Şarku'l Avsat'a konuşan Suriyeli yetkili: SDG sonrası entegrasyon süreci sonuna kadar devam edecek

Haseke’deki güvenlik durumunun eskisine kıyasla çok daha iyi

Güvenlik güçleri ve özel görev birliklerinden oluşan konvoy, Haseke’deki et-Talai Alayı karargahına girdi. (Haseke medyası)
Güvenlik güçleri ve özel görev birliklerinden oluşan konvoy, Haseke’deki et-Talai Alayı karargahına girdi. (Haseke medyası)
TT

Şarku'l Avsat'a konuşan Suriyeli yetkili: SDG sonrası entegrasyon süreci sonuna kadar devam edecek

Güvenlik güçleri ve özel görev birliklerinden oluşan konvoy, Haseke’deki et-Talai Alayı karargahına girdi. (Haseke medyası)
Güvenlik güçleri ve özel görev birliklerinden oluşan konvoy, Haseke’deki et-Talai Alayı karargahına girdi. (Haseke medyası)

Haseke Vali Yardımcısı Ahmed el-Hilali Şarku'l Avsat'a yaptığı açıklamada, 29 Ocak 2026 anlaşmasında öngörülen entegrasyon sürecinin, lağvedilen Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ve eski Kürt özerk yönetiminin ardından hem sivil hem de güvenlik ve askeri kurumlarda mutabakat ve müzakere aşamasından fiili uygulama aşamasına geçtiğini belirtti. Güvenlik durumunun şu anda çok daha iyi olduğunu ve kademeli olarak güçlenen bir istikrar ortamının bulunduğunu vurgulayan Hilali, sürecin sonuna kadar kararlılıkla sürdürüleceğini ve temel hedeflerinin bu geçişin sükunetle tamamlanması olduğunu ifade etti.

Haseke Vali Yardımcısı Ahmed el-Hilali (Facebook)
Haseke Vali Yardımcısı Ahmed el-Hilali (Facebook)

SDG lideri Mazlum Abdi’nin 25 Ağustos’ta Şam’daki Cumhurbaşkanlığı Sarayı’ndan yaptığı açıklamayla SDG ve özerk yönetimin lağvedildiğini duyurmasından bu yana Haseke, 29 Ocak Anlaşması uyarınca devlet varlığının her alanda tesis edildiği, güvenlik ve istikrarın güçlendirildiği, kurumların birleştirildiği ve idari çift başlılığın sona erdirildiği yeni bir döneme sahne oluyor.

Entegrasyon binaların devri veya isimlerin değiştirilmesinden ibaret değil

Şarku'l Avsat'a konuşan Hilali, entegrasyon sürecinin yalnızca binaların devredilmesi veya isimlerin değiştirilmesinden ibaret olmadığını, idari, güvenlik ve askeri karar mekanizmaları ile mercilerin Suriye devleti çatısı altında yeniden birleştirilmesi anlamına geldiğini belirtti. Bu doğrultuda önemli adımların atıldığını kaydeden Hilali, kurumsal veya güvenlik boyutunda bir boşluk oluşmasını engellemek ve vilayetin istikrarını korumak amacıyla kalan dosyaların düzenli bir şekilde tamamlanması için çalışmaların sürdüğünü ifade etti.

SDG’nin lağvedildiğinin açıklanmasından önce Haseke’deki birçok şehir ve bölgede Devrimci Gençlik Hareketi adlı grup tarafından çıkarılan güvenlik kargaşasının 29 Ocak Anlaşması’nın ardından arttığı ve söz konusu unsurların kurumların hükümete devredilmesini engellediği bilinirken, bu durumun mevcut süreçte tamamen ortadan kalktığı bildirildi.

Suriye Savunma Bakanlığı’ndan bir askeri heyet, Haseke vilayetinde düzenlenen bir toplantıda (Haseke Valiliği)
Suriye Savunma Bakanlığı’ndan bir askeri heyet, Haseke vilayetinde düzenlenen bir toplantıda (Haseke Valiliği)

Hilali, önceki kargaşa ortamının sona ermesindeki ana nedenin ‘sürecin değişmesi’ olduğunu belirterek, geçmişte devlet kurumlarının devralınmasını engellemeye ve bu süreci sabote etmeye yönelik bazı girişimlerin yaşandığını, ancak anlaşmanın uygulanmasında katedilen mesafe ve kurumsal ile güvenlik alanındaki çift başlılığın sona erdirilmesine yönelik kararlılığın netleşmesiyle, bu tür eylemlerin büyük oranda gerilediğini ifade etti.

Devlet kurumları çatışma alanı olmamalı

Sözlerini sürdüren Hilali, bugün herkesin, devlet kurumlarının bir çatışma veya karşı karşıya gelme alanı olmaması gerektiği konusunda giderek artan bir kanaate sahip olduğunu vurguladı. Entegrasyon sürecinin sonuna kadar kararlılıkla sürdürüleceğini belirten Hilali, bu sürecin kışkırtma ve gerilimden uzak, sükunetle tamamlanmasını hedeflediklerini, devlet kurumlarının geri dönüşünün herhangi bir toplumsal kesimi hedef almadığını, aksine hizmetin, hukukun ve istikrarın geri dönüşü anlamına geldiğini bütün vilayet halkının hissetmesini istediklerini kaydetti.

Askeri, güvenlik ve sivil kurumların entegrasyon sürecinin tamamen ne zaman biteceğine ilişkin bir soruya yanıt veren Hilali, bu ölçekte ve karmaşıklıktaki bir süreç için yapay bir tarih vermek istemediğini, zira nihai olarak kapatılmadan önce teknik, idari ve güvenlik prosedürleri gerektiren dosyaların bulunduğunu belirtti.

Haseke’deki askeri tatbikatlara katılan Kadın Koruma Birlikleri mensupları (Arşiv – Reuters)
Haseke’deki askeri tatbikatlara katılan Kadın Koruma Birlikleri mensupları (Arşiv – Reuters)

Şarku'l Avsat'a yaptığı açıklamalara “Ancak oldukça ileri bir aşamada olduğumuzu ve genel eğilimin entegrasyonu en kısa sürede tamamlamak yönünde netleştiğini söyleyebilirim” diye devam eden Hilali, çalışmaların büyük kısmının uygulama safhasına geçtiğini, geriye kalan detaylı dosyaların ise ilgili bakanlıklar ile kurumlar arasında düzenleme, inceleme ve koordinasyonun tamamlanmasını beklediğini ifade etti.

Kalan dosyalar

Hilali, “Bizim için en önemli husus, entegrasyonun geçici bir siyasi açıklamadan ibaret kalmayıp eksiksiz, gerçek ve sürdürülebilir olmasıdır” ifadelerini kullandı.

Entegrasyon sürecinin tamamlanmasının önündeki başlıca askıda kalan dosyalara değinen Hilali, geriye kalan konuların üç ana başlıkta toplanabileceğini belirtti: İlk olarak, personelin yeniden yapılandırılması ve gerekli şartları taşıyanların yerleşik usullere göre Savunma ve İçişleri bakanlıkları bünyesine katılmasına ilişkin askeri ve güvenlik dosyası; ikinci olarak, çalışanların durumları, kadroya alınmaları, özlük haklarının ödenmesi ile devlete devir işlemleri henüz tamamlanmamış kurum ve dairelerin entegrasyonunu içeren idari ve sivil dosya; son olarak ise yetki devri, çalışma sistemlerinin, verilerin ve kaynakların yeniden birleştirilmesiyle ilgili bazı hizmet, teknik ve idari dosyalar.

Haseke Vali Yardımcısı Ahmed el-Hilali, Haseke şehrine dönen yerinden edilmiş insanları karşıladı. (Haseke medyası)
Haseke Vali Yardımcısı Ahmed el-Hilali, Haseke şehrine dönen yerinden edilmiş insanları karşıladı. (Haseke medyası)

Hilali, bu dosyaların entegrasyon süreci önünde bir engel teşkil etmekten ziyade tamamlanması gereken icrai nitelikte konular olduğunu belirterek, “Siyasi karar net, genel yönelim ise kesin: Tüm vatandaşların ve vilayetteki her kesimin hakları korunarak devlet kurumları birleştirilecek ve tek merci Suriye devleti olacak” değerlendirmesinde bulundu.

Suriye’de bir ‘Kürt projesi’ kurmayı hedefleyen eski Kürt özerk yönetiminin ilk nüvesi, PYD ve Kürt Ulusal Konseyi’nin 12 Temmuz 2012’de imzaladığı Erbil Anlaşması’nın ardından kurulan Kürt Yüksek Konseyi ile atılmıştı. Konseyin askeri kanadı olarak Halk Koruma Birlikleri (YPG), Kadın Koruma Birlikleri (YPJ) ve Asayiş yapıları oluşturulmuş, ardından 2015 yılında Kürtlerin kontrolündeki SDG kurulmuştu.

Suriye ordusuna katılmalarının ardından Haseke’de devriye gezen eski SDG militanları (AP)
Suriye ordusuna katılmalarının ardından Haseke’de devriye gezen eski SDG militanları (AP)

SDG, 2025’in sonları ve 2026’nın başlarında milisleri ile Suriye ordusu arasında başlayan ve yaklaşık iki hafta süren silahlı çatışmalarda kontrol ettiği bölgelerin büyük bir kısmını kaybetti; ardından 29 Ocak 2026 Anlaşması imzalandı.

Suriye hükümeti ile SDG arasında imzalanan anlaşma; ateşkes sağlanmasını, Kürtlerin çatışma yılları boyunca kurduğu askeri ve sivil kurumların Suriye devleti bünyesine kademeli olarak entegre edilmesini, sınır kapıları ile petrol ve doğalgaz sahalarının devredilmesini ve yabancı savaşçıların bölgeden çıkarılmasını öngörüyor.



Husilerden Aden ve Mukalla havalimanlarına saldırı

Yemen’in Taiz vilayetinin batısındaki Cebel Han cephesinde hükümet güçlerinin konuşlanmasından, (AFP)
Yemen’in Taiz vilayetinin batısındaki Cebel Han cephesinde hükümet güçlerinin konuşlanmasından, (AFP)
TT

Husilerden Aden ve Mukalla havalimanlarına saldırı

Yemen’in Taiz vilayetinin batısındaki Cebel Han cephesinde hükümet güçlerinin konuşlanmasından, (AFP)
Yemen’in Taiz vilayetinin batısındaki Cebel Han cephesinde hükümet güçlerinin konuşlanmasından, (AFP)

Husiler, Yemen’deki kritik tesislere yönelik saldırılarını artırdı. Grup, Aden Uluslararası Havalimanı ile Mukalla kentindeki er-Reyyan Havalimanı’nı balistik füzeler ve insansız hava araçlarıyla (İHA) hedef aldı. Saldırılar, Taiz ve Lahic’in batısında çatışmaların şiddetlendiği ve “Yemen Şafağı” operasyonunun Husilerin askerî ve insan gücünü yıpratmayı sürdürdüğü bir dönemde gerçekleşti.

Şarku’l Avsat’ın resmî kaynaklardan edindiği bilgilere göre, Aden Havalimanı çevresine bir balistik füze düştü. Hadramut vilayetindeki er-Reyyan Havalimanı da füze ve hava saldırılarına maruz kaldı. Yerel yönetim, saldırılarda can kaybı yaşanmadığını bildirdi. Husiler ayrıca Taiz kentinin Bir Başa bölgesindeki bir sünger fabrikasını hedef aldı. Böylece saldırılar, sivil ve kritik altyapı tesislerini de kapsadı.

Yemen ordu sözcüsü, muhaliflerini kuşatma uygulamakla suçlayan Husilerin, havalimanlarını, tesisleri, altyapıyı, seyahat güzergâhlarını ve geçim kaynaklarını hedef alarak fiilen halka kuşatma uyguladığını söyledi. Sözcü, saldırıların Husilerin sahada baskı altına alındığı dönemlerde daha da yoğunlaşan bir yaklaşımın göstergesi olduğunu ifade etti.


Sisi: Suudi Arabistan’la askerî iş birliğimiz savunma amaçlı, Yemen’e saldırıyı kapsamıyor

Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi “Mısır Forumu” kapsamında düzenlenen “Kentsel ve İmar Gelişimi” oturumunda (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi “Mısır Forumu” kapsamında düzenlenen “Kentsel ve İmar Gelişimi” oturumunda (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
TT

Sisi: Suudi Arabistan’la askerî iş birliğimiz savunma amaçlı, Yemen’e saldırıyı kapsamıyor

Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi “Mısır Forumu” kapsamında düzenlenen “Kentsel ve İmar Gelişimi” oturumunda (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi “Mısır Forumu” kapsamında düzenlenen “Kentsel ve İmar Gelişimi” oturumunda (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi, “Mısır’ın askerî çabalarının Suudi Arabistan topraklarını savunmaya yönelik olduğunu ve Yemen’e yönelik bir saldırıyı kapsamadığını” vurguladı. Sisi dün akşam yaptığı açıklamada, “Buradaki amaç, Suudi Arabistan’ın topraklarını ve sınırlarını, ayrıca Mısır’dan talep edilmesi hâlinde diğer Arap ülkelerinin topraklarını savunmaktır” dedi. Mısır’ın askerî faaliyetlerinin kendi sınırlarının ötesine ya da güvenliğini ve istikrarını korumayı önemsediği kardeş ülkelerin topraklarında saldırı amacıyla yürütülmeyeceğini ifade etti.

Sisi, Mısır’ın Körfez ülkelerinin yanında durmasının ortak Arap ulusal güvenliğinin bir uzantısı olduğunu belirtti. “Arap ulusal güvenliği bir bütündür” diyen Sisi, Körfez’deki kardeş ülkelerin istikrarının Mısır’ı ulusal güvenlik açısından doğrudan ilgilendirdiğini vurguladı. Sudan, Libya ve Somali dâhil bütün Arap ülkelerinde istikrarın yeniden sağlanması gerektiğini söyledi.

Mısır Parlamentosunun, Suudi Arabistan’a destek amacıyla gerekli adımların atılması konusunda Cumhurbaşkanı Sisi’ye yetki verilmesini görüşmek üzere önümüzdeki pazartesi toplanması planlanıyor.

Sisi, dün Başbakan Mustafa Medbuli ve çok sayıda bakanın katılımıyla, “Mısır Forumu 2026” kapsamında düzenlenen “Vatan ve Vatandaş Güvenliği” başlıklı oturuma katıldı.

Mısır Cumhurbaşkanı, tüm Arap ülkelerinde istikrarın yeniden sağlanması gerektiğini vurguladı (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Mısır Cumhurbaşkanı, tüm Arap ülkelerinde istikrarın yeniden sağlanması gerektiğini vurguladı (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

Mısır Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Muhammed Şinavi’nin açıklamasına göre İçişleri Bakanı Mahmud Tevfik, güvenlik sisteminin geliştirilmesi ve adli suçlarla mücadele için yürütülen çalışmaları anlattı.

Tevfik, suç yöntemlerinin gelişmesi karşısında güvenlik çalışmalarını yeniden yapılandırmak amacıyla kapsamlı bir plan hazırlandığını belirtti. Planın temel başlıkları arasında siber suçlar ve fikrî mülkiyet alanlarında uzman kadroların yetiştirilmesi, terör örgütlerinin faaliyetlerinin erken aşamada izlenmesi, vatandaşların bilinç düzeyinin artırılması ve hükümlülere yönelik ceza politikalarının güncellenmesi yer alıyor. Tevfik, vatandaşların bilinçlendirilmesinin ülkenin istikrarını hedef alan girişimlere karşı önemli bir savunma hattı oluşturduğunu kaydetti.

Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdülati ise ülkesinin kriz ve çatışmaların yaşandığı ülkelerle çevrili olduğunu, bu durumun doğrudan Mısır’ın ulusal güvenliğiyle bağlantılı bulunduğunu söyledi. Abdülati, Mısır’ın dünyanın önde gelen güçleriyle stratejik ilişkilere ve ortaklıklara sahip olduğunu belirterek, bu ilişkilerin Sisi’nin ortaya koyduğu “stratejik denge” doktrini doğrultusunda ihtiyatlı ve dengeli biçimde yürütüldüğünü ifade etti.

Kızıldeniz’in güvenliği konusunda da açıklamalarda bulunan Abdülati, Mısır’ın kıyıdaş ülkelerle iş birliği yaparak bölgede güvenlik ve istikrarı sağlamayı hedeflediğini belirtti. Bu iş birliğinin lojistik, ekonomi ve turizm alanlarında ortaklıkların geliştirilmesini de kapsadığını kaydetti.

Abdülati, su güvenliğinin Mısır için hayati bir mesele olduğunu vurgulayarak, “110 milyon Mısırlının yaşamı hiçbir tarafın tek taraflı iradesine bırakılamaz” dedi. Mısır’ın yalnızca uluslararası hukuk kurallarının uygulanmasını talep ettiğini belirtti.

Mısır’ın Afrika Boynuzu ülkelerine yönelik politikasının temel ilkelerini de sıralayan Abdülati; ülkelerin iç işlerine müdahale edilmemesi, ulusal birlik ve bağımsızlıklarının korunması, bölgede ayrılıkçılığın ve ülkelerin bölünmesinin kesin biçimde reddedilmesi ile denize erişim konusunun komşu ülkelerle koordinasyon ve anlaşma yoluyla ele alınması gerektiğini ifade etti.

Cumhurbaşkanı Sisi, Mısır’ın Körfez ülkelerine verdiği desteğin, ortak Arap ulusal güvenliğinin bir uzantısı olduğunu teyit etti. (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Cumhurbaşkanı Sisi, Mısır’ın Körfez ülkelerine verdiği desteğin, ortak Arap ulusal güvenliğinin bir uzantısı olduğunu teyit etti. (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

Abdülati, Mısır’ın Sudan’ın bölünmesine ve Sudan devletinin kurumlarının çökmesine izin vermeyeceğini de söyledi. Mısır’ın, Sudan’da siyasi bir çözüm bulunması için bölgedeki diğer aktörlerle birlikte çalışmalarını sürdürdüğünü belirtti.

Dün akşam oturumu sırasında yeniden söz alan Sisi ise devlet kurumlarının korunmasının önemine dikkat çekti. Devlet kurumlarının ayakta tutulamamasının ülkelerin çöküşüne yol açtığını belirten Sisi, devletlerin çökmesinin çok ciddi sorunlara neden olduğunu söyledi. Bölgedeki mevcut tablonun bu durumu açıkça ortaya koyduğunu vurguladı.

Sisi ayrıca, 2014’ten bu yana Mısır dış politikasına yön veren temel ilkeleri sıraladı. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre bu ilkelerin; ülkelerin iç işlerine müdahale etmemek, komplolardan kaçınmak, ulusal devletlerin birliğini ve kurumlarını korumak, silahlı milislerle ilişki kurmamak, inşa ve kalkınma için iş birliği yapmak ve bütün aktörlerle dengeli ilişkiler içinde olumlu bir angajman yürütmek olduğunu ifade etti.


Dürzi bir kaynak, Süveyda kırsalında İsrail üssü kurulacağı yönündeki hazırlıkları yalanladı

Suriye’nin Süveyda ilinin kırsal kesiminde bulunan Tel Kalib (Arşiv – SANA)
Suriye’nin Süveyda ilinin kırsal kesiminde bulunan Tel Kalib (Arşiv – SANA)
TT

Dürzi bir kaynak, Süveyda kırsalında İsrail üssü kurulacağı yönündeki hazırlıkları yalanladı

Suriye’nin Süveyda ilinin kırsal kesiminde bulunan Tel Kalib (Arşiv – SANA)
Suriye’nin Süveyda ilinin kırsal kesiminde bulunan Tel Kalib (Arşiv – SANA)

Suriye’nin Süveyda kırsalında, Şeyh Hikmet el-Hicri’nin politikalarına karşı çıkan Dürzi bir kaynak, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, ilin güneydoğusunda bir İsrail üssü kurulmasına yönelik hazırlıklar yapıldığı ve “Ulusal Muhafızlar” olarak bilinen grubun Suriye hükümetinin kontrolündeki bölgelere ve Dera iline geniş çaplı saldırı düzenlemeye hazırlandığı yönündeki iddiaları yalanladı. Kaynak, söz konusu haberlerin “sahada hiçbir karşılığı olmayan medya söylentilerinden ibaret” olduğunu belirtti.

Kaynak, “Hicri ve savaşçılarıyla bağlantılı medya platformları ve haber kuruluşlarında bu söylentiler yoğun biçimde yayılırken, İç Güvenlik Güçlerinin bazı noktalarına saldırı düzenlemek için sınırlı hazırlıklar yapılıyordu. Ancak saldırı gerçekleştirilmedi” dedi. Kaynak, gündeme getirilen ve yayımlanan iddiaların “medya söyleminin ötesine geçmeyeceği” görüşünde olduğunu ifade etti.

Geçen haftanın başından beri Şeyh Hicri ve “Ulusal Muhafızlar” ile bağlantılı haber platformları, grubun Süveyda kırsalındaki Suriye hükümetinin kontrolünde bulunan bölgelere geniş çaplı bir saldırı düzenlemeye hazırlandığı yönünde haberler yayımlıyor. Bu iddialarda Dera ilinin de olası saldırının hedeflerinden biri olacağı öne sürülüyor.

Söz konusu haberler, Suriye’nin güneyindeki Süveyda, Dera ve Kuneytra illerinin hava sahasında İsrail helikopterlerinin yoğun ve sürekli uçuşlar gerçekleştirdiği yönündeki iddialarla birlikte gündeme geldi. Bazı helikopterlerin Süveyda’daki silahlı gruplara askerî teçhizat taşıdığı ve ilin kırsalına iniş yaptığı da ileri sürüldü. Ayrıca Süveyda’daki fiilî yönetim ile İsrail hükümeti arasında, ilin güneydoğu kırsalındaki Tel Kalib’de bir askerî üs kurulması ve tepeye gözetleme sistemleri yerleştirilmesi konusunda görüşmeler yapıldığı iddia edildi.

Şeyh Hikmet el-Hicri, destekçilerinin arasında (Arşiv – Süveyda 24)
Şeyh Hikmet el-Hicri, destekçilerinin arasında (Arşiv – Süveyda 24)

Aynı dönemde, söz konusu platformlardan biri “Ulusal Muhafızlar” komutanlığının sahada görev yapan bütün sektör ve birlik komutanlarına bir askerî genelge gönderdiğini öne sürdü. İddiaya göre genelgede, belirlenen stratejik bölgeler ve tepelerde sivillerin yaklaşmasının veya görüntü çekmesinin yasaklandığı, yasağa uymayanların hukuki ve adli takibata uğrayacağı bildirildi.

Genelgede ilgili birliklere, Süveyda’nın doğusunda bulunan Tel Maaz, Tel el-Fara, Tel Aliya, Cebel el-Fine, Tel Kalib, Tel Şaaf, Tel el-Mecdea, Tel Sahen ve Tel Zevag bölgelerinde sıkı denetim uygulanması ve kararın derhâl yürürlüğe konulması talimatının verildiği ileri sürüldü.

Dürzi askerî kaynak, açıklamasında Tel Kalib’in eteklerinde bulunan Kefr kasabasının sakinleriyle her gün iletişim hâlinde olduğunu belirtti. Kaynak, “Kasaba halkı, durumun son derece normal olduğunu ve burada bir üs kurulacağına dair hiçbir belirti bulunmadığını doğruluyor” dedi.

Suriye’nin güneyinden gazeteci Ömer el-Hariri de Hicri ile bağlantılı platformlar ve internet sitelerinde yayımlanan çok sayıdaki haberi “sahte” olarak nitelendirdi. Hariri, X hesabından yaptığı paylaşımda söz konusu haberlerin yayılmaması konusunda uyarıda bulundu.

Hariri, “İsrail işgalinin Süveyda’da askerî üs kuracağı yönündeki haberlerin hiçbiri doğru değil” dedi. Süveyda ile İsrail’in Kuneytra ve Golan’daki üsleri arasındaki mesafenin 100 kilometreden az olduğuna dikkat çeken Hariri, İsrail uçaklarının Hicri’ye bağlı silahlı gruplara destek sağlamak için ayrıca bir hava destek üssüne ihtiyaç duymadığını kaydetti.

Süveyda’da Hikmet el-Hicri’yi destekleyen bir grubun düzenlediği yürüyüş (Sosyal medyadan)
Süveyda’da Hikmet el-Hicri’yi destekleyen bir grubun düzenlediği yürüyüş (Sosyal medyadan)

İsrail helikopterlerinin Suriye’nin güneyindeki hava sahasında yoğun ve sürekli uçuşlar gerçekleştirdiği yönündeki iddiaları da değerlendiren Hariri, bu helikopterlerin geçmişte de bölgeye geldiğini belirtti. Hariri, helikopterlerin daha önce silah, lojistik amaçlı iletişim cihazları ve yardım malzemeleri taşıdığını, ayrıca hasta ve yaralıların naklinde kullanıldığını ifade etti.

Karşılıklı suçlamalar

Buna karşılık “Ulusal Muhafızlar” Sözcüsü Binbaşı Talal Amir, Şam yönetimini kendilerine saldırı düzenlemeyi planlamakla suçladı. Amir, Şarku’l Avsat’a yazılı olarak yaptığı açıklamada, Suriye hükümetinin kendi kontrolündeki bölgelerde yaşanan idari başarısızlığı örtbas etmek ve kamuoyunun dikkatini başka yöne çekmek amacıyla dışarıda bir çatışma çıkarmaya çalıştığını öne sürdü.

Amir, “İşgal altındaki bölgelerde takviye kuvvetlerin geldiğini ve tahkimat çalışmalarının yapıldığını günün her saati gözlemliyoruz. Bu çerçevede Şam hükümeti, dikkatleri dağıtmak ve kamuoyunda bir saldırıyı püskürttüğü algısı yaratmak amacıyla söylentiler yayıyor” ifadelerini kullandı.

Amir, “Ulusal Muhafızlar işgal altındaki köylerini kurtarmak için saldırı düzenlemek isteseydi bunu önceden açıklamaz veya sosyal medyaya sızdırmazdı” ifadesini kullandı.

Sözcü ayrıca Süveyda Valisi Mustafa el-Bekur’un bölge halkına krizin çözümü için diyalog çağrısında bulunmasını da reddetti.

Süveyda kentinde Hicri grubuna bağlı unsurlar (Süveyda 24)
Süveyda kentinde Hicri grubuna bağlı unsurlar (Süveyda 24)

Eski Suriyeli muhalif müzakere heyetinin başmüzakerecisi Avukat Muhammed Sabra ise Süveyda’daki milis grupların askerî saldırı düzenleme kapasitesine sahip olmadığı görüşünü dile getirdi.

Sabra, söz konusu grupların askerî kabiliyetlerinin sınırlı olduğunu, personel sayılarının ciddi biçimde yetersiz kaldığını ve silah envanterlerinin bireysel silahlar, tüfekler ve bazı tanksavar mühimmatlarıyla sınırlı olduğunu söyledi. Ayrıca grup üyeleri arasında anlaşmazlıklar bulunduğunu ve bazı unsurların birçok durumda yağma, gasp, adam kaçırma ve sivilleri korkutma eylemlerine karışan çetelere dönüştüğünü öne sürdü.

Sabra’ya göre bu grupların Süveyda üzerindeki kontrolünü sürdürmesi, askerî güçlerinden ziyade bölgesel dengelerden ve İsrail’le olan bağlantılarından kaynaklanıyor. Sabra, İsrail’in bu grupları sona erdirmeye yönelik herhangi bir askerî girişimi, Suriye’nin içişlerine daha kapsamlı müdahalede bulunmak için gerekçe olarak kullanabileceğini belirtti.

Sabra, İsrail’in Süveyda’daki milislere verdiği askerî ve lojistik desteğin arttığı yönündeki değerlendirmelerin doğru olduğunu düşündüğünü de ifade etti. Ancak bu desteğin, söz konusu grupların Süveyda’nın batısında hükümet kontrolündeki bölgelere saldırı hazırlığında olduğu anlamına gelmediğini kaydetti.

Sabra, desteğin artmasının İsrail’de yaklaşan kritik parlamento seçimleri öncesindeki siyasi belirsizlikle bağlantılı olabileceğini dile getirdi.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun seçimleri kazanamaması ve başka bir ismin hükümeti kurmakla görevlendirilmesi hâlinde, mevcut hükümetin geçici hükümet statüsünde görev yapacağını belirten Sabra, böyle bir durumda yeni hükümetin güvenlik politikalarını etkileyebilecek yeni askerî veya güvenlik gelişmelerine yol açacak adımların atılmasının kısıtlanabileceğini söyledi. Yeni hükümetin Suriye’ye yönelik güvenlik politikalarının ise henüz bilinmediğini kaydetti.

Hicri grubuna bağlı unsurlar (Arşiv– Süveyda 24)
Hicri grubuna bağlı unsurlar (Arşiv– Süveyda 24)

Sabra, seçimlerin Netanyahu ile muhalefet arasında istikrarlı bir hükümet kurmaya yetecek net bir sonuç ortaya çıkarmaması durumunda İsrail’in yeni bir siyasi krize sürüklenebileceğini ve seçimlerin üç ila dört ay içinde tekrarlanabileceğini ifade etti. Ona göre böyle bir süreçte de hükümetin yetkileri belirli ölçüde kısıtlanabilir.

Sabra, bu nedenle Süveyda’daki milislere silah sevkiyatının artmasının, her iki olasılığa karşı hazırlık amacı taşıyabileceğini belirtti. Böylece grupların söz konusu dönem boyunca yetecek miktarda silah ve mühimmata sahip olmasının hedeflenmiş olabileceğini ifade etti. Sabra ayrıca İsrail’in bu gruplara silah tedarikinin geçen hafta belirgin biçimde arttığına da dikkat çekti.