İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, ülkesinin diplomasi teşkilatında görev yapanlardan dünyaya hitap ederken “sert bir dil” kullanmalarını istedi. Arakçi, savaş sonrasında Tahran'ın dış politikasının savaş öncesinden “tamamen farklı” olacağını belirterek, “zayıf İran” imajının sona erdiğini ve yerini “güçlü ve direnen İran” imajının aldığını ifade etti.
Arakçi, salı akşamı devlet televizyonunda yayımlanan uzun röportajında, Tahran'ın savaş döneminden ABD ile dolaylı müzakerelere uzanan sürecini anlattı. Bu süreç, eski dini lider Ali Hamaney'in öldürülmesinden sonraki haftalarda şekillendi.
Arakçi konuşmasında, Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ile Meclis Başkanı Muhammed Bakır Galibaf'ın müzakere kararındaki ve görüşmelerin yürütülmesindeki rollerine ilişkin ayrıntılar verdi. Pezeşkiyan'ın ABD ile müzakerelerin sorumluluğunu Kalibaf'ın üstlenmesi konusunda ısrar ettiğini belirten Arakçi, cumhurbaşkanının müzakereleri “Kalibaf'ın hazır bulunması şartıyla” kabul ettiğini söyledi.
Arakçi, İran dış politikasının hükümetler değişse de değişmeyen “bir dizi temel ilkeye” dayandığını, ancak her hükümetin farklı araç ve girişimler kullanabileceğini belirtti. Pezeşkiyan'ın yaklaşık iki yıl önce göreve başlamasından beri diyaloğa ve gerilimin azaltılmasına öncelik verdiğini ve koşullar elverdiğinde Dışişleri Bakanlığı'ndan müzakere kanalları açmasını istediğini kaydetti.
Röportaj, Arakçi'nin bir hafta önce yargı makamları tarafından, eski dini lider Ali Hamaney'in 28 Şubat'ta öldürülmesinden önce komuta merkezindeki üst düzey yetkililerin eş zamanlı toplantılarının hedef alınmasını mümkün kılan bir “güvenlik açığı” hakkında sahip olduğu bilgileri vermeye çağrılmasının ardından yapıldı.
Röportaj aynı zamanda Arakçi'nin müzakerelerdeki rolü konusunda İran içinde yaşanan tartışma ortamında yayımlandı. Radikal “İran Hizbullah” grubunun Genel Sekreteri Muhammed Bakır Harrazi, kendisine Dışişleri Bakanı'nın müzakerelere müdahale etmesinin engelleneceğinin bildirildiğini öne sürmüştü.

Savaşı sona erdirmek istiyoruz
Arakçi, savaş sürecini anlatırken, Tahran'ın başlangıçta geçici ateşkes önerisini reddettiğini söyledi. Bunun nedeninin, Haziran 2025'teki savaşın modelinin tekrarlanmasından endişe edilmesi olduğunu belirtti. Söz konusu çatışmalar aylar sonra yeniden başlamıştı.
Arakçi, “Biz ateşkes istemiyoruz, savaşı sona erdirmek istiyoruz” diyerek, savaşın bir daha tekrarlanmayacak şekilde sona ermesi gerektiğini vurguladı.
Şarku'l Avsat'ın İran televizyonundan aktardığına göre İran'ın ilk iki hafta boyunca ABD'den ateşkes talebi almadığını, bu sırada başka ülkelerin arabuluculuk önerdiğini belirten Arakçi, Washington'un daha sonra hedeflerine ulaşma umudunu yitirmesinin ardından müzakere talebinde bulunduğunu söyledi.
Arakçi, ABD'nin hedefleri arasında “koşulsuz teslimiyet”, rejim değişikliği, İran'ın bölünmesi ve içeride istikrarsızlık yaratılmasının bulunduğunu öne sürerek Washington'un savaş sırasında bunları gerçekleştirmeye çalıştığını, ancak başarısız olduğunu savundu.
İranlı bakan, ABD'nin ilk teklifinin 15 maddelik bir metin olduğunu ve bunu “teslimiyet belgesi” olarak nitelendirdiğini söyledi. Müzakerelerin sonunda ise 14 maddelik bir mutabakat zaptına ulaşıldığını belirtti.
Arakçi, “Bir gün biri bu 15 maddeyi, şimdi ulaştığımız 14 maddelik mutabakat zaptıyla karşılaştırırsa, nereden başlayıp nereye geldiğimiz açıkça görülecektir” ifadelerini kullandı.
Arakçi iki metnin ayrıntılarını açıklamadı. Bu nedenle ABD'nin ilk talepleriyle mutabakat zaptı arasındaki karşılaştırma, şimdilik yalnızca Arakçi'nin anlatımına dayanıyor.
İranlı bakan, ABD'nin müzakereye ilişkin ilk mesajlarının 12 veya 13 Mart'ta ulaştığını ve Pakistan'ın arabulucu olarak devreye girmesinin ardından sürecin yaklaşık üç ay devam ederek 17 Haziran'da mutabakat zaptının imzalanmasıyla sonuçlandığını ifade etti.
Kalibaf müzakerelerin yüzü oldu
Arakçi, müzakere heyetinin başına Kalibaf'ın getirilmesinin Pezeşkiyan'ın önerisi olduğunu ve cumhurbaşkanının müzakerelere onay vermesini Meclis Başkanı'nın sürece katılması şartına bağladığını açıkladı.
Arakçi, müzakerelerden söz ederken de savaş terminolojisine yakın ifadeler kullandı. Kalibaf'ın performansını övmekle kalmayıp, toplantılardaki varlığını “sağlamlık ve mücadeleci ruh” olarak tanımladı.
Pezeşkiyan'ın, “Müzakereleri Dr. Kalibaf'ın hazır bulunması şartıyla kabul ediyorum” dediğini aktaran Arakçi, cumhurbaşkanının imzadan önce Kalibaf'ın müzakerelerden sorumlu kişi olarak karar tutanağına yazılmasında ısrar ettiğini belirtti.
Arakçi, “Kalibaf'ın toplantılardaki kararlılığı ve mücadeleci tavrı” ile Dışişleri Bakanlığı'nın çalışmalarının birbirini tamamladığını söyledi. Pezeşkiyan'ın ise siyasi açıdan süreci desteklediğini ve toplantılar ile komiteleri takip ettiğini ifade etti.
Cumhurbaşkanının içerideki “diğer görüşlere” ve engellere karşı verdiği desteğin, müzakerelerin sürdürülmesini ve mutabakata ulaşılmasını sağlayan en önemli faktörlerden biri olduğunu belirten Arakçi, aynı zamanda diplomatik teşkilatın performansını savundu.
Arakçi, Dışişleri Bakanlığı'nın diplomatik deneyim sağladığını ve karar alma kurumları tarafından onaylanan süreci uyguladığını belirterek, “Ne dışişleri bakanı ne de diplomat kendi başına hareket eder” dedi. “Büyük meseleler ve devletin dengeleri başka bir yerde belirlenir; Dışişleri Bakanlığı ise uygulayıcıdır” ifadelerini kullandı.
Arakçi, sürece karşı çıkan kurumların adını vermekten veya görüşmelerin başlaması konusunda yaşanan anlaşmazlıkların niteliğini açıklamaktan kaçındı. Tahran'ın yaklaşımını “sistemin bütününün rasyonalitesine” dayalı olarak nitelendirdi ve yetkililerin istişare aşamasında görüşlerini sunduğunu, ancak karar alındıktan sonra herkesin bu karara bağlı hale geldiğini söyledi.

Diyalogdan sert dile
Arakçi'nin açıklamalarının en sert bölümü savaş sonrasına ilişkin değerlendirmeleriydi.
İran'ın bölgesel gelişmeler, ekonomik sorunlar ve iç karışıklıklar nedeniyle zayıfladığı yönündeki düşüncenin savaşa zemin hazırladığını söyledi.
Arakçi, 40 günlük çatışmanın bu imajı değiştirdiğini ve ortaya “güçlü İran, direnen İran, en zor koşullarda ayakta kalabilen İran” imajının çıktığını savundu.
Arakçi, diyalog ve müzakere çağrısını sürdürürken, rakiplerini ve gelecek dönemi tanımlamak için daha sert bir dil kullandı. Gelecekteki dış politikanın “güçlü, kendine güvenen ve duruma hâkim bir İran” imajı üzerine kurulacağını, ülkenin ulusal çıkarlarını ve İranlıların haklarını savunacağını kaydetti.
Dışişleri Bakanlığı'nın savaş sırasında “İran halkının yükselen sesi” olduğunu belirten Arakçi, savaş sonrasında görevlerinin daha güçlü ve özgüvenli bir ülke imajı ortaya koymak olacağını ifade etti.
Bakanlık çalışanlarına şunları söylediğini ifade etti:
“Dikkat edin, artık büyük bir gücü yenmiş halkı temsil ediyorsunuz. Başınızı dik tutun. Bayrağımız dalgalanıyor. Dünyayla başımız dik ve sert bir dille konuşmalı, İran halkının hakkını almalı ve dünyaya güçlü İran'ın imajını göstermeliyiz.”