Cezayir’de “Kara On Yıl” söylemi sanal dünyada neden şimdi geri dönüyor?

Dağlardan ekranlara, kutuplaşma kimlik yaralarını yeniden açıyor

Hükümet karşıtı protesto sırasında Cezayirli kadınlar sloganlar atıyor; protesto hareketi 8 Mart 2021'de sokaklara geri döndü (AFP)
Hükümet karşıtı protesto sırasında Cezayirli kadınlar sloganlar atıyor; protesto hareketi 8 Mart 2021'de sokaklara geri döndü (AFP)
TT

Cezayir’de “Kara On Yıl” söylemi sanal dünyada neden şimdi geri dönüyor?

Hükümet karşıtı protesto sırasında Cezayirli kadınlar sloganlar atıyor; protesto hareketi 8 Mart 2021'de sokaklara geri döndü (AFP)
Hükümet karşıtı protesto sırasında Cezayirli kadınlar sloganlar atıyor; protesto hareketi 8 Mart 2021'de sokaklara geri döndü (AFP)

Rabia Abdusselam

Sosyal medya son zamanlarda, dini ve laik akımlar arasında edep ve ahlak, kamusal alanda görünüm ve giyim kuşam konusunda tekrarlanan tartışmaları yeniden canlandıran, hararetli bir fikri çatışma alanına dönüştü. Bu dijital tartışma artık basit görüş ayrılığı değil; keskin bir şekilde çatışmacı boyutlar kazandı. Bunlar, geçmişte ülkeyi Kara On Yıl'ın (yaklaşık 1992 ile 2002 yılları arasında on yıl süren kanlı ve şiddetli silahlı çatışma dönemi) labirentine sürükleyen başlangıç ​​noktasını ve ilk kıvılcımı oluşturan aynı şiddet yüklü tonu taşıyor.

Bu keskin kutuplaşmanın özellikleri, bugün dijital alanı bölen şiddetli sanal çatışma ile somutlaşıyor. Muhafazakâr akım, kamu ahlakını ve toplumun değer sistemini koruma bahanesiyle, edep standartlarının ve kamusal alanlarda kılık kıyafete, davranışlara daha sıkı kontrollerin getirilmesini talep eden geniş çaplı dijital kampanyalar yürütüyor. Öte yandan, “ahlaki vesayet” ve bireysel özgürlükleri boğma olarak tanımladıkları girişimleri kategorik olarak reddeden kadınlardan ve aktivistlerden oluşan bir cephe bulunuyor. Bu iki akım arasında bazıları, arşivdeki videoları paylaşarak ve o karanlık dönemde ihanete kurban gidenlerin isimlerini anarak “kan ve gözyaşı” yıllarını hatırlatıyor.

Bu sert söylem bizi temel sorularla yüzleştiriyor: Sadece kamusal görünümle ilgili geçici bir tartışma ile mi karşı karşıyayız, yoksa toplum on yıllardır ertelenmiş olan kimlik ve birlikte yaşama sorularıyla yeniden mi yüzleşiyor? Ve sanal tartışmalar kolektif istikrarı tehdit eden bölünmelere dönüşmeden önce bu endişe verici kutuplaşma döngüsünü nasıl kırabiliriz?

Dağlardan kutuplaşmış ekranlara

Dijital kutuplaşmanın giderek artmasına ilişkin endişeleri yansıtan dikkat çekici bir siyasi değerlendirmede, Yeni Nesil Partisi Genel Başkanı Dr. Lakhdar Amokrane yaptığı açıklamaya devletin dayanıklılığına ve ülkenin kolektif bilincine vurgu yaparak başladı. Amokrane, “2026 Cezayir’i hiçbir şekilde 1990’ların Cezayir’i değil. Bugün devletimiz daha güçlü, toplumumuz derin bir dönüşüm geçirdi ve halkımız o dönemde çok ağır bir bedel ödedi” dedi.Ancak Amokrane, sözlerini sürdürürken mevcut duruma ilişkin bazı göstergeler konusunda endişe ve kaygı taşıdığını da dile getirdi.

Amokrane “Ülke 1990'ların bataklığına düşme tehlikesini aşmış olsa da bölünmeye yol açan mekanizmalar, aşırılıkçı söylemler, ötekini düşman olarak gösterme girişimleri, farklı olma hakkının reddi ve nihayetinde ihanet suçlamaları ve temelsiz kimlik çatışmalarıyla beslenerek yeni biçimlerde tekrar ortaya çıkmaya başlıyor” uyarısında bulundu.

Parti lideri şuna da dikkat çekti “Bu çatışmanın dağlardan telefon ekranlarına ve sanal platformlara kayması tehlikesi bulunuyor. Zira artık yorumlar, paylaşımlar ve sistematik dijital kampanyalar etrafında dönüyor. Bu kampanyalar, Cezayirlileri eşi benzeri görülmemiş bir sözlü şiddetle birbirine düşürüyor.” Bu şiddetin, ‘silahsız, ancak toplumsal dokunun bütünlüğü için asla sonuçsuz kalmayacak bir savaş’ olarak tanımladığı durumun sonuçlarını hafifletmek için kolektif bir durup düşünme anını gerektirdiğini de söyledi.

Dijital alanda, ahlakı korumak için edebin dayatılmasını talep eden muhafazakâr bir akım ile “ahlaki vesayeti” reddeden kadınlar ve aktivistler ve “Kara On Yıl” boyunca yaşanan “kan ve gözyaşı” yıllarını hatırlatanlar arasında keskin bir kutuplaşma ortaya çıktı

Bu uyarının boyutlarını anlamak için Cezayir bilincinde acının büyüklüğünü özetleyen çeşitli adlarla bilinen bu trajik döneme geri dönülmeli. Bu adların en bilinenleri “Kara On Yıl”, “Kan ve Gözyaşı Yılları” ile “Ulusal Trajedi”dir. O dönemde özellikle de 1990'larda, sosyal medya platformları henüz doğmamıştı. Dahası o dönemde büyük krizin kanlı ayrıntıları, dağların zirvelerinde ve mağaralarında, derin ormanlarda ve silahlı çatışmaların kaleleri ve sahneleri haline gelen izole köylerde ve mezralarda yaşanmıştı.

O yıllar ardında korkunç insani, psikolojik ve sosyal kayıplar bıraktı; bu kayıpların derin yaraları, birçok Cezayirlinin bilincinde ve hayal gücünde canlı olarak varlığını sürdürüyor. Ne var ki hatırlanma ve temsil edilme biçimi iki nesil arasında farklılık gösteriyor; yaşanan dehşetlere tanık olan ve kanlı olayların ayrıntılarını dakika dakika yaşayan bir nesil ile 21. yüzyılda veya krizin son anlarında doğan bir nesil. Bu yeni nesil, o dönemi ancak sözlü tarih, medya ve ebeveynlerinden duydukları bazı birinci elden anlatımlar aracılığıyla tanıyor.

Kimlik mücadelesi

 Çatışma eski savaş alanından sanal alana kayarken, mevcut tartışmanın doğasının ve derinliğinin ikincil önemde konularla ilgili olmadığı açıkça ortaya çıkıyor. Şarku’l Avsat’ın al Majalla'dan aktardığı analize göre görünüş ve giyimle ilgili mevcut anlaşmazlıklar, göründüğü kadar yüzeysel veya geçici değil.

cxhnmh
5 Eylül 2024'te yapılan son cumhurbaşkanlığı seçiminden önce Cezayir'in Oran kentindeki bir meydanda fotoğraf çektiren kadınlar, (AFP)

Bu bağlamda, Cezayir'deki “İyi Yönetim Cephesi”nin Başkanı İsa Belhadi yaptığı açıklamada şunları söyledi: “Yüzeyde sosyal veya kültürel gibi görünen bu tartışmalar, derinlemesine kimlik, referans, bireysel özgürlükler, anlaşmazlığın sınırları ve toplum içindeki birlikte yaşamanın doğasıyla ilgili daha geniş soruları ortaya çıkarıyor.”

Belhadi, tarihsel hafızanın tuzaklarına karşı uyarıda bulunarak sözlerine şöyle devam etti: “Cezayir, siyasi, entelektüel ve sosyal farklılıklar keskin kutuplaşmaya dönüştüğünde ağır bir bedel ödedi. Bu nedenle, 1990'ların söylemini tarihsel bağlamının dışında kullanmak topluma hizmet etmez, aksine gerilim ve korku ortamı yaratmaya katkıda bulunabilir.”

Ona göre sorun, fikir anlaşmazlıklarının özünde değil, medeni diyalog mekanizmalarının yokluğunda yatıyor; “fikir çeşitliliği toplumu zenginleştirir, ancak gerçek kriz, bu doğal farklılıkları dışlama araçlarına, ihanet ve dinden dönme suçlamalarına ve insanların görünüşlerine, inançlarına veya aidiyetlerine göre sınıflandırılmasına dönüştürüldüğünde, sosyal medya, barışçıl bir arada yaşamayı garanti eden sorumlu diyalog alanı yerine, önyargıların alanı haline geldiğinde başlar ve kötüleşir.”

Hukuki düzenleme çekici ile farkındalık örsü arasında

Bu gergin gerçeklikle karşı karşıya kalındığında, temel ve acil bir soru öne çıkıyor: Bu olgu nasıl ele alınabilir ve tehlikeli sonuçları nasıl sınırlandırılabilir?

Bu kutuplaşma etrafındaki kamuoyu tartışması iki ana seçenek arasında gidip geliyor. Birincisi, dijital kaosu dizginlemek, kışkırtma ve nefret içeren söylemleri suç saymak ve gizliliği korumak için katı ve kararlı yasalar çıkarmayı içeriyor. Bu bağlamda, İyi Yönetim Cephesi Başkanı İsa Belhadi şunları söyledi: “Hiçbir ülke ne kadar açık olursa olsun, özellikle bu alan kışkırtma, nefret söylemi yayma veya bireylerin onurunu ve gizliliğini ihlal etme aracı haline geldiğinde, dijital alanı kullanımını düzenleyecek yasal bir çerçeve olmadan bırakamaz.” Belhadi, “Bu düzenleme özgürlüğün kısıtlanması değil, aksine korunmasıdır; çünkü sorumluluk olmadan özgürlük, görüşlerini özgürce ifade edenler de dahil olmak üzere herkese zarar veren bir kaosa dönüşür” değerlendirmesinde bulundu.

İyi Yönetim Cephesi Başkanı İsa Belhadi, yaptığı açıklamada, “Yüzeyde sosyal bir tartışma gibi görünen şey, derinlemesine kimlik, referans, bireysel özgürlükler ve birlikte yaşamayla ilgili daha geniş soruları ortaya çıkarıyor. Bu da 1990'ların tartışmalarını bağlamından kopararak yeniden canlandırabilir, gerilim ve korku atmosferi yaratabilir” dedi

Ancak diğer yandan parti lideri, bu alandaki herhangi bir yasanın, “muhalefeti susturmak veya kamu düzenini sağlama veya koruma bahanesiyle karşıt görüşleri yargılamak için bir araç haline gelmesini önlemek için kesin kurallara tabi olması gerektiğini” belirterek, belirsiz metinlerin genellikle belirtilen amaçlarından çok uzak amaçlar için kullanıldığını gösteren tarihsel deneyime atıfta bulundu. Buradan yola çıkarak Belhadi, bağımsız yargı denetimi altında, eleştiri ile iftira ve anlaşmazlık ile hakaret arasında kesin ayrım yapan, net ilkelere dayalı bir yasal çerçeve hazırlanması çağrısında bulundu.

Hukukun gücünü toplumun olgunluğuyla birleştiren bu dengeli yaklaşıma dayanarak Belhadi, fikir, giyim veya kişisel inanç farklılıklarının asla anavatan için bir tehdit oluşturmadığını, aksine canlılığının ve çoğulculuğunun kesin kanıtı olduğunu vurguladı. Ona göre gerçek tehlike çeşitliliğin kendisinde değil, bazılarının bu çeşitliliği açık bir çatışma alanına dönüştürme çabasında ve başkalarının koşullarını ve geçmişlerini gerçekten bilmeden ön yargılı hükümlerde bulunma kolaylığında yatmaktadır. Ayrıca gençlere doğrudan seslenerek, dijital dünyanın gürültüsünün yurttaşlarından hayali bir düşman yaratmasına izin vermemeleri konusunda da onları uyardı.

fvbgnt
Cezayir'de, 20. yüzyılın başlarından itibaren geleneksel şarkılarıyla ünlü merhum Cezayirli şarkıcı el-Hac Muhammed el-Anka'nın bir duvar resminin önünden geçen insanlar, 15 Eylül 2024 (AFP)

Sözlerini, “Çeşitliliği ve çok yönlü karakteriyle Cezayir, atılması gereken bir yük değil, aksine akıllıca yönetilmesi ve yatırım yapılması gereken büyük bir ulusal varlıktır” diyerek sarsılmaz bir inançla sonlandırdı. Tarihi boyunca en zorlu sınavlardan geçme kudretini ve direncini kanıtlamış olan Cezayir halkının, “bugün de bu hararetli dijital tartışmayı yeni bir krizin başlangıcı değil, kolektif tarihsel büyüme için fırsata dönüştürebileceğine” olan tam güvenini dile getirdi.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Babülmendep'te Husi varlığının sona erdirilmesi yaklaşıyor, Lahic'te saldırılarını yoğunlaştırıyorlar

Yemen hükümet güçleri, Cevf vilayetinde vilayet merkezine doğru ilerleme kaydediyor (AFP)
Yemen hükümet güçleri, Cevf vilayetinde vilayet merkezine doğru ilerleme kaydediyor (AFP)
TT

Babülmendep'te Husi varlığının sona erdirilmesi yaklaşıyor, Lahic'te saldırılarını yoğunlaştırıyorlar

Yemen hükümet güçleri, Cevf vilayetinde vilayet merkezine doğru ilerleme kaydediyor (AFP)
Yemen hükümet güçleri, Cevf vilayetinde vilayet merkezine doğru ilerleme kaydediyor (AFP)

Yemen hükümet güçleri, Husilerin Babülmendep bölgesinde kontrolünde tuttuğu son mevzileri ele geçirmeye yaklaşırken, Lahic vilayetinde çatışmalar şiddetlendi. Husiler, Babülmendep'e doğru ilerleyebilmek ve Tur el-Baha ilçesine ulaşmak amacıyla Lahic'in Mukatira ilçesinde hükümet güçlerinin mevzilerine yönelik saldırılarını yoğunlaştırdı.

Amalika Tugayları, Babülmendep'te Husilerin elinde kalan sınırlı sayıdaki mevziye yönelik operasyonlarını sürdürürken, hükümet güçleri ve Halk Direnişi birlikleri de Taiz ve Lahic cephelerinde şiddetlenen çatışmalara girdi. Husiler, son günlerde kaybettikleri mevzileri geri almak ve batı kıyısına hâkim stratejik bölgelere doğru yeni ilerleme hatları açmak için girişimlerde bulunuyor.

Sahadaki gelişmelerle eş zamanlı olarak Başkanlık Konseyi Başkanı ve Silahlı Kuvvetler Başkomutanı Reşad el-Alimi, Tur el-Baha Askerî Ekseni'nin komuta yapısını ve Taiz cephesinin sorumluluğunu yeniden düzenleyen kararlar aldı. Son haftalarda bazı mevzilerde yaşanan başarısızlıkların ardından alınan kararlar, siyasi liderliğin ilan edilen hedeflere ulaşılıncaya kadar “Yemen Şafağı” operasyonunun sürdürüleceğini yinelediği bir döneme denk geldi.

Sahadaki kaynaklara göre Husilerin Babülmendep'te elinde yalnızca bir ana mevzi ile az sayıda milisin bulunduğu birkaç tepe kaldı.

fbg
Taiz kenti çevresinde Husilerle yaşanan çatışmalar sırasında bir Yemen askeri (AFP)

Kaynaklar, hükümet güçlerinin bu noktaların kontrolünü tamamen ele geçirmeye yaklaştığını, ancak Husilerin bölgeye döşediği yoğun mayın ve el yapımı patlayıcıların ilerlemeyi zorlaştırdığını belirtti. Askerler için ciddi tehdit oluşturan patlayıcıların temizlenmesinin, operasyonların tamamlanması açısından zorunlu olduğu ifade edildi.

Amalika Tugayları, Babülmendep Boğazı'na ve uluslararası deniz ulaşım güzergâhlarına hâkim konumu nedeniyle stratejik önem taşıyan bu bölgedeki Husi varlığını tamamen sona erdirmek için operasyonlarını sürdürüyor.

Husiler Lahic'in kuzeyinde saldırılarını yoğunlaştırıyor

Lahic vilayetinin kuzeyindeki Mukatira cephesinde Husiler, salı günü şafak vakti Memşah bölgesinde hükümet güçlerinin mevzilerine şiddetli bir saldırı düzenledi. Ancak 4. Hazım Tugayı ile 1. Komando Ulusal Direniş Tugayı birlikleri saldırıyı püskürttü. Böylece Husilerin aynı noktaya iki gün içinde düzenlediği ikinci saldırı da başarısızlıkla sonuçlandı. Örgüt, pazartesi günü de aynı mevziyi hedef almıştı.

Askerî kaynaklar, hükümet güçlerinin eş zamanlı olarak Nasıra bölgesindeki Savaliha dağlarında bulunan Husi mevzilerini orta ve ağır silahlarla hedef aldığını bildirdi. Saldırılarda Husilerin personel ve askerî teçhizat bakımından kayıplar verdiği belirtildi.

Askerî kaynaklardan alınan bilgilere göre hükümet güçleri, Nasıra cephesindeki Kızıl Su Deposu bölgesinde bazı mevzileri geri alarak Husi unsurlarını bölgeden çıkardı. Topçu birlikleri de Sakhir mevzilerinde Husilere ait toplanma noktalarını ve askerî araçları hedef aldı. Muayık ve Anan bölgelerinde ise çatışmalar devam etti.

scdfvg
Yemen ordusu, Husi saldırılarına karşı Taiz kentindeki mevzilerini koruyor (AFP)

Çatışmalar Kurbe ve Heycet el-Abd hatlarına da yayıldı. Husiler, Turbe ve Vaziiye yönünden askerî araçlar sevk ederek hükümet güçlerinin mevzilerine ilerlemeye çalıştı. Ancak hükümet güçleri saldırıyı püskürttü. Saatler süren çatışmaların ardından Husi unsurları Şerc bölgesinde durduruldu.

Hayfan ilçesindeki Ebus cephesinde de Kerb ve Memşah dağları çevresinde çatışmalar yaşandı. Hükümet güçleri, Husi saldırılarını püskürterek saldırganlara personel ve teçhizat kaybı verdirdi.

Son gelişmeler, Husilerin Babülmendep'te karşılaştıkları baskıya rağmen Lahic'in kuzeyindeki Mukatira cephesine ve buraya bağlı diğer hatlara ağırlık verdiğini gösteriyor. Örgüt, hükümet güçlerinin savunma hatlarını aşarak yeni bir ilerleme sağlamaya çalışıyor.

Taiz cephesinin komuta yapısı değiştirildi

Cephelerdeki gelişmelerin ardından Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi, Tur el-Baha Askerî Ekseni'nin komuta yapısını yeniden düzenleyen ve Taiz cephesinin yönetimini değiştiren kararlar aldı. Kararlarla, çatışmaların en yoğun yaşandığı bölgelerden birindeki askerî sorumluluklar yeniden dağıtıldı.

2026 tarihli 247 sayılı karar uyarınca Albay Macdi Munadıl Sabit Ahmed, Tur el-Baha Askerî Ekseni komutanlığına ve 1. Vatan Kalkanı Kuvvetleri Tugayı komutanlığına atandı. Ahmed'in rütbesi tümgeneralliğe yükseltildi.

Albay Bessam Abdu Said Salim el-Hark, eksenin kurmay başkanlığına ve 4. Dağ Piyade Tugayı komutanlığına getirilirken, Tuğgeneral Naci Mukbil Muhammed Said eş-Şattaf da eksenin harekât sorumlusu olarak görevlendirildi.

246 sayılı kararla ise Tuğgeneral Reşad Ahmed İsmail el-Yusufi, Yüksek Askerî Komite üyeliğine ve Taiz cephesi sorumluluğuna atandı. El-Yusufi'nin rütbesi tümgeneralliğe yükseltilirken, bu görevde Tümgeneral Yusuf eş-Şeraci'nin yerini aldı.

Taiz çevresindeki çatışmalar sürüyor

Taiz kentinin güneyinde hükümet güçleri, Halk Direnişi birliklerinin desteğiyle Akruz cephesinde bazı stratejik mevzileri yeniden ele geçirdi. Nube ve Seyb bölgeleri ile Mübarek Tepesi, Husilerle yaşanan çatışmaların ardından hükümet güçlerinin kontrolüne geçti. Çatışmalarda Husilerin ağır kayıplar verdiği bildirildi.

Hükümet güçleri, Misrah ilçesindeki Hubeyl es-Sarm bölgesinde mevzilerine yönelik Husi saldırısını da püskürttü. Vilayetin diğer cephelerinde ise çatışmalar devam etti.

Öte yandan savaş uçakları, Cebel Habşi kavşağında ağaçların altında konuşlanan Husi unsurlarını ve askerî araçlarını hedef aldı. Sahadaki bilgilere göre hava saldırılarında doğrudan kayıplar meydana geldi.

vfgb
Cevf vilayetindeki cephe hatlarında görev yapan Yemen hükümet güçlerinden bir asker (AFP)

Husiler ise Şakab köylerini havan toplarıyla bombaladı. Saldırılarda bazı evler zarar görürken, bölge sakinleri arasında korku ve panik yaşandı.

Taiz kentinin çevresindeki cephelerde hükümet güçleri ve yerel savaşçılar, kentin giriş ve çıkış noktalarındaki savunma mevzilerini korumayı sürdürüyor. Bölgede topçu ateşi ve aralıklı çatışmalar devam ediyor.

Kent çevresindeki Husi saldırılarının görece azalması, örgütün Mukatira ve Tur el-Baha cephelerindeki çatışmalara yoğunlaşmasıyla aynı döneme denk geldi. Böylece askerî operasyonların ağırlığı Taiz çevresindeki diğer cephelere kaydı.

Yemen Başkanlık Konseyi: Operasyon hedeflerine ulaşılıncaya kadar sürecek

Siyasi cephede Yemen Başkanlık Konseyi, “Yemen Şafağı” operasyonunun ilan edilen hedeflere ulaşılıncaya kadar devam edeceğini yineledi. Bu hedeflerin başında Husi darbesinin sona erdirilmesi, devlet kurumlarının yeniden tesis edilmesi ve devlet otoritesinin ülkenin tamamında sağlanması geliyor.

Reşad el-Alimi başkanlığında, tüm konsey üyelerinin katılımıyla gerçekleştirilen toplantıda, hükümet güçleri, askerî birlikler ve Halk Direnişi unsurlarının Suudi Arabistan öncülüğündeki Meşruiyeti Destekleme Koalisyonu'nun desteğiyle Cevf, Marib ve batı kıyısı cephelerinde ilerleme kaydettiği, Taiz'de ise direnişin sürdüğü belirtildi.

Resmî medyanın aktardığına göre toplantıda, Husilerin askerî saldırılarındaki tırmanış ele alındı. Devlet kurumları ve sivil tesislere yönelik füze ve İHA saldırıları, kent ve köylere yönelik saldırıların genişletilmesi, Taiz kuşatmasının sürdürülmesi ve yerleşim bölgelerinin bombalanması değerlendirildi. Uluslararası su yolları ve deniz ulaşımına yönelik tehditler de toplantının gündeminde yer aldı.

Başkanlık Konseyi, Husilerin saldırıları karşısında cephelerde gösterilen direnişin Suudi Arabistan'ın desteğiyle sürdürüldüğünü vurguladı. Konsey, Riyad yönetiminin hükümet güçlerine verdiği desteğin yanı sıra Taiz ve diğer vilayetlerdeki insani ihtiyaçların karşılanmasına yönelik yardımlarını da takdir etti.

Konsey ayrıca Husilerin kontrolündeki bölgelerde yaşayan vatandaşlara, örgütün milis devşirme ve eleman kazanma faaliyetlerini reddetmeleri, çocuklarının çatışmalara sürüklenmesine izin vermemeleri çağrısında bulundu.

Açıklamada, silah bırakarak Husiler saflarında savaşmayı bırakanlar için ilan edilen prosedürler çerçevesinde güvenli dönüş yolunun açık olduğu da vurgulandı.


Yemen Dışişleri Bakanı: Husiler sınır aşan bir tehdit, uluslararası toplum kararlı tutum sergilemeli

Yemen Dışişleri Bakanı Afrah ez-Zuba, Husilerin Taiz'i kuşatmasının yol açtığı insani dramı anlattı (SABA)
Yemen Dışişleri Bakanı Afrah ez-Zuba, Husilerin Taiz'i kuşatmasının yol açtığı insani dramı anlattı (SABA)
TT

Yemen Dışişleri Bakanı: Husiler sınır aşan bir tehdit, uluslararası toplum kararlı tutum sergilemeli

Yemen Dışişleri Bakanı Afrah ez-Zuba, Husilerin Taiz'i kuşatmasının yol açtığı insani dramı anlattı (SABA)
Yemen Dışişleri Bakanı Afrah ez-Zuba, Husilerin Taiz'i kuşatmasının yol açtığı insani dramı anlattı (SABA)

Yemen Dışişleri Bakanı Afrah ez-Zuba, Husilerin tehditleri ve Afrika Boynuzu'ndaki terör örgütleriyle koordinasyonunun, milisleri uluslararası düzeyde kararlı bir tutum sergilenmesini gerektiren sınır aşan bir tehdide dönüştürdüğünü söyledi.

Ez-Zuba, salı günü Paris'te Fransa Senatosu Yemen-Fransa Dostluk Grubu Başkanı Remi Ferro ile bir araya geldi. Görüşmede Yemen'deki son gelişmelerin yanı sıra Husilerin sivil yerleşimlere ve uluslararası deniz ulaşım hatlarına yönelik terör eylemlerindeki tırmanış ele alındı.

Yemen Dışişleri Bakanı, Husilerin Taiz kentini kuşatma altında tutmasının yol açtığı insani dramı da gündeme getirdi. Ez-Zuba ayrıca, Birleşmiş Milletler (BM) çalışanları ile insani yardım kuruluşlarında görev yapan personelin kaçırılması ve işkenceye maruz bırakılması gibi ihlallere dikkat çekti. Bu eylemlerin son olarak Muhammed eş-Şami'nin hayatına mal olduğunu belirtti.

Fransa Senatosu Yemen-Fransa Dostluk Grubu Başkanı Ferro ise Fransa ve Avrupa Birliği'nin (AB), sahadaki değişimlere uyum sağlayacak yeni bir Yemen politikası benimsemeye önem verdiğini ifade etti. Ferro, ülkesinin Husilerin sivillere yönelik tüm ihlallerini reddettiğini vurguladı.

Şarku’l Avsat’ın Yemen resmî haber ajansından aktardığı habere göre görüşmede, Yemen'deki gelişmeler ve Husilerin bölgesel güvenliğe yönelik tehditleri üzerinde duruldu.


Yemen'de İran ve Hizbullah'ın Husi ağı deşifre edildi: 21 yabancı uzman 6 vilayete yayıldı

Yemen'de İran ve Hizbullah'ın Husi ağı deşifre edildi: 21 yabancı uzman 6 vilayete yayıldı
TT

Yemen'de İran ve Hizbullah'ın Husi ağı deşifre edildi: 21 yabancı uzman 6 vilayete yayıldı

Yemen'de İran ve Hizbullah'ın Husi ağı deşifre edildi: 21 yabancı uzman 6 vilayete yayıldı

Yemen İçişleri Bakanlığı, salı günü, terör örgütü olarak nitelendirdiği Husilerle birlikte çalışan 21 yabancı uzman bulunduğunu açıkladı. Bakanlık, bunlardan 14'ünün İran Devrim Muhafızları Ordusu, 7'sinin ise Lübnan Hizbullahı mensubu olduğunu bildirdi.

Yemen'in 6 vilayetine dağılan uzmanların, Husilerin finansman, silahlandırma ve eğitim faaliyetlerinde görev aldığı belirtildi. Açıklamaya göre bu kişiler, doğrudan denetim ve gözetimin yanı sıra operasyonların planlanması ve yönetilmesine, milislerin askerî kapasitesinin geliştirilmesine de katılıyor. Uzmanların ayrıca Yemen'de uzun vadeli nüfuz oluşturmayı, siyasi, örgütsel, toplumsal ve medya faaliyetleri aracılığıyla Husilere bağlılık ağları ve yapılar kurmayı hedeflediği kaydedildi.

Yemen İçişleri Bakanlığı, söz konusu faaliyetlerin Yemen'i Arap çevresinden uzaklaştırmayı amaçladığını vurguladı.

Yabancı uzmanların görev alanları arasında operasyon yönetimi, komuta-kontrol sistemleri, balistik füzeler ve insansız hava araçları (İHA) bulunuyor. Ayrıca gözetleme sistemleri, haberleşme altyapısı, elektronik harp, ikmal ağları ve askerî bileşenlerin kaçakçılığı da uzmanların faaliyet gösterdiği alanlar arasında sıralandı.

Uzmanların deniz operasyonlarının koordinasyonunda ve ticari gemilerin hedef olarak belirlenmesinde de rol aldığı belirtildi. Açıklamada, patlayıcı yüklü teknelerin geliştirilmesi, otonom denizaltıların tasarlanması, mayın döşeme faaliyetleri ve milis unsurlarına askerî taktikler konusunda eğitim verilmesinin de bu kişilerin görevleri arasında bulunduğu ifade edildi. Söz konusu eğitimlerin, şehirlerin kuşatılması ve şehir savaşlarına yönelik olduğu kaydedildi.

Öte yandan, Yemen'de meşru yönetimi destekleyen Arap Koalisyonu salı günü, Mekke bölgesinde bir insansız hava aracının (İHA) önlenerek imha edildiğini duyurdu.

Bu gelişme, Husilerin Suudi Arabistan'ın güneyine doğru fırlattığı bir balistik füze ile Riyad bölgesine yönelen iki İHA'nın bir gün önce engellenmesinin ardından yaşandı.