Arakçi: İran'ın savaş sonrası politikası tamamen farklı olacak

Pezeşkiyan'ın, müzakereleri Kalibaf'ın yürütmesi konusunda ısrar ettiği ortaya çıktı... Diplomatlara “sert bir dille” konuşma çağrısı yaptı

Arakçi, salı akşamı devlet televizyonunda İranlılara seslendi (İran Dışişleri Bakanlığı)
Arakçi, salı akşamı devlet televizyonunda İranlılara seslendi (İran Dışişleri Bakanlığı)
TT

Arakçi: İran'ın savaş sonrası politikası tamamen farklı olacak

Arakçi, salı akşamı devlet televizyonunda İranlılara seslendi (İran Dışişleri Bakanlığı)
Arakçi, salı akşamı devlet televizyonunda İranlılara seslendi (İran Dışişleri Bakanlığı)

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, ülkesinin diplomasi teşkilatında görev yapanlardan dünyaya hitap ederken “sert bir dil” kullanmalarını istedi. Arakçi, savaş sonrasında Tahran'ın dış politikasının savaş öncesinden “tamamen farklı” olacağını belirterek, “zayıf İran” imajının sona erdiğini ve yerini “güçlü ve direnen İran” imajının aldığını ifade etti.

Arakçi, salı akşamı devlet televizyonunda yayımlanan uzun röportajında, Tahran'ın savaş döneminden ABD ile dolaylı müzakerelere uzanan sürecini anlattı. Bu süreç, eski dini lider Ali Hamaney'in öldürülmesinden sonraki haftalarda şekillendi.

Arakçi konuşmasında, Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ile Meclis Başkanı Muhammed Bakır Galibaf'ın müzakere kararındaki ve görüşmelerin yürütülmesindeki rollerine ilişkin ayrıntılar verdi. Pezeşkiyan'ın ABD ile müzakerelerin sorumluluğunu Kalibaf'ın üstlenmesi konusunda ısrar ettiğini belirten Arakçi, cumhurbaşkanının müzakereleri “Kalibaf'ın hazır bulunması şartıyla” kabul ettiğini söyledi.

Arakçi, İran dış politikasının hükümetler değişse de değişmeyen “bir dizi temel ilkeye” dayandığını, ancak her hükümetin farklı araç ve girişimler kullanabileceğini belirtti. Pezeşkiyan'ın yaklaşık iki yıl önce göreve başlamasından beri diyaloğa ve gerilimin azaltılmasına öncelik verdiğini ve koşullar elverdiğinde Dışişleri Bakanlığı'ndan müzakere kanalları açmasını istediğini kaydetti.

Röportaj, Arakçi'nin bir hafta önce yargı makamları tarafından, eski dini lider Ali Hamaney'in 28 Şubat'ta öldürülmesinden önce komuta merkezindeki üst düzey yetkililerin eş zamanlı toplantılarının hedef alınmasını mümkün kılan bir “güvenlik açığı” hakkında sahip olduğu bilgileri vermeye çağrılmasının ardından yapıldı.

Röportaj aynı zamanda Arakçi'nin müzakerelerdeki rolü konusunda İran içinde yaşanan tartışma ortamında yayımlandı. Radikal “İran Hizbullah” grubunun Genel Sekreteri Muhammed Bakır Harrazi, kendisine Dışişleri Bakanı'nın müzakerelere müdahale etmesinin engelleneceğinin bildirildiğini öne sürmüştü.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, dün Gazeteciler Günü dolayısıyla gazetecileri onurlandırmak için düzenlediği törenin kulisinde. (İran Dışişleri Bakanlığı)
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, dün Gazeteciler Günü dolayısıyla gazetecileri onurlandırmak için düzenlediği törenin kulisinde. (İran Dışişleri Bakanlığı)

Savaşı sona erdirmek istiyoruz

Arakçi, savaş sürecini anlatırken, Tahran'ın başlangıçta geçici ateşkes önerisini reddettiğini söyledi. Bunun nedeninin, Haziran 2025'teki savaşın modelinin tekrarlanmasından endişe edilmesi olduğunu belirtti. Söz konusu çatışmalar aylar sonra yeniden başlamıştı.

Arakçi, “Biz ateşkes istemiyoruz, savaşı sona erdirmek istiyoruz” diyerek, savaşın bir daha tekrarlanmayacak şekilde sona ermesi gerektiğini vurguladı.

Şarku'l Avsat'ın İran televizyonundan aktardığına göre İran'ın ilk iki hafta boyunca ABD'den ateşkes talebi almadığını, bu sırada başka ülkelerin arabuluculuk önerdiğini belirten Arakçi, Washington'un daha sonra hedeflerine ulaşma umudunu yitirmesinin ardından müzakere talebinde bulunduğunu söyledi.

Arakçi, ABD'nin hedefleri arasında “koşulsuz teslimiyet”, rejim değişikliği, İran'ın bölünmesi ve içeride istikrarsızlık yaratılmasının bulunduğunu öne sürerek Washington'un savaş sırasında bunları gerçekleştirmeye çalıştığını, ancak başarısız olduğunu savundu.

İranlı bakan, ABD'nin ilk teklifinin 15 maddelik bir metin olduğunu ve bunu “teslimiyet belgesi” olarak nitelendirdiğini söyledi. Müzakerelerin sonunda ise 14 maddelik bir mutabakat zaptına ulaşıldığını belirtti.

Arakçi, “Bir gün biri bu 15 maddeyi, şimdi ulaştığımız 14 maddelik mutabakat zaptıyla karşılaştırırsa, nereden başlayıp nereye geldiğimiz açıkça görülecektir” ifadelerini kullandı.

Arakçi iki metnin ayrıntılarını açıklamadı. Bu nedenle ABD'nin ilk talepleriyle mutabakat zaptı arasındaki karşılaştırma, şimdilik yalnızca Arakçi'nin anlatımına dayanıyor.

İranlı bakan, ABD'nin müzakereye ilişkin ilk mesajlarının 12 veya 13 Mart'ta ulaştığını ve Pakistan'ın arabulucu olarak devreye girmesinin ardından sürecin yaklaşık üç ay devam ederek 17 Haziran'da mutabakat zaptının imzalanmasıyla sonuçlandığını ifade etti.

Kalibaf müzakerelerin yüzü oldu

Arakçi, müzakere heyetinin başına Kalibaf'ın getirilmesinin Pezeşkiyan'ın önerisi olduğunu ve cumhurbaşkanının müzakerelere onay vermesini Meclis Başkanı'nın sürece katılması şartına bağladığını açıkladı.

Arakçi, müzakerelerden söz ederken de savaş terminolojisine yakın ifadeler kullandı. Kalibaf'ın performansını övmekle kalmayıp, toplantılardaki varlığını “sağlamlık ve mücadeleci ruh” olarak tanımladı.

Pezeşkiyan'ın, “Müzakereleri Dr. Kalibaf'ın hazır bulunması şartıyla kabul ediyorum” dediğini aktaran Arakçi, cumhurbaşkanının imzadan önce Kalibaf'ın müzakerelerden sorumlu kişi olarak karar tutanağına yazılmasında ısrar ettiğini belirtti.

Arakçi, “Kalibaf'ın toplantılardaki kararlılığı ve mücadeleci tavrı” ile Dışişleri Bakanlığı'nın çalışmalarının birbirini tamamladığını söyledi. Pezeşkiyan'ın ise siyasi açıdan süreci desteklediğini ve toplantılar ile komiteleri takip ettiğini ifade etti.

Cumhurbaşkanının içerideki “diğer görüşlere” ve engellere karşı verdiği desteğin, müzakerelerin sürdürülmesini ve mutabakata ulaşılmasını sağlayan en önemli faktörlerden biri olduğunu belirten Arakçi, aynı zamanda diplomatik teşkilatın performansını savundu.

Arakçi, Dışişleri Bakanlığı'nın diplomatik deneyim sağladığını ve karar alma kurumları tarafından onaylanan süreci uyguladığını belirterek, “Ne dışişleri bakanı ne de diplomat kendi başına hareket eder” dedi. “Büyük meseleler ve devletin dengeleri başka bir yerde belirlenir; Dışişleri Bakanlığı ise uygulayıcıdır” ifadelerini kullandı.

Arakçi, sürece karşı çıkan kurumların adını vermekten veya görüşmelerin başlaması konusunda yaşanan anlaşmazlıkların niteliğini açıklamaktan kaçındı. Tahran'ın yaklaşımını “sistemin bütününün rasyonalitesine” dayalı olarak nitelendirdi ve yetkililerin istişare aşamasında görüşlerini sunduğunu, ancak karar alındıktan sonra herkesin bu karara bağlı hale geldiğini söyledi.

Kalibaf ve Arakçi, geçen 21 Haziran'da İsviçre'nin Bürgenstock beldesinde düzenlenen müzakerelerin ikinci turu sırasında. (AP)
Kalibaf ve Arakçi, geçen 21 Haziran'da İsviçre'nin Bürgenstock beldesinde düzenlenen müzakerelerin ikinci turu sırasında. (AP)

Diyalogdan sert dile

Arakçi'nin açıklamalarının en sert bölümü savaş sonrasına ilişkin değerlendirmeleriydi.

İran'ın bölgesel gelişmeler, ekonomik sorunlar ve iç karışıklıklar nedeniyle zayıfladığı yönündeki düşüncenin savaşa zemin hazırladığını söyledi.

Arakçi, 40 günlük çatışmanın bu imajı değiştirdiğini ve ortaya “güçlü İran, direnen İran, en zor koşullarda ayakta kalabilen İran” imajının çıktığını savundu.

Arakçi, diyalog ve müzakere çağrısını sürdürürken, rakiplerini ve gelecek dönemi tanımlamak için daha sert bir dil kullandı. Gelecekteki dış politikanın “güçlü, kendine güvenen ve duruma hâkim bir İran” imajı üzerine kurulacağını, ülkenin ulusal çıkarlarını ve İranlıların haklarını savunacağını kaydetti.

Dışişleri Bakanlığı'nın savaş sırasında “İran halkının yükselen sesi” olduğunu belirten Arakçi, savaş sonrasında görevlerinin daha güçlü ve özgüvenli bir ülke imajı ortaya koymak olacağını ifade etti.

Bakanlık çalışanlarına şunları söylediğini ifade etti:

“Dikkat edin, artık büyük bir gücü yenmiş halkı temsil ediyorsunuz. Başınızı dik tutun. Bayrağımız dalgalanıyor. Dünyayla başımız dik ve sert bir dille konuşmalı, İran halkının hakkını almalı ve dünyaya güçlü İran'ın imajını göstermeliyiz.”



Rusya safında savaşan Ukraynalılar: Biz hain değiliz

ABD'nin arabuluculuğuna rağmen Rusya-Ukrayna cephesindeki çatışmaları durduracak bir anlaşmaya henüz varılamadı (Reuters)
ABD'nin arabuluculuğuna rağmen Rusya-Ukrayna cephesindeki çatışmaları durduracak bir anlaşmaya henüz varılamadı (Reuters)
TT

Rusya safında savaşan Ukraynalılar: Biz hain değiliz

ABD'nin arabuluculuğuna rağmen Rusya-Ukrayna cephesindeki çatışmaları durduracak bir anlaşmaya henüz varılamadı (Reuters)
ABD'nin arabuluculuğuna rağmen Rusya-Ukrayna cephesindeki çatışmaları durduracak bir anlaşmaya henüz varılamadı (Reuters)

Ukrayna'nın güneydoğusunda Rus işgali altındaki topraklarda doğup esir düşen askerler, neden Moskova'nın safında savaştıklarını anlattı.

Donbas'ın Kremlin yanlısı güçlerin kontrolüne geçtiği 2014'te 10 yaşında olan Anton, 2022'de 18 yaşına basar basmaz Rus ordusuna katılmış.

BBC'nin görüştüğü asker, "Seçimimden pişman değilim. Toprağımı savundum" diyor.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin için "benim liderim" diyen Anton, arkadaşlarının da gönüllü olduğunu ancak kısa süre sonra cepheden ölüm haberleri almaya başladığını söylüyor.

Donetsk'te doğup büyüyen Artyom ise Rus ordusuna yalnızca para için katılmadığını, 2014'te Ukrayna güçlerinin saldırıları sırasında bölgede yaşananların tekrar etmemesini istediğini söylüyor.

Cephede iki ay geçirdikten sonra yaralanarak hastaneye kaldırılan asker, Rusya'nın kendisine vaat ettiği 400 bin rublelik (yaklaşık 230 bin TL) primi ödemediğini söylüyor.

Esirlerden bazılarıysa Rus ordusuna hapis cezasından kurtulmak amacıyla katılmış. Uyuşturucu ticaretinden hüküm giyen 44 yaşındaki Konstantin, 15 yıl hapis yatmak yerine Rusya safında savaşa katıldığını belirtiyor.

Luhansk doğumlu Sergey de Anton ve Artyom gibi Putin'in, Donbas'ın tamamını ele geçirmeden savaşı durdurmayacağını savunuyor.

Kiev yönetimi, cephede Rusya tarafında savaşırken yakaladığı Ukraynalıları vatana ihanetle yargılıyor. Bazılarını da Rus savaş esirlerinin tutulduğu kamplara gönderiyor.

Ukrayna'nın savaş esirlerinden sorumlu koordinasyon merkezinden Petro Yatsenko, bu kişilerin tutumunun işgal altındaki topraklarda uzun süre Rus propagandasına maruz kalmalarından kaynaklandığını savunarak, "ulusal kimlikleriyle ilgili kafa karışıklıkları" olduğunu söylüyor. 

Anton ise kendisini hain olarak görmüyor:

Kendimi Rus olarak görüyorum. Ülke hiçbir şey ifade etmiyor, mesele milliyet. Ailemin tamamı Rusya'dan, bütün köklerim orada.

Diğer yandan Ukrayna savaşının 5. yılına yaklaşılırken, cephedeki ağır kayıplar ve gönüllü asker alımındaki yavaşlama nedeniyle Kremlin'in yeni bir seferberlik ilan edip etmeyeceği de tartışılıyor.

Ukrayna lideri Volodimir Zelenski, geçen ayki açıklamasında Rusya'nın bu sonbaharda yeni bir seferberlik ilan edeceğini öne sürmüştü.

Rusya Güvenlik Konseyi Başkan Yardımcısı Dmitriy Medvedev ise Zelenski'nin açıklamasına tepki göstererek iddiaları "saçmalık ve gerçeği yansıtmayan provokasyonlar" diye nitelemişti.

Independent Türkçe, BBC, TASS


Trump'ın İran'a yönelik "ekonomik operasyonu" ne kadar gerçekçi?

Trump, İran'la görüşmelerin askıya alındığını da duyurmuştu (Reuters)
Trump, İran'la görüşmelerin askıya alındığını da duyurmuştu (Reuters)
TT

Trump'ın İran'a yönelik "ekonomik operasyonu" ne kadar gerçekçi?

Trump, İran'la görüşmelerin askıya alındığını da duyurmuştu (Reuters)
Trump, İran'la görüşmelerin askıya alındığını da duyurmuştu (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump'ın, İran'a "ekonomik operasyon" ilan etmesi bölgedeki gerginliği daha da tırmandırabilir.

Trump, dünkü açıklamasında Tahran yönetimine yönelik "eşi benzeri görülmemiş boyutta bir ekonomik operasyon" başlatılacağını duyurdu.

İran'a destek veren ülkelerin de ağır ekonomik sonuçlarla karşılaşacağı tehdidinde bulunarak, "Petrol kaçakçılığı, swap hatları, nakit transferleri, döviz büroları, gemi sicilleri, paravan şirketler, bunların hepsinin derhal sonlandırılması gerekiyor. Kim olduğunuzu biliyorsunuz" dedi.

Açıklamasında herhangi bir ülkenin veya şirketin adına yer vermeyen Cumhuriyetçi lider, İran donanmasının yok edildiğini, hava kuvvetlerinin imha edildiğini, askeri fabrikalarının enkaz halinde olduğunu da savundu.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, ABD'nin toplam kamu borcunun ilk kez 40 trilyon doların üzerine çıktığını hatırlatarak, Trump'ın gündem değiştirmek için "ekonomik teröre" başvurduğunu söyledi.

İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Kazım Garibabadi de Trump'ın Tahran'ın yenilginin eşiğinde olduğu yönündeki iddialarını eleştirerek, Washington'ın "her seferinde örtbas etmek zorunda kaldığı yanlış hesaplamalar yaptığını" belirtti.

Reuters'ın analizinde, ABD'nin İran'a yönelik kapsamlı ekonomik savaşının ülkeyi Çin'le karşı karşıya getirebileceğine dikkat çekiliyor.

İran'ın en büyük petrol alıcılarından biri olan Çin, ABD'ye nadir toprak elementleri de ihraç ediyor.

Çin lideri Şi Cinping, 24 Eylül'de ABD'yi ziyaret ederek Trump'la görüşecek. Toplantı, Trump'ın mayısta düzenlediği Pekin ziyaretinin ardından kararlaştırılmıştı. ABD başkanı, sözkonusu ziyaretinde İran'la anlaşma ve Hürmüz Boğazı'nın açılması için Pekin'den destek istemişti.

CNN'in analizinde, görüşme öncesinde Trump'ın Şi'yi karşısına almaktan çekineceği yorumu yapılıyor.

Buna ek olarak Trump'ın İran savaşı boyunca iddialı yaptırım ve askeri harekat planları açıklayıp kısa süre içinde bunları askıya aldığı da hatırlatılıyor.

ABD'de kasımda düzenlenecek ara seçimler yaklaşırken, ekonomik savaş ilanına misilleme olarak İran'ın saldırıları artırıp Trump üzerindeki baskıyı yoğunlaştırmak isteyebileceği belirtiliyor. Böyle bir durumda Trump'ın ilan ettiği ekonomik harp stratejisinden geri adım atmak zorunda kalabileceği vurgulanıyor.

Diğer yandan Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) de İran'la tüm ticari faaliyetlerin, alışverişlerin ve mali işlemlerin ikinci bir duyuruya kadar durdurulduğunu duyurdu.

Açıklama, BAE Savunma Bakanlığı'nın, İran'ın iki balistik füzeyle deniz taşımacılığını hedef aldığını duyurmasının ardından geldi. Tahran ise saldırı düzenlendiğine dair iddiaları yalanlamıştı.

Independent Türkçe, Reuters, CNN, Guardian, Fars News


Peru'da 6,7 büyüklüğünde deprem

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

Peru'da 6,7 büyüklüğünde deprem

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

ABD Jeolojik Araştırmalar Kurumu'nun (USGS) bildirdiğine göre, Peru'nun güneyinde perşembe günü 6,7 büyüklüğünde şiddetli bir deprem meydana geldi. İlk belirlemelere göre depremde can kaybı veya hasar bildirilmedi.

Depremin merkez üssünün, başkent Lima'ya yaklaşık 800 kilometre mesafedeki Ocuahuatzo'nun yaklaşık 40 kilometre kuzeybatısında olduğu belirlendi. Depremin 66 kilometre derinlikte meydana geldiği kaydedildi.

Buna karşılık Peru Jeofizik Enstitüsü, depremin büyüklüğünü 7,2 olarak açıkladı.