Husi saflarındaki Afrikalılar: Babu'l-Mendeb'in iki yakasında neler oluyor?

Husilerin safında savaşan Afrikalı silahlı unsurlar, Afrika Boynuzu’na geçen İran silahları ve şantaja uğrayan mülteciler...

Yemen'in Sana kentinde Husilerin destekçilerinin düzenlediği bir gösteride bazı Husi üyeleri, 17 Temmuz 2026 (Reuters)
Yemen'in Sana kentinde Husilerin destekçilerinin düzenlediği bir gösteride bazı Husi üyeleri, 17 Temmuz 2026 (Reuters)
TT

Husi saflarındaki Afrikalılar: Babu'l-Mendeb'in iki yakasında neler oluyor?

Yemen'in Sana kentinde Husilerin destekçilerinin düzenlediği bir gösteride bazı Husi üyeleri, 17 Temmuz 2026 (Reuters)
Yemen'in Sana kentinde Husilerin destekçilerinin düzenlediği bir gösteride bazı Husi üyeleri, 17 Temmuz 2026 (Reuters)

Enver el-Ansi

Husilerin son dönemde körüklediği ‘tırmandırma savaşında’ neredeyse tek bir gün bile geçmiyor ki milislerinin daha fazla skandalı gün yüzüne çıkmasın. Kandırılan binlerce fakir çocuk, reşit olmayan ve ergen genci bu savaşa sürmekten başlayıp, radikal eğilimleri kullanılarak veya zorla bu savaşa dahil edilme koşulları şüphe uyandıran Afrikalı savaşçıların istihdam edilmesine kadar pek çok unsur deşifre oluyor.

Geçtiğimiz günlerde Yemen ordusu, ülkenin batı kıyısında süregelen askeri operasyonlar sırasında güçlerinin ‘Husilerin saflarında savaşan bir grup unsurun cesetlerine ulaştığını’ açıkladı. Yapılan incelemeler sonucunda bu kişilerin ‘Somalili eş-Şebab terör örgütüne’ mensup oldukları anlaşıldı. Yemenli askeri kaynaklar bu durumu ‘Husiler ile Afrika Boynuzu bölgesindeki terör grupları arasında bir tür koordinasyon ve karşılıklı hizmet alışverişi’ olarak değerlendirdi.

Yemen ve Somali'deki iki radikal grup arasındaki derin mezhepsel farka rağmen böyle bir ihtimal uzak görülmezken aksine oldukça muhtemel kabul ediliyor. Her ikisi de terör örgütü olarak sınıflandırılmış olsa da Yemen Silahlı Kuvvetleri, ölen bu Somalililerin eş-Şebab örgütü üyesi olduğu suçlamasına dayanak teşkil eden delillerin niteliğini tam olarak açıklamadı. Bilindiği üzere ‘potansiyel veya şüpheli teröristler’, bu tür savaşlara veya şiddet eylemlerine katılırken kimliklerini gösteren belge veya kartlar taşımazlar, ancak bu suçlamanın yalnızca ölenlerin yüz hatlarına ve ten rengine dayanmış olması da hayatın olağan akışına aykırıdır.

Bu Somalili gençler, milislerin saflarında savaşan tek Afrikalılar olmayabilir. Zira Etiyopyalılar da mevcut. Onların Husi saflarına katılma koşulları ile durumları farklı, bireysel veya ülkelerindeki bazı silahlı örgütlerle bağlantısız olabilir.

Gerçek şu ki, Afrikalıların Yemen'deki varlığı yadırganacak veya yeni bir durum değil. Bir zamanlar Yemen'deki Somalili mültecilerin sayısı yaklaşık bir milyona ulaşmıştı. Bunların bir kısmı ülkenin çeşitli şehirlerinde kalarak basit meslekler aracılığıyla geçimlerini sağlamayı tercih ederken, büyük bir çoğunluğu Yemen'i ya Birleşmiş Milletler aracılığıyla çeşitli Batılı ülkelerden sığınma hakkı elde edene kadar bir bekleme istasyonu ya da diğer Körfez ülkelerine geçiş için bir köprü olarak kullandı. Meşru hükümetin kontrolü altındaki bölgelerde durum aynı kalmaya devam etse de Husilerin kontrolündeki diğer bölgelerde durum değişti. Zira buralarda pek çok haksızlığa ve şantaja maruz kalıyorlar.

Afrika Boynuzu'nda Husi Nüfuzu

Eş-Şebab grubundan Somalililerin öldürüldüğünün ortaya çıkması, Batı basınının çeşitli organları ile Yemenli araştırma merkezlerinin hazırladığı ve İran'ın gözetiminde Husi grubu ile yalnızca Somali'de değil, Afrika Boynuzu'ndaki birçok ülkede ‘Kızıldeniz'in batı yakasındaki Husi varlığı’ olarak adlandırılan oluşum arasında gerçekleşen temaslardan bahseden birçok raporu yeniden hatırlattı.

Amerikan istihbaratı geçtiğimiz yılın ortalarında, Husilerin Somalili Eş-Şebab Hareketi’ni silahlandırma çabalarını ortaya çıkarmıştı.

Yemen'deki el-Mocha Merkezi’nin bu konudaki bir çalışması, ülkenin 2004 yılından bu yana Husiler ve El-Kaide ile iç savaşa girmesiyle birlikte, özellikle Aden Körfezi ve Arap Denizi'ndeki uluslararası güçlerin varlığı göz önüne alındığında, İran'ın Yemen'e silah kaçırma ihtiyacının kaçakçılık yollarını çeşitlendirmeyi ve bunları güvence altına almayı zorunlu kıldığını belirtmişti. Çalışma ayrıca bunun, İran rejimine uygulanan yaptırımları ve ekonomik ablukayı kırma çabasıyla, İran petrolünü Afrika Boynuzu ülkelerine kaçırmak ve orada satmak için çeşitli rotalar oluşturmak amacıyla İran Devrim Muhafızları Ordusu’nu (DMO) Somalili korsanlarla iş birliği yapmaya yönelttiğini, bunun yanı sıra ‘bölgedeki silahlı milislere ve aralarında Yemen'deki Husilerin de bulunduğu asi gruplara silah kaçırıp sattığını’ ifade etti.

grtbgt
Bir kamyonla Yemen’in güneyindeki Lahc vilayetindeki Khraz mülteci kampına nakledilen Somalili mülteciler, 28 Eylül 2008 (Reuters)

El-Mocha Merkezi’ne göre Amerikan istihbaratı geçtiğimiz yılın ortalarında Husilerin Somalili eş-Şebab Hareketi’ni silahlandırma çabalarını ortaya çıkardı.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Yemen Cumhurbaşkanlığı Liderlik Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi, bu yılın şubat ayında düzenlenen Münih Uluslararası Güvenlik Konferansı'ndaki konuşmasında, Husilerin bölgedeki şiddet yanlısı gruplarla olan ilişkisine, Afrika Boynuzu'na silah ihraç etmelerine, insan ticareti ağına dahil olmalarına ve içeride göçmenleri silah altına almalarına dikkati çekmişti. Alimi, Kızıldeniz bölgesinde güvenliğin yeniden tesis edilmesinin güney kıyılarından başladığını, bunun da ‘Babu'l-Mendeb’in her iki yakasında entegre düzenlemeler yapılmasını’ gerektirdiğini eklemişti.

Husilerin Afrikalı Mültecileri İstismar Etmesi

Sana'da 7 Mart 2021 tarihinde Etiyopyalılara ait bir gözaltı merkezinde büyük bir yangın çıktı. Etiyopya'nın Oromo halkından olan ve Kanada'daki Oromo diasporasına yönelik bir radyo ve televizyon kanalının yöneticiliğini yapan Jamda Suti adlı gazeteci beni arayarak; Husilerin, çatışma cephelerine katılmak ya da serbest bırakılmak için para ödemek arasında bırakıp pazarlık ettikleri mültecilerin üzerine bomba atması sonucunda Sana'da 450 Etiyopyalı mültecinin yanarak hayatını kaybettiğini bildirdi. BBC Arapça için kendisiyle yaptığım bir röportajda Suti, "Afrikalı tutuklular, Husilerin kendilerini cephelere katılmak ile para ödemek arasında bırakmasını protesto etmek amacıyla açlık grevindeydi; milis unsurları bu sırada grevi sonlandırmak için müdahale ederek üzerlerine bomba attı" diye ekledi.

Yemen makamlarının, Somalili mülteciler ve diğer Afrikalıların Yemen'deki toplumsal barış için risk oluşturabileceğine dair güvenlik endişeleri bulunuyordu.

Aynı zamanda Etiyopya merkezli ‘Oromo'nun Geleceği’ adlı bir ağın başkanı olan Suti, olaydan sağ kurtulan bir kişinin kendisine gönderdiği video kaydını bana ulaştırmıştı ve ben de bunu derhal yayımlamıştım. Ancak Yemen’deki insan hakları örgütlerinin Uluslararası Göç Örgütü'nün (IOM) katılımıyla şeffaf bir soruşturma yürütülmesi yönündeki çağrılarına ve mültecilere yönelik ihlallere, onları takip edip Yemen'in Suudi Arabistan sınırına yaklaşana kadar tutuklamalarına ve Sana ile kontrol ettikleri diğer bölgelerdeki gözaltı merkezlerine zorla getirilmelerine son verilmesi taleplerine rağmen bu durum Husileri utandırmadı ya da yaşananları umursamalarına neden olmadı. Husiler olayla ilgili soruşturma açma sözü vermiş, ancak eğer gerçekten yapıldıysa, soruşturmanın sonuçlarını açıklamamışlardı.

Ancak Husiler bir süre sonra tekrar açıklama yaparak, olayla ilgili yürüttükleri soruşturmanın Sana'daki göçmen merkezinde çıkan yangında yalnızca 45 kişinin ölümüne yol açtığını belirtti. Olaydan çok sayıda unsurunun ve güvenlik yetkilisinin sorumlu olduğunu kabul eden Husiler, ‘olayla ilgili olarak yargılanmaları amacıyla suçlanan 11 unsuru gözaltına aldıklarını’ ifade etti. Husiler bunu, Husi güvenlik güçlerinin ‘göçmenlerin tutulduğu tesiste çıkan bir protestoya, liderliklerinden izin almadan üç adet göz yaşartıcı gaz bombası atarak müdahale ettiği’ şeklinde savundu.

Afrikalılar Yemen'e nasıl ulaşıyor?

Binlerce kişi, Sudan'daki savaş, Etiyopya hükümeti ile Tigray bölgesi arasındaki çatışmanın yanı sıra Somali ve Eritre'deki istikrarsız koşullar gibi Afrika Boynuzu ülkelerindeki çalkantılı durum sebebiyle, devam eden savaşa rağmen bu ülkelerden Yemen'e gelmeye devam ediyor. Yemen kıyılarının Aden Körfezi veya Kızıldeniz üzerinden bu ülkelere yakın olmasının da etkisi söz konusu. İnsan tacirleri ve kaçakçılar, bu insanları söz konusu ülkelerin kıyılarından -özellikle güney kıyılarından- derme çatma ve köhne teknelerle, genellikle elverişsiz hava koşullarında kalabalık gruplar halinde taşıyor. Fırtınalar ve dalgalı denizler nedeniyle bu küçük gemi ve teknelerin birçoğu batarken, Yemen karasına yaklaşmayı başaran teknelerdeki yolcular ise açık denizde suya atılıyor. Aralarında yüzme bilmeyen kadın ve çocukların da bulunduğu bu kişilerin birçoğu yaşamını yitiriyor. Acil durum ve deniz kuvvetleri ekipleri ise bu alandaki kısıtlı imkânları ve deneyimleri nedeniyle onları çok nadiren kurtarabiliyor.

fvbg
Yemen'den dönüş yolunda, Obock yakınlarındaki çöl bir alanda Uluslararası Göç Örgütü'nden yardım aldıktan sonra su içip yemek yiyen Etiyopyalı göçmenler (AFP)

Yaptığım haber çalışmaları ve mülteci kamplarına gerçekleştirdiğim çok sayıda ziyaret sırasında, bu ölüm yolculuklarına dair dehşet verici hikayeler dinledim. Dinlediğim bu tanıklıklar arasında, insan kaçakçılığı çetelerinin silah tehdidi altında kadınların varsa eşyalarını nasıl gasp ettiğini anlatanlar da vardı.

O dönemde Yemen makamlarının, Somalili mülteciler ve diğer Afrikalıların -özellikle de ülkelerindeki çatışma bölgelerinden geldikleri ve belki de bir kısmı bu çatışmaların tarafı olduğu için- Yemen’deki toplumsal barış için risk oluşturabileceğine dair güvenlik endişeleri bulunuyordu. Ancak Yemen hükümeti, IOM iş birliğiyle, durumlarının Birleşmiş Milletler (BM) tarafından incelenmesini bekleyen ve misafir etmeyi kabul edecek bağışçı Batı ülkelerinin onayını bekleyen mülteciler için büyük bir mülteci kampı kurmaya karar verdi.

Yemen'deki savaşın uzamasıyla birlikte, ülkelerindeki savaşın alevlerinden kaçarak özellikle Somali'ye göç eden on binlerce Yemenlinin aynı trajediyi yeniden yaşaması da kaderin bir başka cilvesi olmaya devam ediyor.

Gerçekten de bu kişilerden birkaç binini barındıran bir kamp, Lahis vilayetinin el-Mudaraba ve el-Ara ilçesinde, Aden şehrine yaklaşık 136 kilometre uzaklıkta kuruldu. Burası Yemen'de mülteciler için tahsis edilmiş tek kamp olan Haraz Mülteci Kampı'ydı.

Kampın içinde veya dışında meydana gelen bazı münferit adli olaylar haricinde, Yemen'in bir devlet ve toplum olarak güvenliğini tehdit eden kayda değer hiçbir suç kaydedilmedi.

xc dv v
Yemen'in güneyindeki sahil kenti Aden'de, Somali'ye sınır dışı edilmeden önce bir teknede bulunan düzensiz Afrikalı göçmenler, 26 Eylül 2016 (AFP)

Çocuk yaşta olanların silah altına alınması ve milislerin bazı Afrikalı savaşçıları kullanması konusunda hayret uyandıransa, Husilerin, her cuma günü grubun liderine içeride ve dışarıda ‘ilahi fetihlerini’ gerçekleştirmesi için ‘halk yetkisi’ verildiği iddiasıyla ‘milyonluk kalabalıklar’ olarak adlandırdıklarıyla dünyanın kulaklarını ve gözlerini sağır ederken böyle bir yola başvuruyor. Oysa grubun bazı şahin kanat mensupları, saflarına 200 bin ‘mücahidin’ katıldığından övünerek bahsediyordu. Bu durum, “Asıl ‘mücahitlerin’ yerine ve onların adını kullanarak milislerin savaşlarına küçük yaştakileri ve bazı Afrikalıları sürmenin sebebi ne?” sorusunu akıllara getiriyor.



Mısır Dışişleri Bakanı: ABD-İran savaşında herhangi bir tırmanışın daha yıkıcı olmasından endişe duyuyoruz

Mısır Dışişleri Bakanı Bedir Abdülati, 5 Eylül 2025'te Kıbrıs'ın başkenti Lefkoşa'da düzenlenen basın toplantısında konuşurken. (Arşiv – Reuters)
Mısır Dışişleri Bakanı Bedir Abdülati, 5 Eylül 2025'te Kıbrıs'ın başkenti Lefkoşa'da düzenlenen basın toplantısında konuşurken. (Arşiv – Reuters)
TT

Mısır Dışişleri Bakanı: ABD-İran savaşında herhangi bir tırmanışın daha yıkıcı olmasından endişe duyuyoruz

Mısır Dışişleri Bakanı Bedir Abdülati, 5 Eylül 2025'te Kıbrıs'ın başkenti Lefkoşa'da düzenlenen basın toplantısında konuşurken. (Arşiv – Reuters)
Mısır Dışişleri Bakanı Bedir Abdülati, 5 Eylül 2025'te Kıbrıs'ın başkenti Lefkoşa'da düzenlenen basın toplantısında konuşurken. (Arşiv – Reuters)

Mısır Dışişleri Bakanı Bedir Abdülati, ABD ile İran arasındaki savaşta yaşanabilecek yeni bir tırmanışın daha büyük yıkıma ve ciddi sonuçlara yol açmasından “son derece endişeli” olduğunu belirtti.

Şarku’l Avsatın Reuters'ten aktardığına göre bugün Bahreyn'in başkenti Manama'da Uluslararası Stratejik Araştırmalar Enstitüsü tarafından düzenlenen Güvenlik Diyaloğu Zirvesi'nde konuşan Abdülati, “Bir sonraki çatışma turu daha tehlikeli ve daha yıkıcı olacak, hiçbir sonuç getirmeyecek. Geçmişten ders çıkarmalıyız” ifadelerini kullandı.

Haziran ayında varılan geçici anlaşma, İran'la yaşanan savaşta kalıcı bir ateşkesin sağlanmasını veya Hürmüz Boğazı üzerinden deniz taşımacılığının normale dönmesini mümkün kılmadı. O tarihten bu yana İran, Washington'un İran limanlarına uyguladığı ablukayı kaldırması karşılığında Tahran'ın yedi gün içinde aksayan deniz geçişini yeniden açmasını önerdi.

Yeni bir anlaşmaya varılması amacıyla Katar arabuluculuk heyeti dün yeniden Tahran'a döndü. Ancak taraflar, önce nükleer müzakerelerin mi yoksa ablukanın ve petrol yaptırımlarının hafifletilmesinin mi gündeme alınması gerektiği konusunda hâlâ anlaşmazlık yaşıyor.


Irak İstihbaratı siyasi rekabet sınavıyla karşı karşıya

Irak İstihbarat Teşkilatı Başkanı Hamid eş-Şatri. (WAA)
Irak İstihbarat Teşkilatı Başkanı Hamid eş-Şatri. (WAA)
TT

Irak İstihbaratı siyasi rekabet sınavıyla karşı karşıya

Irak İstihbarat Teşkilatı Başkanı Hamid eş-Şatri. (WAA)
Irak İstihbarat Teşkilatı Başkanı Hamid eş-Şatri. (WAA)

Irak İstihbarat Teşkilatı Başkanı Hamid eş-Şatri’nin görevden alınması ve Başbakan Ali ez-Zeydi’nin kurumun yönetimini bizzat üstlenmesi, ülkenin en önemli güvenlik kurumlarından birindeki görev değişikliğinin ötesinde anlamlar taşıyor. Bu gelişme, hassas makamların siyasi güçler arasında nasıl paylaştırıldığı ve bu güçlerin güvenlik kurumları üzerindeki nüfuzunun sınırları konusunda yeni soru işaretlerini beraberinde getiriyor.

Ez-Zeydi, eş-Şatri’yi görevden alma kararından üç gün sonra, perşembe akşamı ülkenin en hassas makamlarından birinin yönetimini devraldı. Aralık 2024’te dönemin Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani tarafından Raid Cuhî’nin yerine atanan eş-Şatri, yaklaşık bir buçuk yıl görevde kaldı.

Hükümet, görevden alma kararını egemenliğin pekiştirilmesi ve bölgesel tehditlerle mücadele kapsamında atılmış bir adım olarak nitelendirdi. Ancak söz konusu tehditlerin niteliği veya ez-Zeydi’nin teşkilatın yönetimini ne kadar süreyle üstleneceği konusunda ayrıntı vermedi.

Bu adım, güvenlik kurumunun yönetiminde istisnai bir uygulama olarak değerlendirilirken, aynı zamanda kurum başkanının değiştirilmesinin ötesine geçen siyasi boyutlar taşıyor.

Ez-Zeydi, istihbarat teşkilatının “bütün Iraklılara ait” olduğunu ve partizan, mezhepsel ya da hizipsel paylaşımın dışında tutulması gerektiğini belirtti. Ancak yeni bir başkan atamak yerine görevi bizzat üstlenmesi, makamı iktidar ortakları arasında yürürlükte olduğu varsayılan yazılı olmayan siyasi paylaşım düzeninin dışında bırakıyor.

Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, 14 Mayıs 2026'da Bağdat'taki parlamento binasında hükümetine güvenoyu verilmesi için yapılan oylama sırasında. (Reuters)
Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, 14 Mayıs 2026'da Bağdat'taki parlamento binasında hükümetine güvenoyu verilmesi için yapılan oylama sırasında. (Reuters)

Güvenlik yapılanması

Siyasi kaynaklar, Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, makamların paylaşımına ilişkin mutabakatlar çerçevesinde istihbarat teşkilatı başkanlığının Sünni Arapların kontenjanına ayrıldığını, ancak bu düzenlemenin henüz Sünni bir ismin göreve getirilmesiyle sonuçlanmadığını belirtti.

Kaynaklara göre ez-Zeydi’nin teşkilatın başına geçmesi, bölgesel gerilimin arttığı bir dönemde yeni istihbarat başkanlığını siyasi çekişmelerden korumayı amaçlıyor olabilir. Kaynaklar, başbakanın güvenlik yapılanmasını yeniden düzenleme planlarının teşkilatın belirli siyasi güçlerin kontrolüne geçmesini zorlaştırdığını ifade etti.

2003'ten bu yana teşkilatın yönetiminde, eski subay Muhammed Abdullah eş-Şevvani'nin kısa süreli görev dönemi dışında, Şii partilerle bağlantılı isimler yer aldı. Buna karşılık Sünni yetkililer, operasyonlardan sorumlu başkan yardımcılığı gibi teşkilatın önemli kademelerinde görev yaptı. Söz konusu makam, İran yanlısı silahlı grupların kışkırtma kampanyalarına da hedef olmuştu.

Bağdat'ın Mansur bölgesindeki teşkilat merkezinin çevresi, Mart 2026'da insansız hava aracıyla (İHA) düzenlenen hava saldırısına maruz kaldı. Saldırıda bir istihbarat subayı hayatını kaybederken, merkezde maddi hasar meydana geldi.

Resmî olmayan güvenlik raporlarında, saldırının İran ile ABD arasındaki bölgesel gerilim nedeniyle yasa dışı faaliyet gösteren silahlı gruplar tarafından gerçekleştirildiği öne sürüldü.

Adının açıklanmasını istemeyen Sünni bir siyasetçi, Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, Irak'taki mevcut mezhepsel ve etnik güç paylaşımı düzenine göre istihbarat teşkilatının Sünni Arapların kontenjanında bulunduğunu söyledi.

Söz konusu siyasetçi, bu kesimin özellikle hassas ve güvenlikle ilgili makamlarda güç paylaşımı sistemi nedeniyle sık sık haksızlığa uğradığını belirterek, Sünnilerin bu tür görevlerde temsil edilmemesinin, vatandaşlık ve geçmişin mirasını aşma söylemiyle siyasi uygulamalar arasındaki uçurumu ortaya koyduğunu ifade etti.

Ancak aynı siyasetçi, eş-Şatri'nin görevden alınmasıyla ez-Zeydi'nin teşkilatın yönetimini üstlenmesini birbirinden ayrı değerlendirdi. Başbakanın mevcut aşamada teşkilatı yönetmesinin, makam üzerindeki anlaşmazlığın siyasi güçler arasında yeni bir rekabet alanına dönüşmesini önleyebileceğini belirtti. Görev için adaylık sürecinin başlatılmasının, siyasi çekişmelerin yoğunluğu nedeniyle uzlaşmayı zorlaştırabileceği değerlendirmesinde bulundu.

Irak'ın eski Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani, 21 Mart 2026'da Bağdat'ta eski İstihbarat Teşkilatı Başkanı Hamid eş-Şatri ile görüşürken. (AFP)
Irak'ın eski Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani, 21 Mart 2026'da Bağdat'ta eski İstihbarat Teşkilatı Başkanı Hamid eş-Şatri ile görüşürken. (AFP)

İstihbarat teşkilatı: Merkezî yönetim ile siyasi paylaşım arasında

2003'ten bu yana Irak İstihbarat Teşkilatı, devlet kurumlarının inşasına damgasını vuran mesleki ve siyasi çıkarların iç içe geçmesinden bağımsız kalamadı. Güvenlik kurumları, sivil kurumlardan farklı bir yapıya sahip olmalarına rağmen, üst düzey görevler çoğu zaman siyasi güçler arasında pazarlık ve rekabet konusu oldu.

Siyaset araştırmacısı Abbas Abbud, 2003 sonrasında Irak devletinin kurumsal yapısında idari ve siyasi alanların iç içe geçtiğini, bunun da kurumların rolünü sınırlandırarak bağımsızlıklarını zayıflattığını ifade etti.

Abbud, Şarku’l Avsat'a yaptığı açıklamada, bu iç içe geçişin idari görevlerden hassas güvenlik kurumlarına kadar uzanan bir siyasi nüfuz mücadelesine yol açtığını söyledi. Başbakanın teşkilatı siyasi paylaşım düzeninin dışında tutma yönündeki açıklamalarına rağmen, istihbarat kurumunun da bu rekabetin bir parçası hâline geldiğini vurguladı.

Burada öne çıkan soru, ez-Zeydi'nin teşkilatın yönetimini üstlenmesini siyasi liderlikle güvenlik kurumları arasındaki ilişkiyi yeniden düzenlemeye yönelik bir adıma dönüştürüp dönüştüremeyeceği.

Silahlı Kuvvetler Başkomutanlığı Ofisi'nin kurulması ve yönetiminin eski İçişleri Bakanı Korgeneral Abdülemir eş-Şemmari'ye verilmesi, güvenlik yapılanmasının denetimini başbakanın liderliğinde merkezileştirmeye yönelik açıklanmış bir eğilimi yansıtıyor.

Ancak denetimin merkezîleştirilmesi, atama ve hesap verebilirlik konusunda açık kurallar oluşturulmadığı ve yetki sınırları belirlenmediği sürece kurumların mesleki bağımsızlığını güçlendireceği anlamına gelmiyor.

Müstansıriye Üniversitesi Siyaset Bilimi Profesörü Talib Muhammed Kerim, Irak'ın bölgesel ve uluslararası çatışmalardan korunabilmesi için stratejik gelişmeleri okuyabilen, çatışmaların yönünü ve bunların güvenlik, egemenlik ve ekonomik çıkarlar üzerindeki etkilerini öngörebilen bir istihbarat teşkilatına ihtiyaç duyduğunu söyledi.

Kerim, Şarku’l Avsat'a yaptığı açıklamada, bu hedefin gerçekleştirilmesi için teşkilatın siyasi çekişmelerden bağımsız bir mesleki yapıya kavuşması, güvenlik, diplomasi ve ekonomi kurumlarıyla koordinasyon içinde çalışması ve kurumu siyasi güçlerin hesaplarına göre değil, ulusal çıkarlar doğrultusunda yönetecek yetki ve vizyona sahip bir liderlik tarafından yönetilmesi gerektiğini vurguladı.


Putin, savaşı sona erdirmek için Burhan’a yardım teklif etti

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan’ı dün Moskova’da karşılarken. (AP)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan’ı dün Moskova’da karşılarken. (AP)
TT

Putin, savaşı sona erdirmek için Burhan’a yardım teklif etti

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan’ı dün Moskova’da karşılarken. (AP)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan’ı dün Moskova’da karşılarken. (AP)

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Sudan’daki savaşın sona erdirilmesi ve dışarıdan dayatmalar olmaksızın barışın tesis edilmesi için ülkesinin yardıma hazır olduğunu açıkladı. Putin, Moskova’da düzenlenen 3. Rusya-Afrika Zirvesi kapsamında Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan ile gerçekleştirdiği görüşmede, iki ülke arasındaki ekonomik ve teknik iş birliğini geliştirmeye yönelik bir yol haritası sundu.

Putin, ülkesinin çatışmaların durdurulmasını ve siyasi bir çözüme ulaşılmasını desteklediğini vurgulayarak, savaşın insani ve ekonomik sonuçlarına dikkat çekti. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre önerilen yol haritası, ticaret, sanayi, teknoloji ve lojistik alanlarında iş birliğini kapsıyor.

Burhan ise Rusya ile stratejik ortaklık kurulması çağrısında bulunarak Kızıldeniz kıyısında, Rusya’ya ait akaryakıt ve buğday depolarının da yer alacağı serbest ekonomik bölge oluşturulmasını önerdi. Sudan hükümetinin, demokratik bir sivil geçiş sürecinin ve özgür seçimlerin önünü açacak, “tamamen Sudan’a özgü” bir barış sürecine bağlı olduğunu vurguladı.

Öte yandan Sudan Dışişleri Bakanı Muhyiddin Salim, Ukraynalı askerlerin Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) saflarında savaştığını ve birliklerine insansız hava araçlarının (İHA) kullanımı konusunda eğitim verdiğini öne sürdü. Hartum yönetiminin Ukraynalı, Kolombiyalı ve diğer yabancı uyruklu kişilerin savaşa katılımına ilişkin kanıtlara sahip olduğunu belirten Salim, geçen yıl ABD yönetimine Ukrayna üzerinden Sudan’a Amerikan silahlarının ulaştırıldığını gösteren belgeler sunduğunu açıkladı.