İsrail, Lübnan’ı coğrafi olarak kontrol altına almaya çalışıyorhttps://turkish.aawsat.com/arap-d%C3%BCnyasi/5310115-i%CC%87srail-l%C3%BCbnan%E2%80%99%C4%B1-co%C4%9Frafi-olarak-kontrol-alt%C4%B1na-almaya-%C3%A7al%C4%B1%C5%9F%C4%B1yor
İsrail, Lübnan’ı coğrafi olarak kontrol altına almaya çalışıyor
Lübnan'ın güneyindeki Şakra köyünden görüldüğü üzere, bir İsrail tankı Vadi el-Seluki bölgesinde ilerliyor, 21 Ağustos 2026, (EPA)
Güney Lübnan’da İsrail’in yıkım operasyonları giderek artan bir hızla sürüyor. Evleri, mahalleleri, ormanlık alanları ve çeşitli coğrafi noktaları hedef alan operasyonların, askeri Uzman Hasan Cuni’ye göre “coğrafyayı şekillendirme” ve gelecekte tehdit oluşturabilecek ya da görüş alanını kısıtlayabilecek bina ve engelleri ortadan kaldırma amacı taşıdığı değerlendiriliyor.
Cuni, yıkımın aynı zamanda “Hizbullah’ın toplumsal çevresini cezalandırma” ve yaşam koşullarını ortadan kaldırarak bölge sakinlerinin yıllar boyunca geri dönmesini zorlaştırma amacı taşıdığını da belirtiyor.
İsrail savaş uçakları dün sabah, Ali Tahir Tepeleri ile Nebatiye el-Fevka’daki Deyr Mahallesi’nin yanı sıra Debşe bölgesi, Deyr Seryan çevresi ve Mansuriye arazilerini iki ayrı hava saldırısıyla hedef aldı. Bölgedeki saldırı ve yıkım faaliyetlerinin son günlerde yoğunlaştığı bildiriliyor.
Güvenlik koşulları, yeni eğitim-öğretim yılının yaklaşmasıyla birlikte Güney Lübnan halkını zor kararlarla karşı karşıya bırakıyor. Çok sayıda aile, savaşın yeniden başlaması veya eğitimin tekrar uzaktan sürdürülmesi ihtimaline karşı çocuklarını okullara kaydettirme konusunda tereddüt yaşıyor.
Suikasttan 6 gün önce Haddam, Hariri'yi uyardı: Lübnan'dan ayrılhttps://turkish.aawsat.com/arap-d%C3%BCnyasi/5310133-suikasttan-6-g%C3%BCn-%C3%B6nce-haddam-haririyi-uyard%C4%B1-l%C3%BCbnandan-ayr%C4%B1l
Suikasttan 6 gün önce Haddam, Hariri'yi uyardı: Lübnan'dan ayrıl
Abdülhalim Haddam, Haziran 2001'de Refik Hariri ile birlikte (AFP)
Refik Hariri'nin suikastından altı gün önce, Abdülhalim Haddam anılarında, Beyrut'taki evinde dönemin Lübnan Başbakanı ile kaygıların hâkim olduğu bir öğle yemeğinde buluştuğunu ve ona tek bir tavsiyeyi tekrarladığını anlatıyor: Lübnan'ı derhal terk et.
Şarku’l Avsat’ın Mecelle (Al Majalla) Genel Yayın Yönetmeni İbrahim Hamidi tarafından hazırlanan ve Suudi Araştırma ve Medya Grubu'na (SRMG) bağlı Raf Yayınevi tarafından eylül ayı başında yayımlanacak olan anılara göre hikâye, bu buluşmadan haftalar önce başladı.
Ocak 2005'te, Suriye Devlet Başkanlığı Sarayı'nda iktidardaki Baas Partisi'nin bölgesel yönetim toplantısı sırasında gündem örgütsel konularla sınırlıyken, Beşar Esad yönetim kurulu üyelerine şöyle dedi: “Suriye'ye karşı Amerikan-Fransız komplosu var ve Refik Hariri bunun içinde.”
Haddam, bu tehlikeli açıklama karşısında kendisi gibi toplantıya katılanların da şaşkına döndüğünü belirtiyor. Haddam, iki gün sonra eski Lübnan Savunma Bakanı Muhsin Dellul aracılığıyla Hariri'ye sözlü bir mesaj göndererek durumunun karmaşık olduğunu ve derhal Lübnan'ı terk etmesi gerektiğini iletti.
Kitabın kapağı
Haddam, 8 Şubat 2005'te Amerikan Beyrut Üniversitesi Hastanesi'nde bazı tıbbi kontroller yaptırmak üzere Beyrut'a gitti. Ardından Hariri'nin öğle yemeği davetini kabul etti. Hariri'nin endişeli olduğunu belirten Haddam, Dellul'un ilettiği mesajı sorduğunu, kendisinin de durumu açıklayarak Hariri'ye derhal ülkeden ayrılmasını tavsiye ettiğini aktarıyor.
Hariri ise “Seçimlerim var... İnsanları nasıl bırakıp gidebilirim?” diye yanıtladı. Haddam da “Senin hayatın insanlardan daha önemli, ailen de seçimlerden daha önemli” karşılığını verdi.
Anılarda, bu öğle yemeğine ilişkin dikkat çekici iki ayrıntı daha aktarılıyor.
Bunlardan ilki, Hariri'nin Mahir Esad'ın rolüne ilişkin sorusu. Hariri, eş-Şark gazetesinin sahibi Avni el-Kaaki'nin kendisine Mahir Esad'ın kendisiyle ilişki kurmaya önem verdiğini, aralarındaki mevcut sorunları çözmeye hazır olduğunu ve onu “Suriye'nin sadık bir dostu” olarak gördüğünü söylediğini aktardı.
Haddam'ın buna yanıtı ise şöyle oldu: “Dikkatli olmalı ve Lübnan'dan ayrılmalısın.”
İkinci ayrıntı ise Hariri'nin güvenliğine ilişkin sorusuna verdiği yanıt oldu. Hariri, “50 kişilik koruma ekibim vardı. Onları geri çektiler ve yalnızca altı kişi bıraktılar” dedi.
Abdülhalim Haddam, 16 Şubat 2005'te Hariri'nin cenaze törenine katılırken (AFP)
Altı gün sonra, 14 Şubat'ta Haddam Şam'da Baas Partisi'nin bölgesel yönetim toplantısındaydı. Bir arkadaşının ofisinde televizyonda Beyrut'ta İngiliz Bankası yakınlarında meydana gelen büyük bir patlamaya ilişkin son dakika haberini gördü. Ardından patlamanın Hariri'nin konvoyunu hedef aldığı ve Hariri'nin korumaları ile çok sayıda vatandaşla birlikte hayatını kaybettiği duyuruldu.
Haddam, Beyrut'a giderek taziyelerini sunmak istediğini yönetime bildirdiğini, ancak Devlet Başkanı'nın ofis müdürü aracılığıyla kendisine “Gitmek istiyorsan şahsi sıfatınla git” yanıtının verildiğini anlatıyor.
Haddam, eşi ve iki oğluyla birlikte Beyrut'a gitti. Buna karşılık Suriye yönetimi cenaze törenini ve taziye meclisini boykot etme kararı aldı. Suriye'nin resmi gazeteleri de olayı “Beyrut'ta büyük patlama” başlığıyla duyurdu. Hariri'nin adı ilk sayfalarda öne çıkarılmazken, haberlerin içinde yalnızca “kurbanlar arasında” olduğu belirtildi.
Haddam'a göre bu ayrıntı, suçlamaların Beşar Esad'a yönelmesine daha da katkıda bulundu.
Anılar, öğle yemeğinden dört ay önce yaşanan bir başka gelişmeye de ışık tutuyor: Velid Canbolat'ın müttefiki milletvekili ve eski Bakan Mervan Hamade'nin Ekim 2004'ün başında uğradığı suikast girişimi.
Abdülhalim Haddam, suikast girişiminin ardından Mervan Hamade'nin kaldırıldığı hastanenin önünde Velid Canbolat ile birlikte, 2004'ün başları (AFP)
Haddam, bu saldırıyı “Lübnan'da Cumhurbaşkanı Emil Lahud'a karşı çıkan tüm muhaliflere gönderilmiş bir uyarı” olarak nitelendiriyor.
Haddam, saldırının ertesi günü Suriye'nin Lübnan'daki askeri istihbaratının başındaki Tuğgeneral Rüstem Gazali'yi arayarak Hamade'yi ziyaret etmek üzere Beyrut'a geleceğini bildirdiğini anlatıyor. Ardından Amerikan Beyrut Üniversitesi Hastanesi'ne giden Haddam'ı, yaralı Hamade ameliyathanedeyken Canbolat, parti yöneticileri ve Cibran Tüeyni karşıladı.
Haddam ayrıca Devlet Başkanı ile doğrudan iletişiminin Ekim 2004'ün sonlarından itibaren fiilen kesildiğini, iletişimin Devlet Başkanı'nın ofis müdürü aracılığıyla veya yazılı mesajlarla yürütülmeye başlandığını belirtiyor.
Bu tanıklığın önemi, kamuoyunca belgelenmiş olaylar zincirindeki konumundan kaynaklanıyor: Lahud'un görev süresinin uzatılması, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin 1559 sayılı kararı, Haddam'ın Velid Canbolat ile birlikte hastanede ziyaret ettiğini anlattığı Mervan Hamade suikast girişimi, ardından Hariri'ye yönelik siyasi ve medya kampanyası ve nihayet suikast.
Abdülhalim Haddam, Haziran 2005'teki bir toplantı sırasında Beşar Esad'ın yanında (AFP)
Anılar yeni bir hüküm ortaya koymuyor. Ancak olayların merkezinden yeni bir halka ve tamamlanmış bir geri sayım sunuyor: yönetim içindeki suçlama, ardından uyarı mesajı, son öğle yemeği ve 14 Şubat'taki patlama.
Son öğle yemeğinin ayrıntıları ve öncesinde gönderilen mesajlar, kitabın “Refik Hariri Suikastı” başlıklı bölümünde eksiksiz biçimde yer alıyor.
Sudanlı güçler Addis Ababa'da Orgeneral Burhan'ın ulusal diyalog çağrısını görüşüyorhttps://turkish.aawsat.com/arap-d%C3%BCnyasi/5310103-sudanl%C4%B1-g%C3%BC%C3%A7ler-addis-ababada-orgeneral-burhan%C4%B1n-ulusal-diyalog-%C3%A7a%C4%9Fr%C4%B1s%C4%B1n%C4%B1
Sudanlı güçler Addis Ababa'da Orgeneral Burhan'ın ulusal diyalog çağrısını görüşüyor
Eski Sudan Başbakanı Abdullah Hamdok, Addis Ababa toplantılarına katılımı sırasında (Ulusal Ümmet Partisi Basın Bürosu)
Nairobi Bildirgesi çatısı altındaki savaş karşıtı siyasi ve sivil güçlerin toplantıları, Egemenlik Konseyi Başkanı ve Sudan Ordusu Genel Komutanı Orgeneral Abdulfettah el-Burhan'ın ülke içinde bir Sudan-Sudan diyaloğu başlatılması çağrısına yönelik ortak koordinasyonu görüşmek başta olmak üzere çeşitli konuları istişare etmek amacıyla dün Etiyopya'nın başkenti Addis Ababa'da başladı.
Ulusal Ümmet Partisi tarafından Facebook sayfası üzerinden yapılan basın açıklamasında toplantının, geçtiğimiz mayıs ayında Nairobi'de imzalanan Sudan İlkeler Bildirgesi yol haritasına dayanarak 3 yılı aşkın süredir devam eden savaşın gelişimini ve kapsamlı barış sürecini ele alacağını belirtildi.
Açıklamaya göre bu müzakereler, koordinasyonu güçlendirmeyi ve Sudan'da gerçek ve entegre bir barış sürecini kolaylaştırmada dış arabuluculuk çabalarını değerlendirip güçlendirmenin yanı sıra, Burhan'ın ülke içindeki diyalog çağrısına karşı ortak bir tutum şekillendirmeyi hedefliyor.
Toplantılara Sumud (Direniş) İttifakı, Arap Sosyalist Baas Partisi, Abdulvahid Muhammed Nur liderliğindeki Sudan Kurtuluş Hareketi'nin yanı sıra Mubarek el-Fadıl liderliğindeki Ulusal Ümmet Partisi ile bağımsız ulusal şahsiyetler, sivil toplum örgütleri, kadın ve gençlik kuruluşlarının yer aldığı Sudan İlkeler Bildirgesi’ne taraf olan güçleri katılıyor.
Sudanlı siyasi ve sivil güçler Addis Ababa’da bir araya geldi (Ulusal Ümmet Partisi Basın Bürosu)
Geçiş Dönemi Egemenlik Konseyi Başkanı Orgeneral Burhan, bu ayın ortalarında, tüm siyasi ve sivil güçlerin katılımıyla ülke içinde tamamen Sudanlılara özgü bir diyalog başlatılması amacıyla bir grup Sudanlı tarafından sunulan girişimi resmi olarak onayladığını duyurmuş ve sürece katılacak taraflara geçici dokunulmazlık sağlama taahhüdünde bulunmuştu.
Eski Başbakan Abdullah Hamdok liderliğindeki Devrim Güçleri Sivil Demokratik İttifakı - Sumud, top sesleri altında düzenlenecek herhangi bir diyaloğa katılmayı kesin bir dille reddettiğini açıkladı ve herhangi bir siyasi sürecin savaşın taraflarından (Sudan ordusu ve Hızlı Destek Kuvvetleri/HDK) hiçbirinin hegemonyası altında olmaması gerektiğini vurguladı.
Daha önce, mevcut toplantılara katılan siyasi ve sivil güçler, ‘krizin askeri bir çözümü yoktur ve savaşın derhal durdurulması en yüksek ulusal önceliktir’ maddesini içeren ‘Sudan İlkeler Bildirgesi’ üzerinde uzlaşmaya varmış ve kalıcı çözümlere ulaşma şansını artıracak şekilde, savaş karşıtı güçlerin geniş katılımıyla tamamen Sudanlıların sahipleneceği bir siyasi sürecin tasarlanması çağrısında bulunmuştu.
Sudan’ı Kurtarma Hareketi lideri Abdulvahid Nur toplantılara katılımı sırasında (Ulusal Ümmet Partisi Basın Bürosu)
Nairobi Bildirgesi güçleri, diyalog sürecinin yönetimi ve katılımcı taraflar konusunda ‘mekanizma’ ile yaşadığı anlaşmazlıklar nedeniyle, geçtiğimiz temmuz ayında Addis Ababa'da Afrika Birliği (AfB), Birleşmiş Milletler (BM), Avrupa Birliği (AB), Arap Birliği (AL) ve Hükümetlerarası Kalkınma Otoritesi’nden (IGAD) oluşan Beşli Mekanizma’nın savaşı durdurma dosyasını görüşmek ve siyasi süreci yeniden canlandırmak amacıyla düzenlediği toplantıları boykot etmişti.
Daha önceki açıklamalarında bu boykotun ‘diyaloğu reddetmek veya arabuluculuk çabalarından çekilmek anlamına gelmediğini; aksine siyasi sürecin gidişatını gözden geçirmeyi ve düzeltmeyi amaçladığını’ belirten gruplar, Beşli Mekanizma’ya ‘Sudanlı taraflar arasındaki güveni pekiştirecek şekilde yöntemini yeniden gözden geçirme’ çağrısında bulunmuştu.
Nairobi Bildirgesi’ne taraf olan güçler, İslami Hareket ve Ulusal Kongre Partisi’nin gelecekteki herhangi bir siyasi sürece katılmasının engellenmesi ve 15 Nisan 2023 tarihinde başlayan savaşın fitilini ateşledikleri için hesap vermeleri gerektiğinin altını çiziyor.
İsrail basınında yer alan ve İsrail'in haritadan çıkarılmasını eleştiren bir haberin ardından Şarku'l Avsat'a konuşan Mısırlı kaynak: Filistin haritası eğitim müfredatında sabittirhttps://turkish.aawsat.com/arap-d%C3%BCnyasi/5310102-i%CC%87srail-bas%C4%B1n%C4%B1nda-yer-alan-ve-i%CC%87srailin-haritadan-%C3%A7%C4%B1kar%C4%B1lmas%C4%B1n%C4%B1-ele%C5%9Ftiren-bir
Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, 2017 yılındaki BM Genel Kurul toplantısı sırasında İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile bir araya geldi (Arşiv - Reuters)
İsrail basınında yer alan ve İsrail'in haritadan çıkarılmasını eleştiren bir haberin ardından Şarku'l Avsat'a konuşan Mısırlı kaynak: Filistin haritası eğitim müfredatında sabittir
Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, 2017 yılındaki BM Genel Kurul toplantısı sırasında İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile bir araya geldi (Arşiv - Reuters)
Mısırlı yetkili bir kaynak, öğrencilerin eğitim müfredatında yer alan bir haritadan İsrail'in çıkarılmasını eleştiren bir İsrail haberine yanıt verdi. Şarku'l Avsat gazetesine yaptığı açıklamada, "Eğitim müfredatlarında sabit olan Filistin'dir" ifadelerini kullanan kaynağın bu sözleri, iki ülke arasında imzalanan Barış Antlaşması’na atıfla ‘öğrencilere öğretilenlerin sonradan ortaya çıkan siyasi anlaşmalarla hiçbir ilgisi olmayan tarihi sabitler niteliğinde olduğunu’ vurgulayan askeri uzmanlar tarafından da teyit edildi.
İsrail televizyonu Kanal 14, Mısır'daki yerel haber sitesi Kahire 24 tarafından yayınlanan ‘Mısır Siyasi Haritası’ adlı haritanın bir görselini gündeme taşıdı. Haritada Mısır'ın doğusunda, üzerinde İsrail isminin yer almadığı, tarihi Filistin devletinin tüm coğrafi sınırlarını kapsayan Filistin'in bulunduğu görülüyor.
Televizyon kanalı, “Bu harita, iki ülke arasındaki barış antlaşması ve karşılıklı tanıma ışığında soru işaretleri uyandırıyor” ifadelerini kullanarak, Dışişleri Bakanlığı'nı kendi ifadesiyle ‘bu hatayı düzeltmek! için harekete geçmeye çağırdı.
Mısırlı yetkili bir kaynak, ‘Filistin haritasının Mısır müfredatında sabit olduğunu, üzerinde hiçbir değişiklik yapılmadığını ve İbrani gazetelerinde dolaşıma sokulan fotoğrafların birkaç gün önce Eğitim Bakanlığı'nın internet sitesinde erişime açılan lise ikinci sınıf müfredatına ait olduğunu’ vurguladı.
Kaynak, Şarku'l Avsat gazetesine yaptığı açıklamada, Mısırlı öğrencilerin farklı eğitim kademelerinde işledikleri müfredatta Filistin haritasının yer aldığını, bunun değişmez bir esas olduğunu ve yeni eğitim-öğretim yılının başlamasıyla birlikte Bakalorya sistemi öğrencilerinin ilk kez işleyeceği yeni müfredatın da bu temel üzerine inşa edildiğini belirtti.
Mısır bu yıl ilk kez, lise düzeyindeki öğrenciler için geleneksel Genel Lise sisteminin yanı sıra isteğe bağlı olarak Bakalorya sistemini uygulamaya başladı.
Mısır'ın 1979 yılından bu yana İsrail ile barış ve diplomatik ilişkiler sürdürdüğü göz önüne alındığında" bu haritanın "özel bir önem taşıdığını değerlendiren Kanal 14, bu durumun Dışişleri Bakanlığı'nı endişelendirmesi gerektiğini ve İsrail'in buna yönelik kesin reddini açıklaması gerektiğini belirtti.
İsrail'in adının geçmediği bir haritanın ortaya çıkmasının, bölgedeki siyasi gerçekliğin öğrencilere nasıl sunulduğuna dair soru işaretleri yarattığını öne süren kanal, “Sadece haritanın yayımlanmasına dayanarak hukuki açıdan bunun Camp David Anlaşmaları'nın açık bir ihlali olduğu kesin olarak söylenemez" diye de ekledi.
Mısır ve İsrail, 1979 yılının mart ayında ABD himayesinde bir barış antlaşması imzaladı. Ancak ikili ilişkiler gerek diplomatik gerekse güvenlik bağlamında hâlâ resmi çerçeveyle sınırlı kalmaya devam ediyor. Öte yandan ekonomik ilişkiler, yirmi yıl önce ABD'nin 2004 yılında Mısır'da Nitelikli Sanayi Bölgeleri (QIZ) kurulması anlaşması aracılığıyla iki ülkeyi daha fazla iş birliğine teşvik etmeye çalışmasıyla yükseliş eğilimi gösterdi.
Tarih müfredatında Arap-İsrail çatışmasını ele alan bir ders ünitesinin resmi (Eğitim ve Öğretim Bakanlığı)
Ayn Şems Üniversitesi'nden müfredat uzmanı Dr. Muhsin Ferrac, ‘sosyal medyada dolaşan haritanın, Arap-İsrail çatışmasının doğasına ışık tutan ve İsrail devletinin kurulmasına değinen Mısır tarih kitaplarındaki eğitim müfredatının ayrıntılarına girmeksizin sembolik bir boyuta sahip olduğunu’ vurguladı.
Dr. Ferrac, Şarku'l Avsat gazetesine yaptığı açıklamada, ‘Mısırlıların kolektif bilincinin, Filistinlilerin toprakların asıl sahibi olduğu gerçeğiyle yoğrulduğuna ve geniş kısımları işgale uğrayan tarihi Filistin toprakları hakkında öğrencilerin bilinçlendirilmesi yoluyla asıl odaklanılan noktanın da bu olduğuna’ dikkati çekti.
Eğitim Bakanlığı'nın resmi internet sitesinde yakın zamanda erişime açılan lise ikinci sınıf tarih dersi müfredatı, tarihi Filistin topraklarının ayrıntılı bir anlatımını içerirken, ‘Siyonist hareketin ortaya çıkmasına zemin hazırlayan tarihi nedenler’, ‘1947'deki Filistin topraklarını bölme kararları’ ve ‘1948'de İsrail devletinin kuruluşunun ilanı’ gibi konulara ışık tutuyor.
Yüksek Askeri Araştırmalar ve Strateji Akademisi Danışmanı Tümgeneral Adil el-Umde, Mısır müfredatında öğretilenlerin, daha sonra ortaya çıkan siyasi olaylardan bağımsız tarihi sabitler olduğunu, tarihi Filistin topraklarının devlet nezdinde değişmez bir temel (sabite) teşkil ettiğini ve bunun da eğitim müfredatına yansıdığını vurguladı.
Umde, Şarku'l Avsat gazetesine yaptığı açıklamada, İsrail medyasının, Filistin devletinin kurulmasını reddeden ve Filistinlilerin zorla yerinden edilmesini sürekli gündeme getiren tırmandırıcı bir üslubun gölgesinde, son derece doğal ve aşikâr bir konu üzerinden suni bir gündem yaratmaya çalıştığını da sözlerine ekledi.
Mısır Ordusuna bağlı "Ulusal Savunma Koleji"nin Eski Müdürü Tümgeneral Muhammed el-Gubari, "Şarku'l Avsat" gazetesine yaptığı açıklamada, "Özellikle toprak üzerindeki anlaşmazlık hala devam ederken ve İsrail'in yayılmacı hevesleri sürerken, Filistin topraklarında Birleşmiş Milletler kararlarıyla da sabit olan bir İsrail işgalinin bulunması sebebiyle üzerinde Filistin isminin yazılı olduğu bir haritanın yer almasının son derece doğal olduğunu" ifade etti.
Geçtiğimiz Temmuz ayında düzenlenen resmi bir törende Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, bir Filistin devleti kurulmadığı ve İsrail'in ihlalleri devam ettiği sürece İsrail ile "halk nezdinde normalleşme" ihtimalini dışlamış; çözümün "adil ve kapsamlı bir barışa" ulaşmakta yattığını vurgulamıştı.
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة