘hiç kimsenin silahını ilk bırakan taraf olmak istemediği’ gerçeğiyle tezat oluşturuyor.”
Dr. Sayd sözlerini şöyle tamamladı:
“Bu döngüden çıkış, egemenliğin yüzleri değiştirerek değil, kiralık bir güce ihtiyaç duymayan tek bir ulusal güç inşa ederek geri kazanılabileceğine dair içsel bir kabullenmeyle ve Libya'nın bir manevra alanı olmadığı konusunda uzlaşan bölgesel bir iradeyle başlar. Bu gerçekleşene kadar paralı askerler, ülkedeki savaşın artık sadece Libyalıların savaşı olmadığı gerçeğinin canlı şahitleri olmaya devam edecek.”
Libya'nın doğusu ve güneyinde LUO’nun kontrolündeki bölgelerde Rus güçleri konuşlanmış durumdayken Türkiye destekli Suriyeli paralı askerlerin başkent Trablus’ta protesto düzenlemesi ilk kez karşılaşılan bir durum değil.
Libya'daki siyasi bölünmüşlüğün gölgesinde, ülkedeki paralı askerlerin veya yabancı savaşçıların sayılarına ya da maaşlarına ilişkin kamuoyuna açıklanmış resmi bir veri bulunmuyor.
Libya'da paralı askerlerin ülkeden çıkarılması gerektiği yönündeki ısrarlı akım giderek güçleniyor. ‘Ülkedeki paralı askerlerin ve yabancı güçlerin varlığının kabul edilemez olduğunu ve Libya egemenliğinin pazarlık kabul etmeyeceğini’ savunan siyasetçi Muhammed el-Mezugi de bu akımın içinde yer alıyor.