Kanada eyaleti, Trump'la alay etmek için yeni sınır tabelaları diktihttps://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/5316976-kanada-eyaleti-trumpla-alay-etmek-i%C3%A7in-yeni-s%C4%B1n%C4%B1r-tabelalar%C4%B1-dikti
Kanada eyaleti, Trump'la alay etmek için yeni sınır tabelaları dikti
Kanada'nın Britanya Kolumbiyası eyaleti salı günü, ABD'yle süregelen gerilime atıfta bulunan ve Kanada'nın 'güçlü, gururlu ve ASLA 51. eyalet olmayacağı' ifadelerinin yer aldığı sınır tabelalarını tanıttı (AFP/CBC ekran görüntüsü)
Kanada eyaleti, Trump'la alay etmek için yeni sınır tabelaları dikti
Kanada'nın Britanya Kolumbiyası eyaleti salı günü, ABD'yle süregelen gerilime atıfta bulunan ve Kanada'nın 'güçlü, gururlu ve ASLA 51. eyalet olmayacağı' ifadelerinin yer aldığı sınır tabelalarını tanıttı (AFP/CBC ekran görüntüsü)
ABD-Kanada ticaret savaşı ve ABD Başkanı Trump'ın Kanada'nın 51. eyalet olabileceği yönündeki tehditleri sürerken, Kanada'nın Britanya Kolumbiyası eyaleti salı günü Trump yönetimine gönderme yapan yeni sınır tabelaları tanıttı.
Tabelalarda, "Kanada, Britanya Kolumbiyası'na hoş geldiniz. Güçlü, gururlu ve ASLA 51. eyalet olmayacak. Üzgünüz!" ifadeleri yer alıyor.
Bu tabelalar, ABD'den yapılan 20 milyar dolarlık ithalata uygulanan gümrük vergilerinin yürürlüğe girdiği gün tanıtıldı.
Britanya Kolumbiyası Başbakanı David Eby, salı günü düzenlenen tanıtım etkinliğinde, "Bu, kendine has bir Kanada mesajı; özgüvenli, esprili ve son derece net" dedi.
Britanya Kolumbiyası, Kanada'nın bir parçasıdır ve Kanada satılık değildir.
Müzakerelerde kayda değer bir ilerleme sağlanamazken, ABD-Kanada ticaret savaşı giderek daha fazla internet şakaları, siyasi jest ve medya gösterileri üzerinden yürütülür hale geldi.
Geçen ay Başkan Trump, Ontario Gölü'nün adını Amerika Gölü olarak değiştirmişti. Daha sonra da Ontario Gölü tabelasını devirdiği ve ağır silahlı "Donald Duck'lar"ın kıyılarda devriye gezdiği, yapay zekayla oluşturulduğu anlaşılan videolar paylaşmıştı.
ABD Başkanı hafta sonu yaptığı bir dizi paylaşımda da tüm Kuzey Amerika'yı kapsayan bir ABD bayrağı görseli ve kendisini bir hokey oyuncusu olarak Kanada Başbakanı Mark Carney'yle agresif bir şekilde karşı karşıya gelirken gösteren karikatür tarzı bir görsel paylaşmıştı.
Kanadalı liderler de kendi jestleriyle karşılık veriyor.
Başkan Trump'ın Amerika Gölü talimatının ardından Ontario Başbakanı Doug Ford, Kanada kıyısına "Ontario Gölü. Şimdi ve Daima" mesajını taşıyan dev bir pano yerleştirerek yanıt vermişti.
Kanada'nın ABD'ye karşılık niteliğindeki gümrük vergileri salı günü yürürlüğe girerken, Trump yönetimi de aynı gün yeni misilleme adımlarını duyurdu (AFP)
Carney geçen hafta yaptığı açıklamada, "Amerikalılar mim paylaşmayı, laf sokmayı ve sert görünmeye çalışmayı bırakıp bu görüşmeleri yapma konusunda ciddileştiğinde, o zaman bu görüşmeleri yapabiliriz" demişti.
Yapıcı bir yaklaşım değil ama onların demokrasi anlayışı bu.
Ne var ki ticaret savaşı giderek tırmandı.
Kanada'nın karşılık niteliğindeki gümrük vergilerinin yürürlüğe girdiği gün Trump yönetimi Kanada'yı belirli ABD devlet ihalelerinin dışında tutma ve çeşitli Kanada süt ürünleri, alkollü içeceklerle motosikletlerin ithalatını yasaklama yönünde adımlar attı.
Kanada'nın Kanada-ABD ticaretinden sorumlu bakanı Dominic LeBlanc salı günü X'te , "ABD müzakereye hazır olduğunda hükümetimiz, Kanada'nın egemenliğine tam saygı gösteren, daha güvenli ve karşılıklı fayda sağlayan bir ticaret ilişkisi doğrultusunda iyi niyetle ve yapıcı bir şekilde çalışacaktır" diye yazdı.
Gümrük vergisi savaşının turizmden petrol, tarım ve otomotiv üretimine kadar çeşitli sektörleri etkileyerek, özellikle Kuzey ve Güney Dakota, Maine, Idaho ve Montana gibi ABD-Kanada sınırına yakın eyaletler üzerinde ilave bir etki yaratması bekleniyor.
Bangladeş'in lemurlarını Hintli milyarder mi çaldı?
Fotoğraf: Unsplash
Bangladeş'teki bir safari parkından çalınan iki halka kuyruklu lemurun, Hindistan'ın en zengin ailesi tarafından işletilen bir hayvanat bahçesinde bulunduğu bildirildi.
Bangladeş Suç Soruşturma Dairesi, lemurların Mart 2025'te Gazipur Safari Parkı'ndan çalınarak yurtdışına kaçırılan üç lemurdan ikisi olduğunu açıkladı.
Afrika'daki Madagaskar'a özgü lemurların nesli kritik tehlike altında.
Soruşturmacılar, çalınan lemurların 2018'de gümrüğe sahte beyanda bulunularak Dakka Havalimanı üzerinden Bangladeş'e getirildiğini söyledi. Lemurlar kurtarılarak safari parkına götürülmüştü.
Bangladeş'te yayımlanan Ajker Potrika gazetesinin haberine göre Dakka yönetimi, hayvanların ülkeye geri getirilmesi için Interpol'den yardım istedi. Ancak lemurların kimliklerini doğrulayacak mikroçip, benzersiz kimlik numarası veya kayıtlı DNA profillerinin bulunmaması süreci zorlaştırıyor.
Yetkililer, halen Bangladeş'te bulunan yavru lemurun DNA profilini çıkarmaya çalışıyor. Böylece bu hayvanın yasa dışı yollarla Hindistan'a götürülen iki lemurla kan bağı olup olmadığı belirlenecek.
Gazetenin haberine göre lemurlar, Chuadanga'daki Darshana sınırından Hindistan'a kaçırıldı ve yaklaşık 4,8 milyon Hindistan rupisine (yaklaşık 2,45 milyon TL) satıldı.
Soruşturmacılar, itiraf ifadelerine atıfta bulunarak, hayvanların bir hayvanların bir güvenlik görevlisinin yardımıyla çalındığını ve sınırdaki bir kaçakçılık aracısı sayesinde Hindistan'a götürüldüğünü söyledi. Lemurlar, Hindistan'ın batısındaki Jamnagar kentine ulaşmadan önce birkaç kişinin elinden geçti. Hayvanların burada Vantara yaban hayatı merkezine bağlı bir kuruma satıldığı öne sürüldü.
Soruşturmacılar kaçakçılık davasında şüpheli 8 kişiden 6'sının yerel mahkemeye itirafta bulunduğunu söyledi.
Bangladeşli yetkililer, Vantara'daki lemurların fotoğraflarının sosyal medyada paylaşılmasının ardından durumdan haberdar olduklarını ve bunun üzerine hayvanları geri almak için girişimlerde bulunduklarını açıkladı.
The Independent, yorum için Vantara'yla iletişime geçti ancak henüz yanıt alamadı.
Narendra Modi, 4 Mart 2025'te Gujarat eyaletinin Jamnagar kentinde Vantara'nın açılışını yaptıktan sonra Anant Ambani'yle poz vermişti (Hindistan Basın Bilgi Bürosu)
Vantara, Gujarat'ta yaklaşık 14 bin dönümlük bir hayvanat bahçesi. Merkez, Asya'nın en zenginlerinden Mukesh Ambani'nin sahibi olduğu iş holdingi Reliance'ın desteklediği Radhe Krishna Temple Elephant Welfare Trust tarafından işletiliyor.
Vantara, milyarder sanayicinin oğlu Anant Ambani'nin fikriydi.
Ambani ailesi, Hindistan Başbakanı Narendra Modi'yle uzun süredir yakın bir ilişki içinde. Modi, Mart 2025'te hayvanat bahçesini açmıştı.
Hayvan hakları grupları, Vantara'nın gerçek bir koruma girişimi olarak değerine ilişkin şüphelerini dile getirdi. Gruplar, merkezin hayvanları nasıl edindiği konusunda yeterli şeffaflık bulunmadığına, ayrıca nadir türlere ve görkemli altyapıya ağırlık verildiğine dikkat çekti. Gruplar ayrıca Uttarakhand ve Madhya Pradeş gibi eyaletlerden özel hayvanat bahçesine hayvanların taşınmasının kamuya ait hayvanat bahçeleri üzerindeki etkisini de sorguladı.
Vantara ayrıca hayvanların usulsüz şekilde ithal edildiği yönündeki iddialarla karşı karşıya kaldı. Bu iddialar Almanya ve Avrupa Birliği'ndeki yetkililerin yakın incelemelerine yol açtı.
Vantara ise iddiaları "tamamen yanlış ve asılsız" diyerek reddediyor.
Independent Türkçe
İran’ın yer altındaki nükleer tesisi yeniden gündemde: UAEA erişemiyor, ABD vurmayı planlıyorhttps://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/5316967-i%CC%87ran%E2%80%99%C4%B1n-yer-alt%C4%B1ndaki-n%C3%BCkleer-tesisi-yeniden-g%C3%BCndemde-uaea-eri%C5%9Femiyor-abd-vurmay%C4%B1
İran’ın yer altındaki nükleer tesisi yeniden gündemde: UAEA erişemiyor, ABD vurmayı planlıyor
İran’daki Natanz nükleer tesisinin yakınında bulunan Cebel el-Fas’taki tünel girişleri, 30 Haziran 2026 (Reuters / Vantor)
Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) Genel Direktörü Rafael Grossi, İran’ın Natanz uranyum zenginleştirme tesisinin yakınındaki, yoğun şekilde tahkim edilmiş Cebel el-Fas bölgesinde yeni hareketlilik belirtileri tespit edildiğini açıkladı. Ajansın tünel kompleksine erişimi ise halen mümkün değil.
Grossi, perşembe günü Bloomberg TV’ye yaptığı açıklamada, uzaktan algılama görüntülerinin inşaat sahası çevresinde hareketlilik tespit ettiğini ancak burada yürütülen faaliyetlerin niteliğine ilişkin somut bir bilgi bulunmadığını söyledi. Grossi, “Bu inşaat sahasının çevresinde bazı hareketlilik belirtileri var” dedi ve UAEA müfettişlerinin henüz tünel kompleksine girmediğini belirtti.
Cebel el-Fas, Tahran’ın yaklaşık 220 kilometre güneyinde, Natanz kompleksinin yakınındaki Zagros Dağları’nda bulunuyor. Bölgenin geliştirilmesine, yaklaşık altı yıl önce İran’ın santrifüj üretim tesislerinden birine yönelik sabotaj saldırısının ardından başlandı.
UAEA Genel Direktörü Rafael Grossi, 7 Eylül 2026'da Viyana’daki merkezinde düzenlenen UAEA Guvernörler Kurulu’nun 1816. toplantısının açılışında konuşma yaparken (UAEA)
Grossi, Tahran’ın o dönemde tesisleri saldırılara karşı daha iyi koruma sağlamak amacıyla dağların içindeki tünellere taşımaktan söz ettiğini hatırlattı.
Batılı istihbarat servisleri, İran’ın Cebel el-Fas’in içinde uranyum zenginleştirmek amacıyla kullanılabilecek açıklanmamış bir nükleer tesis inşa ettiğinden şüpheleniyor. Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi (CSIS) uzmanları ise İsrail istihbaratının santrifüjlerin tesise taşındığı yönündeki bilgilerini doğrulayamadı veya yalanlayamadı.
Merkezin uydu görüntülerine dayanarak yaptığı bir analiz, bu yıl inşaat çalışmalarında belirgin bir artış yaşandığını ortaya koydu. Çalışmalar kapsamında tünel girişlerinin tahkim edilmesi, iç yolların asfaltlanması ve erişim noktalarının güçlendirilmesi yer aldı.
Merkez uzmanları, inşaat çalışmalarının devam etmesinin, söz konusu tesisin planlanan kullanım amacı uranyum zenginleştirmekse henüz zenginleştirme faaliyetlerini yürütmeye hazır olmadığını gösterdiğini belirtti.
Trump’tan tehditler
Grossi’nin açıklamaları, ABD Başkanı Donald Trump’ın bölgeye saldırı düzenleme tehditlerini yinelemesinin ardından geldi. Trump, Washington’ın bölgede yeni hareketlilik tespit ettiğini söyledi.
Trump, çarşamba günü düzenlenen bir Cumhuriyetçi Parti mitinginde “Cebel el-Fas’te bazı hareketlilikler olduğunu görüyoruz” dedi ve Tahran’ı yeni adımlar atmaması konusunda uyardı. Trump, “İran’a tavsiyem, bizi oyalamaya çalışmaması. Çünkü çok sert bir şekilde vurmak zorunda kalacağız” ifadelerini kullandı.
Trump daha önceki açıklamalarında da bölgeyi hedef almakla tehdit etmişti. CNN ise ABD ordusunun bölgeye yönelik saldırı planlarını hazır tuttuğunu bildirdi.
CNN’e konuşan konu hakkında bilgi sahibi bir kaynak, Cebel el-Fas’in Washington’ın değerlendirdiği hedef gruplarından biri olduğunu ve saldırı planlarında ABD cephaneliğindeki en büyük bombalardan bazılarının kullanılmasının öngörüldüğünü söyledi.
Ancak tesisin derinliği ve çevresindeki granit kayaların yapısı, ABD’nin nükleer olmayan en ağır mühimmatının tesise nüfuz ederek içeride bulunabilecek unsurları imha etme kapasitesine ilişkin soru işaretleri doğuruyor.
CNN’e konuşan kaynaklar, ABD’nin İran’daki derin yer altı tesislerini hedef alma kabiliyetini sınadığını ve bu tesislere ulaşabilecek saldırı araçlarını geliştirdiğini belirtti.
Denetimsiz stok
Cebel el-Fas’teki hareketlilik, İsrail ve ABD’nin İran’ın nükleer tesislerine yönelik saldırılarının ardından UAEA müfettişlerinin Haziran 2025’ten bu yana İran’ın nükleer programının bazı bölümlerine erişememesiyle aynı döneme denk geliyor.
Grossi, bu hafta UAEA Guvernörler Kurulu toplantısında yaptığı açıklamada, ajansın o tarihten bu yana İran’ın silah yapımına yakın düzeyde zenginleştirilmiş uranyum stokunun durumunu doğrulayamadığını veya nerede bulunduğunu belirleyemediğini söyledi.
Ajansın doğrulama faaliyetlerinin durmasından önce kayda geçirdiği son miktar, yüzde 60 oranında zenginleştirilmiş 440,9 kilogram uranyumun yanı sıra daha düşük oranda zenginleştirilmiş 8 bin 599,6 kilogram malzemeydi.
Grossi, bilgi eksikliği ve tesislere erişim sağlanamamasının “nükleer yayılma açısından ciddi bir endişe kaynağı” oluşturduğunu söyledi. Grossi ayrıca ajansın Tahran’ın daha önce bildirdiği stoklara ilişkin “bilgi sürekliliğini” kaybetmesinin üzerinden bir yıldan fazla zaman geçtiğini belirtti.
İran, saldırıların ardından nükleer malzemelerde meydana gelmiş olabilecek değişikliklere ilişkin Güvence Anlaşması kapsamında sunması gereken raporu henüz UAEA’ya iletmedi. Tahran, siyasi süreçte ilerleme sağlanmadan önce iş birliği yapmayacağını ajansa bildirdi.
Grossi, İran’ın Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması’na (NPT) taraf olmasının ve Güvence Anlaşması kapsamındaki yükümlülüklerinin savaş veya siyasi anlaşmazlıklar nedeniyle askıya alınamayacağını vurguladı.
Dosya Güvenlik Konseyi’nin önünde
UAEA Guvernörler Kurulu, çarşamba günü Tahran’ın nükleer faaliyetleriyle bağlantılı yükümlülüklerini yerine getirmemesi nedeniyle İran’ın nükleer dosyasının Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne gönderilmesini onayladı.
35 ülkeden oluşan kurul, ABD, İngiltere, Fransa ve Almanya tarafından sunulan kararı 23 oyla kabul etti. Üç ülke karara karşı çıkarken sekiz ülke çekimser kaldı. Rusya, Çin ve Nijer karara karşı oy kullandı.
Kararda İran, nükleer güvencelere ilişkin yükümlülüklerine uymamakla ve açıklanmayan nükleer faaliyetler konusunda iş birliği yapmamakla suçlandı. Guvernörler Kurulu, Haziran 2025’te İran’ın açıklanmayan tesislerde bulunan uranyum izlerine ilişkin soruşturma kapsamında tam iş birliği yapmaması nedeniyle güvenceler ve nükleer silahların yayılmasının önlenmesine ilişkin yükümlülüklerini ihlal ettiği sonucuna varmıştı.
Tahran karara tepki gösterdi
İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Kazım Garibabadi, kararı kınayarak ABD ve Batılı ülkeleri İran’ın nükleer tesislerine yönelik saldırıların yol açtığı sonuçları Tahran’a karşı harekete geçmek için bahane olarak kullanmakla suçladı.
Garibabadi, X platformundan yaptığı açıklamada, “Güvence altındaki İran nükleer tesislerine saldırıyor, doğrulama sürecinin doğal işleyişini engelliyor, ardından da bu engellemeyi Guvernörler Kurulu’nda karar almak için bahane olarak kullanıyorlar” ifadelerini kullandı.
Batılı ülkelere seslenen Garibabadi, “Bu adımlarla politikalarınızın ve uygulamalarınızın başarısızlığını telafi edemeyecek ve Güvenlik Konseyi’nde hiçbir sonuç elde edemeyeceksiniz” dedi.
İran’ın Viyana’daki uluslararası kuruluşlar nezdindeki temsilciliği de kararın “nükleer silahların yayılmasının önlenmesi sisteminin daha fazla aşınmasına ve nihayetinde çökmesine” katkıda bulunacağı uyarısında bulundu.
Tahran, bu hafta dağıtılan diplomatik bir notada Batılı ülkeleri UAEA’yı “savaş aracına” dönüştürmekle suçlamış ve Haziran 2025’te başlayan saldırıları örnek göstermişti. Söz konusu saldırılar, İran’ın nükleer yükümlülüklerini yerine getirmediğine ilişkin önceki kararın kabul edilmesinden bir gün sonra başlamıştı.
İran temsilciliği ayrıca UAEA’yı bilgilerin gizliliğini korumamakla suçladı. Temsilcilik, geçmişte hassas bilgilerin sızdırıldığını ve bu bilgilerin daha sonra İran’ın iddiasına göre güvence altındaki nükleer tesislere yönelik sabotaj faaliyetlerini kolaylaştırmak için kullanıldığını belirtti.
Antlaşmadan çekilme tehdidi
Kararın kabul edilmesi Tahran’da sert tepkilere yol açtı. Bazı siyasetçiler, nükleer programın geliştirilmesinin hızlandırılmasından İran’ın NPT üyeliğini yeniden değerlendirmesine kadar uzanan bir dizi adım atılması çağrısında bulundu.
İran Meclisi Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu üyesi milletvekili Ruhullah Necabet, Tahran’ın karara karşılık nükleer programının “teknik gelişimini” hızlandıracağını söyledi.
Necabet, “Tehdit ve dosyanın Güvenlik Konseyi’ne gönderilmesi yolunun hiçbir faydası yok” dedi. İran’ın taviz vermeyeceğini belirten Necabet, Tahran’ın tutumunun “daha ciddi ve kararlı” olacağını ifade etti.
Necabet ayrıca Meclis’in UAEA ile iş birliğinin askıya alınmasına ilişkin yasa da dahil olmak üzere daha önce kabul edilen yasalarla yetinmeyeceğini ve Guvernörler Kurulu’nun adımları karşısında sessiz kalmayacağını söyledi.
İran Meclisi Başkanlık Divanı üyesi Ali Rıza Selimi ise NPT’den çekilmenin Tahran’ın verebileceği yanıtlardan biri olabileceğini belirtti.
Natanz nükleer tesisi (sağ üstte) ve güneyindeki Cebel el-Fes’te devam eden inşaat çalışmalarını gösteren, 15 Haziran 2026’da çekilmiş uydu görüntüsü (AP / Planet Labs)
Selimi, “İran kesinlikle karşılık verecek ve ciddi karşılık seçenekleri hazırladık. Pişman olacakları bir şey yapmamaları gerekiyor” dedi.
“Seçeneklerimizden biri NPT’den çekilmek olabilir. Sonuna kadar seyirci kalmayacağız” ifadelerini kullandı.
İran Meclisi Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu üyesi İbrahim Rızai de oylama öncesinde yaptığı açıklamada, İran’ın NPT üyeliğinin “hiçbir fayda sağlamadığını” söylemiş ve UAEA’yı hassas tesisler ve İranlı bilim insanlarına ilişkin bilgileri istihbarat servislerine aktarmakla suçlamıştı.
‘Hürmüz’ karşılık seçenekleri arasında
Milletvekili Ali Rıza Abbasi, perşembe günü tehditlerin kapsamını genişleterek İran’ın NPT üyeliğini yeniden değerlendirmesinin gündeme alınacağını söyledi.
Abbasi, “Bundan sonra Hürmüz Boğazı’nda onlara karşı misilleme yaptırımları uygulayacağız ve onları büyük ölçüde pişman edeceğiz” dedi.
Abbasi, UAEA’yı ve müfettişlerini İranlı bilim insanları ve nükleer tesislere ilişkin bilgileri ABD ve İsrail’e aktarmakla suçladı. UAEA raporlarının yaptırımların yanı sıra nükleer tesislere yönelik sabotaj ve saldırıların önünü açtığını savundu.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ise çarşamba günü İran’ın askeri kapasitesini yeniden inşa etmesi veya nükleer programını ilerletmesi halinde İsrail’in yeniden harekete geçmeye hazır olduğunu söyledi.
İran Devrim Muhafızları Ordusu Sözcüsü Hüseyin Muhabbi, Tahran’ın Netanyahu’nun tehditlerini ciddiye almadığını belirterek İran’ın İsrail’i tehditlerini gerçekleştiremeyecek kadar “küçük” gördüğünü söyledi.
İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz da perşembe günü İran’ın İsrail’e yönelik olası bir saldırısı konusunda uyarıda bulunarak bunun İran’a “daha önce hiç maruz kalmadığı ağır zararlar” verecek “güçlü bir karşılıkla” karşılanacağını söyledi.
Katz, karşılığın İran’ın “savaş ve terör makinesi” için kaynak ve kapasite sağladığını öne sürdüğü başlıca enerji tesislerini de kapsayacağını belirtti. Katz, Tahran’ın karşı karşıya olduğu ekonomik ve askeri baskılar nedeniyle İsrail’e saldırma yoluna başvurabileceğini de ifade etti.
İran’ın yaptırım oyunu: Çin’e petrol, karşılığında milyarlarca dolarlık malhttps://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/5316962-i%CC%87ran%E2%80%99%C4%B1n-yapt%C4%B1r%C4%B1m-oyunu-%C3%A7in%E2%80%99e-petrol-kar%C5%9F%C4%B1l%C4%B1%C4%9F%C4%B1nda-milyarlarca-dolarl%C4%B1k-mal
İran’ın yaptırım oyunu: Çin’e petrol, karşılığında milyarlarca dolarlık mal
Tahran’da, üzerinde ABD karşıtı bir reklam panosu bulunan yaya üst geçidinin yakınındaki caddede ilerleyen araçlar (AFP)
İran, petrol satışlarına yönelik yaptırımları aşmak ve aralarında askeri teçhizatın da bulunduğu milyarlarca dolarlık Çin malı satın almak için takasa benzer bir mekanizma kullandı.
Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığı habere göre gizli mekanizma, İran petrolünün Çin’den yapılacak ithalatın finansmanında kullanılmak üzere tahsis edilen bakiyelerle takas edilmesine dayanıyor. Bu yöntem, Washington’ın İran’ın nükleer programı nedeniyle ekonomik ve askeri baskıyı artırdığı bir dönemde Tahran’a önemli bir finansman kanalı sağladı.
Dünyanın en büyük ham petrol ithalatçısı olan Çin de bu düzenleme sayesinde İran petrolünü indirimli fiyatlarla almaya devam ederken İran’a ihracat yapan banka ve şirketlerin yaptırım riski doğurabilecek doğrudan işlemlerden uzak durmasını sağladı.
ABD, İran petrolü satın alan veya petrolün taşınmasını kolaylaştıran bazı küçük ölçekli Çinli kuruluşlara yaptırım uyguladı. Ancak küresel ekonomi üzerinde daha ağır sonuçlar doğurabilecek en sert yaptırım adımlarını atmaktan kaçındı.
Washington, İran’la savaşı sona erdirmeye ve Hürmüz Boğazı’nı yeniden açmaya yönelik çabaları kapsamında ekonomik baskıyı artırdı. ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, ağustos ayında ülkelere İran’la ticari ilişkilerini sürdürmeleri halinde dolar merkezli finansal sistemden dışlanma riskiyle karşı karşıya kalacakları uyarısında bulundu.
Reuters, altı aydır devam eden savaş kapsamında ABD’nin İran’a uyguladığı deniz ablukasının bu takas mekanizması üzerindeki etkisini belirleyemediğini bildirdi.
Ajans geçen hafta, 14 Temmuz’da deniz ablukasının yeniden uygulanmasından bu yana hiçbir İran ham petrol sevkiyatının Hürmüz Boğazı’ndan geçerek Çin’e ulaşamadığını bildirmişti.
Çin ve İran, Batı’nın tek taraflı ve hukuka aykırı olarak nitelendirdikleri yaptırımlarını defalarca kınarken çıkarlarını koruyacaklarını taahhüt etti. İki ülke uzun süredir ekonomik ve siyasi ortaklık yürütüyor ancak uluslararası kısıtlamalara rağmen aralarındaki ticaretin nasıl sürdürüldüğüne ilişkin kamuoyuna çok az bilgi verdiler.
İran Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan, geçen pazartesi Bişkek'te düzenlenen Şanghay İşbirliği Örgütü'nün 26. zirvesinde Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile ayaküstü sohbet ederken
Kaynakların tamamı İran’ın söz konusu mekanizmayı Çin’den ilaç, araç ve iletişim ekipmanı satın almak için kullandığını belirtti. Üretici şirketler İran’la doğrudan işlem yapmıyordu ve bu şirketlerin yaptırımları ihlal ettiğine ilişkin herhangi bir işaret bulunmuyor.
Kaynaklar ayrıca mekanizmanın geçen yıl en az bir kez İran’a milyonlarca dolar değerinde hava savunma ekipmanı tedarik edilmesine yönelik sözleşmeler kapsamında kullanıldığını aktardı.
Kaynaklar, Çinli üretici şirketlerle yapıldığı iddia edilen işlemlere ilişkin ayrıntı vermedi. Reuters da bu işlemlerin gerçekleştiğini bağımsız olarak doğrulayamadı.
Eylül 2025’te, ABD Başkanı Donald Trump’ın ilk başkanlık döneminde ABD’nin İran ile dünya güçleri arasında 2015 yılında imzalanan nükleer anlaşmadan çekilmesinin ve Tahran’ın anlaşmanın bazı hükümlerine uymayı bırakmasının ardından İran’a yönelik diğer yaptırımların yanı sıra başlıca konvansiyonel silahların çoğunun ihracatına ilişkin Birleşmiş Milletler yasağı yeniden yürürlüğe konuldu.
İran ve Çin, Avrupa ülkelerinin yaptırımları “snapback” mekanizması yoluyla otomatik olarak yeniden yürürlüğe sokma girişiminin hukuki ve usuli açıdan “kusurlu” olduğunu belirtti.
Reuters’ın takasa benzer ticari düzenlemeye ilişkin sorularını yanıtlayan Çin Dışişleri Bakanlığı, “tarif ettiğiniz durumdan haberdar olmadığını” bildirdi.
Bakanlık açıklamasında “Çin, uluslararası hukuka dayanmayan ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi tarafından yetkilendirilmeyen tek taraflı yaptırımlara her zaman karşı çıkmıştır” ifadelerine yer verdi.
ABD’li bir yetkili ise Trump yönetiminin Avrupa Birliği de dahil olmak üzere ekonomik ortaklarıyla birlikte “İran’ı nükleer hedeflerini ilerletmesi için ihtiyaç duyduğu maddi araçlardan mahrum bırakmak” amacıyla çalıştığını söyledi.
Uluslararası bankacılık kanallarından kaçınma
Söz konusu düzenleme, İran’ın Çin’den mal ve hizmet satın alırken ödemeleri uluslararası bankacılık kanalları üzerinden doğrudan şirketlere aktarmadan kullandığı çeşitli mekanizmalardan biri.
Batılı bir yetkili ve konu hakkında bilgi sahibi iki kişi, Çin devletine ait petrol ticaret şirketi Zhuhai Zhenrong adına hareket eden bir alıcının en azından bu yıla kadar her ay yüz milyonlarca doları Çin merkezli ve “Zhoushen” olarak bilinen, niteliği belirsiz bir finans kuruluşuna yatırdığını söyledi.
Kaynaklara göre bu mevduatlar, İran Ulusal Petrol Şirketi ile bağlantılı Hong Kong’da kayıtlı bir şirketle üzerinde anlaşmaya varılan alımları karşılıyordu. Söz konusu bilgiler istihbarat birimleri tarafından derlenen ve kaynakların incelediği belgelerde yer aldı.
İran Dışişleri Bakanı Arakçi, cuma günü Kırgızistan’da düzenlenen Şanghay İşbirliği Örgütü Dışişleri Bakanları Toplantısı kapsamında Çinli mevkidaşı Vang Yi ile görüşürken (İran Dışişleri Bakanlığı)
Ardından Zhoushen, parayı Çinli ihracatçılara ve İran’daki altyapı projelerini yürüten şirketlere, büyük olasılıkla diğer Çinli finans kuruluşları üzerinden aktarıyordu.
Kaynaklar, Zhoushen üzerinden işlem gören İran petrol gelirlerinin yaklaşık yüzde 70’inin altyapı projelerine tahsis edildiğini, geri kalan kısmın ise İran’a mal sağlayan şirketlerin alacaklarını ödemek için kullanılan özel amaçlı bir kuruluşun hesaplarına aktarıldığını belirtti.
Karar alma mekanizmasına yakın iki İranlı kaynak, daha önce kamuoyuna açıklanmayan bu kuruluşun varlığını doğruladı. Kaynaklar, geçen yıl bu kuruluş üzerinden 2 milyar ila 2,5 milyar dolar arasında para aktığını tahmin etti.
Kaynaklara göre fonları iki kuruluş yönetiyor: Biri Çin Ticaret Bakanlığı adına hareket eden bir şirket, diğeri ise İran Merkez Bankası ile bağlantılı bir kuruluş.
İran tarafıyla bağlantılı şirket, Merkez Bankası ithalatçıların kuruluşta bulunan fonları kullanmasına izin verdiğinde Çinli muhatabına bildirimde bulunuyor. Ardından ödemeler tedarikçilere aktarılıyor.
Reuters, Çin’deki şirket kayıtlarında “Zhoushen” adlı bir finans kuruluşuna rastlamadı. Kaynaklardan biri ise söz konusu kuruluşun yalnızca bir elektronik tabloda var olabileceğini söyledi.
İnkâr edilebilirlik
Zhuhai Zhenrong, İran’la yaptığı iddia edilen işlemler nedeniyle ABD yaptırımlarına tabi. Bir kaynak, İran Ulusal Petrol Şirketi’nin Çinli şirkete gönderdiği ve ödenmemiş bakiyenin teyit edilmesini isteyen Temmuz 2025 tarihli bir mektubu gördüğünü söyledi. Kaynağa göre bu belge iki şirket arasındaki ticari ilişkinin varlığına işaret ediyor.
Reuters belgenin gerçekliğini doğrulayamadı. İki şirketin yanı sıra İran Merkez Bankası ve Çin Ticaret Bakanlığı da yorum talebine yanıt vermedi.
Çin Dışişleri Bakanlığı, söz konusu düzenlemeden “haberdar olmadığını” belirtirken Pekin’in uluslararası hukuka dayanmayan veya Güvenlik Konseyi tarafından yetkilendirilmeyen tek taraflı yaptırımlara karşı olduğunu yineledi.
Kaynaklar, mekanizmanın en az 2021’den bu yana yürürlükte olduğunu ve başlangıçta İran’a ilaç ve Kovid-19 aşıları sağlamak için kullanıldığını söyledi. Washington’ın Tahran’la iş yapan şirketlere yönelik yaptırımlarını sıkılaştırmasıyla mekanizmanın önemi arttı.
Exeter Üniversitesi’nde uluslararası politika alanında öğretim görevlisi olan Andrea Ghiselli, Çin’in bu tür düzenlemeleri ABD baskısına direnmek ancak bankalarını ve şirketlerini uluslararası finans sisteminden dışlanma riskiyle karşı karşıya bırakmamak amacıyla kullandığını söyledi.
Ghiselli, “İnkâr edilebilirlik imkânını korumak istiyorlar” dedi.
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة