Devrim Muhafızları, Körfez’de 2 ABD gemisi ve 8 petrol tankerini hedef aldığını açıkladı

Hürmüz Boğazı'ndan geçen gemiler (AFP)
Hürmüz Boğazı'ndan geçen gemiler (AFP)
TT

Devrim Muhafızları, Körfez’de 2 ABD gemisi ve 8 petrol tankerini hedef aldığını açıkladı

Hürmüz Boğazı'ndan geçen gemiler (AFP)
Hürmüz Boğazı'ndan geçen gemiler (AFP)

İran resmi medyasının bildirdiğine göre Devrim Muhafızları Ordusu bugün yaptığı açıklamada, ABD'nin 5 İran petrol tankerini hedef alan saldırısına misilleme olarak Basra Körfezi'nde 2 ABD gemisi ile 8 petrol tankerine saldırı düzenlediğini duyurdu.

Devrim Muhafızları ayrıca Hürmüz Boğazı'nda "yasaklı ve güvensiz" olarak nitelendirdiği bölgeden geçmeye çalışan 10 gemiyi daha hedef aldığını belirtti.

Buna ek olarak Devrim Muhafızları bugün, Ürdün'deki bir ABD askeri üssünü vurdu. İran resmi haber ajansı IRNA'nın aktardığı bildiride; başkent Amman'a 100 kilometre mesafedeki El-Azrak Hava Üssü'nde bulunan F-35, F-16 ve F-15 savaş uçaklarının bakım, teçhizat ve konuşlanma hangarları ile uçak sığınaklarının hedef alındığı ifade edildi.

Ürdün ordusundan yapılan açıklamada ise hava savunma sistemlerinin İran kaynaklı 20 balistik füzeye müdahale ettiği, bunlardan 18'inin hava savunma sistemlerince imha edildiği, 2 füzenin ise ıssız bir bölgeye düştüğü ve can kaybı yaşanmadığı bildirildi.

Bu gelişmeden kısa süre önce Devrim Muhafızları, Kuveyt ve Bahreyn'deki petrol tankerlerini vuracağı uyarısında bulunarak, mürettebatın "gemilerini derhal terk etmesini" talep etmişti.

ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM) ise dün yaptığı açıklamada, Devrim Muhafızlarının son iki gün içinde ABD Deniz Kuvvetlerine ait bir savaş gemisini iki kez balistik füzelerle hedef almasının ardından, 8 Eylül'de İran'a ait 5 ham petrol tankerinin imha edildiğini duyurdu. ABD savaş gemisinin İran'ın saldırı girişimlerini başarıyla savuşturduğu, devriye görevine devam ettiği ve ABD personeli arasında herhangi bir yaralanma yaşanmadığı kaydedildi.

ABD donanmasına ait güdümlü füze destroyeri Hürmüz Boğazı’nda operasyon yürütüyor
ABD donanmasına ait güdümlü füze destroyeri Hürmüz Boğazı’nda operasyon yürütüyor

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio da Kolombiya ziyareti sırasında gazetecilere yaptığı açıklamada, Washington'un İran tankerlerini hedef alan misilleme saldırılarını sürdüreceğini belirterek, "İran ABD gemilerini vurma girişimlerine devam ediyor. Buna her yeltendiklerinde ya da teşebbüs ettiklerinde tanker kaybedecekler; sanırım bunu bugün tekrar göreceksiniz" dedi.

Şarku’l Avsat’ın İran'ın Tasnim haber ajansından aktardığına göre dün gece ABD ordusu Hark Adası yakınlarında küçük bir petrol tankerini füzeyle hedef aldı, olayda can kaybı yaşanmadı.

İnsansız denizaltıya el konuldu

Fransız haber ajansı AFP'nin aktardığına göre Genelkurmay Başkanı Ali Abdullahî, Washington'un İran petrol tankerlerini bombalamaya devam etmesi halinde İran'ın bölgedeki ABD askeri üslerini hedef alacağı tehdidinde bulundu.

Devrim Muhafızları dün yaptığı açıklamada, Deniz Kuvvetleri unsurlarının Hürmüz Boğazı girişinde ABD ordusuna ait en gelişmiş akıllı insansız denizaltılardan birini ele geçirdiğini vuguladı. Açıklamada, söz konusu insansız denizaltının, alanındaki en son teknolojilerle donatıldığı ve ABD ordusunun filosuna 2025 yılında teslim edildiği öne sürüldü.

CENTCOM Sözcüsü Tim Hawkins ise ABD güçleri tarafından kullanılan bir deniz drone'unun bir günden uzun süre önce arızalandığını, devam eden operasyonları desteklemek amacıyla karasularında tarama faaliyeti yürüttüğünü belirtti, ancak aracın İran tarafından ele geçirilip geçirilmediğine değinmedi. Hawkins, arızalanan aracın hassas veri toplamayan, sonar veya radar teçhizatı bulunmayan eski bir model olduğunu ve gizlilik sınıflandırmasının yer almadığını vurguladı.

Öte yandan İran devlet televizyonu bugün, Aegis combat sistemi ve cruise füzeleri taşıyan iki ABD yok edicisinin balistik füzelerle hedef alındığını vurguladı.

İran ile ABD arasında Hürmüz Boğazı ve çevresindeki askeri çatışmalar, nisan ayında varılan ateşkes anlaşmasının ilk yoğun bombardıman dalgasına son vermesinden sonra da devam ediyor.

Tahran ile Washington arasındaki müzakereler tıkanırken, taraflar savaştan önce dünya petrol ve sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) ihracatının yaklaşık beşte birinin geçtiği Hürmüz Boğazı'nın kontrolü için rekabeti sürdürüyor.

Savaşın patlak vermesinden bu yana bu kritik su yolundaki gemi trafiği neredeyse tamamen durma noktasına geldi ve bu durum küresel enerji piyasalarını olumsuz etkiledi. İran, boğazdan geçecek gemilere önceden izin alma zorunluluğu getirirken, Washington ve bölgedeki birçok ülke bu adıma karşı çıkıyor.

ABD ise Tahran'ın bu hamlesine İran limanlarına abluka uygulayarak cevap verdi. Washington ayrıca dün, Tahran üzerindeki ekonomik baskıyı artırmayı hedefleyen önlemler kapsamında henüz yaptırım listesinde yer almayan bütün İran havayolu şirketlerine yaptırım kararı aldı.



Norveç ve Finlandiya'nın Rusya teması ne anlama geliyor?

Rus medyasındaki haberlerde, Rusya lideri Putin'in Finlandiya Cumhurbaşkanı Stubb'la (sağda) ilk kez telefon görüşmesi yaptığı belirtildi (Reuters)
Rus medyasındaki haberlerde, Rusya lideri Putin'in Finlandiya Cumhurbaşkanı Stubb'la (sağda) ilk kez telefon görüşmesi yaptığı belirtildi (Reuters)
TT

Norveç ve Finlandiya'nın Rusya teması ne anlama geliyor?

Rus medyasındaki haberlerde, Rusya lideri Putin'in Finlandiya Cumhurbaşkanı Stubb'la (sağda) ilk kez telefon görüşmesi yaptığı belirtildi (Reuters)
Rus medyasındaki haberlerde, Rusya lideri Putin'in Finlandiya Cumhurbaşkanı Stubb'la (sağda) ilk kez telefon görüşmesi yaptığı belirtildi (Reuters)

Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb ve Norveç Başbakanı Jonas Gahr Store'un Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'le telefonda görüşmesi, Brüksel'in Kremlin'le temas kurma politikasına yönelik tartışmaları tekrar gündeme taşıdı.

Stubb ve Store, 27 Ekim'de Putin'i arayarak Ukrayna savaşını sonlandırması çağrısında bulundu. Norveç hükümetine göre 20 dakika sürmesi planlanan görüşme 90 dakika devam etti. Görüşmenin "savaşı sona erdirmeyi sağlaması için gelecekteki müzakerelerle ilgili mesajları doğrudan Putin'e iletmek" amacı taşıdığı bildirildi.

Görüşme, Putin'in 21 Ekim'de St. Petersburg'da ABD Başkanı Donald Trump'ın özel temsilcisi Steve Witkoff'la gerçekleştirdiği toplantıyla Stubb ve Store'un 20 Ekim'de Norveç'in başkenti Oslo'da Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski'yle temaslarının ardından geldi.

Ayrıca Avrupalı liderlerle Putin'in konuşması ABD, Rusya ve Ukraynalı temsilcilerin kasımda Abu Dabi'de yapmayı planladığı görüşmelerden önce gerçekleşti.

Kremlin'den yapılan açıklamada, telefon görüşmesinin Finlandiya ve Norveç'in talebi üzerine düzenlendiği ve Ukrayna krizinin çözümüyle ilgili görüş alışverişinde bulunulduğu belirtildi.

Zelenski, Oslo ve Helsinki yönetimlerinin telefon görüşmesi öncesinde Kiev'i bilgilendirdiğini söyleyerek diyaloğu desteklediğini ifade etti.

Avrupa Komisyonu Sözcüsü Paula Pinho da Putin'le yapılan telefon görüşmesini Oslo'daki toplantının devamı olarak nitelendirdi.

Diğer yandan Stubb ve Store'un hamlesi bazı Avrupa ülkelerinin tepkisini çekti.

Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen, görüşmenin diğer ülkelerle koordinasyon içinde yapılmadığını ve Rusya'nın barış istediğine dair herhangi bir işaret görmediğini öne sürerek, Avrupa'nın birlik içinde hareket etmesi gerektiğini ifade etti.

İsveç Başbakanı Ulf Kristersson da görüşmenin Avrupa'nın ortak tutumuna zarar verme riski taşıdığını savundu.

New York Times'ın analizinde Avrupa'nın, Trump'ın son dönemde Rusya'ya daha yakın bir tutum benimsemesi ve Ukrayna'nın dezavantajına olabilecek bir anlaşmaya zorlanması ihtimaline karşı harekete geçmeye çalıştığı ifade ediliyor. Bu doğrultuda Brüksel'in adil bir barış anlaşmasına ulaşmak için güvenilir bir arabulucu aradığı yazılıyor.

Analizde, Finlandiya Cumhurbaşkanı Stubb'ın Trump'la iyi ilişkilerini koruyabilen az sayıdaki Avrupalı liderden biri olarak görüldüğüne işaret ediliyor. Avrupa'yla ABD'nin Ukrayna meselesinde ortak bir yaklaşım geliştirmesi halinde Stubb'ın önemli bir arabuluculuk yapabileceği yorumu paylaşılıyor.

Independent Türkçe, New York Times, Reuters, Kyiv Independent


ABD Sağlık Bakanı RFK Jr.'ın Araplarla ilgili ırkçı sözleri tepki çekti

ABD Sağlık Bakanı RFK Jr., aşı karşıtlığı ve komplo teorileriyle ilgili açıklamalarıyla da tartışma yaratmıştı (AP)
ABD Sağlık Bakanı RFK Jr., aşı karşıtlığı ve komplo teorileriyle ilgili açıklamalarıyla da tartışma yaratmıştı (AP)
TT

ABD Sağlık Bakanı RFK Jr.'ın Araplarla ilgili ırkçı sözleri tepki çekti

ABD Sağlık Bakanı RFK Jr., aşı karşıtlığı ve komplo teorileriyle ilgili açıklamalarıyla da tartışma yaratmıştı (AP)
ABD Sağlık Bakanı RFK Jr., aşı karşıtlığı ve komplo teorileriyle ilgili açıklamalarıyla da tartışma yaratmıştı (AP)

ABD Sağlık Bakanı Robert F. Kennedy Jr.'ın Arap toplumunu hedef alan sözleri tartışma yarattı.

Kennedy Jr., Michigan'da Cumhuriyetçi Senatör adayı Mike Rogers'ı desteklemek için pazartesi günü yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:

Dünyada 500 milyon Arap var ancak bilimsel bir katkı sağlamıyorlar. Nobel Ödülü kazanmıyorlar. Fields Ödülü kazanmıyorlar. Wolf Ödülü kazanmıyorlar. Edebiyat alanında da bir katkı sağlamıyorlar.

Reuters ve AP'nin analizlerinde, sözkonusu ödüllerin her birinin Araplar tarafından kazanıldığı, Kennedy Jr.'ın sözlerinin gerçeği yansıtmadığı vurgulanıyor.

Kennedy'nin açıklaması, desteklediği aday Rogers'ın, rakibi Demokrat Abdul El-Sayed'in Müslüman Kardeşler'le bağlantılı olduğunu ileri sürmesinin ardından geldi.

Sağlık bakanı, Rogers'ın bu iddialarına işaret ederek, 13. yüzyılda İslam medeniyetinin edebiyata katkılarına değindikten sonra "Tüm bu gelenekler Müslüman Kardeşler tarafından yok edildi" dedi.

Diğer yandan El-Sayed, Müslüman Kardeşler'le bağları olduğuna yönelik iddiaları defalarca reddetmişti. Ara seçimlerde kazanması halinde ABD Senatosu'na seçilen ilk Müslüman olacak El-Sayed, ABD Başkanı Donald Trump tarafından da hedef alınmıştı. Trump, 11 Eylül saldırılarını gündeme getirerek El-Sayed'i "cihatçı" diye nitelemişti.

Trump yönetimi, Müslüman Kardeşler'in Mısır, Lübnan ve Ürdün'deki kollarını bu yıl ocak ayında terör örgütü listesine almıştı.

ABD Dışişleri Bakanlığı, Müslüman Kardeşler'in Lübnan'daki kolunu "Yabancı Terörist Örgüt" ve lideri Muhammed Fevzi Takkuş'u da "Özel Olarak Tanımlanmış Küresel Teröristler" diye sınıflandırmıştı. ABD Hazine Bakanlığı da örgütün Mısır ve Ürdün'deki kollarını Hamas'a maddi destek sağladıkları gerekçesiyle "Özel Olarak Tanımlanmış Küresel Teröristler" listesine eklemişti.

ABD'de Müslümanlara ve Araplara yönelik nefret suçlarını belgeleyen Amerikan-İslam İlişkileri Konseyi'nden (CAIR) yapılan açıklamada, Kennedy Jr.'ın açıklamaları "ırkçılık ve bağnazlığın tipik bir örneği" diye nitelendi.

Kennedy Jr.'ın ülke çapında "Arap ve Müslüman karşıtı nefretin alevlerini daha da fazla körüklediği" ifade edildi.

Demokrat Senatör Chris Murphy de sağlık bakanının açıklamalarına tepki göstererek, Müslüman Amerikalıların "koordineli şekilde" saldırı altında olduğunu söyledi.

ABD'li sağlık hakları savunuculuğu örgütü Protect Our Care, Kennedy'nin sözlerini "aşırı ırkçı bir tirat" diye niteledi.

Independent Türkçe, AP, Reuters, Times of Israel


İsrail seçimleri: Hükümetin kaderi Arap partilerinin elinde

Ağırlıklı olarak İsrail'deki Filistinlileri temsil eden Ortak Liste'nin destekçileri, ittifakın yakaladığı başarıyı kutladı (AFP)
Ağırlıklı olarak İsrail'deki Filistinlileri temsil eden Ortak Liste'nin destekçileri, ittifakın yakaladığı başarıyı kutladı (AFP)
TT

İsrail seçimleri: Hükümetin kaderi Arap partilerinin elinde

Ağırlıklı olarak İsrail'deki Filistinlileri temsil eden Ortak Liste'nin destekçileri, ittifakın yakaladığı başarıyı kutladı (AFP)
Ağırlıklı olarak İsrail'deki Filistinlileri temsil eden Ortak Liste'nin destekçileri, ittifakın yakaladığı başarıyı kutladı (AFP)

İsrail'de düzenlenen Meclis (Knesset) seçimlerinde oyların yüzde 70'ten fazlası sayılırken, eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot liderliğindeki muhalefet bloku ve Başbakan Binyamin Netanyahu liderliğindeki iktidar bloku, koalisyon kurmak için yeterli 61 milletvekiline ulaşamadı.

Times of Israel'in (ToI) aktardığı sandık çıkış anketlerine göre Netanyahu liderliğindeki Likud, Meclis'te 27, Eisenkot'un Yashar partisi ise 20 sandalye kazanabilir.

Oyların yüzde 76,8'i sayıldıktan sonra ortaya çıkan sonuçlara göre Netanyahu önderliğindeki radikal sağcı iktidar bloku 54, Eisenkot liderliğindeki muhalefet bloku ise 47 sandalyeyle seçim yarışını sürdürüyor.

Seçimin bu şekilde sonuçlanması halinde 120 sandalyeli Knesset'te koalisyon kurmak için gerekli sayı olan 61 milletvekiline iki blok da erişemiyor.

Diğer yandan İsrail'deki Filistinlileri temsil eden Hadaş, Taal ve Balad partilerinin oluşturduğu Ortak Liste'nin 11 ila 12; Mansur Abbas liderliğindeki Birleşik Arap Listesi'nin (Ra'am) ise 7 sandalye kazanabileceği öngörülüyor. Bu tahminler gerçekleşirse Arap partileri, 2020 seçimlerinde ulaştıkları toplam 15 sandalyeyi aşarak yeni bir rekora imza atabilir.

Sonuçların bu şekilde gelmesi halinde Arap partileri, 2020 seçimlerindeki 15 sandalyelik rekorunu aşabilir.

Arap bölgelerinde katılım oranında da büyük bir artış gözlemlendi.

İsrail'in Kuzey Bölgesi'ndeki Nasıra'da katılım oranı 2022'deki seçimde yüzde 48,29 iken 27 Ekim'deki seçimde yüzde 72,2'ye yükseldi. Ülkenin Güney Bölgesi'ndeki Rahat'ta da 2022'de yüzde 60,61 olan katılım oranı yüzde 82 olarak kaydedildi. Hayfa ilçesindeki Ümmü'l-Fehm'de de 2022'de yüzde 38,29 olan katılım oranı yüzde 75,5'e yükseldi.

ToI'nin analizinde, Arap seçmenlerin "İsrail tarihinin en sağcı hükümetini devirmek için" seçimlere yoğun katılım gösterdiği yazılıyor.

Mansur Abbas, sandık çıkış anketlerinin partisinin sandalye sayısında artışa işaret etmesi üzerine "Bunu hep birlikte başardık. Seçmenin verdiği bu gücü etkili bir siyasi güce dönüştüreceğiz. Biz buradayız, kenarda değiliz" dedi.

Haaretz'in analizinde, "Netanyahu'nun Arap seçmenlere yönelik korkutma kampanyasının ters teptiği" ifade ediliyor. Netanyahu'ya ek olarak Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir ve Maliye Bakanı Bezalel Smotrich'in de Arap seçmenleri caydırmak için kampanya yürüttüğü hatırlatılıyor.

Buna rağmen Arapların sandığa giderek "ırkçılığa, faşizme ve onları her geçen gün daha da boğan bir hükümete" karşı harekete geçtiği vurgulanıyor.

Netanyahu'nun bloku Arap partileriyle işbirliğini reddederken, Eisenkot da seçim kampanyasında büyük ölçüde benzer bir tutum sergilemişti. BBC ve Haaretz'in analizlerinde, bunun hükümet kurma sürecini daha da karmaşıklaştırabileceğine işaret ediliyor.

Arap blokunda da farklı yaklaşımlar var. Ra'am, Eisenkot liderliğinde kurulabilecek bir hükümete katılmaya daha sıcak baksa da Ortak Liste, Netanyahu yönetiminin değişmesini sağlamak amacıyla dışarıdan destek verme veya çekimser kalma seçeneklerine açık görünüyor.

Öte yandan Arap partilerinin hükümete doğrudan katılmak yerine bir azınlık hükümetinin kurulmasını dışarıdan destekleme ihtimali de var. Diğer partilerin işbirliğine hazır olması, hükümetin kurulması sürecinde Arap partilerini sonucu belirleyebilecek aktörler haline getirebilir.

Independent Türkçe, Times of Israel, Haaretz, BBC