İbranice yayımlanan bir gazete, Suriye hükümeti ile SDG arasında imzalanan ve örgütün askeri yapısının feshedilerek unsurlarının devlet kurumlarına entegre edilmesini öngören anlaşmanın, İsrail’in Suriye’deki iç bölünmelerden yararlanma stratejisini zayıflattığını yazdı.
Tel Aviv’de, iktidardaki sağ kesimler de dahil olmak üzere, İsrail’in mevcut politikasını değiştirmesi gerektiğine yönelik sesler yükseliyor. Bu çağrılar, Suriye’deki son gelişmeler, Kürtlerle çatışmanın çözüme kavuşturulması ve Kürtlerin ülke yapısına bütünüyle entegre edilmesi, Dürzi toplumunun ayrışmasını savunan Şeyh Hikmet el-Hicri’nin projesinin başarısız olması, ABD’nin ülkenin nüfuz bölgelerine bölünmesine karşı çıkması ve Suriye’nin birlik içinde tutulmasına yönelik yaklaşımın güçlenmesinin ardından daha da arttı.
Haaretz gazetesinde dün yayımlanan makalesinde Dr. Tzvi Barel, Beşşar Esed yönetiminin devrilmesinin ardından İsrail’in Kürtleri ve Dürzileri, Türkiye’nin siyasi ve askeri desteğini alan “cihatçı” bir yönetimin kontrolündeki birleşik Suriye fikrini zayıflatabilecek stratejik dayanaklar olarak gördüğünü yazdı.
İsrail bu yaklaşımını, Suriye’deki Kürtler ile güneydeki Süveyda vilayetinde bulunan bazı Dürzi milisler arasındaki askeri iş birliğini teşvik ederek ve her iki grubun da yeni Suriye yönetimine karşı başlangıçta sergilediği ortak muhalefeti destekleyerek güçlendirdi.

Süveyda’da Temmuz 2025’te yaşanan ve çoğunluğu Dürzilerden oluşan yaklaşık bin 700 kişinin ölümüne yol açan mezhep çatışmaları ile daha önce sahil bölgesinde Alevilerle yaşanan çatışmalar, korku üzerine kurulu mezhepsel bir ittifakın oluşmasına zemin hazırladı. Barel’e göre bu durum, İsrail’in teşvik ettiği yaklaşımı güçlendirdi.

Bu anlayışa göre Suriye yönetiminin etrafının mezhepsel duvarlarla çevrilmesi, Şam’ın ülkenin tamamı üzerindeki kontrol kapasitesini azaltacak ve İsrail’i Suriye siyasi sahnesinde başlıca aktörlerden biri haline getirecekti.
İsrail’e Suriye’de dört darbe
Haaretz, İsrail’in Suriye’de dört büyük darbe aldığını yazdı. Şarku’l Avsat’ın Haaretz’den aktardığına göre bunlar; SDG’nin Suriye devletine entegre edilmesiyle bölünme projesinin sona ermesi, Suriye’nin teröre destek veren ülkeler listesinden çıkarılmasıyla “terörist yönetim” anlatısının zayıflaması, Şeyh Hikmet el-Hicri’nin Süveyda’daki desteğinin gerilemesiyle Süveyda kartının etkisizleşmesi ve Suriye’ye yatırımların akması olarak sıralandı.
Gazeteye göre bu gelişmeler Suriye’nin “başarısız devlet” niteliğini ortadan kaldıracak. İsrail’den Suriye’ye yönelen bazı büyük projeler de bu değişimin göstergeleri arasında yer alıyor. Bunlardan biri fiber optik kablo döşeme projesi.
“Beşinci darbe” ise yolda: ABD’nin Şam’daki büyükelçiliğini yakında yeniden açma kararı.
Barel’e göre beklendiği üzere, Kürtlerle yapılan anlaşmanın mimarı olan ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, Kürt güçlerinin feshedildiğinin açıklanmasını “tarihi bir adım” olarak nitelendirdi.
Ülkenin bütünlüğünün sağlanmasının ardından İsrail’in stratejisi Kürtler olmadan Süveyda’daki Dürzi varlığına dayanmaya başladı. Dürzilerin önde gelen ruhani lideri Hikmet el-Hicri ise kısa süre önce Dürzilerin kendilerini İsrail Devleti’nin bir parçası olarak gördüklerini ve İsraillilerle “aynı inancı paylaştıklarını” söyledi.
Ancak Hicri bile ABD’nin İsrail’e politikasını değiştirmesi yönünde baskı yapmayacağını ve Trump’ın yönlendirmesiyle, Türkiye, Suudi Arabistan ve Katar’ın da etkisi altında Barrack’ın yürüttüğü Suriye’nin bütünleşme sürecine İsrail’in müdahalesini durdurmasını istemeyeceğini garanti edemiyor.
Dürzi konferansından Hicri’ye sert tepki
Hicri, geçen cumartesi günü projesine yönelik önemli bir darbeyle karşılaştı. İsrail’in Yukarı Celile bölgesindeki Dürzi köyü Beyt Cin’de, önde gelen aktivistlerin girişimiyle bir konferans düzenlendi.
İşgal altında bulunan Golan’daki Ulusal Hareket ile İletişim İçin İlerici Hareket’in girişimiyle düzenlenen konferansa onlarca kişi katıldı. Toplantıda, Suriye’deki kriz ve bunun bölgesel etkileri çerçevesinde Arap Dürzilerin kimliği ve aidiyeti ile bu kimliğe yönelik müdahale girişimleri ele alındı.
Toplantının sonuç bildirisinde, konferansın neden düzenlendiği açıklanırken Suriye’de yaşanan hızlı gelişmelere, özellikle Süveyda vilayetindeki katliamlara ve bunların bölgedeki Dürziler üzerinde yarattığı siyasi, sosyal ve insani sonuçlara dikkat çekildi. Bildiride ayrıca İsrail’in artan müdahalesinin ve yaşanan olayları Dürzilerin ulusal ve Arap çevreleriyle ilişkilerini yeniden şekillendirmek için kullanma girişimlerinin altı çizildi.

Katılımcılar Hicri’nin projesini reddetti. Sonuç bildirisinde, Şeyh Hikmet el-Hicri’nin Dürzilerin “İsrail Devleti’nin ayrılmaz bir parçası” olduğu ve İsraillilerle “inanç bakımından dahi ortaklık” taşıdıkları yönündeki açıklamaları en sert ifadelerle kınandı.
Bildiride, bu açıklamaların Dürzilerin inanç mirası, tarihi ve Arap-İslami kimliği konusunda “ağır bir cehaleti” ortaya koyan sorumsuz bir söylem olduğu savunuldu. Dinin İsrail’le bağ kurmayı gerekçelendirmek için kullanılmasının, İsrailli destekçilerini memnun etmeye yönelik “çaresiz ve utanç verici bir girişim” olduğu ileri sürüldü.

Katılımcılar, bu tutumların Dürzileri, inançlarını, tarihlerini veya ulusal ve Arap aidiyetlerini temsil etmediğini belirterek Hicri’nin ve bu görüşleri benimseyen ya da destekleyen herkesin tutumlarını kesin biçimde reddettiklerini açıkladı.
İsrail, bölünme hayalinden vazgeçmeli
Dr. Tzvi Barel, Suriye konusunda kaleme aldığı makalesinin sonunda, Kürt güçlerinin feshedilmesinin yalnızca Suriye içindeki bir uzlaşma olmadığını, aynı zamanda İsrail için bir uyarı niteliği taşıdığını belirtti.
Barel’e göre azınlıklara, Şam yönetiminin zayıflatılmasına ve Suriye’nin bölünmesi umuduna dayanan İsrail politikası artık bölgesel gerçeklikle ve ABD’nin yaklaşımıyla doğrudan çelişiyor.
Barel, İsrail’in nüfuzunu korumak istiyorsa “bölünme yanılsamasından vazgeçmesi” ve Suriye yönetimine yalnızca bir düşman olarak değil, aynı zamanda çözüm sürecinde potansiyel bir ortak olarak bakmaya başlaması gerektiğini savundu.


