İyad el-Anbar
Ali el-Zeydi hükümetinin silahın devletin kontrolünde toplanması için belirlediği son tarihe kalan birkaç gün hakkında konuşmaya başladık. Zeydi'nin silahın devletin kontrolünde toplanmasıyla ilgili açıklamalarındaki sakin tona ve gerilimi artırmaktan uzak durma çabalarına, “Koordinasyon Çerçevesi” içinde bazı tarafların silahların devlete tesliminden ziyade “düzenlemeye tabi tutulmasına” kayan söyleme rağmen, siyasi çekişmeler ve gergin söylemler yaygınlığını koruyor. Özellikle fraksiyonlar arasında tonu sertleşiyor; Koordinasyon Çerçevesi içindeki bazı siyasi figürler de bu duyguları yansıtıyor.
İran, Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani ile başlayan, ardından İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf ve son olarak da Dini Lider Mücteba Hamaney'in danışmanı Muhsin Kumi'nin ziyaretleriyle devam eden bir dizi önde gelen askeri ve siyasi liderinin ziyaretleriyle olaya dahil oldu. Bu ziyaretlerin ardından yapılan tüm aleni açıklamalar veya sızdırılan mesajlar, İran'ın silahların teslimini ve Zeydi hükümetinin silahlı örgütlerin silahlarıyla ilgili Amerikan “şartlarına” tamamen uymasını kabul etmeyeceğini teyit etti.
Irak'taki devlete paralel silah sorunu, silahın sadece devletin kontrolünde olmadığı diğer kırılgan devletlerdeki benzer deneyimlerden farklı. Irak'taki fraksiyonların silahı, devletin münhasır alanı olan siyasi alana müdahale etmeyi veya onu gasp etmeyi amaçlıyor. Oysa bu alan, siyasetin biçimini ve özünü tanımlayan “dost ve düşman arasında ayrım yapmayı” devletin tekeline veren temel bir özelliğe dayanmaktadır. Dolayısıyla, “düşman”ın kim olduğunu belirlemek, savaş ilan etmeyi veya devletin tüm kaynaklarını düşmanla yüzleşmek için kullanmayı gerektirir; bu da yalnızca devlete ait egemen bir karardır.

Bu nedenle, özellikle “direniş”, siyasi sistemin savunulması veya “Şii hakimiyetinin” korunması sloganları yükseldiğinde, Irak'ta silah ve siyaset ikiliği karmaşık bir şekilde iç içe geçiyor. Fakat gerçekte, bu sloganların altında, dostu ve düşmanı kendisi belirlemek isteyen bir silah sorunu gizli. En karmaşık sorun ise fraksiyonların kimin düşman, kimin dost olduğunu belirleme yetkisinin devletin tekelinde olduğunu kabul etmemesidir.
Kontrol mü yoksa düzenleme mi?
Iraklı politikacılar retorik süslemelere düşkündür ve tanımlamaları, kavramları manipüle etmekten zevk alırlar. Saddam Hüseyin rejiminin devrilmesinden sonra, iktidar ganimetinin dağıtımında benimsenen mezhepçi ve etnik kota sistemini açıkça itiraf etmekte zorlandılar ve bu nedenle bunu “ulusal hükümet” veya “ulusal ortaklık” olarak tanımlama yoluna gittiler. Seçimleri kaybettiklerinde ise “seçim sonuçları” yerine “siyasi ağırlık” söylemini öne sürme yoluna gidiyorlar.
Son günlerde, silahlı fraksiyonlar ile Haşdi Şabi Güçleri arasında ayrım yapan siyasi söylemler ve hükümet açıklamaları sıklıkla tekrarlanmaya başladı. Ancak bu ayrım, Haşdi Şabi karargahları hedef alındığında aniden ortadan kalkıyor! Bu nedenle ister Koordinasyon Çerçevesi içindeki politikacılar ister hükümet tarafından icat edilmiş olsun, bu siyasi safsata, Şii siyasi eyleminde siyaset ve silahın iç içe geçmesi suçlamasına yanıt vermek yerine, Haşdi Şabi ile fraksiyonlar arasındaki ayrımı karmaşık hale getirdi.
Bugün Şii siyasi taraflar, “silahın devletin kontrolünde toplanması” ifadesini “silahı düzenlemek” ile değiştirmenin ardındaki temel amacı anlamadan, yeniden kavramlar ve terimlerle oynuyorlar. Bu, silahlı fraksiyonların direnişi nedeniyle silahın sadece devletin kontrolünde toplanması kararından geri adım atma olabilir. Dahası son tarih olan 30 Eylül geldiğinde hükümeti zor durumda bırakmak istemiyor da olabilir. Yahut bu, silahın artık devletin düzenlemelerine tabi ve Silahlı Kuvvetlerin Başkomutanı'nın emri altında olacağı propagandası yapılırken, fraksiyonların silahlarını teslim etmemeleri için yapılan siyasi bir manevra da olabilir. Keza bu geri adım, silahların teslim edilmesiyle ilgili her türlü tartışmayı reddeden İran taleplerinin baskısından kaynaklanıyor olabilir. Ya da belki de saydığımız bu üç olasılık da iç içe geçmiştir.

Ne var ki, silahın devletin kontrolünde toplanması, Temsilciler Meclisi'nin güvenoyu vermesiyle onaylanan Ali Zeydi hükümetinin programının bir parçasıydı. Hükümet daha sonra, Yüksek Yargı Konseyi Başkanı Faik Zeydan'ın da katılımıyla, hükümete katılan tüm siyasi tarafları içeren “Devlet Yönetimi Koalisyonu”nun desteğini aldı. Dahası bu taraflar, devlet kontrolü dışındaki herhangi bir silahın “terörizm” olarak değerlendirileceğini deklare eden bir bildiri de yayınladılar. Bu, siyasi söylemin silahları kontrol altına almaktan düzenlemeye doğru kaymasıyla doğrudan çelişiyor.
Başbakan Ali Zeydi, Koordinasyon Çerçevesi içindeki taraflar ve hatta silahlı fraksiyonların kendileri bile, ABD'nin silahsızlanma veya silahın devletin kontrolünde toplanmasıyla ilgili taleplerinin, bu fraksiyonların sahip olduğu insansız hava araçları ve uzun menzilli füzelerle sınırlı olduğunun farkındalar. Peki, bu silahlar nasıl düzenlenecek? Taşıma ve bulundurma ruhsatları verilerek mi? Yoksa hükümetin şimdiye kadar fraksiyonlar ile arasındaki bağı koparamadığı Haşdi Şabi Güçleri'nin silah depolarına yerleşmesine izin vererek mi?
Çekişmeci söylemlerin sınırları
Siyasi liderlerimiz, sorunları en az bölücü yollarla çözmek için inceleyen başka yerlerdeki politikacıların aksine, siyasi çekişmelere yönelme eğilimindedirler.
Liderlerimiz, sorunlarla eğlenir, içlerine dalmaktan ve krizleri sürdürmekten zevk alırlar; hatta onlara bağımlıdırlar. Rahmetli üstadımız, sosyolog Faleh Abdulcabbar, genel olarak politikacılarımızı ve özellikle de karar vericilerimizi, sorunların içine dalmaktan eğlenen insanlar olarak tanımlamıştır; hatta ona göre toptan veya peş peşe sorun üretmek politikacılarımız için bir folklor haline gelmiştir. Saddam Hüseyin de böyleydi; bir çatışmadan diğerine, bir yıkım girişiminden diğerine, bir savaştan diğerine atlardı, sanki şiddet onun için bir tür bağımlılık haline gelmişti.
Siyasi çekişmeler, siyasi sınıfın popülist retoriğinin en önemli örneklerinden biri olarak tanımlanabilir. Bu sınıf, kendisini -nüfusun geri kalanından farklı olarak- siyasetin inceliklerini iyi bilen ve düşmanlarının kurduğu komploları ortaya çıkarabilecek zekâya, deneyime ve uzmanlığa sahip olarak pazarlıyor. Bu nedenle, birden fazla cephede savaştığını görüyoruz. Bazen politikacıların siyasi rakiplerini hedef aldıklarını, bazen de komşu ülkeleri veya büyük güçleri hedef alarak bu ülkelerin Irak'ı ve halkını hedef alan bir projesi olduğunu iddia ettiklerini görüyoruz.
Koordinasyon Çerçevesi’nin liderlerinden ve “Çerçeve” tarafından sadece devletin silahı kontrol etmesi için kurulan komitenin üyelerinden olan Hadi el-Amiri, “direniş” bayrağı altında faaliyet gösteren fraksiyonların rolünü övmeye çalıştı. Ancak bunun yerine, onlarca genç protestocunun öldürüldüğü Ekim 2019 protestolarını hedef alan saldırılardaki rollerini itiraf etmiş oldu. Amiri, direnişin “Ekim ayaklanmasına karşı cesurca durduğunu ve devleti ve siyasi sistemi koruduğunu” söyledi.
Amiri'den önce, Haşdi Şabi içindeki Bağdat Kuşağı istihbarat şefi ve Nuceba Hareketi liderlerinden biri, Terörle Mücadele Servisi tarafından tutuklanmasının ardından bir açıklama yapmıştı. Tutuklanma sebebinden bahsettikten sonra, ABD Başkanı'nın Irak ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack'ı “tüm bu krizleri planlamak ve egemen kararları kontrol etmekle ve bizi iç çatışmalara sürüklemekle” suçlamıştı. Kendisine yöneltilen “kötü niyetli suçlamalar” nedeniyle, istihbarat servisine karşı dava açma sözü de vermişti.

Bu söylem, Haşdi Şabi ile silahlarını teslim etmeyi reddeden fraksiyonların iç içe geçmiş olduğunu ve güvenlik işlevlerinin sınırlarını aşan söylemleri teyit ediyor. Ayrıca, devletin güvenlik kurumları ile silahlarının kendilerine diğer devlet güvenlik kurumlarına karşı bir yetki verdiğini göstermek isteyenler arasındaki tam kopukluğu da ortaya koyuyor.
Kâr ve zarar hesapları
Başbakan Ali Zeydi, Koordinasyon Çerçevesi liderlerinden Nuri Maliki ve Hadi Amiri ile üçlü silah kontrolü komitesinin üyeleri, devlet ile fraksiyonlar arasında bir silahlı çatışma seçeneğini dışlama konusunda anlaştıklarında, bu, hükümetin, Çerçeve içindeki güçlerin ve fraksiyonların, silahın devletin kontrolünde toplanması için güç kullanılması durumunda kâr ve zarar hesaplarının tamamen farkında oldukları anlamına geliyor.
Şii siyasi aktörler, fraksiyonlar ile hükümet arasında silahlı bir çatışmanın tehlikelerinin farkındalar
Fraksiyonlarla silahlı çatışmaya girme seçeneğinin dışlanması, savaş ve barış kararını gasp edebilecek herhangi bir paralel silahlı gücün varlığını gerçekten reddetmekten ziyade, iktidardaki siyasi sistem içindeki hassas güç dengesinin ve kazanımların korunmasıyla daha yakından bağlantılıdır. Bunun nedeni, hâkim sistemin, özellikle de Şii tarafların, yönelimleri, vizyonları ve hatta siyasi duruşları bakımından anlaşamazken, tek bir konuda hemfikir olmasıdır; iktidar ve nüfuz çevresi içinde elde ettiği kazanımları koruma önceliği.
Bu kapsamda bir tarafın diğerinin pahasına yükselişini kabul edebilir, ancak kısmi değil, tamamen kaybetmesine yol açacak ve potansiyel olarak siyasi varlık ve egemenlik denkleminden dışlanmasına neden olacak herhangi bir tehdidi reddetmektedir.
Hükümet ile fraksiyonlar arasında silahlı bir çatışma yaşanması halinde, bir kazan-kaybet denklemiyle karşı karşıya kalacağız. Şarku’l Avsat’ın al Majalla'dan aktardığı analize göre işte Koordinasyon Çerçevesi içindeki güçlerin istemediği şey de budur. Hükümet savaşı kazanır ve fraksiyonları ve devlete paralel faaliyet gösteren herhangi bir silahlı gücü ortadan kaldırmayı başarırsa, bu Ali Zeydi hükümeti için önemli bir siyasi başarı olur ve onu daha güçlü bir konuma getirir.

Dahası bu başarıyı, hükümetine olan halk desteği arttıkça geleneksel güç odaklarını zayıflatmak için kullanabilir. Ayrıca uluslararası ve bölgesel güçlerin güvenini de kazanabilir.
Öte yandan, fraksiyonlar hükümetin silahı kontrolünde toplama planına karşı durup kazanırsa, hükümet en zayıf konumda olacaktır. En önemli mücadelesinin silahların yalnızca devletin kontrolünde olmasını sağlamak olduğuna dair verdiği sözden sonra, halkın ve uluslararası toplumun güvenini kaybedecektir. Bu durum, fraksiyonlar karşısında güç denkleminde en zayıf Şii siyasi güç olarak kendilerini bulacak Koordinasyon Çerçevesi güçlerini de etkileyecektir.
Bu nedenle, Şii siyasi aktörler, fraksiyonlar ile hükümet arasında silahlı bir çatışmanın tehlikelerinin farkındalar, çünkü mesele kâr ve zarar hesaplarıyla bağlantılıdır. Dahası devletin zayıflaması pahasına bile olsa, silah ve siyaset ikiliğini sürdürmek, silahlı çatışmada herhangi bir tarafın kazanmasına izin vermekten daha tercih edilebilir bir durumdur. Nihayetinde, sistemdeki kaosu sürdürmek, onların hesaplarına göre bir tarafın kaybetmesi ve diğerinin kazanmasından daha iyidir.
*"Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir."





