Etiyopya'nın “su kullanım tazminatı” önerisi Mısır ile gerilimi tırmandırıyor

Ülkeler arasında Büyük Etiyopya Rönesans Barajı anlaşmazlığına dair karşılıklı açıklamalar sürüyor

Büyük Etiyopya Rönesans (Nahda) Barajı (Reuters)
Büyük Etiyopya Rönesans (Nahda) Barajı (Reuters)
TT

Etiyopya'nın “su kullanım tazminatı” önerisi Mısır ile gerilimi tırmandırıyor

Büyük Etiyopya Rönesans (Nahda) Barajı (Reuters)
Büyük Etiyopya Rönesans (Nahda) Barajı (Reuters)

Etiyopya'nın Büyük Etiyopya Rönesans (Nahda) Barajı krizi gölgesinde Mısır karşıtı açıklamaları devam etti. Su haklarını da kapsayacak şekilde genişleyen bu açıklamalar, eski bir Etiyopyalı bakanın, Mısır'ın su kaynaklarına yönelik bir zarara uğraması halinde ‘meşru müdafaa hakkından’ defalarca bahsetmesinin ardından, kendi hükümetini Nil sularının kullanımı karşılığında Mısır'dan ‘tazminat’ talep etmeye çağırmasına kadar vardı.

Şarku'l Avsat'a konuşan eski Mısırlı yetkililer, mevcut gerilimler çerçevesinde iki ülke arasında tırmanmadan kaçınmanın önemiyle birlikte, Etiyopya'nın bu açıklamalarına karşı siyasi ve medya düzeyinde güçlü yanıtlar verilmesi gerektiğine dikkati çekti.

Aynı yetkililer, ‘Nil sularının kullanımı karşılığında tazminattan bahsedilmesinin, uluslararası hukuk kurallarına, uluslararası nehirler hukukuna ve Nil Nehri konusunda Kahire ile Addis Ababa arasında imzalanan anlaşmalara aykırı olduğunu’ vurguladı.

Jarso'nun talepleri

Etiyopya’nın eski Su Bakanı Shiferaw Jarso, Etiyopya hükümetini ‘Kahire'nin Nil sularını kullanması karşılığında Addis Ababa'ya tazminat ödemesini talep etmeye’ çağırdı. Cuma günü Etiyopya haber ajansı ENA’ya yaptığı açıklamalarda, ‘ülkesinin Nil yatağı üzerinde barajlar inşa etmeye devam edeceğini’ vurguladı.

Eski Etiyopya Su Bakanı, ‘Addis Ababa’nın daha fazla baraj inşa etme planlarına yönelik son Mısır tehditlerinin yeni bir şey olmadığını ve ülkesini nehir üzerinde ek barajlar inşa etme yolunda ilerlemekten alıkoymayacağını’ belirterek, Etiyopya'nın ‘Mısır'a akan Nil suyunun yaklaşık yüzde 86'sını sağladığına’ dikkati çekti.

Kahire ile Addis Ababa arasında, Addis Ababa'nın Nil Nehri'nin doğu kolu üzerinde inşa ettiği ve Kahire'nin kendi su payını etkilemesinden endişe duyduğu Nahda Barajı projesi nedeniyle yaklaşık 15 yıldır devam eden bir anlaşmazlık söz konusu.

vfghyju
Mısır’ın Etiyopya Barajı’nın su payına etkisiyle ilgili endişeleri (Mısır Sulama Bakanlığı)

Eski Etiyopyalı yetkilinin bu sözleri, Mısırlı ve Etiyopyalı yetkililer arasında Nahda Barajı anlaşmazlığına ve Addis Ababa'nın yeni barajlar inşa ederek mansap ülkeleri Mısır ve Sudan'a giden su akışını kontrol altına alma çabalarına dair son dönemde yapılan karşılıklı açıklamalara bir yenisini eklemiş oldu.

Mısır, izin vermeyecek

Mısırlı yetkili bir kaynak, Etiyopya'nın yeni barajlar inşa etme planlarına karşı uyarıda bulunmuş ve bir hafta önce Mısır’ın resmi haber ajansı Ortadoğu haber ajansı MENA’ya yaptığı açıklamada, “Etiyopya, uluslararası hukuka aykırı bir şekilde emrivaki dayatmaya, ortak bir uluslararası su kaynağını tekelleştirmeye ve mansap ülkelerinin su hakları ile çıkarlarını tehdit etmeye çalışıyor” ifadelerini kullanmıştı. Kaynak ayrıca, ‘Mısır'ın bunun bir emrivaki olarak dayatılmasına izin vermeyeceğini’ vurguladı.

Mısırlı kaynağın bu açıklamaları, Etiyopya Su ve Enerji Bakanı'nın ‘Nil sularının mansap ülkelerine doğru akışının ülkesinin kontrolü altında olacağını’ söylediği açıklamalara bir yanıt niteliğindeydi. Etiyopyalı bakan aynı zamanda, ‘Addis Ababa'nın ('Nil sularının adil kullanımı ve sürdürülebilir kalkınmanın sağlanması olarak adlandırdığı çerçevede) Nil üzerinde ek barajlar inşa etme yolunda ilerleme niyetinde olduğunu’ da belirtmişti.

Ancak Mısırlı yetkili o dönemde, ülkesinin, Mısırlıların Nil Nehri'ndeki haklarını ve kaynaklarını korumak için uluslararası hukukun kendisine teminat altına aldığı tüm tedbirleri alacağını Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'ne (BMGK) gönderdiği mektuplarda daha önce açıkladığını dile getirdi. Kaynak, Mısır devletinin sahip olduğu araçların çok çeşitli ve kapsamlı olduğunu; Mısır halkının Nil Nehri'ndeki çıkarlarını savunabilme ve bu konuda etki yaratabilme kapasitesine sahip olduğunu da vurguladı.

Abdulati’den savunma hakkı vurgusu

Öte yandan Mısır Dışişleri Bakanı Bedir Abdulati, salı akşamı Sky News televizyonuna yaptığı açıklamada aynı konuyu vurgulayarak, “Suyun akışını engelleyecek herhangi bir zararın meydana gelmesi halinde, uluslararası hukuka uygun olarak kendimizi savunma hakkına sahibiz” ifadelerini kullandı ve BM Şartı'nın meşru müdafaaya ilişkin 51. maddesine atıfta bulundu.

gthyjuk
Mısır Dışişleri Bakanı Bedir Abdulati (Dışişleri Bakanlığı’nın Facebook sayfası)

Eski Mısır Dışişleri Bakan Yardımcısı Büyükelçi Husam İsa ise, "Etiyopya'nın uluslararası hukuka aykırı bir şekilde azami düzeyde kazanım elde etmeye çalıştığına ve Addis Ababa'nın Mavi Nil havzası ile Afrika Boynuzu'ndaki uygulamalarının tüm uluslararası sözleşmelere ve hukuk metinlerine aykırı olduğuna, ancak buna rağmen diğer ülkelerin çıkarları pahasına bu tek taraflı uygulamalara ısrarla devam ettiğine dikkati çekti.

Hukuk kuralları

İsa, Şarku'l Avsat'a yaptığı açıklamada, iki taraf arasında herhangi bir gerilimi tırmandırmaktan kaçınmanın önemiyle birlikte, Etiyopya'nın Nil Nehri yatağı üzerindeki yeni planlarına siyasi ve medya düzeyinde güçlü yanıtlar verilmesi gerektiği görüşünü savundu.

Uluslararası nehirlerin kullanımına ilişkin uluslararası hukuk kurallarının zarar vermeme ve önceden bildirim olmak üzere iki temel ilkeyi öngördüğüne dikkati çeken İsa, Kahire'nin Etiyopya tarafından bu ilkelere uyulmasını talep ettiğini, ancak bunun sonuçsuz kaldığını ifade etti.

1902 Anlaşması

Diğer taraftan eski Mısır Sulama Bakanı Muhammed Nasruddin Allam, Nil gibi uluslararası bir nehrin sularının kullanımı karşılığında tazminattan bahseden hiçbir yasal metin veya anlaşma bulunmadığına işaret etti. Allam, Kahire ile Addis Ababa arasında, Etiyopya'nın Mavi Nil'in sularının mansap ülkelerine akışını engelleyecek herhangi bir eylemde bulunmamasını öngören 1902 Anlaşması gibi anlaşmalar olduğunu, ancak buna rağmen Etiyopya'nın bu anlaşmayı ihlal ettiğini belirtti.

Allam, Şarku'l Avsat'a yaptığı açıklamada, Etiyopya ile Mısır arasında Nil sularının yönetimine ilişkin imzalanan anlaşmaların Etiyopya Parlamentosu tarafından onaylandığını, dolayısıyla geçerliliğinin ve yürürlükte olmasının sorgulanamayacağını vurguladı. Nil suları meselesinin, Afrika Boynuzu'nda yaşananlar da dahil olmak üzere bölgedeki diğer gerilimlerden ayrı tutulamayacağına dikkati çeken Allam, ‘bölgesel tutumları nedeniyle su dosyası üzerinden Kahire'ye baskılar uygulandığı’ değerlendirmesinde bulundu.

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi de geçtiğimiz yılın ağustos ayında Ugandalı mevkidaşı ile düzenlediği ortak basın toplantısında, su dosyasının, başka hedeflere ulaşmak amacıyla Mısır'a yönelik yürütülen baskı kampanyasının bir parçası olduğuna dikkat çekmişti.



Trump: Yıl sonundan itibaren İsrail'e mali yardımı durduracağız

ABD Başkanı Donald Trump (sağda), Beyaz Saray'da İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile görüşürken (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump (sağda), Beyaz Saray'da İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile görüşürken (Reuters)
TT

Trump: Yıl sonundan itibaren İsrail'e mali yardımı durduracağız

ABD Başkanı Donald Trump (sağda), Beyaz Saray'da İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile görüşürken (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump (sağda), Beyaz Saray'da İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile görüşürken (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump, Washington yönetiminin İsrail'e yönelik 10 yıllık güvenlik yardımı anlaşmasını sona erdireceğini açıkladı. Söz konusu anlaşma kapsamında İsrail'in 2028 yılına kadar yıllık 3,8 milyar dolar yardım alması öngörülüyordu.

Trump, salı günü yaptığı açıklamada, ilk başkanlık döneminde 2019'da yürürlüğe giren ve temeli selefi Barack Obama döneminde, 2016 yılında atılan yardım anlaşmasının sona erdirileceğini belirtti.

İsrail'in de bu yardımın kesilmesine karşı olmadığını söyleyen Trump, “İsrail'in buna ihtiyacı olursa kendisine yardım edeceğiz” dedi. Yardımın azaltılması kararının kendisi ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu arasında varılan mutabakat doğrultusunda alındığını kaydetti.

ABD ile İsrail arasındaki ilişkilerin önemine dikkat çeken Trump, İsrail'in ülkesi açısından öncelikli konumda olduğunu belirterek şunları söyledi:

“İsrail bizim için ilk sırada geliyor. Ona diğer bütün taraflardan daha fazla yardım sağlıyoruz ancak artık bu yardıma ihtiyacı kalmadı. Eğer ihtiyacı olsaydı, yardımın sürdürülmesi gerektiğini söylerdim.”

Anlaşma kapsamında İsrail, silah alımlarında kullanılmak üzere ABD'den yıllık yaklaşık 3,8 milyar dolar tutarında mali yardım alıyor.

Şarku’l Avsat’ın Dış İlişkiler Konseyi'nden  (CFR) aktardığı verilere göre İsrail, 1948'de kuruluşundan bu yana ABD'den bugünkü dolar değeriyle 300 milyar doların üzerinde ekonomik ve askeri yardım aldı.

Bu miktar, 1946'dan bu yana herhangi bir ülkeye sağlanan ABD yardımını geride bırakıyor. İsrail Başbakanı Netanyahu da daha önce ülkesinin ABD yardımına bağımlılığını sona erdirmek istediğini dile getirmişti.

Netanyahu, haziran ayında yaptığı açıklamada İsrail'in askeri bağımsızlığının güçlendirilmesi ve Washington'a olan bağımlılığının azaltılması çağrısında bulunmuştu.

Netanyahu, ocak ayında The Economist dergisine verdiği röportajda ise bu hedefe 10 yıl içinde ulaşmayı umduğunu söylemişti.

Trump, salı günkü açıklamasında kararının gerekçelerinden birinin de Demokratların Senato adayı Abdul (Abdurrahman) Seyyid'in yönelttiği eleştiriler olduğunu belirtti. Seyyid, ABD'de kamuoyunda giderek artan hoşnutsuzluktan ve İsrail karşıtı tepkilerden yararlanan isimler arasında gösteriliyor.

Trump, Fox News'e yaptığı açıklamada, “İsrailliler artık bu yardıma ihtiyaç duymuyorken neden Abdul Seyyid gibi aşırılık yanlısı kişilerin saldırılarına ve eleştirilerine katlanalım?” ifadelerini kullandı.


Trump karşıtlığı Demokratları sandıkta buluşturuyor, peki seçim sonrasında ne olacak?

3 Kasım'da Nevada eyaletinin Las Vegas kentinde oy kullanan seçmenler (Reuters)
3 Kasım'da Nevada eyaletinin Las Vegas kentinde oy kullanan seçmenler (Reuters)
TT

Trump karşıtlığı Demokratları sandıkta buluşturuyor, peki seçim sonrasında ne olacak?

3 Kasım'da Nevada eyaletinin Las Vegas kentinde oy kullanan seçmenler (Reuters)
3 Kasım'da Nevada eyaletinin Las Vegas kentinde oy kullanan seçmenler (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump, Cumhuriyetçilerin zaferini garantilemek için seçmenlere sandık başına gitmeleri ve oylarını “sanki kendi adı da oy pusulasında yer alıyormuş gibi” kullanmaları çağrısında bulundu. Bu çağrı, Cumhuriyetçi taban nezdinde partisine yarar sağlayabilecek olsa da diğer seçmen kesimleri üzerinde ters etki yaratabilir.

Zira Amerikalıların bu seçimlerde oy kullanması, mutlaka bir adayı destekledikleri anlamına gelmiyor. Aksine bu tercih, ABD Başkanı'nın iç ve dış politikalarına yönelik bir tepkinin ifadesi olarak öne çıkıyor. Birçok kamuoyu araştırmasının sonuçları da Trump karşıtlığının geniş bir seçmen kitlesi için temel bir seçim motivasyonuna dönüştüğünü ortaya koyuyor.

Şarku’l Avsat’ın Pew Araştırma Merkezi'nden aktardığı ankete göre kayıtlı seçmenlerin yüzde 44'ü oylarını Trump'a karşı kullanacağını belirtiyor. CBS televizyonunun araştırmasında ise Demokrat seçmenlerin yüzde 70'inden fazlası, oy tercihlerinin başkana yönelik muhalefetin bir ifadesi olduğunu dile getiriyor.

Bu veriler, Trump'ın Demokrat tabanı harekete geçiren başlıca unsura dönüştüğünü ve birçok seçmen açısından kendisine karşı çıkmanın adayların seçim programlarından daha öncelikli hale geldiğini gösteriyor.

Muhalefet stratejisi

Demokratlar bu tablodan yararlanıyor ve seçim kampanyalarını Trump'ı ve siyasi gündemini hedef alan bir söylem üzerine kuruyor. Bu strateji, Kongre'de önemli kazanımlar elde etmelerine, hatta Temsilciler Meclisi veya Senato'da ya da her iki kanatta birden çoğunluğu ele geçirmelerine yardımcı olabilir.

Ancak bu tür bir stratejinin temel sorunu, Demokratların seçimleri kazanmasını sağlayabilse de seçim sonrasında seçmenlerin desteğini korumalarını garanti etmemesi. Trump'a karşı olmak, seçmenin Demokratlara güvendiği anlamına gelmiyor.

defrgt
2 Kasım 2026'da Iowa eyaletinde oy kullanmak için sıraya giren seçmenler (AFP)

CBS'nin anketi, Demokrat Parti destekçilerinin önemli bir bölümünün açık ve belirgin bir Demokrat gündemi desteklemekten ziyade Trump ve Cumhuriyetçilerin politikalarına karşı koyma motivasyonuyla hareket ettiğini ortaya koydu. Parti destekçilerinin yaklaşık yüzde 40'ı, Demokratların Kongre'de çoğunluğu elde etmesi durumunda “açık bir plana sahip olmadığını” düşünüyor.

Nitekim Demokratların, seçimleri kazanmaları halinde önümüzdeki dönemde hangi konulara öncelik vereceklerine ilişkin henüz ortak ve net bir programı bulunmuyor. Demokratların Temsilciler Meclisi'ndeki azınlık lideri Hakeem Jeffries ise partisinin gündeminin ana hatlarını belirlemeye çalıştı.

Jeffries kısa süre önce, Demokratların iktidara gelmeleri halinde ilk 100 günde hayata geçirmeyi planladıkları bir program açıkladı. Plan; yaşam maliyetlerinin düşürülmesini, sağlık sisteminde reform yapılmasını, Trump'ın gümrük tarifelerine karşı çıkılmasını ve İran'la yürütülen savaşın ele alınmasını içeriyor. Parti ayrıca yönetimin uygulamalarına yönelik kapsamlı soruşturmalar başlatmaya hazırlanıyor.

Ancak böyle bir gündemin açıklanmış olması, Demokratların bu başlıkların nasıl hayata geçirileceği veya hangilerine öncelik verileceği konusunda uzlaştığı anlamına gelmiyor. Özellikle partinin ilerici ve ılımlı kanatları arasındaki görüş ayrılıkları ve Trump'ın Beyaz Saray'daki görevini sürdürmesinin getireceği kısıtlamalar, ortak bir yol haritası oluşturulmasını zorlaştırıyor.

vfbghyju
Demokratların Temsilciler Meclisi'ndeki azınlık lideri Hakeem Jeffries, 31 Ekim 2026'da Virginia'da (AFP)

Demokratların bir bölümü sağlık sisteminde reformun öncelikli gündem maddesi olması gerektiğini savunurken, bazıları Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Dairesi'nin (ICE) reforme edilmesini istiyor. Diğerleri ise ekonomiyi canlandırmaya yönelik projelerin yasalaştırılmasına öncelik verilmesi çağrısında bulunuyor.

Buna karşılık birçok Demokrat, yönetimin uygulamalarını denetleme ve hesap vermesini sağlama yetkilerini yeniden etkin biçimde kullanmayı bekliyor. Bu kapsamda Trump'ın veya yönetimindeki bazı yetkililerin görevden alınmasına yönelik girişimlerin de gündeme gelebileceği belirtiliyor.

Demokratların öncelikleri

Ancak Trump'a yönelik muhalefeti seçim kazanımlarına dönüştürmek başka, bu muhalefeti seçmenlerin beklentilerini karşılayacak bir yasama programına çevirmek başka bir mesele. Demokrat Parti içinde gündeme getirilen konuların çeşitliliği ve öncelikler konusundaki görüş ayrılıkları, temel bir soruyu gündeme getiriyor: Seçmenler, yeni Kongre'den gerçekte ne bekliyor?

cfvgthd
3 Kasım'da Washington'daki bir seçim merkezinde oy kullanan kadın seçmen (AP)

Trump'a karşı oy kullanmak, ilk bakışta Demokratlara başkanı denetleme ve yönetimine karşı koyma yetkisi verilmesi anlamına gelebilir. Ancak kamuoyu araştırmaları, tablonun bundan daha karmaşık olduğunu gösteriyor.

Şarku’l Avsat’ın Associated Press'ten aktardığı ankete göre seçmenlerin yaklaşık yüzde 80'i Kongre'nin yaşam maliyetlerini düşürmeye öncelik vermesini istiyor. İran'la savaşın sona erdirilmesini öncelikli görenlerin oranı yaklaşık yüzde 70'e ulaşırken, Trump yönetiminin uygulamalarına yönelik soruşturmaların öncelik haline getirilmesini isteyenlerin oranı ise yaklaşık yüzde 40'ta kalıyor.

 bgnm
2 Kasım 2026'da New Hampshire eyaletinde bulunan Demokrat bir kadın seçmen (Reuters)

Çelişki de tam bu noktada ortaya çıkıyor: Bir seçmen Trump'a karşı oy kullanabilir ancak yeni Kongre'nin, günlük yaşamını doğrudan etkileyen sorunları bir kenara bırakarak başkanla siyasi mücadeleye odaklanmasını istemeyebilir.

Demokratlar çoğunluğu elde etmeleri halinde seçmenlerin beklentilerini karşılamayı başarabilecek mi? Yoksa parti içindeki görüş ayrılıkları, önümüzdeki dönemi somut sonuçların elde edilemediği siyasi çekişmeler ve güç mücadeleleriyle mi geçirmelerine yol açacak?


ABD, gelecek hafta Abu Dabi'de yapılacak Rusya ve Ukrayna arasındaki barış görüşmelerine arabuluculuk yapacak.

ABD Özel Temsilcisi Steve Witkoff (AP)
ABD Özel Temsilcisi Steve Witkoff (AP)
TT

ABD, gelecek hafta Abu Dabi'de yapılacak Rusya ve Ukrayna arasındaki barış görüşmelerine arabuluculuk yapacak.

ABD Özel Temsilcisi Steve Witkoff (AP)
ABD Özel Temsilcisi Steve Witkoff (AP)

ABD Başkanı Donald Trump'ın Özel Temsilcisi Steve Witkoff dün yaptığı açıklamada, Ukrayna, Rusya ve ABD'li yetkililerin barış müzakerelerini ilerletmek amacıyla gelecek hafta Abu Dabi'de üçlü bir toplantı gerçekleştireceğini bildirdi.

Rusya, ekim ayının sonlarında, yılın başından bu yana çıkmaza giren barış görüşmelerini yeniden başlatmaya hazır olduğunu açıklamıştı.

Şarku’l Avsat'ın AFP’den aktardığına göre Rusya, Ukrayna ve ABD heyetleri arasındaki son üçlü görüşme şubat ayının ortasında İsviçre'nin Cenevre kentinde gerçekleştirilmiş, ancak tarafların kendi şartlarında ısrar etmesi nedeniyle herhangi bir uzlaşmaya varılamamıştı.

Witkoff, X hesabından yaptığı açıklamada, “ABD, 10-11 Kasım tarihlerinde Abu Dabi'de, Ukrayna ve Rusya arasındaki müzakerelere arabuluculuk yapacak. Görüşmelerde savaş sonrası güvaenlik düzenlemeleri, gerilimin azaltılması, insani çabalar ve barışa yönelik adımlar ele alınacak” ifadelerini kullandı.

Öte yandan Witkoff, ABD'li müzakerecilerin bu hafta Brüksel'e giderek Fransa, Almanya, İngiltere, Avrupa Birliği ve NATO temsilcileriyle bir araya geleceğini belirtti.

Görüşmelerde Ukrayna'ya yönelik güvenlik garantilerinin ele alınacağını kaydetti.