Ali et-Tahir: Netanyahu'nun istediği bir zafer ve zamanlama ve uygulama hakkında sorular

İran'ın, İsrail'in bu tepeleri hedef alması durumunda sert karşılık vereceği tehdidinden saatler sonra, tepelerin kontrol altına alındığı açıklandı

Fotoğraf: İsrail'in Ali et-Tahir Tepeleri’ni kontrol altına aldığı açıklaması, Lübnan cephesinin ele alınmasında yeni bir aşamayı işaret ediyor (AFP)
Fotoğraf: İsrail'in Ali et-Tahir Tepeleri’ni kontrol altına aldığı açıklaması, Lübnan cephesinin ele alınmasında yeni bir aşamayı işaret ediyor (AFP)
TT

Ali et-Tahir: Netanyahu'nun istediği bir zafer ve zamanlama ve uygulama hakkında sorular

Fotoğraf: İsrail'in Ali et-Tahir Tepeleri’ni kontrol altına aldığı açıklaması, Lübnan cephesinin ele alınmasında yeni bir aşamayı işaret ediyor (AFP)
Fotoğraf: İsrail'in Ali et-Tahir Tepeleri’ni kontrol altına aldığı açıklaması, Lübnan cephesinin ele alınmasında yeni bir aşamayı işaret ediyor (AFP)

Emel Şehade

İsrail ordusunun Lübnan'daki Ali et-Tahir Tepeleri’ni kontrol altına aldığı duyurusu, Lübnan cephesinin ele alınmasında yeni bir aşamayı işaret ediyor. Bu arada, İsrailliler Hizbullah'ın altyapısına yönelik saldırıları yoğunlaştırmaya devam etme ve Hizbullah ülke genelinde silahsızlandırılana kadar Lübnan'dan çekilmeme yönünde tehditlerde ve açıklamalarda bulunmayı sürdürüyorlar.

Duyuru, özellikle İran'ın İsrail'in Ali Tahir'i hedef alması durumunda sert bir karşılık vereceği tehdidinden ve İsrail tarafından tutuklanan beş Lübnanlı esirin serbest bırakılması konusunda anlaşmaya varılmasından sadece saatler sonra gelmesi nedeniyle İsrail çevrelerinde şaşkınlık ve hayret uyandırdı. Bu durum şu soruyu gündeme getirdi: İsrail'i bu sorunu kökünden çözmek için Ali Tahir tepelerinde planladığı operasyonu gerçekleştirmeye iten neydi?

Şu ana kadar, İranlı subayların ve Devrim Muhafızları unsurlarının varlığına ilişkin haberler çelişkili. Dış haberlerin aksine, İsrail bölgede hiçbir İranlı unsurun bulunmadığını ve Hizbullah militanlarının sayısının az olduğunu ısrarla belirtiyor. Bu, siyasi ve askeri kurumların bir aydan fazla süredir pazarladığı bir bilgi. Eski güvenlik yetkilileri de bunun, ordunun başarılarını ve Hizbullah'ı ortadan kaldırma gücünü sergilemeye yönelik bir çaba olduğunu düşünüyor; zira İsrail'de ciddi bir krizden bahsediliyor ve Ali Tahir dosyası İsrailliler için büyük bir ikilem oluşturuyor.

 Lübnan'daki Ali Tahir Tepeleri’nde meydana gelen hasarı gösteren uydu görüntüsü (Planet Labs BBC/Reuters)
Lübnan'daki Ali Tahir Tepeleri’nde meydana gelen hasarı gösteren uydu görüntüsü (Planet Labs BBC/Reuters)

Çıkmazdan çıkış yolu

Öte yandan, Ali Tahir meselesinin kesin bir şekilde çözümüne ilişkin açıklamalar, bazı tarafların herhangi bir operasyonun, tünellere giren İsrail askerlerinin Hizbullah militanlarıyla doğrudan çatışmaya girmesine ve can kaybına yol açabileceği uyarısının ardından, İsrail'in bu konudaki çıkmazından kurtulmasının önünü açıyor. Askerler arasındaki can kayıpları, özellikle seçimlerden önce bir zafer arayışında olan Başbakan Binyamin Netanyahu başta olmak üzere karar vericiler için ciddi ve olumsuz sonuçlar doğuracaktır.

Bir güvenlik yetkilisine göre, ordunun harekete geçmesine neden olan, İranlı yetkililerin Ali Tahir Tepeleri'ne yönelik herhangi bir İsrail saldırısına misillemede bulunmakla tehdit ettiğini ve bölgede Devrim Muhafızları'ndan iki subay da dahil olmak üzere İranlıların bulunduğunu belirten Reuters haberiydi. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre bu açıklama, İsrail'in beklediği fırsattı ve hemen Netanyahu, ardından Savunma Bakanı Yisrael Katz, sorunu tamamen çözmekten ve Ali Tahir'in kontrolünü ele geçirmekten bahsetmeye başladı. Ancak ordunun açıkladığı detaylar, tam bir kontrolün söz konusu olmadığını ve sadece bölgedeki diğer tünellere açılan iki koridorun ele geçirildiğini gösteriyor.

Ali Tahir Tepeleri’ni hedef alan hava saldırılarının ardından yükselen duman bulutları (Reuters)
Ali Tahir Tepeleri’ni hedef alan hava saldırılarının ardından yükselen duman bulutları (Reuters)

Tünellere bağlı iki koridorun kontrolü

İsrail ordusu, özel kuvvetlerin, Hizbullah militanlarına yönelik pusu kurma ve tünel girişlerini ateşli silahlar, el bombaları, insansız hava araçları ve diğer silahlarla hedef alma da dahil olmak üzere taarruz operasyonları gerçekleştirdiğini ve iki koridoru kontrol altına aldığını duyurdu. Bu açıklama, ordunun en az bir ay öncesinden beri geniş, kapsamlı ve yaygın bir tünel ağının varlığını doğrulayan raporlarının ardından geldi.

Zafer tablosunu tamamlamak için yeraltında militanların çatışmaları yönetmelerine ve uzun süre orada kalmalarına olanak sağlayacak komuta ve kontrol odaları, silah ve jeneratör odaları, yaşam alanları, banyolar ve bir mutfak keşfedildiği belirtildi. Yirmi yılı aşkın bir sürede inşa edilen bu stratejik altyapı, ordu tarafından başarıyla ele geçirildi.

36. Tümen Komutanı Yiftach Norkin, tünellerden birinin önünde durarak, Ali Tahir Tepeleri'ni ele geçirene kadar bu bölgede yorulmadan savaşan birliklerin kahramanlıklarından bahsetti:”Tam da burada, son haftalarda ele geçirmeye çalıştığımız yeraltındaki iki koridordan biri bulunuyor ve aslında Ali Tahir Tepeleri'ndeki tünellerin temizlenmesi ve güvenliğinin sağlanması için burayı tamamen temizledik.” İsraillilere hitaben şunları da söyledi: “Bunlar, Hizbullah'ın son savaşı komuta etmek için kullandığı tesisler olduğu gibi, daha önce de kullandığı ve kuzeydeki beldelerimizi, güneyde faaliyet gösteren ordu güçlerini, Şakif Tepeleri ve Nebatiye bölgesini ele geçiren birlikleri hedef aldığı tesislerdir.”

Norkin, “Aslında hem yer üstünde hem de tünellerin içinde operasyonel kontrol sağlandı ve operasyonlarımızı tamamlamaya kararlıyız” dedi. Katz da bu açıklamayı destekleyerek, operasyonu güney Lübnan'daki güvenlik bölgesinde tam kontrolün sağlanması sürecinin doruk noktası olarak değerlendirdi.

“Ali Tahir tünelleri, güçlerimize ve Celile bölgesine yönelik saldırılar için bir komuta merkezi görevi görüyordu. Aynı zamanda, Hizbullah için çok önemli bir bölge olan Nebatiye bölgesini savunmak için son komuta merkezi olarak da kullanılıyordu, bu nedenle stratejik önemi büyüktü. Görev, karmaşık ve sistematik bir operasyonla tamamlandı ve tüneller militanlardan temizlendi. Şimdi, İsrail Savunma Kuvvetleri, tünellerin tamamen etkisiz hale getirilmesini tamamlayacak ve bu dağ sırasını kontrol altına almak, düşmanın bölgeye yeniden yerleşmesini önlemek için uygun taktiksel şekilde konuşlanacaktır” diye ebelirtti. İsraillilerin Katz'dan beklediği gibi, ordunun Hizbullah ülke genelinde silahsızlandırılmadan Lübnan'dan çekilmeyeceğini de yineledi.

Netanyahu, Katz'dan önce açıklamalarda bulunarak “Ali Tahir” operasyonunun başarısından bahsetti: “Ordumuz, Şakif Kalesi'nin uzantısı olarak inşa edilen ve Hizbullah’ın Kiryat Şmona ile Metula'yı taciz etmekle kalmayıp Celile'yi işgal etmekle tehdit ettiği stratejik bir konum olan Ali Tahir Tepeleri’ni temizledi. Savaşçılarımız silahları ve bilgisayarları ele geçirdi ve bunlar artık bizim elimizde. Bugün bundan bahsedebiliriz. Ali Tahir Tepeleri artık bizim için tehdit değil.”

Ne Netanyahu ne de Katz, İsraillileri sakinleştirmeyi başaramadı

Ne Netanyahu'nun ne de Katz'ın açıklamaları, özellikle kuzey sakinlerini sakinleştirmeyi başaramadı; zira açıklamalarından saatler sonra, ordunun güney Lübnan'a düzenleyeceği yoğun saldırıların ardından patlama sesleri duyulabileceği konusunda uyarılar aldılar. Bu uyarılarla İsraillilerin zihninde Lübnan'daki durum sanki hiçbir başarı elde edilmemiş gibi yeniden canlandı.

İsrail ordusu ise bölgede halen konuşlanmış bulunduğunu, kontrolünün devam ettiğini ve tünellerin etkisiz hale getirilmesinin hedeflerinin merkezinde olduğunu açıkladı. Hizbullah’ın altyapısını yok etmeye ve üyelerini etkisiz hale getirmeye dair hazırlıklarına gelince, Katz'ın da doğruladığı gibi, tepelerde kontrolü sağlamak ve Hizbullah'ın bölgede yeniden var olmasını engellemek için uygun taktiksel şekilde hareket edecek.

Bir İsrail haberi olayı özetleyerek, İsrail’in faaliyetlerinden endişe duyan Hizbullah'ın yardım ve müdahale için İran'a yöneldiğini belirtti. Güvenlik kuruluşlarının değerlendirmelerine göre, örgüt son iki yılda zarar gören Şii eksenini yeniden inşa etmeye çalışıyor. Bu arada, ABD ve İran arasındaki karşılıklı saldırılar ve rejime uygulanan ağır ekonomik baskı ortamında Tahran, İsrail'in operasyonlarına devam etmesi halinde müdahale tehdidinde bulundu.

İsrail'de, bu faaliyetlerin gerilimi artırmaya ve çatışmaya neden olması ihtimaline karşı hazırlıklar sürüyor. Bu çatışma kuzey bölgesiyle sınırlı kalabilir veya günlerce sürebilir, ancak bu düşük bir olasılık olarak değerlendiriliyor. Aynı zamanda İsrail ordusu halen yüksek alarm düzeyinde ve Amerikalılarla yakın bir diyalog içinde bulunuyor.

*"Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia'dan çevrilmiştir."



Kerak’ta kiliseye terör saldırısı: 7 ölü, 27 yaralı

Kerak’ta kiliseye terör saldırısı: 7 ölü, 27 yaralı
TT

Kerak’ta kiliseye terör saldırısı: 7 ölü, 27 yaralı

Kerak’ta kiliseye terör saldırısı: 7 ölü, 27 yaralı

Ürdün Kralı 2. Abdullah, ülkenin güneyindeki Kerak vilayetinde bir kiliseye düzenlenen ve çok sayıda kişinin hayatını kaybetmesine ve yaralanmasına yol açan saldırının faillerinin en ağır şekilde cezalandırılacağını söyledi.

Ürdün Haber Ajansı’nın aktardığına göre Kral 2. Abdullah, saldırıda yaralananları hastanede ziyaret ederek sağlık durumları hakkında bilgi aldı.

Kral, Kerak vilayetini hedef alan terör saldırısına en ağır şekilde karşılık verilmesi gerektiğini vurguladı. Ürdünlüleri birbirinden koparabileceklerini düşünenlerin başarısızlığa uğrayacağını belirten Abdullah, halkın birlik ve beraberliğinin korunacağı mesajını verdi.

X hesabından açıklama yapan Kral 2. Abdullah, “Ürdün’ün kuzeyinden güneyine bütün Ürdünlüler aynı toprağın ve aynı duruşun ortaklarıdır. İhanet, aralarına giremeyecek” ifadelerini kullandı.

Hayatını kaybedenlerin ailelerine başsağlığı, yaralılara acil şifalar dileyen Kral, “Ürdünlünün kanı değerlidir. Bu ülkeye el uzatanlara karşı demir yumrukla karşılık vereceğiz” dedi.

cdvfgyju
Bir kişi, cuma günü Kerak’ın Hamud köyünde iki teröristin saldırdığı kiliseyi duvardaki bir açıklıktan izliyor (AP)

Başkent Amman’ın yaklaşık 150 kilometre güneyindeki Kerak vilayetine bağlı Hamud köyünde meydana gelen saldırıda, silahlı 2 kişi otomatik tüfeklerle rastgele ateş açtı. Vilayetteki en büyük Hristiyan aşiretlerinden Halsa aşiretinin yaşadığı köydeki kiliseye düzenlenen saldırıda ölenlerin yanı sıra, aralarında durumu ağır olanların da bulunduğu onlarca kişi yaralandı. Saldırıya ilişkin görüntüler, kilisenin güvenlik kameralarına yansıdı.

Görgü tanığı: Ateş uzun süre devam etti

Saldırı sırasında kilisenin çevresinde bulunanların yaşadığı dehşet dolu anları bir görgü tanığı Şarku’l Avsat’a anlattı.

Tanığın aktardığına göre, Amman saatiyle yaklaşık 14.15’te kiliseye giren iki saldırgan ateş açmaya başladı. Kısa sürede ortalık kan gölüne dönerken, kilisenin ana ibadet alanına ulaşılmadan önce bile yerde cansız bedenler vardı.

Kilise kapısında duran görgü tanığı, silah sesleri duyulduğunda neler olduğunu anlayamadığını belirtti. Yanında duran teyzesinin oğluna kurşun isabet etmesiyle yaşananların boyutunu kavradığını anlatan tanık, göğsünden vurulan kuzeninin kollarında hayatını kaybettiğini söyledi.

Kuzeninin gözleri önünde can vermesi ve annesinin kilisenin içinde bulunması nedeniyle büyük bir şok yaşadığını belirten tanık, ölümün her yanı sardığını fark edince annesine ulaşmak için harekete geçti. Her yönden silah sesleri yükselirken annesini kurtarmaya çalıştığını anlatan görgü tanığı, “Silah sesleri uzun süre devam etti. İki saldırganı durdurmayı başaran olmadı” dedi.

cdvfgthy
Cuma günü Kerak’ın Hamud köyünde iki teröristin saldırdığı kiliseye yönelik silahlı saldırı anını gösteren video kaydı (AFP)

Görgü tanığının anlattığı olaylara ilişkin görüntüler, sosyal medyada paylaşılan çok sayıda videoda da yer aldı. Ürdün’de benzeri görülmemiş bir saldırı olarak nitelendirilen olayda, Müslümanlarla Hristiyanların bir arada yaşadığı Kerak vilayetindeki Hristiyan toplumu hedef alındı.

Saldırganların kimliği tespit edildi

Ürdün İçişleri Bakanı Mazin el-Feraye, olayın ardından yaptığı açıklamada, ülkenin “bir grup aşırılık yanlısının korkunç bir eylem gerçekleştirdiği terör saldırısıyla karşı karşıya olduğunu” söyledi.

Kamu Güvenliği Müdürü Tümgeneral Ubeydullah el-Muayita ise saldırıda hayatını kaybedenlerin sayısının 7’ye, yaralıların sayısının 27’ye yükseldiğini açıkladı.

Saldırı sırasında kilisede, aşiret mensuplarından biri için cenaze töreni düzenleniyordu. Çok sayıda kişinin katıldığı tören, saldırganların aynı anda daha fazla kişiyi hedef almasına zemin hazırladı. Köy sakinlerinin bu tür etkinliklerde bir araya gelmesi de kilisenin o sırada kalabalık olmasına neden oldu.

argt
Cuma günü Kerak’ın Hamud köyünde iki teröristin saldırdığı kilisenin önünde güvenlik önlemi alan bir polis memuru (AP)

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklar, kaçan iki saldırganın Kerak vilayetinden olduğunu ve tekfirci düşünceyi benimsediklerini belirtti. Kaynaklara göre saldırganlar, cenaze töreninin nerede ve ne zaman düzenleneceğini biliyordu. Bu durum, saldırının önceden planlandığına işaret ediyor.

Şarku’l Avsat kaynakları, saldırganların kimliklerinin tespit edildiğini ancak arama çalışmalarının sürdüğünü bildirdi. Saldırganların yanı sıra bir terör hücresi oluşturduklarından şüphelenilen diğer kişilerin de arandığı, şüphelilerin kaçmasını önlemek amacıyla vilayetin giriş ve çıkışlarının kontrol altına alındığı belirtildi.

Tümgeneral el-Muayita, saldırıyı gerçekleştiren iki kişi hakkında bilgi sahibi olduklarını doğrularken şüphelilerin isimlerini açıklamak için henüz erken olduğunu söyledi. Kaçakların ne zaman yakalanacağına ilişkin bir süre vermekten kaçınan el-Muayita, “Operasyonun ne zaman sona ereceğini belirleyemeyiz. Bu, sahadaki durumun niteliğine bağlı” dedi.

Kerak, 2016’da da terör saldırısıyla sarsılmıştı

Kerak vilayeti daha önce de terör saldırılarına sahne olmuştu. Aralık 2016’da, DEAŞ mensubu olduklarından şüphelenilen kişilere yönelik takip sırasında silahlı saldırganlar Kerak Kalesi’ne sığınmıştı. Kalede daha önceden saklanan silahların kullanıldığı olayda rehineler de alınmıştı.

Yaklaşık 15 saatten fazla süren operasyonda güvenlik güçlerinden 14 kişi, siviller ve yabancı bir turist hayatını kaybetmiş, çok sayıda kişi yaralanmıştı. Operasyon, dört saldırganın öldürülmesiyle sona ermişti.


Mısır, Libya ile Deniz Sınırlarının Belirlenmesine İlişkin Mutabakatı reddettiğini yineledi

Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati, Lefkoşa'daki basın toplantısında konuşuyor, 5 Eylül 2025 (Reuters)
Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati, Lefkoşa'daki basın toplantısında konuşuyor, 5 Eylül 2025 (Reuters)
TT

Mısır, Libya ile Deniz Sınırlarının Belirlenmesine İlişkin Mutabakatı reddettiğini yineledi

Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati, Lefkoşa'daki basın toplantısında konuşuyor, 5 Eylül 2025 (Reuters)
Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati, Lefkoşa'daki basın toplantısında konuşuyor, 5 Eylül 2025 (Reuters)

Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdülati, bugün İstanbul’da mevkidaşı Hakan Fidan ile gerçekleştirdiği görüşmede, Libya ile Türkiye arasında 2019 yılında imzalanan deniz yetki alanlarının sınırlandırılmasına ilişkin mutabakat muhtırasını onaylamayı kesin bir dille reddettiklerini yineledi. Şarku’l Avsatın Reuters'ten aktardığına göre Abdülati, ülkesinin bu konudaki tutumunu bir kez daha vurguladı.

Kahire yönetimi, çarşamba günü Libya’nın doğusunda bulunan Temsilciler Meclisi tarafından Türkiye ile deniz sınırlarının belirlenmesine ilişkin onaylanan anlaşmayı reddetmiş ve söz konusu onayın “Mısır açısından hiçbir hukuki sonuç doğurmayacağını” açıklamıştı.

Salı günü kabul edilen anlaşma, Doğu Akdeniz’deki deniz alanları üzerindeki egemenlik iddiaları ile enerji kaynaklarının araştırılması ve çıkarılmasına ilişkin haklar konusunda yıllardır devam eden anlaşmazlığın bir parçasını oluşturuyor.

Mısır Dışişleri Bakanlığından bugün yapılan açıklamada, Abdülati’nin, münhasır ekonomik bölge ve kıta sahanlığının sınırlandırılmasında uluslararası deniz hukuku ilkelerine ve 1982 tarihli Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi hükümlerine uyulmasının önemini vurguladığı belirtildi. Açıklamada, bu sürecin devletler arasında adalet ve hakkaniyet ilkelerine uygun biçimde yürütülmesi gerektiği kaydedildi.

Bakanlığın açıklamasına göre iki bakan, Libya’daki gelişmeleri de ele aldı. Abdülati, Mısır’ın Libya’nın birliğini, egemenliğini, toprak bütünlüğünü ve istikrarını destekleyen; ayrıca Libya devlet kurumlarının güçlendirilmesini savunan tutumunu yineledi.

Görüşme, Türkiye, Mısır, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın yanı sıra Avrupa ülkeleri İngiltere, Fransa ve Almanya’nın katıldığı dörtlü mekanizma toplantıları kapsamında gerçekleştirildi.

Açıklamada, Hakan Fidan’ın Libya’daki gelişmelere ilişkin Mısır’ın kaygılarını anladığını belirttiği; bu kaygıların ele alınması ve Libya’da güvenlik ile istikrarın sağlanmasına yönelik çabaların desteklenmesi amacıyla istişare, koordinasyon ve ortak çalışmaların sürdürülmesinin önemini vurguladığı aktarıldı.

Libya’nın batısındaki Trablus merkezli hükümet, Türkiye ile deniz yetki alanlarının sınırlandırılmasına ilişkin anlaşmayı ilk olarak 2019 yılında imzalamıştı. Ancak Halife Hafter liderliğindeki doğu merkezli yönetim, uzun yıllar boyunca anlaşmayı onaylamaktan kaçınmıştı.

Yunanistan ve Kıbrıs Cumhuriyeti de Libya ile Türkiye arasında imzalanan deniz sınırlandırma anlaşmasına uzun süredir karşı çıkıyor. İki ülke, anlaşmanın deniz alanları üzerindeki kendi egemenlik iddialarını ihlal ettiğini savunuyor.


Gazze’deki eğitim sisteminin toparlanması 7 yıl sürebilir

Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus’ta, çadırda kurulan bir sınıfta yeni akademik yılın ilk gününe katılan Filistinli öğrenciler, 19 Eylül 2026 (Reuters)
Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus’ta, çadırda kurulan bir sınıfta yeni akademik yılın ilk gününe katılan Filistinli öğrenciler, 19 Eylül 2026 (Reuters)
TT

Gazze’deki eğitim sisteminin toparlanması 7 yıl sürebilir

Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus’ta, çadırda kurulan bir sınıfta yeni akademik yılın ilk gününe katılan Filistinli öğrenciler, 19 Eylül 2026 (Reuters)
Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus’ta, çadırda kurulan bir sınıfta yeni akademik yılın ilk gününe katılan Filistinli öğrenciler, 19 Eylül 2026 (Reuters)

Birleşmiş Milletler Yakın Doğu’daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı (UNRWA) Eğitim Direktörü Julia Dicum, son yıllarda Gazze’de yaşanan çatışmalar ve askerî operasyonlar nedeniyle çocukların okullarda normal yaşamlarını sürdüremediğine dikkat çekerek, araştırma tahminlerine göre eğitim sisteminin toparlanmasının yedi yılı bulabileceği uyarısında bulundu.

Dicum, Şarku’l Avsat’a verdiği özel röportajda, “Bu yıl eylül ayında eğitim-öğretim yılını başlattığımızda, üçüncü sınıfta olması gereken ancak ilk kez bir okul binasına giren çocuklarla karşılaştık” dedi.

İlkokulun son yıllarındaki bazı çocuklar, Kovid-19 salgınının yol açtığı aksaklıklar ve son üç yıldır devam eden savaş nedeniyle yüz yüze eğitim kapsamında yalnızca bir tam eğitim yılı geçirebildi.

Dicum’a göre, ‘kayıpların yol açtığı psikolojik travmalar, sürekli bombardıman korkusu ve belirsizlik içinde yaşamak’, çocukların öğrenme sürecindeki eksiklikleri daha da derinleştirdi.

Yıllar boyunca biriken eksiklikler

Birleşik Krallık’taki Cambridge Üniversitesi, Lübnan Araştırmaları Merkezi ve UNRWA tarafından yürütülen araştırmalar, biriken aksaklıkların çocukların eğitimdeki ilerlemesini beş yıla kadar geciktirebileceğine işaret ediyor. Bir yıldan uzun süre önce yapılan bu tahminin ardından Dicum, mevcut gecikmenin bugün çok daha büyük boyutlara ulaşmış olabileceğini düşünüyor.

dcfvghy
Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Cibaliye Mülteci Kampı’nda, binaların enkazı arasında yürüyen çocuklar, 19 Ekim 2026 (AFP)

Eğitimdeki aksaklıkların devam etmesi karşısında durumun ciddiyetine dikkat çeken Dicum, “Bu aksaklıklar ne kadar uzun sürerse eğitimdeki eksiklikler de o kadar büyüyecek ve çocukların eğitimden kalıcı olarak kopma riski artacak” uyarısında bulundu.

Bu nedenle UNRWA’nın öncelikleri arasında, çocukların örgün ve resmî olarak tanınan eğitimle bağlarının korunması yer alıyor. Bu hedef doğrultusunda, güvenli ve sürdürülebilir bir örgün eğitim sistemine geçişi mümkün kılacak verilerin, kapasitenin ve koşulların sağlanması için de çalışmalar yürütülüyor.

Normal okul gününden çok uzak bir dönüş

2026-2027 eğitim-öğretim yılının başlangıcında, Dicum’un aktardığı tahminlere göre Gazze’de 200 binden fazla çocuk hâlâ düzenli eğitim imkânından yoksundu. Buna karşılık Küresel Eğitim Kümesi (Global Education Cluster), Eylül 2026’da insani yardım müdahale girişimleri kapsamında ortak kuruluşlar tarafından işletilen 687 eğitim alanında 495 bin 680 öğrencinin bulunduğunu bildirdi.

sdcfvgbhy
UNRWA Eğitim Direktörü Julia Dicum, bir çocukla birlikte (UNRWA)

Küresel Eğitim Kümesi, Gazze Şeridi’nde eğitim alanında faaliyet gösteren insani yardım kuruluşlarının çalışmalarını koordine eden ve acil durumlarda öğrenim ihtiyaçlarına yönelik müdahalenin düzenlenmesine yardımcı olan bir mekanizma olarak faaliyet gösteriyor.

Ancak bir eğitim alanına erişebilmek, normal bir okul gününe dönüldüğü anlamına gelmiyor. Eğitime yeniden başlayan çok sayıda çocuk, aşırı kalabalık ve okul malzemelerindeki eksiklikler nedeniyle alışılmışın çok altında sürelerle eğitim görüyor. Üstelik eğitim, hasar görmüş binalarda veya yeterli su, kanalizasyon ve hijyen olanaklarından yoksun geçici alanlarda sürdürülüyor. Yerinden edilme ve patlayıcı madde tehlikeleri de bu sorunlara ekleniyor.

Dicum, “Gazze, tüm kız ve erkek çocukların tam zamanlı ve düzenli okul eğitimine dönmesinden hâlâ çok uzak” dedi.

Eğitim malzemeleri ve inşaat malzemelerinin bölgeye girişine getirilen kısıtlamalar da enkazın kaldırılmasını, tesislerin onarılmasını ve yeniden inşa edilmesini engelleyerek eğitim sürecinin normale dönmesini zorlaştırıyor.

fvghyuj
Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus’ta 14 Nisan 2024 tarihinde gerçekleşen İsrail askeri operasyonları sırasında UNRWA tarafından yönetilen bir okul tahrip edildi. (Reuters)

Bu koşullar altında müfredat yalnızca Arapça, İngilizce, matematik ve fen bilimleri dersleriyle sınırlandırılırken ruh sağlığı hizmetleri ile psikososyal destek de güçlendirildi. Ağır hasar, üniversitelerin yanı sıra teknik ve mesleki eğitim alanlarını da etkiledi. Bu kurumlar da eğitimi uyarlanmış biçimlerde sürdürmeye çalışıyor.

Akreditasyonu bulunmayan programlar, öğrenimin devamını tehdit ediyor

Öte yandan Filistin Eğitim ve Yükseköğretim Bakanlığı, UNRWA’nın uzaktan eğitim programı da dahil olmak üzere Filistin müfredatıyla uyumlu eğitim materyalleri kullanan programların akreditasyonunu onaylamıştı. Ancak diğer programların büyük bölümü, örgün olmayan ve akreditasyonu bulunmayan öğrenim imkânları sunuyor.

Dicum, “Artık mesele yalnızca çocukları bir şekilde yeniden öğrenim sürecine dâhil etmek değil. Asıl zorluk, çocukların öğrenmelerini, ilerlemelerini ve gelecekte toparlanmayı destekleyecek, umut vadeden bir gelecek inşa etmelerini sağlayacak beceriler kazanmalarını mümkün kılan kaliteli, sürdürülebilir ve akredite bir eğitim sistemini yeniden tesis etmek” dedi.

Barınma merkezlerinden öğrenim alanlarına

UNRWA’nın eğitim alanındaki müdahalesi, Ekim 2023’te kuruma bağlı barınma merkezlerinde kalan çocuklara ruh sağlığı hizmetleri ve psikososyal destek sağlanmasıyla başladı. UNRWA, 2024’ün başlarında temel derslere yönelik, BM’nin standartlarıyla uyumlu, esnek ve bireysel öğrenmeye imkân tanıyan materyaller geliştirdi. Aynı yılın yaz aylarında ise geçici öğrenim alanları oluşturmaya başladı.

fvgbh
Gazze şehrinin Şeyh Rıdvan mahallesindeki geçici bir sinemada film izleyen Filistinli çocuklar, 15 Ekim 2026 (EPA)

2024’ün sonlarına doğru akredite bir uzaktan eğitim programını hayata geçiren UNRWA, mümkün olduğu ölçüde öğrencileri öğretmenleriyle ve Ağustos 2023’te aynı sınıflarda eğitim gördükleri arkadaşlarıyla yeniden buluşturmaya çalıştı.

Dicum’un paylaştığı verilere göre UNRWA, Eylül 2026 sonu itibarıyla Gazze genelinde yaklaşık 100 bin öğrenciye ulaşan 84 geçici öğrenim alanını yönetiyordu. Ayrıca birinci sınıftan dokuzuncu sınıfa kadar yaklaşık 280 bin öğrenciye düzenli uzaktan eğitim sağlıyordu.

Karşılaştırma yapmak gerekirse UNRWA, 2022-2023 eğitim-öğretim yılında birinci sınıftan dokuzuncu sınıfa kadar yaklaşık 300 bin öğrenciye eğitim veriyordu. Bu sayı, Gazze Şeridi’nde birinci sınıftan on ikinci sınıfa kadar öğrenim gören tüm öğrencilerin yarısına karşılık geliyordu. Diğer yarısı ise Filistin Yönetimi’ne bağlı okullarda ve sayıları sınırlı olan özel okullarda eğitim görüyordu.

dc
Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Nuseyrat’ta bulunan bir UNRWA okulunda yeni akademik yılın ilk gününe katılan Filistinli öğrenciler, 19 Eylül 2026 (Reuters)

Halihazırda yüz yüze eğitim, çadırlarda ve UNRWA’ya ait bazı okulların sınıflarında yürütülüyor. Bu alanlarda aileler, çocukların ders çalışabileceği ortamların hazırlanmasına katkıda bulunuyor; öğretmenlerin ders verebilmesi için her gün kendi eşyalarını bir kenara çekiyor.

Dicum, Gazze’deki ailelerle UNRWA arasındaki iş birliğinin geliştiğini belirterek, “Yerel toplumun 2026 yılı boyunca tam zamanlı eğitim amacıyla kullanılmak üzere üç okul binasını UNRWA’ya yeniden tahsis etmesi, bu iş birliğinin bir sonucudur” dedi. Dicum, bunun “Gazze’deki toplumların eğitime verdiği önemi ve eğitimin yeniden tesis edilmesine sundukları katkıyı yansıttığını” ifade etti.

Eğitimi yeniden başlatma çabaları, 16-18 yaşlarındaki Filistinli mülteci gençlere yönelik teknik ve mesleki eğitimi de kapsadı. İlk aşamada, 2023-2024 eğitim-öğretim yılının başında programlara katılan gençlerin karma eğitim ve çevrim içi öğrenim yöntemleri aracılığıyla eğitimlerini tamamlamalarına ve sertifikalarını almalarına yardımcı olundu.

UNRWA, Eylül 2026’da iki yıl süren programlara öğrenci kaydı yaptı. Dicum, özellikle toparlanma sürecine katkı sağlayabilecek becerilere odaklanan daha kısa süreli mesleki kurslar açmayı da planladıklarını belirtti. Dicum’a göre bu tür eğitimler, normalde acil durum müdahalelerinin bir parçası olarak değerlendirilmiyor.

Telafi, çocuğun seviyesinden başlıyor

Eğitime yeniden başlanması, öğrenme açıklarının daha da büyümesini önlemek için bir fırsat sunuyor. Ancak eğitimde yaşanan aksaklıklarla geçen yılların telafi edilebilmesi için her çocuğun mevcut seviyesine uygun desteğin sağlanması gerekiyor. Dicum, “Eğitimde toparlanma mümkün, ancak aksaklıklarla geçen eğitim yıllarını telafi etmenin hızlı bir yolu yok” değerlendirmesinde bulundu.

xsdcfvgyh
Gazze şehrinin Şeyh Rıdvan mahallesindeki geçici bir sinemada film izleyen Filistinli çocuklar, 15 Ekim 2026 (EPA)

Bu süreç; okuma, yazma ve matematik becerilerinin geliştirilmesi, her öğrencinin öğrenme seviyesinin ayrı ayrı değerlendirilmesi, uyarlanmış eğitim materyallerinin sağlanması ve öğretmenlerin sürekli destek sunmasıyla başlıyor. Süreç aynı zamanda çocukların içinde bulunduğu ve bu koşullar altında ders çalışmaya çalıştığı daha geniş yaşam koşullarıyla, yeterli ve düzenli eğitim süresine erişimleriyle de yakından bağlantılı.

Dicum, acil hedefi şu sözlerle açıkladı: “Şu anda önemli olan, daha fazla öğrenme kaybının yaşanmasını önlemek ve çocuklara sürdürülebilir, nitelikli bir eğitime dönmeleri için güvenilir bir yol sunmak.”

Finansman ve öğrenim fırsatlarının devamı

UNRWA, mevcut dönemde eğitim alanındaki müdahalesini sürdürmesini ve genişletmesini engelleyebilecek ciddi bir mali krizle karşı karşıya. Mevcut programların devam ettirilmesi ve koşullar elverdiğinde örgün eğitime dönüş için hazırlık yapılması, planlamaya imkân tanıyan sürekli kaynaklara ihtiyaç duyuyor.

 vfgbu
Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus’ta enkaz yığınları arasında yürüyen Filistinli bir kız çocuğu, 4 Eylül 2024 (Reuters)

Dicum, öğrenim imkânlarının korunması ve gerekli kaynaklarla desteklenen, güvenli bir örgün eğitime dönüşün sağlanması için ‘sürdürülebilir, düzenli ve öngörülebilir finansman sağlanmasının’ temel önem taşıdığını vurgulayarak sözlerini tamamladı.