ABD Başkanı Donald Trump, kasım ayında yapılması planlanan ara seçimlerde Cumhuriyetçilerin Temsilciler Meclisi ve Senato’daki çoğunluğu koruması halinde, her yetişkin Amerikan vatandaşına 5 bin dolar tutarında nakit ödeme yapma vaadinde bulundu. Toplam maliyetinin yaklaşık 1,35 trilyon dolara ulaşabileceği belirtilen bu teklif, çeklerin miktarından ziyade ‘Bu ödemelerin finansmanını kim sağlayacak?’ şeklindeki daha büyük bir ekonomik soruyu yeniden gündeme taşıdı.
Dün Dallas’ta düzenlenen Cumhuriyetçi Ara Seçim Konferansı’nda konuşan Trump, Cumhuriyetçilerin Temsilciler Meclisi ve Senato’da galip gelmesi durumunda her reşit vatandaşa 5 bin dolarlık bir ‘pay’ dağıtacağını açıkladı. Ödemeyi ‘Trump Temettüsü’ (Trump Dividend) olarak adlandıran Trump, bu paranın ABD sınırları içerisinde harcanması şartını koştu.
.@POTUS announces the TRUMP DIVIDEND: If Republicans win both the House and the Senate, because of our tremendous economic success, I will issue a dividend to every adult citizen in the United States for $5,000 pic.twitter.com/s4orJJGx9d
— Rapid Response 47 (@RapidResponse47) September 10, 2026
ABD’de reşit nüfusun yaklaşık 270 milyona ulaşması, kişi başı 5 bin dolarlık ödemenin toplam faturasını yaklaşık 1,35 trilyon dolara çıkarıyor. Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığına göre bu rakam, Kovid-19 salgını döneminde belirli gelir sınırları dahilindeki yetişkinlere bin 200 dolar olarak verilen ilk nakit teşvik paketinin yaklaşık üç katına denk geliyor.
1,35 trilyon dolar... Bu para nereden geliyor?
Teklifin temel çıkmazı ise ödemelerin finansman kaynağı ve onaylanma mekanizmasında yatıyor. Trump, ‘temettü’ ödemelerinin nasıl finanse edileceğine dair henüz ayrıntılı bir plan sunmadığı gibi, bu boyuttaki bir programın hayata geçirilmesi tek taraflı bir başkanlık kararıyla mümkün görünmüyor. Zira böylesi bir adım, Kongre’nin onayını ve gerekli bütçe ödeneklerinin tahsis edilmesini gerektiriyor. AP de Trump’ın yasal bir onay almadan bu fonları serbest bırakma yetkisinin bulunmadığına dikkat çekiyor.
Trump, geçtiğimiz yıl Amerikalılara 2 bin dolarlık bir ‘gümrük vergisi payı’ verilebileceğinden bahsettiği fikri yeniden gündeme getirerek, bu ödemelerin gümrük vergisi gelirleriyle finanse edilebileceğinin sinyalini verdi.
Ancak gümrük gelirleri ile programın muhtemel maliyeti arasındaki fark bir hayli yüksek. New York Times’ın Penn Wharton Bütçe Modeli’ne dayandırdığı verilere göre, Trump’ın gümrük vergilerinden elde edilen gelir yaklaşık 300 milyar dolara ulaşmıştı; fakat bu vergilere ilişkin yasal süreçler ve para iadelerinin başlamasıyla birlikte kullanılabilir toplam miktar yaklaşık 132,5 milyar dolara geriledi. 300 milyar doların tamamının hesaba katıldığı varsayılsa bile bu miktar, 1,35 trilyon dolarlık toplam maliyetin yalnızca yüzde 22’sini karşılıyor. 132,5 milyar dolarlık mevcut gelir ise maliyetin yüzde 10’undan daha azını kapatmaya yetiyor.

Öte yandan, yönetimin yüksek gelir grubundakileri program kapsamı dışında tutmaya karar vermesi durumunda maliyet düşebilir. Başkan Yardımcısı JD Vance bu ihtimale işaret etse de Trump konuşmasında herhangi bir gelir sınırı belirtmedi. Wharton’da ekonomi profesörü ve Penn Wharton Bütçe Modeli Direktörü olan Kent Smetters’ın tahminlerine göre, yıllık geliri 400 bin doların üzerinde olan hanelerin kapsam dışı bırakılması, toplam maliyeti yaklaşık 1,15 trilyon dolara indirebilir.
Program maliyeti ile mevcut gümrük gelirleri arasındaki devasa fark varlığını korurken, bu açığın nasıl kapatılacağı kamusal maliye üzerindeki etkiyi belirlemede kritik bir faktör olacak. Açığın harcama kesintileri veya yeni gelir kaynaklarıyla kapatılamaması halinde borçlanmaya başvurulması en doğrudan seçenek olarak öne çıkıyor; bu durum ise kamu açığının ve federal borcun daha da artması anlamına geliyor.
Borç yükü altındaki maliyeye ek bir yük
Bu teklif, ABD kamu maliyesinin artan baskılarla karşı karşıya kaldığı bir dönemde geliyor. AP’nin teklife ilişkin haberinde yer alan verilere göre, ülkenin ulusal borcu 40 trilyon doları aşarken yıllık bütçe açığı da 1,8 trilyon dolara yaklaşmış durumda.
Bu açıdan bakıldığında, Trump Temettüsü’nün fiili maliyeti yalnızca yaklaşık 1,35 trilyon dolarlık çek ödemeleriyle sınırlı kalmayacak. Hükümetin programı borçlanma yoluyla finanse etmesi halinde ilave borç servis maliyeti de üstlenilecek ve bu durum mali etkinin ödemelerin yapıldığı yılın ötesine uzamasına yol açacak.
Bu denklem, vatandaşın tek seferde alacağı 5 bin doların, yeni gelir kaynakları veya eş değer harcama kesintileriyle dengelenmediği sürece kamu maliyesi perspektifinden borcun ve faiz giderlerinin artması yoluyla hükümetin üstlendiği uzun vadeli bir yükümlülüğe dönüşebileceğini gösteriyor.
Enflasyon ve faiz oranları üzerindeki potansiyel etki
Ayrıca, kısa bir süre içinde Amerikalı hanelerin eline 1 trilyon dolardan fazla nakit pompalanması tüketimi ve talebi artırabilir. Bu durum kısa vadede ekonomik aktiviteyi destekleyebilecek olsa da üretimde benzer bir genişlemeyle karşılanmadığı takdirde fiyat baskılarını da tırmandırabilir.
ABD piyasalarının enflasyon, bütçe açığı ve kamu borçlanmasına karşı hassasiyeti göz önüne alındığında bu husus ayrı bir önem kazanıyor. Piyasaların söz konusu ödemelerin bütçe açığını ve borcu artıracağı yönünde bir algıya kapılması durumunda, Hazine tahvil getirileri yükselebilir; bu da hükümet, özel sektör ve haneler için borçlanma maliyetlerini yukarı çekebilir.
Dolayısıyla programın ekonomik etkisi, her hak sahibinin 5 bin dolar almasıyla sınırlı kalmayıp tüketici talebine, enflasyona, Hazine ihraçlarına, faiz oranlarına ve borç servis maliyetine kadar uzanan geniş bir alana yayılıyor.
Bunlar ‘dağıtım’ mı yoksa seçim teşviki mi?
Teklifin siyasi boyutu da kısa sürede ekonomik tartışmaların odağına yerleşti. Fox News sunucusu Bret Baier, Başkan Yardımcısı JD Vance ile gerçekleştirdiği mülakatta programın yaklaşık 1,3 trilyon dolarlık maliyetine dikkat çekerek yönetime yüklendi. Baier, Trump’ın seçim sonrasına vaat ettiği bu ödemelerle ‘seçmenlere rüşvet vermeye’ çalıştığını savunan çevrelerin bulunduğunu ifade etti.

Söz konusu soru, açıklamanın zamanlaması nedeniyle ayrı bir önem taşıyor. Zira ödemeler, Cumhuriyetçilerin kasım ayındaki seçimlerde hem Temsilciler Meclisi hem de Senato’da kontrolü sağlaması şartına bağlanmış durumda. Ancak vaadin ‘rüşvet’ olarak nitelendirilmesi, hukuki bir karardan ziyade eleştirmenlerin getirdiği siyasi bir yorum niteliği taşıyor.
Açıklamaya eşlik eden hukuki analizlere göre plan, yasal ve mali açıdan soru işaretlerini de beraberinde getirdi. Başkan’ın, Kongre’nin onayı olmadan tek başına bu ölçekte bir harcama programı oluşturma yetkisi bulunmuyor.
Buna karşılık seçim hukuku uzmanları, seçmenlerin yararlanabileceği bir ekonomik politika vaadinde bulunmanın, söz konusu menfaatin uygulanması standart hükümet prosedürlerinden geçtiği sürece otomatik olarak hukuka aykırı sayılamayacağını belirtiyor.
Daha önceki ‘dağıtım’ deneyimleri
5 bin dolarlık vaat bir boşluktan doğmuş değil. Trump, geçen yıl da gümrük gelirlerinden Amerikalılara 2 bin dolar ödenmesi fikrini ortaya atmış, ancak bu teklif somut bir ödeme programına dönüşmemişti. ABD Başkanı, daha önceki açıklamalarında da kamu istihdamındaki kısıntılardan elde edilecek tasarruflara bağlanan 5 bin dolarlık ödemelerden bahsetmişti.
Söz konusu vaatler, Kovid-19 salgını döneminde hükümetin uygulamaya koyduğu teşvik ödemelerinden farklılık gösteriyor. Salgın dönemindeki ödemeler, derin bir ekonomik daralmayla mücadele amacıyla Kongre tarafından çıkarılan yasalar kapsamında hayata geçirilmişti. Mevcut vaat ise daha farklı bir ekonomik konjonktürde sunulmakla birlikte, çok daha ağır bir borç yükü ve borçlanma maliyetiyle karşı karşıya bulunuyor.
Bu nedenle 5 bin dolarlık vaadin arkasındaki gerçek ekonomik soru ‘Amerikalıların ne kadar alacağı’ değil, ‘1,35 trilyon dolarlık faturayı kimin ödeyeceği’ olarak öne çıkıyor.
40 trilyon doları aşan ulusal borç ve 1,8 trilyon dolara yaklaşan yıllık bütçe açığı ortamında Trump Temettüsü, ABD kamu maliyesi için yeni bir test niteliği taşıyor. Borçlanma yoluyla sağlanacak her türlü finansmanın borç stoğunu ve borç servis maliyetini artıracağı değerlendiriliyor. Bu noktada Trump’ın vaat ettiği ‘temettü’, şirketlerin dağıttığı kâr paylarından ayrışıyor. Zira birikmiş bir mali fazladan değil, hükümet ve Kongre tarafından belirlenecek bir finansman kaynağından beslenmesi gerekiyor.








