Arjantin, Falkland Adaları yakınlarında yapılması planlanan İngiliz-İsrail petrol projesine itiraz ediyor

Stanley kentinde Falkland Adaları bayrağını asan bir adam (Arşiv- Reuters)
Stanley kentinde Falkland Adaları bayrağını asan bir adam (Arşiv- Reuters)
TT

Arjantin, Falkland Adaları yakınlarında yapılması planlanan İngiliz-İsrail petrol projesine itiraz ediyor

Stanley kentinde Falkland Adaları bayrağını asan bir adam (Arşiv- Reuters)
Stanley kentinde Falkland Adaları bayrağını asan bir adam (Arşiv- Reuters)

Arjantinli gruplar dün yaptıkları başvuruyla, hak iddia edilen Falkland Adaları (Malvinas) açıklarında yürütülen İngiliz-İsrail ortaklığındaki petrol projesini durdurmak amacıyla dava açtı.

Güney Atlas Okyanusu’nda yer alan ve Arjantin tarafından "Las Malvinas" olarak adlandırılan takımadalar, 1982 yılında Arjantin’in başarısız askeri müdahalesiyle İngiliz kontrolünden geri alınmaya çalışılmıştı. Yargı hamlesi, ABD Başkanı Donald Trump’ın Washingon'un söz konusu bölgedeki geleneksel tarafsız tutumunu gözden geçirebileceğini açıklamasından bir gün sonra geldi.

Javier Milei ulusa seslenecek

Arjantin’in aşırı sağcı Devlet Başkanı Javier Milei, dün X platformunda yaptığı paylaşımda, perşembe akşamı yayınlanacak ulusa sesleniş konuşmasında "Arjantinlilerin kutsal davası: Las Malvinas" konusuna değineceğini duyurdu. Milei, "Milletin hayati çıkarları açısından Malvinas davasından daha önemli ve stratejik ne olabilir?" ifadelerini kullandı.

Davacılar arasındaki gaziler ve çevre avukatları; İngiliz "Rockhopper Exploration" ile İsrail merkezli "Navitas Petroleum" şirketlerinin, Falkland Adaları’na yaklaşık 220 kilometre mesafedeki "Sea Lion" petrol sahasında geniş çaplı bir proje yürütmeyi hedeflediğini belirtti. Şikâyet dilekçesinde, bu girişimin toprak anlaşmazlığı bulunan bölgelerde tek taraflı eylemlerden kaçınılmasını öngören Birleşmiş Milletler kararlarını ihlal ettiği savunuldu.

Faaliyetler derhal durdurulmalı

Proje İngiltere kontrolündeki bölgede yürütülse de davacılar, Arjantin yerel mahkemelerinden çıkacak bir kararın süreç üzerinde baskı oluşturabileceğini belirtiyor. Avukat Enrique Viale, davanın her iki şirketin de "çalışmalara başlamasını, devam ettirmesini ve hidrokarbon arama-çıkarma faaliyetlerine girişmesini engellemeyi" hedeflediğini ifade etti.

Savaşın üzerinden kırk yıl geçmesine rağmen Londra ile Buenos Aires arasındaki gerilim tazeliğini koruyor. 1982'de Arjantin birliklerinin adayı işgal etmesi üzerine dönemin İngiltere Başbakanı Margaret Thatcher bölgeye askeri güç göndermişti. 74 gün süren çatışmalarda 649 Arjantinli, 255 İngiliz asker ve 3 ada sakini hayatını kaybetmişti. Dönemin ABD Başkanı Ronald Reagan başlangıçta tarafsız bir tutum sergilese de barış görüşmelerinin çökmesiyle Londra’ya askeri ve istihbarat desteği sağlamıştı.

Trump’tan tarafsızlık sinyali

Başkan Trump, Oval Ofis'te ABD’nin Falkland konusundaki tutumunu gözden geçirip geçirmeyeceği yönündeki bir soruya, "Her pozisyonu sürekli gözden geçiriyorum, bu da onlardan sadece biri" yanıtını verdi. Milei ise Trump'ın Washington'un tarihsel tarafsızlığını yeniden değerlendirebileceğine yönelik bu yeşil ışığını memnuniyetle karşıladı.



İsrail seçimleri: Netanyahu, Likud Partisi’ni birlikten kumarhaneye nasıl dönüştürdü?

Likud Partisi’nin seçim kampanyasına ait bir reklam panosunda, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun muhalefet partilerinin liderleriyle birlikte yer aldığı ve İbranice ‘Sağ mı, Filistin mi?’ sloganının yazdığı görülüyor. (AP)
Likud Partisi’nin seçim kampanyasına ait bir reklam panosunda, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun muhalefet partilerinin liderleriyle birlikte yer aldığı ve İbranice ‘Sağ mı, Filistin mi?’ sloganının yazdığı görülüyor. (AP)
TT

İsrail seçimleri: Netanyahu, Likud Partisi’ni birlikten kumarhaneye nasıl dönüştürdü?

Likud Partisi’nin seçim kampanyasına ait bir reklam panosunda, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun muhalefet partilerinin liderleriyle birlikte yer aldığı ve İbranice ‘Sağ mı, Filistin mi?’ sloganının yazdığı görülüyor. (AP)
Likud Partisi’nin seçim kampanyasına ait bir reklam panosunda, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun muhalefet partilerinin liderleriyle birlikte yer aldığı ve İbranice ‘Sağ mı, Filistin mi?’ sloganının yazdığı görülüyor. (AP)

İsrail’de iktidardaki Likud Partisi’nin mensuplarından birine, partinin tarihî liderlerinin soyundan gelmesine rağmen neden ayrıldığı sorulduğunda, Binyamin Netanyahu liderliğinde partinin geldiği noktayı özetlemek için şu ifadelerden başka bir şey bulamadı: “Likud bugün bir fırın gibi. İsmi taşıyan tabela hâlâ duruyor ama gerçekte kumar oynanan bir kafeye dönüştü.”

Bu sözlerin sahibi sıradan bir isim değil. Partinin kurucusu ve tarihî lideri, merhum Menahem Begin’in (1913-1992) oğlu, 83 yaşındaki Dr. Benny Begin. Yer bilimleri ve mineraloji alanında doktora sahibi olan Benny Begin, ‘Netanyahu’nun Likud’una’ muhalefetinin etkisiyle açıkça “Likud’a oy vermeyeceğim” diyor.

Benny Begin gibi, Likud’un eski büyük liderlerinin çocukları arasında yer alan çok sayıda önemli isim de bulunuyor. İlk tohumları ‘Revizyonist Siyonizm’ olarak bilinen akım içinde atılan ve daha sonra siyasi partiye dönüşen Likud’un düşünsel ilham kaynağı Ze’ev Jabotinsky’ydi. Jabotinsky, Siyonizmin kurucusu Theodor Herzl’in fikirlerinden ayrılmış, bu fikirleri aşmaya çalışmış ve daha radikal bir çizgi benimsemişti.

Likud, sol ve sosyalist düşüncelere karşıt anlamıyla liberal bir parti olarak sınıflandırılabilir. Ancak Siyonizm açısından sağ çizgiye bağlıdır. Hatta ‘Yahudi devletinin Filistin, Ürdün, Güney Suriye ve Sina toprakları üzerinde kurulması gerektiğine’ inanır. Yahudilerin Araplarla savaşması ve onları yenilgiye uğratması gerektiğini savunmuştur. Araplar yenilgiyi kabul ettiğinde ise herkesin birlikte yaşayacağı bir devlet kurulacağını öngörmüştür. Bu anlayışa göre, söz konusu devlette başbakanlığa bir Arap seçilirse yardımcısı Yahudi, seçilen Başbakan Yahudi olursa yardımcısı Arap olacaktı.

Begin savaş derken, bütün vahşeti ve çılgınlığıyla savaşı kastediyordu. Şiddete ve teröre başvurdular. İsrail kurulduğunda ise siyasi bir partiye dönüştüler. O dönemde partiye liderlik eden Menahem Begin, ‘devlet adamı’ olmayı önemsiyordu. Liderlikle en temel konularda dahi anlaşmazlığa düşse de çoğunluğun görüşüne boyun eğiyordu. Demokrasiye inanıyor, David Ben-Gurion yönetimini aşırı solcu olarak değerlendiriyordu. Arap vatandaşlara askerî yönetim uygulanmasına karşı çıkıyor, yargı kurumuna ve yasalara müdahale edilmesini de reddediyordu. Mısır Cumhurbaşkanı Enver Sedat İsrail’i ziyaret ettiğinde Begin başbakan seçilmişti. Sedat’ı kabul eden Begin, onunla zorlu müzakereler yürüttü, ancak Mısır’a işgal altındaki topraklarının son karışına kadar tamamını geri veren bir barış anlaşmasına imza attı. Sedat’ın Filistin meselesinin çözümü için kapı açılması yönündeki ısrarı üzerine de Filistin halkının kendi kaderini tayin etme konusundaki meşru haklarını tanıyan bir ek protokolü imzaladı.

Cuma günü Kudüs’te Likud destekçileri tarafından Netanyahu’ya destek yürüyüşü düzenlendi. (AP)
Cuma günü Kudüs’te Likud destekçileri tarafından Netanyahu’ya destek yürüyüşü düzenlendi. (AP)

Ardından, 1982 yılında Lübnan Savaşı patlak verdi. Ariel Sharon’un kendisini bu savaşa sürüklediğini ve kendisinin de İsrail’i bu duruma sürüklediğini fark ettiğinde, kendini cezalandırarak iktidardan çekildi.

Yeni anlaşma

Likud, 1977’den bu yana, iktidarı kaybettiği bazı yıllar dışında, İsrail’de neredeyse kesintisiz olarak iktidarda bulunan partidir. Bu istisnalardan biri, İzak Rabin’in iktidara geldiği ve 1995’te suikasta uğrayana kadar görevde kaldığı dönemdir. Başlangıçta milliyetçi ve liberal bir parti olan Likud, liberal bir ailede yetişen ve demokrasinin anavatanı olarak nitelendirmeyi sevdiği ABD’de büyüyen Netanyahu döneminde, sağcı tutumlarını fanatizme varacak ölçüde sertleştirdi. Tek adam partisine dönüşen Likud, Netanyahu’nun son derece baskıcı yönetimi altında faaliyet gösteriyor. İsrail’in yönetim sistemine ve yargı kurumuna karşı bir darbe girişimine öncülük ediyor. Siyasi açıdan aşırılıkçı bir parti hâline geldi. Şarku’l Avsat’ın edindiğı bilgiye göre  bazı dış yardımların da katkısıyla İsrail kamuoyunu aşırı sağa çekmeyi başardı. Hamas’ın 7 Ekim 2023’teki saldırısından bu yana ise İsrail’i Ortadoğu’da istikrarı tehdit eden bir ülkeye dönüştürecek kadar tehlikeli bir aşırılıkçı çizgi izliyor.

Likud, çok sayıda destekçisini kaybetmiş bir parti. Kurucusu Menahem Begin’in liderliğinde bir dönem, 120 üyeli Knesset’te 48 sandalye kazanmıştı. Bu başarı, Irak’ın nükleer reaktörünün bombalandığı 1981 yılında elde edilmişti. Ancak Netanyahu’nun liderliğinde parti gerilemeye başladı; 1996’da 22, 2006’da ise yalnızca 12 sandalye kazandı. Buna rağmen Netanyahu parti liderliğini korudu ve parti içindeki bütün rakiplerini mağlup etti. Likud’un sandalye sayısı 2019’da 35’e, 2020’de 36’ya yükseldi; ancak 2021’de yeniden gerileyerek 29’a düştü. Son seçimlerde ise sağ seçmen arasındaki oy oranını artırmayı başardı ve 32 sandalye kazandı. Yasama dönemi içinde, Dışişleri Bakanı Gideon Saar’ın dört sandalyeye sahip partisini de bünyesine kattı. Böylece Likud’un Knesset’teki sandalye sayısı bugün 36’ya ulaşmış durumda. Ancak anketler, partinin 18 ila 22 sandalyeye gerileyebileceğine işaret ediyor.

Netanyahu bile siyasi kariyerinin ilk dönemlerinde liberal görüşlere sahipti ve yargıyı savunuyordu. Oslo Anlaşmaları’na karşı çıkmasına rağmen seçildikten sonra bu anlaşmalara bağlı kalacağını açıkladı ve uygulamaya koydu. Bu çerçevede Batı Şeria’nın yüzde 13’ünden ve el-Halil’den çekilmeyi tamamladı, iki devletli çözümü desteklediğini ilan etti ve Filistin Devlet Başkanı Yaser Arafat ile müzakereler yürüttü.

Batı Şeria’daki bir yerleşim yerinin yakınında, aşırılık yanlısı Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir’in seçim afişi ile Likud’un “Netanyahu'nun kaybetmesini istiyorlar... Kazanmalarına izin vermeyin” yazılı afişi görülüyor, 22 Ekim 2026 (EPA)
Batı Şeria’daki bir yerleşim yerinin yakınında, aşırılık yanlısı Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir’in seçim afişi ile Likud’un “Netanyahu'nun kaybetmesini istiyorlar... Kazanmalarına izin vermeyin” yazılı afişi görülüyor, 22 Ekim 2026 (EPA)

Netanyahu’daki kırılma, kişisel yolsuzluk eğiliminin ve para hırsının belirginleşmeye başlamasıyla yaşandı. Begin gibi ağırlığı olan siyasi isimleri kendisinden uzaklaştırdı; çevresini ise kendisini memnun etmeye çalışan, siyasi açıdan daha önemsiz isimler ve kötü danışmanlarla doldurdu. Bu kişiler onun zayıf noktasını keşfederek bundan yararlandı; Netanyahu’yu övmeye, yüceltmeye ve bir dahi olduğuna inandırmaya çalıştılar. Hatta onun için “Bibi İsrail’in kralı” sloganları attırdılar. Yakın çevresindekiler, Netanyahu’nun Tanrı’nın Yahudi halkını koruyup kollaması ve milletler arasında efendi kılması için kendisini bu halka bahşettiğini söylediğini duyduklarını kabul ediyor. Siyasi liderlikteki konumunu sağlamlaştırdıktan sonra güvenlik kurumlarını da kontrol altına almayı planladı. Ancak kendileri de kibre kapılmış olan ve kendi alanlarına kimsenin müdahale etmesine izin vermeyen ordu komutanlarıyla karşı karşıya geldi.

Ardından, özellikle polis müfettişlerinin, savcıların ve yargı sisteminin kendisine karşı harekete geçerek hakkında bir iddianame hazırlaması ve ağır yolsuzluk suçlamalarıyla yargılaması üzerine, devletin derin kurumlarını kontrol altına almaya yöneldi.

Netanyahu, kendisini birkaç yıl hapse atmak istediklerine kanaat getirdi. Nitekim kendisinden önceki Başbakan Ehud Olmert de benzer bir süreçte hapse girmişti. Böylece Netanyahu’nun bu kurumlarla mücadelesi bir ölüm kalım savaşına dönüştü. Bu mücadele, ulusal ve stratejik kaygılarının önüne geçti. Onun liderliğinde Likud artık Likud, yani ‘birlik’ anlamına gelen bir parti olmaktan çıktı ve tek adamın partisine dönüştü. İsrail de artık sıradan bir devlet olmaktan uzaklaştı; tek bir kişinin çıkarlarına göre yönetilen bir ülke hâline geldi. Netanyahu, iktidarda kalmasına hizmet ettiği için üç yıldır savaş yürütme noktasına geldi.

İsrailliler zaman zaman böyle bir aşamaya ulaşmış olduklarına inanamıyor ve şu soruyu soruyor: Çocuklarımızın, İsrail’in hiçbir çıkarına hizmet etmeyen bir savaşta, yalnızca tek bir kişiye hizmet etmek uğruna hayatlarını kaybetmiş olmaları mümkün mü?!


Trump, seçimlerin ardından İran’a yönelik birkaç gün sürebilecek saldırıları değerlendiriyor

ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray bahçesinde gazetecilere açıklamalarda bulunuyor (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray bahçesinde gazetecilere açıklamalarda bulunuyor (Reuters)
TT

Trump, seçimlerin ardından İran’a yönelik birkaç gün sürebilecek saldırıları değerlendiriyor

ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray bahçesinde gazetecilere açıklamalarda bulunuyor (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray bahçesinde gazetecilere açıklamalarda bulunuyor (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump’ın, İran’a yönelik savaşı birkaç gün sürecek saldırılarla yeniden başlatmayı değerlendirdiği bildiriliyor. ABD’li yetkililere göre saldırıların, Kongre ara seçimlerinin hemen ardından başlaması olası. Trump yönetimindeki bazı isimler, ağır darbe alan İran ekonomisinin yeni bir bombardıman dalgasının baskısıyla rejimin çöküşüne yol açabileceğini değerlendiriyor.

Trump, Beyaz Saray’dan ayrılmadan önce gazetecilere yaptığı açıklamada, “Bunu çok hızlı bir şekilde sona erdirebiliriz... Asıl soru şu: Çatışmayı kesin olarak sonuçlandırmak mı istiyoruz, yoksa kendi kendine sönümlenmesine mi izin veriyoruz?” dedi. Florida’ya geldiğinde ise Washington’un İran’a karşı yeni bir askerî operasyon düzenleyebileceğini söyledi.

Hürmüz Boğazı’ndan petrol geçişinin sürdüğünü belirten Trump, “İstediğimiz her şeyi elde ediyoruz” ifadesini kullandı. Trump, çarşamba günü yaptığı açıklamada da “Öyle ya da böyle, yakın zamanda bir şeyler olacak” demişti.

ABD’nin Türkiye Büyükelçisi ve Suriye dosyasından sorumlu özel temsilcisi Tom Barrack dün yaptığı açıklamada, ABD’nin bu hafta sonu İran’a saldırı düzenlemesi ihtimalini dışlamadığını söyledi. Şarku’l Avsat'ın AFP’den aktardığına göre Barrack, internet üzerinden yayımlanan bir programa verdiği röportajda, “Bu hafta sonu bir saldırı gerçekleşebilir mi? Kesinlikle” dedi. Ancak Barrack’ın doğrudan İran dosyasından sorumlu olmadığı ifade ediliyor.

Barrack, Trump’ın tutumunun “son derece açık” olduğunu vurgulayarak ABD Başkanı’nın anlaşmaya açık ve hazır olduğunu, tarafların aylar boyunca müzakere masasında oturduğunu belirtti.

Trump ise Barrack’ın açıklamalarının önemini küçümsedi. Florida’da gazetecilere konuşan Trump, “Bu benim büyükelçim miydi? Sanırım oldukça etkili bir adam. Eğer durum buysa, ben bundan haberdar değilim” dedi.

Barrack rejim değişikliğine karşı, Netanyahu ise ısrarcı

Barrack, ABD’nin İran’da rejim değişikliği hedeflemediğini söyledi. Bu açıklama, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun son günlerde İran rejiminin devrilmesine yönelik tekrarladığı çağrılarla çelişiyor.

İran halkına seslenen Barrack, “Dünyayı, müttefiklerimizi ve Körfez bölgesini tehdit etmeyi sürdürürseniz sonuçları olacaktır. Ancak bu sonuçlar rejim değişikliği anlamına gelmeyecek” dedi.

ABD Başkanı’nın da ülkesinin rejim değişikliğiyle ilgilenmediğini açıkça ifade ettiğini belirten Barrack, “Rejim değişikliği konusunda her zaman temel sorun şudur: Sonrasında hangi senaryo yaşanacak?” diye konuştu.

Trump, diplomatik girişimlerin sonuçsuz kalmasının ardından İran’a yönelik yeni saldırılara açık olduğunu belirtmişti. Ancak daha önce, 3 Kasım’da yapılacak Kongre ara seçimlerinden önce böyle bir saldırı düzenlenmeyeceğini açıklamıştı.

The Atlantic dergisine konuşan yetkililere göre olası saldırıların hedefleri arasında İran’ın füze ve insansız hava aracı (İHA) envanteri, enerji tesisleri ve nükleer tesisleri bulunuyor.

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığına (CENTCOM) bağlı iki F-16 savaş uçağı. (CENTCOM)
ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığına (CENTCOM) bağlı iki F-16 savaş uçağı. (CENTCOM)

Yönetim dışında görev yapan bir danışman, ekonomik baskının “sonuç vermeye başladığını” savunarak, yeni saldırıların İran yönetimini “düşüreceğini” ileri sürdü.

Trump, savaşı sona erdirmek için kendisine hızlı sonuç vaat eden iki yakın ismin farklı yaklaşımlarıyla karşı karşıya. ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, deniz ablukası ve yaptırımların Tahran’ı müzakere masasında teslim olmaya zorlayacağına inanıyor. Netanyahu ise Trump’la gerçekleştirdiği bir dizi görüşmede, rejimi devirmek amacıyla ABD ve İsrail’in son ve yıkıcı bir saldırı dalgası düzenlemesini savundu. Yönetimin şu anda iki yaklaşımı birleştirmeye yöneldiği değerlendiriliyor.

Sabır tükeniyor

The Atlantic dergisinin bir ABD’li yetkiliye ve görüşmeler hakkında bilgi sahibi bir kaynağa dayandırdığı haberine göre Trump, ara seçimlerden önce İran’ın müzakerelere dönmesini umuyordu. Ancak bu gerçekleşmedi. Enerji fiyatlarının yüksek seyretmesi, Cumhuriyetçiler açısından ciddi bir seçim yüküne dönüşürken Trump’ın ekonomik boğma stratejisine yönelik sabrı da azalmaya başladı.

Dergi, Washington’daki bazı çevrelerin güç gösterisinin Trump’a “Ekim sürprizi” olarak nitelendirilebilecek bir siyasi zafer kazandırabileceğini savunması üzerine Trump’ın seçimlerden önce yeniden çatışmaya girme seçeneğini değerlendirdiğini yazdı.

Bir Beyaz Saray yetkilisine göre Netanyahu da salı günü yapılacak İsrail seçimlerinden önce saldırı düzenlenmesini istedi. Ancak Cumhuriyetçilerden gelen güçlü itirazlar, Trump’ı ABD seçimlerinden önce İran’a saldırmayacağı yönünde kamuoyu önünde taahhütte bulunmaya itti.

ABD’li yetkililer, seçim sonrasına ilişkin henüz kesin bir karar alınmadığını belirtiyor. Bazı yetkililer, Washington’un atacağı bir sonraki adım ve bunun zamanlaması konusundaki belirsizliğin Tahran’ı teyakkuzda tutmasını umuyor.

ABD’nin hazırlıklarına ilişkin kamuoyuna yansıyan en önemli işaretlerden biri, ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth’in bu hafta İsrail’e yaptığı ziyaret ve Netanyahu ile İran dosyasını görüşmesi oldu.

Riskli bir bahis

The Atlantic, ekonomik baskının İran’ı ciddi biçimde zayıflattığını ancak Tahran’ın müzakere pozisyonunu büyük ölçüde değiştirmediğini yazdı. Dergi, Trump’ın daha önce de İran’ın çöküşün eşiğinde olduğuna inandığını, ancak bu değerlendirmesinin yanlış çıktığını hatırlattı.

Haberde, yeni saldırıların Tahran’ı teslim olmaya zorlamak yerine bölgesel tırmanmaya yol açabileceği ve başarısızlık durumunda İran’ın taviz vermeye daha az istekli hâle gelebileceği uyarısı yapıldı.

İran konusunda uzman eski İsrailli istihbarat subayı Dani Citrinowicz dergiye yaptığı açıklamada, “Üç gün sürecek bir savaş planlayamazsınız çünkü karar tek taraflı değildir. İran’ın nasıl karşılık vereceğini kontrol edemezsiniz” değerlendirmesinde bulundu.

Dergi ayrıca, savaşın en yoğun döneminde önemli ölçüde azalan ABD mühimmat stoklarının bölgedeki Amerikan çıkarlarını korumaya yeterli olup olmadığına ilişkin soru işaretlerine dikkat çekti. İran’a yönelik yeni saldırı ihtimali ve Tahran’ın Hürmüz Boğazı’ndaki tankerlere yönelik saldırı haberlerinin ardından perşembe günü petrol fiyatları yükselirken hisse senedi piyasaları geriledi.

ABD Donanmasına ait amfibi hücum gemisi USS Boxer, Orta Doğu’daki operasyonları sırasında. (CENTCOM)
ABD Donanmasına ait amfibi hücum gemisi USS Boxer, Orta Doğu’daki operasyonları sırasında. (CENTCOM)

İran ekonomisi; petrol ihracatını fiilen durma noktasına getiren abluka, yaptırımlar ve saldırıların yol açtığı hasar nedeniyle ağır baskı altında. Enflasyon yükselirken temel ürünlerde kıtlık yaşanıyor ve İran riyali tarihî düşük seviyelerine geriliyor.

Bununla birlikte dergi, İran’da yakın bir çöküş yaşanacağına ilişkin çok az kanıt bulunduğunu belirtti. Habere göre Tahran, fiyatları kontrol altında tutmaya ve temel ithalatı sürdürmeye çalışarak ekonomik hasarı sınırlamayı hedefliyor. İran’daki sertlik yanlısı çevrelerin ise onlarca yıldır halkın yaşadığı ekonomik sıkıntılara rağmen geri adım atmadığına dikkat çekiliyor.

ABD Merkez Kuvvetler Komutanı (CENTCOM) Amiral Brad Cooper, geçen hafta yaptığı açıklamada, deniz ablukasının İran’ın en az 25 milyar dolar değerindeki ham petrolü ihraç etmesini engellediğini söyledi.

ABD Hazine Bakanlığı da çarşamba günü, Tahran’ın askerî, silahlanma ve nükleer programlarını finanse etmek için dolaylı biçimde gelir elde etmesine yardımcı olmakla suçladığı deniz taşımacılığı ağlarına ve aracılara yaptırım uyguladı.

Kısa ama yoğun saldırı planları

The New York Times, ABD ve İsrail ordularının Amerikan ara seçimlerinden sonra gerçekleştirilebilecek “kısa ama yoğun” bir operasyon için planlar hazırladığını bildirdi. Habere göre bazı ABD’li planlamacılar, üç günlük bir saldırı kampanyasının İran’ın tutumunu değiştirmek için yeterli olabileceğine inanıyor.

Gazeteye konuşan yetkililer, olası hedefler arasında nükleer tesisler, füze ve İHA envanteri ile enerji altyapısının bulunduğunu belirtti. Saldırıların “Cebel el-Fas” nükleer tesisine kadar uzanabileceği de ifade edildi.

Haberde, üç uçak gemisi, binlerce deniz piyadesi, savaş uçakları ve özel operasyon birliklerini kapsayan Amerikan askerî yığınağının kasım ayının başından önce tamamlanmayacağı kaydedildi. Trump’ın, iki ülkenin hava kuvvetlerinin alarm seviyesini en üst düzeye çıkarmasının ardından ekim ayının başında yapılması planlanan bir saldırıyı son anda ertelediği de aktarıldı.

Axios haber sitesi ise onlarca İsrail savaş uçağı ve havada yakıt ikmal uçağının pazartesi günü Suriye ve Irak hava sahaları üzerinden İran sınırına kadar ilerlediğini, olası saldırıyla uyumlu bir güzergâh izledikten sonra geri döndüğünü bildirdi.

Tahran’da konuşan İran Kara Kuvvetleri Komutanı Emir Hatemi, perşembe günü ülkesinin “asimetrik savaşa” hazırlandığını söyledi ve Umman Denizi’nde “düşman” gemilerinin hedef alınabileceği uyarısında bulundu.

İran Kara Kuvvetleri Komutanı Emir Hatemi, kimliği açıklanmayan bir İHA fabrikasında. Röportaj perşembe günü yayımlandı. (IRNA)
İran Kara Kuvvetleri Komutanı Emir Hatemi, kimliği açıklanmayan bir İHA fabrikasında. Röportaj perşembe günü yayımlandı. (IRNA)

İran Devrim Muhafızları da Hürmüz Boğazı’ndan geçen gemilere eşlik eden Amerikan kuvvetlerini hedef almakla tehdit etti. Washington’un gemilere refakat etmeyi sürdürmesi durumunda çatışmanın bölgedeki ABD üslerine yayılacağı uyarısında bulundu.

Devrim Muhafızları, yedi petrol tankerinin saldırılar ve deniz mayınları nedeniyle hasar gördüğünü ileri sürdü. Ancak bu iddiayı bağımsız biçimde doğrulamaya imkân veren ayrıntılar paylaşılmadı.

Devrim Muhafızları Sözcüsü Hüseyin Muhibbî de haftanın başında Hürmüz Boğazı’nın altından geçen yedi ana fiber optik kablonun hedef alınabileceği tehdidinde bulundu.

Trump ise Truth Social hesabından yaptığı paylaşımda, İran’ı ABD seçimleri öncesinde petrol fiyatlarını yükseltmek amacıyla gemilere saldırıldığı ve gemilerin mayınlara çarptığı yönünde asılsız anlatılar üretmekle suçladı. Trump, boğazdan geçen petrol miktarının savaş öncesindeki seviyeleri aştığını öne sürdü.

Trump, çarşamba günü Güney Carolina’da düzenlenen bir mitingde ABD’nin İran’ın uranyum zenginleştirme kapasitesini yok ettiğini ve ülkeyi “askerî ve mali açıdan” mağlup ettiğini söyledi. Trump, “Şimdi ayrılabiliriz ancak bunun uzun süre devam edeceğinden emin olmak istiyoruz” diye konuştu.

Netanyahu da çarşamba günü yaptığı açıklamada, İran rejiminin devrilmesinin İran kaynaklı tehdidi kalıcı olarak ortadan kaldırmanın tek yolu olduğunu savundu. İsrail Başbakanı, bu doğrultuda orduya, Mossad’a ve güvenlik birimlerine talimat verdiğini belirtti.


Fransa, yeni bir “Kara Cumartesi” yaşanmasını önlemek için orduyu devreye sokuyor

Yetkililer, gösterileri kontrol altına almak ve olay çıkaranları bastırmak amacıyla binlerce polis ve jandarmayı görevlendirdi (AFP)
Yetkililer, gösterileri kontrol altına almak ve olay çıkaranları bastırmak amacıyla binlerce polis ve jandarmayı görevlendirdi (AFP)
TT

Fransa, yeni bir “Kara Cumartesi” yaşanmasını önlemek için orduyu devreye sokuyor

Yetkililer, gösterileri kontrol altına almak ve olay çıkaranları bastırmak amacıyla binlerce polis ve jandarmayı görevlendirdi (AFP)
Yetkililer, gösterileri kontrol altına almak ve olay çıkaranları bastırmak amacıyla binlerce polis ve jandarmayı görevlendirdi (AFP)

Fransa yönetimi, bugün yeni bir “Kara Cumartesi” yaşanmasını önlemek amacıyla güvenlik güçlerini alarma geçirdi, orduyu devreye soktu ve bir dizi adli ve güvenlik tedbiri aldı. Bu adımlar, Paris, Marsilya, Lyon başta olmak üzere büyük ve küçük birçok kentte yeniden gösteri çağrıları yapılırken atıldı.

İçişleri Bakanı Laurent Nunez, dün yaptığı açıklamada, en az 70 bin polis ve jandarmanın görevlendirilmesini öngören güvenlik planını duyurdu. Planda, normal şartlarda sokaklarda asayişi sağlamak veya göstericilere müdahale etmek için kullanılmayan seçkin birliklerin de desteğinden yararlanılması öngörülüyor. Ayrıca, Fransa’da 2015 ve 2016 yıllarında yaşanan terör saldırılarının ardından görevlendirilen askerî birliklerin de güvenlik önlemlerine katılması planlanıyor.

Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un “önümüzdeki günlerde gösterilerin yasaklanacağını” açıklamasından saatler sonra Paris Emniyet Müdürlüğü, Komünist Partiye yakın Konfederasyon İşçi Sendikası’nın düzenlemek istediği tek bir yürüyüşe izin verdi.

Buna karşılık, Sarı Yelekliler hareketi ve öğrenciler tarafından düzenlenmek istenen gösterilere izin verilmedi. Şarku’l Avsat’ın edindiğı bilgiye göre  gösteri yasakları Marsilya, Lyon ve çok sayıda başka kenti de kapsadı.