Bağdat, ABD güçlerinin çekilmesinin eylül sonuna kadar tamamlanacağı konusunda kararlı

Irak’ta ABD askeri varlığının “azaltılacağına” ilişkin haberler

DEAŞ karşıtı uluslararası koalisyon askerleri (Arşiv- AFP)
DEAŞ karşıtı uluslararası koalisyon askerleri (Arşiv- AFP)
TT

Bağdat, ABD güçlerinin çekilmesinin eylül sonuna kadar tamamlanacağı konusunda kararlı

DEAŞ karşıtı uluslararası koalisyon askerleri (Arşiv- AFP)
DEAŞ karşıtı uluslararası koalisyon askerleri (Arşiv- AFP)

Kaynaklar, Bağdat yönetiminin uluslararası koalisyon güçlerinin Irak’taki askeri varlığını sona erdirmek için gelecek 30 Eylül tarihine bağlılığını sürdürdüğünü belirtti. Bu açıklama, ABD ve ortaklarının askeri misyonlarını azaltarak tamamen çekilmek yerine Irak hükümetiyle ikili bir güvenlik çerçevesine geçmeyi planladıklarına ilişkin basında çıkan haberlerin ardından geldi.

Iraklı resmi bir kaynak, “Eylül ayından sonra Irak’ta ABD ve diğer yabancı güçlerin varlığını sürdüreceğine” ilişkin haberlerin, “önceki Irak hükümeti ile ABD yönetimi arasında varılan mutabakatla çeliştiğini” söyledi. Ancak kaynak, “ABD’den resmi bir kaynağa dayanmayan basın haberleri hakkında yorum yapmak için henüz erken” ifadelerini kullandı.

Basında yer alan haberlerde bugün, kimliği ve görevi açıklanmayan bir ABD’li yetkilinin, ABD ve koalisyon ortaklarının Başkan Donald Trump’ın talimatları doğrultusunda gelecek 30 Eylül’e kadar Irak’taki askeri görevlerini azaltacağı yönündeki sözlerine yer verildi.

Yetkiliye atfedilen açıklamalara göre misyonun azaltılması, “DEAŞ’la mücadeledeki ortak başarının” bir sonucu ve Bağdat ile Washington arasında kalıcı bir ikili güvenlik ortaklığına geçiş anlamına geliyor. Bu sürecin ABD’nin çıkarları, Irak Anayasası ve iki ülke arasındaki Stratejik Çerçeve Anlaşması’yla uyumlu olduğu belirtildi.

ABD’li yetkili, bu adımın DEAŞ’a karşı uluslararası koalisyonun sona erdiği anlamına gelmediğini, aksine koalisyonun askeri misyonunun ikili ilişkiler çerçevesinde daha geleneksel bir yapıya dönüşeceğini söyledi. Ayrıca sorumlu ve sorunsuz bir geçişin sağlanması amacıyla, Irak hükümeti ile koalisyona katılan ülkeler arasındaki koordinasyonun süreceğini ifade etti.

Bağdat’taki Irak güvenlik güçlerinden bir asker (AFP)
Bağdat’taki Irak güvenlik güçlerinden bir asker (AFP)

Önceki anlaşma ve takvim

Irak ve ABD, Eylül 2024’te Washington öncülüğündeki uluslararası koalisyonun Irak’ta DEAŞ’a karşı yürüttüğü askeri misyonun sona erdirilmesi ve kademeli olarak ikili bir güvenlik ilişkisine geçilmesine yönelik planı açıklamıştı.

Plan kapsamında misyonun ilk aşaması Eylül 2025’te sona ererken, Suriye’de terör örgütüne karşı yürütülen operasyonları desteklemek amacıyla Irak Kürdistan Bölgesi’nde bazı güçlerin kalması ve son aşamanın Eylül 2026’da tamamlanması öngörülmüştü.

Irak Silahlı Kuvvetleri Başkomutanı’nın askeri sözcüsü Sabah el-Numan, gelecek 30 Eylül’ün “Irak’ın bayramı” olacağını belirterek, Bağdat’ın koalisyon güçlerinin çekilmesini belirlenen tarihte tamamlama konusunda kararlı olduğunu vurguladı.

El-Numan ayrıca hükümetin silahların devletin kontrolünde toplanması ve silahlı yapıların meşru devlet kurumlarına entegre edilmesi yönündeki çalışmalarını sürdürdüğünü belirtti.

Iraklı resmi kaynak ise hükümetin “Bağdat ile Washington arasında varılan mutabakata bağlı olduğunu” ve Irak’ın topraklarında herhangi bir amaçla yabancı güçlere artık ihtiyaç duymadığını ifade etti.

Kaynak Şarku’l Avsat’a, ABD askerlerinin ülkedeki varlığının devam etmesi halinde bunun silahların devlet kontrolünde toplanması projesinden geri adım atmaları için silahlı gruplara gerekçe sunmasından endişe edildiğini belirtti.

Silahlar ve Washington’la ilişkiler

Irak’taki silahlı grupların elindeki silahlar meselesi, ABD güçlerinin ülkedeki varlığını yalnızca askeri düzenlemelerin ötesine taşıyor. Irak yönetimi, Iraklı yetkililerin açıklamalarına göre silahların devlet otoritesi altında toplanmasını hedeflerken, ABD güçlerinin varlığı bazı silahlı grupların Washington’la ilişkilere yönelik tutumlarının temel unsurlarından birini oluşturuyor.

Iraklı eski bir güvenlik yetkilisi, hükümetin silahlı grupların silahlarını bırakmasına ilişkin takvime uymaması halinde, Washington’un çekilme konusundaki tutumunu yeniden değerlendirebileceğini söyledi.

Yetkili, “Koordinasyon Çerçevesi” içindeki siyasi güçlerden oluşan bir komitenin silah meselesini ele alması ve silahların tamamen bırakılması yerine yeniden düzenlenmesi veya depolanmasına ilişkin fikirlerin gündeme gelmesinin Washington tarafından bu konuda yeterli ciddiyetin gösterilmediğine dair bir işaret olarak değerlendirilebileceğini belirtti.

Yetkili, değerlendirmesine göre ABD’nin tutumundaki değişimin nedenlerinden birinin İran Şura Meclisi Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf’ın Irak ziyareti olduğunu söyledi. Ziyaretin ardından ABD’nin askeri varlık ve yaptırımlar da dahil olmak üzere çeşitli konularda tutumunu sertleştirdiğini öne sürdü.

Irak Başbakanı Ali Falih ez-Zeydi
Irak Başbakanı Ali Falih ez-Zeydi

Ancak bu yorumlar, şu aşamada yetkililer ve gözlemcilerin değerlendirmeleri niteliğinde bulunuyor; Washington’dan Bağdat’la varılan anlaşmayı değiştirdiğine ilişkin resmi bir açıklama yapılmış değil.

Eski Ulusal Güvenlik Danışmanı Said el-Ciyaşi, Irak ile ABD arasında bir buçuk yıldan uzun süren müzakerelerin ardından varılan anlaşmanın, DEAŞ’a karşı Irak ve Suriye’de yürütülen “Doğal Kararlılık Operasyonu” kapsamında Irak’ta görev yapan ABD Ortak Görev Gücü unsurlarının çekilmesini öngördüğünü söyledi.

El-Ciyaşi, çekilme sürecinin Eylül 2025’te başladığını ve 30 Eylül 2026’da tamamlanmasının planlandığını belirterek, bunun ABD ve koalisyon ülkelerinin Irak’taki askeri varlığını sona erdireceğini ifade etti.

Bununla birlikte el-Ciyaşi, bunun Irak ile ABD veya diğer ülkeler arasındaki güvenlik iş birliğinin sona ermesi anlamına gelmediğini, terörle mücadele alanındaki koordinasyonun devam edeceğini vurguladı.

Mevcut anlaşmazlık, esas olarak bir sonraki aşamanın nasıl yorumlanacağı noktasında yoğunlaşıyor: Yabancı güçlerin askeri misyonu üzerinde anlaşmaya varılan tarihte tamamen sona mı erecek, yoksa ikili güvenlik ilişkisi kapsamında sınırlı bir askeri varlığa mı dönüşecek? ABD’den bu konuda henüz net bir resmî açıklama gelmemesi nedeniyle nihai yanıtın önümüzdeki haftalarda Bağdat ile Washington arasındaki görüşmelere bağlı olduğu değerlendiriliyor.



Husilere “aşıları BM ofislerinin yeniden açılması karşılığında pazarlık kozu” olarak kullanma suçlaması

Yemen’de bir milyon çocuk rutin aşıların hiçbirini olamıyor. (Yerel medya)
Yemen’de bir milyon çocuk rutin aşıların hiçbirini olamıyor. (Yerel medya)
TT

Husilere “aşıları BM ofislerinin yeniden açılması karşılığında pazarlık kozu” olarak kullanma suçlaması

Yemen’de bir milyon çocuk rutin aşıların hiçbirini olamıyor. (Yerel medya)
Yemen’de bir milyon çocuk rutin aşıların hiçbirini olamıyor. (Yerel medya)

Aşılarla kontrol altına alınabilen ölümcül hastalıkların yeniden yayılma riskinin arttığı bir dönemde Husiler, çocuklara yönelik acil aşı sevkiyatını kabul etmeyi reddetti. Sana’daki çevreler, Husileri aşıların bölgeye girişine izin verilmesi karşılığında Birleşmiş Milletler’in (BM) kontrol ettikleri bölgelerdeki ofislerini yeniden açmasını ve faaliyetlerine devam etmesini şart koşarak pazarlık yapmakla suçladı. Yemenli hükümet kaynakları, Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada bu iddiaları dile getirdi.

Kaynaklar, Yemen hükümetinin Husilerin kontrolündeki bölgelerde yaşayanların sağlık merkezlerinde aşı bulunmadığı yönündeki çağrılarına yanıt verdiğini ve bu bölgelere aşı sevkiyatı yapılması için BM ile temasa geçtiğini belirtti. Hükümet ayrıca aşıların el konulmayacağı veya satılmayacağı ve hedeflenen çocuklara ücretsiz olarak dağıtılacağı konusunda güvence verilmesini istedi.

Ancak kaynaklara göre bu teklif, hükümetin ‘imkânsız şartlar’ olarak nitelendirdiği Husilerin talepleriyle karşılaştı. Yaklaşık 1 milyon çocuk, çocukluk çağı hastalıklarına karşı aşılama oranlarının düşmesi nedeniyle giderek artan risklerle karşı karşıya bulunuyor. Bu süreçte, rutin aşılama programlarıyla yayılması önlenebilecek çocuk felci, kızamık ve diğer hastalıkların yeniden görülmeye başladığı belirtiliyor.

Yemen hükümeti kaynaklarına göre Husiler, aşıların bölgeye girişine onay vermeyi, BM’nin kendi kontrolündeki bölgelerde bulunan ofislerini yeniden açması şartına bağladı. Söz konusu ofisler, bir kısmının basılması ve onlarca çalışanın gözaltına alınmasının ardından bir yılı aşkın süre önce kapatılmıştı. Husiler ayrıca insani yardım kuruluşlarının faaliyetleri ve çalışanlarına yönelik çeşitli kısıtlamalar getirmişti.

Husilerin kontrolündeki bölgelerde aşılar tükendi ve çocuklar ölümcül hastalıkların kurbanı haline geldi. (BM)
Husilerin kontrolündeki bölgelerde aşılar tükendi ve çocuklar ölümcül hastalıkların kurbanı haline geldi. (BM)

Kaynaklara göre BM, Husilerin elinde tutulan onlarca BM çalışanı ile uluslararası ve yerel insani yardım kuruluşlarında görev yapan personelin serbest bırakılmasını, örgütün ofislerine düzenlediği baskınların ardından el koyduğu varlıkların iade edilmesini ve kuruluşların faaliyetleri ile çalışanlarına yönelik kısıtlamaların kaldırılmasını talep ediyor.

Kaynaklara göre Husiler ise bu taleplere karşılık vermeye hazır görünmüyor. Nitekim aşı sevkiyatlarının bölgeye girişini reddetmeleriyle eş zamanlı olarak bir grup tutuklunun, terör ve devlet güvenliği davalarına bakan ceza savcılığına sevk edildiği belirtildi. Söz konusu kişilerin, uluslararası ve insani yardım kuruluşlarında çalışmaları nedeniyle casuslukla suçlandıkları ve yargılanmalarının hazırlıklarının yapıldığı kaydedildi.

Kaynaklar, bu gelişmelerin başta aşılar olmak üzere insani ihtiyaçların siyasi pazarlık aracı olarak kullanılabileceğine ilişkin endişeleri artırdığını belirtiyor. Bu durum, çocukları aşılama yoluyla önlenebilecek hastalıklardan korumak için acil sağlık müdahalelerine duyulan ihtiyacın giderek arttığı bir döneme denk geliyor.

Marib aşı açığını kapatıyor

Buna karşılık, hükümetin kontrolündeki bölgelerde yürütülen sağlık çalışmaları, özellikle yerinden edilmiş çocuklar ve yoksul topluluklar arasında aşılama oranlarının gerilemesinin yol açtığı açığın boyutunu ortaya koyuyor.

BM, ortakları aracılığıyla, çok sayıda ülke içinde yerinden edilmiş kişiye ev sahipliği yapan Marib vilayetinde 13 binden fazla çocuğun aşılandığını açıkladı. Bu adım, kızamık şüphesi taşıyan vakaların artmasının ardından yerel makamların sağlık alanında acil durum ilan etmesi üzerine atıldı.

Uluslararası Göç Örgütü (IOM), Marib kenti ile Harib, Madgal ve Ravgan ilçelerinde 18 Ağustos’ta başlayan acil aşılama kampanyasına destek verdiğini bildirdi. Kampanyada, yüksek riskli bölgelerde, yerinden edilme alanlarında ve hizmetlerden yeterince yararlanamayan topluluklarda yaşayan 6 ay ile 5 yaş arasındaki çocuklar hedef alındı.

Örgüt, Avrupa Birliği’nin (AB) insani yardım programı ile İngiltere Dışişleri, Milletler Topluluğu ve Kalkınma Bakanlığı tarafından desteklenen kampanyanın başlangıçta 8 bin 514 çocuğun aşılanmasını hedeflediğini belirtti. Ancak kampanya kapsamında 11 bin 143 çocuk taramadan geçirildi ve 10 bin 624’ü kızamığa, 3 bin 151’i ise rutin aşılama programlarına yönelik olmak üzere toplam 13 bin 775 doz aşı uygulandı.

Husi milisleri, krizle mücadele için gönderilen aşı sevkiyatını teslim almayı reddetti. (Yerel medya)
Husi milisleri, krizle mücadele için gönderilen aşı sevkiyatını teslim almayı reddetti. (Yerel medya)

Kampanya, Marib Halk Sağlığı ve Nüfus Ofisi, vali yardımcısının ofisi ve diğer sağlık kuruluşlarıyla iş birliği içinde yürütüldü ve sahada 309 aşılama oturumu gerçekleştirildi. Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF) 200 oturuma destek verirken, IOM 109 oturuma destek sağladı ve bu oturumların tamamını uyguladı.

IOM ayrıca, 88 sağlık çalışanından oluşan 22 aşılama ekibine destek verdi. Örgüt, ekiplerin yerinden edilme bölgeleri ile risk altındaki topluluklara ulaşabilmesi için 22 araca yakıt desteği de sağladı.

Dünya çapında ikinci en yüksek sonuç

Bu kampanya, Yemen’de aşılama krizinin derinleştiğine işaret eden uluslararası göstergelerin bulunduğu bir dönemde gerçekleştirildi. IOM, ülkede rutin aşılama programlarındaki ve sağlık hizmetlerine erişimdeki eksiklikler nedeniyle kızamığın tekrarlayan salgınlara yol açmayı sürdürdüğünü bildirdi.

IOM’un aktardığı Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) ön verilerine göre, Ekim 2025 ile Mart 2026 arasında Yemen genelinde 11 bin 354 kızamık vakası bildirildi. Bu sayı, söz konusu dönemde dünya genelinde kaydedilen en yüksek ikinci vaka sayısı oldu.

Ölümcül hastalıkların yanı sıra, milyonlarca Yemenli çocuk yetersiz beslenmeden mustarip (Yerel medya)
Ölümcül hastalıkların yanı sıra, milyonlarca Yemenli çocuk yetersiz beslenmeden mustarip (Yerel medya)

Örgüt, yerinden edilme kamplarında yaşayan çocuklarla hizmetlerden yeterince yararlanamayan toplulukların, aşı ve sağlık hizmetlerine erişimlerini engelleyen ek sorunlarla karşı karşıya olduğunu belirtti. Bu durumun, söz konusu çocukları aşılarla önlenebilen hastalıklara karşı daha savunmasız hale getirdiği kaydedildi.

IOM’un Yemen Misyonu Başkanı Abdussettar Esoev, çocukların rutin sağlık hizmetlerine erişememesinin önlenebilir hastalıkların hızla yayılmasına zemin hazırladığını söyledi. Esoev, örgütün salgından etkilenen topluluklara ulaşmak ve çocukların aşılara erişimini sağlamak için sağlık makamları ve diğer ortaklarla birlikte çalıştığını ifade etti.


Gazze Şeridi’nin merkezinde İsrail ateşiyle bir Filistinli hayatını kaybetti

Filistinliler, Gazze şehrinin kuzeybatısındaki Şeyh Rıdvan mahallesine İsrail'in düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasarı inceliyor (EPA)
Filistinliler, Gazze şehrinin kuzeybatısındaki Şeyh Rıdvan mahallesine İsrail'in düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasarı inceliyor (EPA)
TT

Gazze Şeridi’nin merkezinde İsrail ateşiyle bir Filistinli hayatını kaybetti

Filistinliler, Gazze şehrinin kuzeybatısındaki Şeyh Rıdvan mahallesine İsrail'in düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasarı inceliyor (EPA)
Filistinliler, Gazze şehrinin kuzeybatısındaki Şeyh Rıdvan mahallesine İsrail'in düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasarı inceliyor (EPA)

Gazze Şeridi’nin çeşitli bölgelerinde bugün bombardıman ve silah sesleri sürerken, DPA’nın haberine göre İsrail güçlerinin açtığı ateş sonucu bir Filistinli hayatını kaybetti.

Filistin Haber ve Enformasyon Ajansı’nın (WAFA) haberine göre, İsrail güçlerinin Gazze Şeridi’nin merkezindeki El-Masdar köyü ve köye komşu El-Meğazi Mülteci Kampı’nın çevresindeki yollarda sabah saatlerinden beri ateş açtığı bildirildi.

Şarku'l Avsat'ın  El-Aksa TV'den aktardığına göre yerel kaynaklar, İsrail güçlerinin Gazze kentinin doğusunda konuşlandırdığı iş makinelerinden açılan ateş sonucu yaralanan bir kişinin Şifa Hastanesi’ne getirildiğini bildirdi.

İsrail’e ait insansız savaş uçakları, Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Kemal Advan Hastanesi çevresine en az bir hava saldırısı düzenledi. Günün ilk saatlerinde Gazze kentinin doğusundaki bölgeler topçu ateşine tutulurken, İsrail askeri araçlarının da kentin doğusunda ateş açtığı ve Gazze’nin kuzeydoğusundaki Tuffah Mahallesi’nin hedef alındığı bildirildi.

Şeridin güneyindeki yerel sakinler ise İsrail tanklarının Han Yunus kentinin güneyindeki Batn es-Semin bölgesine yoğun ateş açtığını belirtti. Kentin doğusundaki bölgelerin de sabah saatlerinde tekrar ateş altına alındığı aktarıldı.

Gazze Şeridi’nin güneyindeki Refah’ta İsrail savaş helikopterlerinden kente doğru ateş açılırken, İsrail’e ait insansız hava araçlarının Han Yunus’un El-Mevasi bölgesi üzerinde alçak irtifada uçtuğu bildirildi.


Sudan’daki savaş, Etiyopya sınırına yaklaşıyor

Etiyopya’nın Benishangul-Gumuz bölgesindeki Assosa’da bulunan Ora Kampı’ndaki Sudanlı mülteciler (AFP)
Etiyopya’nın Benishangul-Gumuz bölgesindeki Assosa’da bulunan Ora Kampı’ndaki Sudanlı mülteciler (AFP)
TT

Sudan’daki savaş, Etiyopya sınırına yaklaşıyor

Etiyopya’nın Benishangul-Gumuz bölgesindeki Assosa’da bulunan Ora Kampı’ndaki Sudanlı mülteciler (AFP)
Etiyopya’nın Benishangul-Gumuz bölgesindeki Assosa’da bulunan Ora Kampı’ndaki Sudanlı mülteciler (AFP)

Sudan’ın Çad ile batı sınırında gerilimin tırmanmasından günler sonra, savaşın yansımaları bu kez Etiyopya ile doğu sınırına daha fazla yaklaştı. Mavi Nil eyaletinde çatışmaların şiddetlenmesinin yanı sıra ordunun, Etiyopya toprakları yönünden geldiğini belirttiği insansız hava araçlarını (İHA) düşürdüğünü açıklaması tansiyonu yükseltti. Bu gelişme, Hızlı Destek Kuvvetleri HDK ve müttefiklerinin sınır eyaletindeki stratejik bölgelerin kontrolünü ele geçirdiklerini duyurdukları bir dönemde yaşandı.

Gelişme, Sudan’ın batısındaki Çad ile doğusundaki Etiyopya’yı dördüncü yılına giren savaşla giderek daha fazla karşı karşıya getiriyor. Sınır bölgeleri yakınındaki askeri operasyonların genişlemesinin, çatışmanın etkilerinin bölgeye yayılması riskini artırmasından endişe ediliyor. Encemine yönetimi, Sudan ordusunu Çad toprakları içinde bir araç konvoyunu hedef alan saldırı düzenlemekle suçlamasının ardından Sudan sınırındaki alarm seviyesini yükseltmişti. Hartum ise bağımsız bir soruşturma yürütülmeden saldırının sorumluluğunun orduya yüklenmesini reddetmişti.

Mavi Nil’de ilerleme

Doğu cephesindeki son gelişmede HDK, Abdulaziz el-Hilu liderliğindeki Sudan Halk Kurtuluş Hareketi-Kuzey ile birlikte, orduyla yaşanan şiddetli çatışmaların ardından Mavi Nil eyaletinde, Etiyopya sınırı yakınındaki Sarkam ve Bakuri üslerinin kontrolünü ele geçirdiğini açıkladı.

HDK Sözcüsü el-Fatih Kureşi, Sudan Kuruluş Güçleri (Tesis) ittifakına bağlı güçlerin iki üssün kontrolünü ele geçirdiğini, ordu ve destek güçlerine kayıplar verdirdiğini ve savaş araçları, tanklar, silah ve mühimmat ele geçirdiğini söyledi. HDK, orduya ait Sarkam askeri üssünde unsurlarının konuşlandığını gösterdiğini belirttiği görüntüler de yayımladı. Ancak örgütün anlatımındaki tüm ayrıntıların veya açıklanan kayıpların boyutunun bağımsız olarak doğrulanması mümkün değil.

Buna karşılık yerel kaynaklar, ordunun “Bakuri’ye yönelik saldırıyı püskürttüğünü” bildirdi. Ordunun sahadaki durumu netleştiren ayrıntılı bir açıklama yapmaması nedeniyle bölgenin kontrolünün kimde olduğu konusunda çelişkili bilgiler bulunuyor.

Sarkam ve Bakuri, saldıran güçlerin operasyonlarını kuzeye doğru genişleterek Mavi Nil bölgesinin başkenti ve siyasi, askeri ve idari merkezi ed-Dama­zin yönünde ilerlemesine imkân verebilecek güzergâhlar üzerindeki konumları nedeniyle askeri önem taşıyor.

Gerilim, ordunun bir gün önce ‘düşman stratejik İHA’sı’ olarak nitelendirdiği bir insansız hava aracını düşürdüğünü açıklamasının ardından tırmandı. Ordu, İHA’nın Etiyopya toprakları yönünden geldiğini ve bir haftadan kısa süre içinde düşürdüğü üçüncü İHA olduğunu belirtti. İHA’ların nereden havalandırıldığı veya hangi tarafça yönetildiğine ilişkin bağımsız bir soruşturma bulunmuyor.

Kısa süre önce Etiyopya sınırına yakın Kaysan kentini ele geçirdiğini açıklayan HDK milisleri (AP)
Kısa süre önce Etiyopya sınırına yakın Kaysan kentini ele geçirdiğini açıklayan HDK milisleri (AP)

HDK ile müttefiki Sudan Halk Kurtuluş Hareketi, ağustos ayının başında Etiyopya sınırındaki stratejik öneme sahip Karmek ve Kaysan bölgelerinin kontrolünü ele geçirmişti. Bu ilerleyiş, geniş çaplı yerinden edilme dalgalarına yol açarken Mavi Nil’i savaşın en hareketli cephelerinden biri haline getirdi.

İHA’lar sivilleri öldürüyor

Mavi Nil’deki çatışmalarla eş zamanlı olarak, Kuzey Kordofan eyaletinin Sodra yerel yönetiminin kuzeyindeki Sero bölgesinde İHA’larla düzenlenen iki saldırıda en az 8 kişi hayatını kaybetti, onlarca sivil yaralandı. Savaş sırasında yaşanan ihlalleri belgeleyen Acil Durum Avukatları oluşumu, bir İHA’nın bölgedeki sivilleri hedef aldığını, ardından yaralılara yardım edilmeye çalışıldığı sırada ikinci bir saldırı düzenlendiğini ve bu saldırıda dört sivil aracın da imha edildiğini bildirdi.

Oluşum, saldırının sorumlusunu belirlemezken ordu veya HDK’den (HDK) de konuya ilişkin açıklama gelmedi. Grup, bağımsız soruşturma yürütülmesi ve sorumluların hesap vermesi çağrısında bulunarak, saldırının düzenlendiği bölgenin sivil bir alan olduğunu ve burada herhangi bir askeri unsur bulunmadığını vurguladı. Savaşta İHA kullanımının son aylarda belirgin şekilde arttığı, saldırıların özellikle Kordofan bölgesinde askeri mevzilerin yanı sıra sivil bölgeleri, enerji ve su tesislerini de hedef aldığı belirtiliyor.

Operasyonların ağırlık merkezinin Çad ile batı sınırından Etiyopya ile güneydoğu sınırına kayması, savaşın coğrafi kapsamının genişlediğini gösterirken, sınır bölgelerinin yalnızca ikmal ve göç güzergâhları olmaktan çıkıp komşu ülkelerle gerilimi artırabilecek çatışma alanlarına dönüşmesi yönündeki endişeleri de artırıyor.