İsrail’in Afrika'daki etki alanını genişletmesi: Daha görünür olması ve bölgesel endişeler

Kongo Demokratik Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Tshisekedi’nin Kudüs ziyaretinin ardından yaşanan gelişmeler

Demokratik Kongo Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Tshisekedi, işgal altındaki Kudüs'te İsrail Başbakanı Netanyahu ile yaptığı görüşme sırasında (Demokratik Kongo Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı'nın X hesabı)
Demokratik Kongo Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Tshisekedi, işgal altındaki Kudüs'te İsrail Başbakanı Netanyahu ile yaptığı görüşme sırasında (Demokratik Kongo Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı'nın X hesabı)
TT

İsrail’in Afrika'daki etki alanını genişletmesi: Daha görünür olması ve bölgesel endişeler

Demokratik Kongo Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Tshisekedi, işgal altındaki Kudüs'te İsrail Başbakanı Netanyahu ile yaptığı görüşme sırasında (Demokratik Kongo Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı'nın X hesabı)
Demokratik Kongo Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Tshisekedi, işgal altındaki Kudüs'te İsrail Başbakanı Netanyahu ile yaptığı görüşme sırasında (Demokratik Kongo Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı'nın X hesabı)

Demokratik Kongo Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Felix Tshisekedi'nin işgal altındaki Kudüs'e gerçekleştirdiği ziyaret, İsrail'in Afrika'daki varlığını kalıcı kılma çabalarını, İsrail'in nüfuzunu ve görünürlüğünü artırmasından duyulan bölgesel endişelerin ortasında yeniden gündeme getirdi.

Tshisekedi, 2021 yılında gerçekleştirdiği ziyaretinden bu yana yaklaşık beş yıl içindeki ikinci ziyareti olan ve üç gün süren çalışma ziyaretinin ardından dün İsrail'den ayrıldı. Ziyaret sırasında Kudüs'te Cumhurbaşkanı Isaac Herzog ve Başbakan Binyamin Netanyahu ile görüşmelerde bulundu.

Şarku'l Avsat'a konuşan Afrika işleri uzmanları, Tel Aviv'in çıkarlarını genişletme ve nüfuzunu artırmak için baskı unsurları elde etme çabalarına dikkati çekerek, ekonomik ve güvenlik kazançları sağlama arayışıyla Demokratik Kongo Cumhuriyeti gibi ülkeler ve ayrılıkçı Somaliland gibi bölgelerle yakınlaşma çizgisinde hareket ettiğine işaret ediyor.

Öte yandan Mısır, Türkiye ve Somali dahil olmak üzere birden fazla Arap ve İslam ülkesi, İsrail'in Somaliland’deki varlığına karşı çıktıklarını ifade ederek bunun bölgedeki istikrarı tehdit ettiği konusunda uyarılarda bulundu.

fghyju
Demokratik Kongo Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı, işgal altındaki Kudüs'te İsrailli mevkidaşıyla yaptığı görüşme sırasında (Demokratik Kongo Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı'nın X hesabı)

Demokratik Kongo Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı'nın X hesabından yapılan açıklamaya göre ziyaret sırasında Tshisekedi'nin Netanyahu ile görüşmeleri tarım, enerji, altyapı ve ileri teknoloji alanlarının yanı sıra güvenlik ve savunma konularına odaklandı.

Fransa Uluslararası Radyosu'nun aktardığına göre Kongo Cumhurbaşkanı ülkesinin İsrail'in güvenliğine olan bağlılığını yinelerken, aynı zamanda sivillerin korunması, uluslararası hukuka saygı duyulması ve bölgesel krizleri ele almanın bir yolu olarak diyalogun sürdürülmesi çağrısında bulundu.

Kongo ve İsrail giderek birbirine yaklaşırken Herzog, 2025 yılının kasım ayında Demokratik Kongo Cumhuriyeti'ni ziyaret etmişti.

İlişkiler ve çıkarlar

Ortadoğu Araştırmaları Ulusal Merkezi’nden Afrika İşleri Uzmanı Hüseyin el-Behiri, ziyaretin iki tarafın da çeşitli çıkarlar elde etmesi amacıyla ilişkilerde bir gelişmeyi ifade ettiğini belirtiyor. Buna göre Kongo, isyancılarla yaşadığı iç krizlere karşı güvenlik ve askeri destek almayı amaçlarken İsrail, işgal altındaki Filistin topraklarındaki ihlallerinden kaynaklanan uluslararası baskıları örtbas etmek ve dış ortaklıklarını çeşitlendirme yeteneğini kanıtlamak amacıyla genel olarak Afrika kıtasında, özel olarak da Nil Havzası ülkelerinde nüfuzunu genişletmeyi hedefleyen bir dış politika izliyor.

Behiri, Şarku'l Avsat'a yaptığı açıklamada Demokratik Kongo Cumhuriyeti'nin, İsrail için bakır, alüminyum, lityum ve kobalt gibi işlenmemiş doğal kaynaklar ve değerli madenler elde etmede önemli bir kaynak oluşturduğunu ekledi. Bu madenler, bataryalar ve insansız hava araçları (İHA) gibi stratejik endüstrilerde kullanılmakta olup, İsrail'e aynı zamanda dikkat çekici ekonomik kazançlar sağlıyor.

Afrika işleri uzmanı Çadlı siyasi analist Salih İshak İsa ise Şarku'l Avsat'a yaptığı açıklamada, ziyaretin, Demokratik Kongo Cumhuriyeti'nin ülkenin doğusunda karşılaştığı zorluklar, ordu ve güvenlik teşkilatlarının kapasitesini geliştirme ihtiyacı ile istihbarat, gözetleme, eğitim ve savunma alanlarındaki İsrail tecrübe ve teknolojilerinden yararlanma arzusu çerçevesinde siyasi, güvenlik, ekonomik ve teknolojik yönleri kapsayan daha geniş bir ortaklığa geçişi yansıttığına inandığını ifade etti.

İsrail’in Afrika’da daha görünür olması

İsrail, Afrika'daki varlığını güçlendirmeye çalışıyor. Geçtiğimiz yılın sonlarında, Mısır, Somali, Arap ve Türk devletlerinin bu adıma yönelik itirazlarının ortasında ayrılıkçı Somaliland bölgesini tanımıştı.

İsrail'in Etiyopya, Güney Sudan ve Uganda gibi Afrika ülkeleriyle ilişkileri bulunuyor ve Ağustos 2025'te Zambiya'nın başkenti Lusaka'daki büyükelçiliğini yeniden açtı. Ayrıca Çad, Nijerya ve Kamerun gibi ülkelerle güvenlik, askerî ve ticari ilişkilere sahip bulunuyor.

İsrail ayrıca Ruanda ile askerî iş birliği ilişkilerini sürdürüyor. Öyle ki ülkenin Kigali'deki büyükelçisi geçtiğimiz mart ayında Ruanda Savunma Bakanı ve Genelkurmay Başkanı ile bir araya gelerek iki taraf arasındaki iş birliğini güçlendirmenin yollarını ele almıştı.

Behiri, İsrail'in Afrika'daki ve Nil Havzası'ndaki nüfuz artışının -ki bunun öncesinde Bab’ul-Mendeb ve uluslararası deniz nakliye hatlarının yakınındaki Somaliland bölgesini tanımak suretiyle Afrika Boynuzu ve Kızıldeniz'de bir ayak izi sağlaması gelmiştir- ‘Mısır için stratejik bir derinlik teşkil eden bölgedeki güçlü İsrail varlığı nedeniyle Mısır'ın ulusal güvenliğini doğrudan ve dolaylı olarak etkilediğini, bunun da Tel Aviv'e, iki taraf arasındaki bazı askıda kalan dosyaları çözmek için havza ülkeleriyle olan ilişkilerini bir baskı unsuru olarak kullanma alanı açtığını’ belirtiyor.

İsrail Cumhurbaşkanı, resmi bir ziyaret kapsamında ayrılıkçı Somaliland Bölgesi Başkanı'nı kabul etti (Somaliland Bölgesi Başkanı’nın X hesabı)

İsa, değerlendirmesini şöyle sürdürdü:

"Afrika'daki İsrail varlığının artması, birbirinden bağımsız hareketler silsilesi olmaktan ziyade, her sahanın kendine has özelliklerine göre seçici bir şekilde uygulanan ortak özelliklere sahip bir strateji olma eğiliminde.”

İsa ayrıca, güvenlik boyutunun ekonomik ve diplomatik çıkarların yanı sıra İsrail'in Afrika ülkeleriyle ilişkilerini genişletmesinde merkezi bir unsur haline geldiğine dikkati çekti.

Ortaklık ağı

İsa’ya göre Somaliland durumu, İsrail politikasının ‘jeopolitik boyutunu’ gözler önüne seriyor; zira bu bölgenin Aden Körfezi üzerindeki konumu ve Bab’ul-Mendeb'e yakınlığı, özellikle Husilerin artan tehdidiyle birlikte, onu seyrüsefer ve Kızıldeniz güvenliği açısından doğrudan bir öneme sahip kılıyor.

İsrail, ikili ilişkilerin ötesine geçerek stratejik açıdan son derece hassas bir bölgede yeniden konumlanma boyutları taşıyan bir adımla, Somaliland’ı resmi olarak tanıyan ilk hükümet oldu.

Demokratik Kongo Cumhuriyeti'ne gelince, burada nispeten farklı çıkarlar ön plana çıkıyor. Çünkü yakınlaşma, büyük oranda güvenlik ve teknoloji iş birliği ihtiyacının yanı sıra yatırım fırsatları ve devasa maden kaynaklarından yararlanma isteğiyle de ilişkili.

İsa'ya göre bu durum, İsrail'in Afrika'da tek bir araç değil, devletin doğasına, konumuna ve ihtiyaçlarına göre güvenlik, teknoloji, yatırım ve diplomasinin bir karışımını kullandığını gösteriyor. Dolayısıyla İsrail'in Afrika'daki politikası, ayrıntıları tek tip olan bir plan değil, esnek bir strateji olarak görülebilir.

İsa, sözlerine şöyle devam etti:

 “Genel hedef, İsrail'in güvenlik, seyrüsefer ve ticaret alanındaki çıkarlarına hizmet edecek, İran nüfuzuyla mücadele edecek ve siyasi destek kazandıracak geniş bir ortaklıklar ağı inşa etmektir; araçlar ise ülkeden ülkeye değişiklik gösteriyor.”

İsrail'in Afrika'daki artan nüfuzu, İsrail varlığının dağınık diplomatik ve ekonomik ilişkilerden güvenliğe, limanlara, deniz geçitlerine ve teknolojiye daha fazla dayanan bir varlığa dönüşmesi yoluyla, özellikle Afrika Boynuzu ve Kızıldeniz'de bazı bölgesel dengeleri yeniden şekillendirebilir.

İsa, Somaliland bölgesinde bir İsrail ortağının varlığının, yeni güvenlik ve istihbarat düzenlemelerine kapı aralayabileceğine ve bölgede halihazırda var olan güçler arasındaki rekabeti artırabileceğine inanıyor.



Değişim bloğu liderleri Eisenkot üzerinde uzlaştı, Arap partileri ise dışladı

Yair Golan'ın Arap partilerinin liderleriyle gerçekleştirdiği görüşmeden bir kare (Demokratlar Partisi)
Yair Golan'ın Arap partilerinin liderleriyle gerçekleştirdiği görüşmeden bir kare (Demokratlar Partisi)
TT

Değişim bloğu liderleri Eisenkot üzerinde uzlaştı, Arap partileri ise dışladı

Yair Golan'ın Arap partilerinin liderleriyle gerçekleştirdiği görüşmeden bir kare (Demokratlar Partisi)
Yair Golan'ın Arap partilerinin liderleriyle gerçekleştirdiği görüşmeden bir kare (Demokratlar Partisi)

İsrail'deki “Değişim Bloğu” liderleri, Binyamin Netanyahu hükümetinin yerine “Siyonist Acil Durum Hükümeti” kurmak üzere Yaşar Partisi lideri Gadi Eisenkot'un görevlendirilmesi konusunda uzlaştı. Ancak hükümetin nasıl kurulacağı konusunda net bir yol haritası üzerinde anlaşamadılar. Parti liderlerinin çoğunun Arap partileriyle iş birliğine karşı çıkması nedeniyle bu konudaki görüş ayrılıkları sürerken, Arap partilerinin yerine geçebilecek bir seçenek olarak ultra-Ortodoks (Haredi) partilerin desteğini kazanma girişimi öne çıkıyor.

İsrail Meclisi'nde (Knesset) 48 sandalye kazanan Değişim Bloğu'nun hükümeti kurabilmek için 61 milletvekilinin desteğine ulaşması, yani 13 sandalye daha kazanması gerekiyor. Arap partileri 19, Haredi partileri ise 13 sandalyeye sahip.

Değişim Bloğu'nun beş lideri, Yaşar Partisi lideri Gadi Eisenkot, Birlikte Partisi lideri Naftali Bennett, İsrail Evimiz Partisi lideri Avigdor Lieberman, Demokratlar Partisi lideri Yair Golan ve Birlikte Partisi'nin ikinci ismi Yair Lapid, salı günü Tel Aviv'in banliyölerinden Herzliya'daki bir otelde bir araya geldi. Görüşme, hükümetin kurulmasına ilişkin istişarelerin İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog'un ofisinde başlamasından bir gün önce gerçekleştirildi.

xc cd
Eski İsrail Genelkurmay Başkanı ve Yaşar Partisi lideri Gadi Eisenkot, 28 Ekim 2026'da Tel Aviv'deki parti merkezinde sandık çıkış anketlerinin sonuçlarının açıklanmasının ardından İsrail bayrağını sallarken (Reuters)

Toplantıda Eisenkot'un hükümeti kurmakla görevlendirilmesine destek açıklayan liderler, yalnızca “7 Ekim hükümetinin değiştirilmesi” konusunda net bir uzlaşmaya vardı.

Lapid, toplantının başında yaptığı açıklamada, “Başbakan Binyamin Netanyahu'yu makamından göndereceğiz” dedi. Toplantının ardından konuşan Bennett ise “Zamanımız yok. Önce görevlendirmeyi alacağız, ardından Siyonist bir ıslahat hükümeti kurmak için çalışacağız” ifadelerini kullandı.

Toplantıdan yalnızca bir saat sonra parti liderleri tarafından yayımlanan ortak açıklamada, “mümkün olan en kısa sürede Siyonist bir hükümet kurulması gerektiği” konusunda uzlaşıldığı bildirildi. Açıklamada, mevcut hükümetin (7 Ekim hükümeti) yerine ulusal acil durum hükümeti kurulması konusunda tam mutabakat sağlandığı belirtildi.

Ortak açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“Parti liderleri arasındaki mutabakat doğrultusunda bütün partiler, Gadi Eisenkot'un hükümeti kurmakla görevlendirilmesi için ilk yetkinin kendisine verilmesini tavsiye edecek. Amaç, hükümeti mümkün olan en kısa sürede kurmak ve İsrail'in yeniden seçime gitmesini önlemek.”

Ancak Eisenkot'un hükümeti kurmakla görevlendirilmesi ve cumhurbaşkanından bu yönde yetki alması konusunda anlaşan Değişim Bloğu liderleri, Arap partilerinin desteğine başvurmadan hükümeti nasıl kuracaklarına ilişkin herhangi bir işaret vermedi.

İsrail seçimlerinde iki ana rakipten hiçbiri, hükümeti tek başına kurabilmek için gerekli olan 61 sandalyelik çoğunluğa ulaşamadı. Oy sayımının kesin sonuçlarına göre Netanyahu'nun liderliğindeki blok 53, Eisenkot'un Değişim Bloğu ise 48 sandalye kazandı. Arap partileri ise 19 sandalye elde ederek “tarihi” olarak nitelendirilen bir sonuçla dikkat çekti.

Görüş ayrılıkları sürüyor

İsrail basını, Değişim Bloğu liderlerinin hükümet kurma konusunda uzlaştığını ancak hükümetin nasıl şekilleneceği konusunda anlaşmazlık yaşadığını yazdı.

Yediot Ahronot gazetesi, bir saat 10 dakika süren toplantının ardından parti liderlerinin Netanyahu'yu başbakanlık makamından ve Knesset Başkanı Amir Ohana'yı görevinden uzaklaştırma konusunda anlaştığını, ancak Netanyahu'nun nasıl görevden uzaklaştırılacağı ve yeni meclis başkanının kim olacağı konusunda uzlaşamadığını bildirdi.

Maariv gazetesi ise Arap partileriyle iş birliği yapılması ve Knesset başkanının kim olacağı konularının anlaşmazlığın merkezinde yer aldığını yazdı. Golan'ın Arap partileriyle ittifak kurulmasını desteklediği ancak toplantıda bu yöndeki girişiminin reddedildiği belirtildi.

Yediot Ahronot'un kaynaklarına göre Golan, toplantıda Arap partileriyle iş birliği konusunu gündeme getirerek bu partilerle çalışmama kararının kesin olup olmadığını sordu. Lieberman, kararın kesin olduğunu belirtirken Eisenkot ve Bennett de başlarını sallayarak bu görüşe katıldıklarını gösterdi.

Golan, Değişim Bloğu liderleriyle görüşmesinden önce sabah saatlerinde Arap partilerinin temsilcileriyle bir araya gelmişti. Golan'ın Yusuf Cabbarin ve Ahmed Tibi ile yaptığı görüşmede, “Netanyahu hükümetini değiştirmek ve bir değişim hükümeti kurmak için atılması gereken adımlar” ele alınmıştı.

Şarku’l Avsat’ın Times of Israel gazetesinden aktardığı habere göre parti liderlerinin, muhalefetteki Yahudi partilerinin çoğunun koalisyon ortağı olarak görmeyi reddettiği Arap partileri olmadan hükümeti nasıl kuracaklarına ilişkin herhangi bir işaret vermedi.

Buna karşılık Yediot Ahronot ve Maariv'in haberlerine göre Lieberman, Haredi partilerinin de yer alacağı bir hükümet kurulması için girişimde bulunuyor. Lieberman, Arap partilerine ihtiyaç duyulmadan işlevsel ve istikrarlı bir hükümetin kısa sürede kurulabileceğini savunuyor.

Haredi partilerinin katılımıyla kurulacak bir hükümet, Arap partilerinin dışarıdan desteklediği ancak içinde yer almadığı bir azınlık hükümeti yerine açık bir çoğunluğa sahip olacak.

Yediot Ahronot, Eisenkot'un da diğer konuların yanı sıra Haredi partilerine odaklanmaya karar verdiğini ancak Arap partilerinin desteğine başvurmayı kesin olarak dışladığını kamuoyuna açıklamadığını belirtti.

Bennett de Lieberman gibi Arap partilerinin oylarına güvenmenin mümkün olmadığı görüşünde. Bennett'e göre Eisenkot bu yönde bir adım atarsa kurulacak hükümet uzun ömürlü olmayacak ve tekrarlanacak seçimler sonucunda Netanyahu uzun vadede daha güçlü biçimde iktidara dönebilecek.

Knesset'te kontrol mücadelesi

Anlaşmazlıklar yalnızca hükümetin nasıl şekilleneceğiyle sınırlı değil. Knesset başkanının kim olacağı da liderler arasındaki görüş ayrılıklarının başlıca konularından biri.

Lieberman ve Bennett, bu görevin muhalefet lideri Yair Lapid'e verilmesini isterken Eisenkot, kendisinin veya partisinden bir ismin Knesset başkanı olmasını tercih ediyor.

Toplantıya katılanlardan birinin aktardığına göre, görüşmede Lapid'in Knesset başkanlığına getirilmesi önerildi ancak Eisenkot kararın ertelenmesini istedi.

vbhn
İsrail Meclis Başkanı Amir Ohana, geçen haziran ayında Fas'ın başkenti Rabat'ta (AP)

Değişim Bloğu'ndan üst düzey kaynaklar, gündemdeki ilk konunun “Knesset'in kontrolünü ele geçirmek” olduğunu belirtti. Bu kapsamda Knesset Başkanı Amir Ohana'nın değiştirilmesi, bir düzenleme komitesi kurulması ve önceki yasama döneminde koalisyon tarafından yürütülen tartışmalı yasal düzenlemelerin iptal edilmesi planlanıyor.

Bunun yanı sıra geçiş döneminde hangi yasal düzenlemelerin gündeme getirileceği konusunda da taraflar arasında görüş ayrılıkları bulunuyor.

Eisenkot'un başbakanlık görevine getirilmesine destek verilmesi yönündeki uzlaşma, Başbakan Binyamin Netanyahu'nun pazartesi akşamı yaptığı açıklamadan saatler sonra geldi. Netanyahu, Arap partilerine dayanmayan ve kendi liderliğinde kurulacak geniş tabanlı bir ulusal birlik hükümetinin oluşturulması ihtimalini görüşmeye hazır olduğunu açıklamıştı.

Ancak İsrail devlet televizyonu KAN, Eisenkot'un böyle bir birlik hükümetine katılmayacağını bildirdi.

KAN'ın haberine göre Eisenkot, kapalı toplantılarda ABD Başkanı Donald Trump'ın devreye girmesi halinde bile Netanyahu liderliğindeki bir hükümete katılmayacağını söyledi.

Eisenkot'un, “Trump beni davet ederse başkana saygımdan dolayı görüşmeye giderim. Ancak bunun İsrail'in iç meseleleriyle ilgili olduğunu vurgular ve herhangi bir müdahaleyi engellerim” dediği aktarıldı.


Trump: Yıl sonundan itibaren İsrail'e mali yardımı durduracağız

ABD Başkanı Donald Trump (sağda), Beyaz Saray'da İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile görüşürken (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump (sağda), Beyaz Saray'da İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile görüşürken (Reuters)
TT

Trump: Yıl sonundan itibaren İsrail'e mali yardımı durduracağız

ABD Başkanı Donald Trump (sağda), Beyaz Saray'da İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile görüşürken (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump (sağda), Beyaz Saray'da İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile görüşürken (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump, Washington yönetiminin İsrail'e yönelik 10 yıllık güvenlik yardımı anlaşmasını sona erdireceğini açıkladı. Söz konusu anlaşma kapsamında İsrail'in 2028 yılına kadar yıllık 3,8 milyar dolar yardım alması öngörülüyordu.

Trump, salı günü yaptığı açıklamada, ilk başkanlık döneminde 2019'da yürürlüğe giren ve temeli selefi Barack Obama döneminde, 2016 yılında atılan yardım anlaşmasının sona erdirileceğini belirtti.

İsrail'in de bu yardımın kesilmesine karşı olmadığını söyleyen Trump, “İsrail'in buna ihtiyacı olursa kendisine yardım edeceğiz” dedi. Yardımın azaltılması kararının kendisi ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu arasında varılan mutabakat doğrultusunda alındığını kaydetti.

ABD ile İsrail arasındaki ilişkilerin önemine dikkat çeken Trump, İsrail'in ülkesi açısından öncelikli konumda olduğunu belirterek şunları söyledi:

“İsrail bizim için ilk sırada geliyor. Ona diğer bütün taraflardan daha fazla yardım sağlıyoruz ancak artık bu yardıma ihtiyacı kalmadı. Eğer ihtiyacı olsaydı, yardımın sürdürülmesi gerektiğini söylerdim.”

Anlaşma kapsamında İsrail, silah alımlarında kullanılmak üzere ABD'den yıllık yaklaşık 3,8 milyar dolar tutarında mali yardım alıyor.

Şarku’l Avsat’ın Dış İlişkiler Konseyi'nden  (CFR) aktardığı verilere göre İsrail, 1948'de kuruluşundan bu yana ABD'den bugünkü dolar değeriyle 300 milyar doların üzerinde ekonomik ve askeri yardım aldı.

Bu miktar, 1946'dan bu yana herhangi bir ülkeye sağlanan ABD yardımını geride bırakıyor. İsrail Başbakanı Netanyahu da daha önce ülkesinin ABD yardımına bağımlılığını sona erdirmek istediğini dile getirmişti.

Netanyahu, haziran ayında yaptığı açıklamada İsrail'in askeri bağımsızlığının güçlendirilmesi ve Washington'a olan bağımlılığının azaltılması çağrısında bulunmuştu.

Netanyahu, ocak ayında The Economist dergisine verdiği röportajda ise bu hedefe 10 yıl içinde ulaşmayı umduğunu söylemişti.

Trump, salı günkü açıklamasında kararının gerekçelerinden birinin de Demokratların Senato adayı Abdul (Abdurrahman) Seyyid'in yönelttiği eleştiriler olduğunu belirtti. Seyyid, ABD'de kamuoyunda giderek artan hoşnutsuzluktan ve İsrail karşıtı tepkilerden yararlanan isimler arasında gösteriliyor.

Trump, Fox News'e yaptığı açıklamada, “İsrailliler artık bu yardıma ihtiyaç duymuyorken neden Abdul Seyyid gibi aşırılık yanlısı kişilerin saldırılarına ve eleştirilerine katlanalım?” ifadelerini kullandı.


Trump karşıtlığı Demokratları sandıkta buluşturuyor, peki seçim sonrasında ne olacak?

3 Kasım'da Nevada eyaletinin Las Vegas kentinde oy kullanan seçmenler (Reuters)
3 Kasım'da Nevada eyaletinin Las Vegas kentinde oy kullanan seçmenler (Reuters)
TT

Trump karşıtlığı Demokratları sandıkta buluşturuyor, peki seçim sonrasında ne olacak?

3 Kasım'da Nevada eyaletinin Las Vegas kentinde oy kullanan seçmenler (Reuters)
3 Kasım'da Nevada eyaletinin Las Vegas kentinde oy kullanan seçmenler (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump, Cumhuriyetçilerin zaferini garantilemek için seçmenlere sandık başına gitmeleri ve oylarını “sanki kendi adı da oy pusulasında yer alıyormuş gibi” kullanmaları çağrısında bulundu. Bu çağrı, Cumhuriyetçi taban nezdinde partisine yarar sağlayabilecek olsa da diğer seçmen kesimleri üzerinde ters etki yaratabilir.

Zira Amerikalıların bu seçimlerde oy kullanması, mutlaka bir adayı destekledikleri anlamına gelmiyor. Aksine bu tercih, ABD Başkanı'nın iç ve dış politikalarına yönelik bir tepkinin ifadesi olarak öne çıkıyor. Birçok kamuoyu araştırmasının sonuçları da Trump karşıtlığının geniş bir seçmen kitlesi için temel bir seçim motivasyonuna dönüştüğünü ortaya koyuyor.

Şarku’l Avsat’ın Pew Araştırma Merkezi'nden aktardığı ankete göre kayıtlı seçmenlerin yüzde 44'ü oylarını Trump'a karşı kullanacağını belirtiyor. CBS televizyonunun araştırmasında ise Demokrat seçmenlerin yüzde 70'inden fazlası, oy tercihlerinin başkana yönelik muhalefetin bir ifadesi olduğunu dile getiriyor.

Bu veriler, Trump'ın Demokrat tabanı harekete geçiren başlıca unsura dönüştüğünü ve birçok seçmen açısından kendisine karşı çıkmanın adayların seçim programlarından daha öncelikli hale geldiğini gösteriyor.

Muhalefet stratejisi

Demokratlar bu tablodan yararlanıyor ve seçim kampanyalarını Trump'ı ve siyasi gündemini hedef alan bir söylem üzerine kuruyor. Bu strateji, Kongre'de önemli kazanımlar elde etmelerine, hatta Temsilciler Meclisi veya Senato'da ya da her iki kanatta birden çoğunluğu ele geçirmelerine yardımcı olabilir.

Ancak bu tür bir stratejinin temel sorunu, Demokratların seçimleri kazanmasını sağlayabilse de seçim sonrasında seçmenlerin desteğini korumalarını garanti etmemesi. Trump'a karşı olmak, seçmenin Demokratlara güvendiği anlamına gelmiyor.

defrgt
2 Kasım 2026'da Iowa eyaletinde oy kullanmak için sıraya giren seçmenler (AFP)

CBS'nin anketi, Demokrat Parti destekçilerinin önemli bir bölümünün açık ve belirgin bir Demokrat gündemi desteklemekten ziyade Trump ve Cumhuriyetçilerin politikalarına karşı koyma motivasyonuyla hareket ettiğini ortaya koydu. Parti destekçilerinin yaklaşık yüzde 40'ı, Demokratların Kongre'de çoğunluğu elde etmesi durumunda “açık bir plana sahip olmadığını” düşünüyor.

Nitekim Demokratların, seçimleri kazanmaları halinde önümüzdeki dönemde hangi konulara öncelik vereceklerine ilişkin henüz ortak ve net bir programı bulunmuyor. Demokratların Temsilciler Meclisi'ndeki azınlık lideri Hakeem Jeffries ise partisinin gündeminin ana hatlarını belirlemeye çalıştı.

Jeffries kısa süre önce, Demokratların iktidara gelmeleri halinde ilk 100 günde hayata geçirmeyi planladıkları bir program açıkladı. Plan; yaşam maliyetlerinin düşürülmesini, sağlık sisteminde reform yapılmasını, Trump'ın gümrük tarifelerine karşı çıkılmasını ve İran'la yürütülen savaşın ele alınmasını içeriyor. Parti ayrıca yönetimin uygulamalarına yönelik kapsamlı soruşturmalar başlatmaya hazırlanıyor.

Ancak böyle bir gündemin açıklanmış olması, Demokratların bu başlıkların nasıl hayata geçirileceği veya hangilerine öncelik verileceği konusunda uzlaştığı anlamına gelmiyor. Özellikle partinin ilerici ve ılımlı kanatları arasındaki görüş ayrılıkları ve Trump'ın Beyaz Saray'daki görevini sürdürmesinin getireceği kısıtlamalar, ortak bir yol haritası oluşturulmasını zorlaştırıyor.

vfbghyju
Demokratların Temsilciler Meclisi'ndeki azınlık lideri Hakeem Jeffries, 31 Ekim 2026'da Virginia'da (AFP)

Demokratların bir bölümü sağlık sisteminde reformun öncelikli gündem maddesi olması gerektiğini savunurken, bazıları Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Dairesi'nin (ICE) reforme edilmesini istiyor. Diğerleri ise ekonomiyi canlandırmaya yönelik projelerin yasalaştırılmasına öncelik verilmesi çağrısında bulunuyor.

Buna karşılık birçok Demokrat, yönetimin uygulamalarını denetleme ve hesap vermesini sağlama yetkilerini yeniden etkin biçimde kullanmayı bekliyor. Bu kapsamda Trump'ın veya yönetimindeki bazı yetkililerin görevden alınmasına yönelik girişimlerin de gündeme gelebileceği belirtiliyor.

Demokratların öncelikleri

Ancak Trump'a yönelik muhalefeti seçim kazanımlarına dönüştürmek başka, bu muhalefeti seçmenlerin beklentilerini karşılayacak bir yasama programına çevirmek başka bir mesele. Demokrat Parti içinde gündeme getirilen konuların çeşitliliği ve öncelikler konusundaki görüş ayrılıkları, temel bir soruyu gündeme getiriyor: Seçmenler, yeni Kongre'den gerçekte ne bekliyor?

cfvgthd
3 Kasım'da Washington'daki bir seçim merkezinde oy kullanan kadın seçmen (AP)

Trump'a karşı oy kullanmak, ilk bakışta Demokratlara başkanı denetleme ve yönetimine karşı koyma yetkisi verilmesi anlamına gelebilir. Ancak kamuoyu araştırmaları, tablonun bundan daha karmaşık olduğunu gösteriyor.

Şarku’l Avsat’ın Associated Press'ten aktardığı ankete göre seçmenlerin yaklaşık yüzde 80'i Kongre'nin yaşam maliyetlerini düşürmeye öncelik vermesini istiyor. İran'la savaşın sona erdirilmesini öncelikli görenlerin oranı yaklaşık yüzde 70'e ulaşırken, Trump yönetiminin uygulamalarına yönelik soruşturmaların öncelik haline getirilmesini isteyenlerin oranı ise yaklaşık yüzde 40'ta kalıyor.

 bgnm
2 Kasım 2026'da New Hampshire eyaletinde bulunan Demokrat bir kadın seçmen (Reuters)

Çelişki de tam bu noktada ortaya çıkıyor: Bir seçmen Trump'a karşı oy kullanabilir ancak yeni Kongre'nin, günlük yaşamını doğrudan etkileyen sorunları bir kenara bırakarak başkanla siyasi mücadeleye odaklanmasını istemeyebilir.

Demokratlar çoğunluğu elde etmeleri halinde seçmenlerin beklentilerini karşılamayı başarabilecek mi? Yoksa parti içindeki görüş ayrılıkları, önümüzdeki dönemi somut sonuçların elde edilemediği siyasi çekişmeler ve güç mücadeleleriyle mi geçirmelerine yol açacak?