Sultan el-Kenc
Beşar Esed rejiminin devrilmesinin ardından Suriye yönetimi, savaş yıllarında çatışmalara ve kendi aralarındaki mücadelelere katılan silahlı devrimci grupları Savunma Bakanlığı bünyesinde birleştirerek yeni bir ordu oluşturmak için çalışmaya başladı. İlk aşamada farklı askeri yapılanmaların tek bir resmi kurumun çatısı altında toplanması hedeflendi.
Rejimin devrilmesinin ardından oluşturulan yeni Suriye ordusu yaklaşık 22 askeri tümeni kapsıyordu. Bu tümenler önceki silahlı grupların doğrudan devamı niteliğindeydi ve kendi yapılarını, komuta kadrolarını ve iç organizasyonlarını büyük ölçüde koruyordu. Ancak idari açıdan Suriye Savunma Bakanlığı çatısı altında faaliyet göstermeye başladılar.
Yalnız bu düzenleme, fraksiyonel yapının sona erdiği anlamına gelmiyordu. Aksine, zorlu birleşme sürecinin ilk aşamasını oluşturuyordu. Eski silahlı gruplar, Savunma Bakanlığı'nın yeni yapılanması içerisinde “tümen” ve “tugay” gibi yeni isimler aldı; ancak önceki örgütsel yapılarını, nüfuz alanlarını ve savaş yıllarında oluşan bağlılık ağlarını tamamen kaybetmedi.
Birçok durumda bu gruplar kendi nüfuz bölgeleriyle, liderlerine bağlılıklarıyla ve yıllar içerisinde oluşturdukları ekonomik, idari ve toplumsal ağlarla bağlarını korudu. Bu nedenle birleşme süreci, kurumsal ve bütünleşmiş bir ordu oluşturmaktan ziyade, daha fazla farklı grupların tek bir çatı altında toplanmasına benziyordu.

Fraksiyonel yapılanmaların dağıtılması
Şam yönetimi zamanla, askeri kurumu yeniden yapılandırma sürecinde daha belirgin olan ikinci aşamaya geçmeye başladı. Bu aşama, birliklerin yeniden oluşturulmasını, yeni askeri yapılanmalar içerisinde birleştirilmesini ve nihayetinde ordu içerisindeki fraksiyonel güç bloklarının dağıtılmasını öngörüyor.
Bu aşamadaki en hassas adım, geçmişten miras kalan silahlı grupların ordu içerisindeki güç blokları olarak varlığını sona erdirmek oldu. Bu kapsamda militanlar farklı askeri yapılara yeniden dağıtılırken, grupların eski örgütsel bütünlüklerini koruma ve ordu içerisinde kendilerine özgü nüfuz alanları oluşturma kapasitesinin azaltılması hedefleniyor.
Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklara göre bu adım, Suriye ordusunun yeniden yapılandırılmasının en zor aşamalarından birini oluşturuyor. Zira artık sorun yalnızca silahlı grupları ordu adı verilen tek bir yapı içerisinde birleştirmek değil; “grupların ordu içerisindeki kanatlarını kırmak.”
Eski silahlı grupların Savunma Bakanlığı'na bağlı tümenlere dönüştürülmesinin ardından bazıları örgütsel bütünlüklerini ve bölgesel karakterlerini korudu. Liderlere yönelik bağlılık ilişkileri de farklı düzeylerde varlığını sürdürdü. Bunun yanı sıra savaşın 10 yılı aşkın süresi boyunca oluşan mali, idari ve toplumsal ağlarla bağlar da devam etti.

Geçiş süreci henüz tamamlanmış değil
Ancak söz konusu süreç henüz nihai hedefine ulaşmış değil. Ordudaki bazı tümenler, farklı ölçülerde de olsa eski yapılarını korumaya devam ederken, bunların yeniden dağıtılması, yeni komuta kadrolarının oluşturulması, görevlerinin ve konuşlanma bölgelerinin değiştirilmesine yönelik çalışmalar sürüyor.
Bu durum, Suriye ordusunun şu anda iki model arasında bir geçiş sürecinde olduğunu gösteriyor: Esed rejiminin devrilmesinin ardından grupların etkili biçimde bütünleştirilemeden Savunma Bakanlığı çatısı altında toplanması ve fraksiyonel ve bölgesel bağlılıkların ortadan kalktığı, komuta ve askeri karar alma mekanizmasının doğrudan Suriye devletine bağlandığı kurumsal ordu modeli.
Bu çerçevede Şarku’l Avsat’a gazetesine konuşan bir kaynak, “Suriye devleti bugün bütün grupların zorunlu entegrasyon sürecini ve son yıllarda sahip oldukları güç noktalarının zayıflatılmasını sürdürüyor” dedi.
Kaynak, bu adımın son derece gerekli olduğunu belirterek, Şam'ın birleşik ordu kurması ve istikrarlı bir devlet inşa edebilmesi için bunun zorunlu olduğunu ifade etti.
İsminin açıklanmasını istemeyen kaynak, son günlerde aralarında “İslam Ordusu”nun da bulunduğu bazı askeri güç bloklarının dağıtıldığını söyledi. İslam Ordusu'nun 70. Tümen bünyesine dahil edildiğini belirten kaynak, “El-Amşat”, “El-Hamzat” ve “Ahrar el-Şarkiyye” gruplarının da dağıtıldığını belirtti.

Kaynağa göre daha önce de “Ahrar el-Şam” ve “Şam Cephesi” gibi yapılanmalara yönelik benzer operasyonlar gerçekleştirilmişti. Bu grupların örgütsel bütünlüklerini koruduğu, ekonomik ve bölgesel çıkarlarının bulunduğu belirtilirken, Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara yönetiminin söz konusu yapıları sessiz ve kademeli biçimde dağıtmayı başardığı, bunun sonucunda ordunun içerisinde ağırlık oluşturan bu güç bloklarının etkisinin azaltıldığı ifade edildi.
Devlet içerisindeki silahlı gruplar
Şu aşamadaki temel görev, silahlı grupların ordu ve güvenlik kurumlarına dahil edilmesinin ardından askeri ve güvenlik kurumlarının yeniden yapılandırılması ve Suriye devleti içerisindeki fraksiyonel yapının tamamen ortadan kaldırılması olarak tanımlanıyor.
Bazı gruplar hâlâ ordu içerisinde varlığını sürdürürken, eski “Suriye Milli Ordusu”na bağlı oluşumların büyük bölümünün dağıtıldığı belirtiliyor. ABD'nin Ürdün sınırı yakınlarındaki Tenef bölgesinde bulunan üssünde önemli bir müttefiki olan “Özgür Suriye Ordusu”nun da halen dağıtılma sürecinde olduğu ifade ediliyor.
Kaynak, Şara yönetimi ile Türkiye ve ABD arasında Suriye'nin yeni ordusu içerisindeki silahlı grupların dağıtılması konusunda tam bir koordinasyon bulunduğunu öne sürdü.
Daha önce, Türkiye'nin müttefiki olan Ebu Amşe, Hatem Ebu Şakra ve Seyf Polad Ebu Bekir gibi isimlerin etkisizleştirilmesinin Ankara açısından hassasiyet oluşturabileceği ve Türkiye'nin bu isimlerin görevden uzaklaştırılmasına karşı baskı yapabileceği düşünülüyordu.
Ancak kaynak, durumun tam tersinin yaşandığını ve Türkiye'nin bugün geçmişte müttefiki olan yapılanmaların dağıtılmasını destekleme konusunda istekli olduğunu ifade etti.

Yeni yapılanmada HTŞ'nin konumu
Silahlı grupların dağıtılması, birleştirilmesi ve daha bütünlüklü bir askeri kurum oluşturulmasına yönelik çabalara rağmen kaynak, güvenlik kurumları ile ordunun nihai yapılanmasında “Heyet Tahrir eş-Şam” (HTŞ) mensubu subay ve komutanların yanı sıra eski Nusra Cephesi'nin önemli isimlerinin temel karar ve komuta noktalarında kalmasının hedeflendiğini ileri sürdü.
Kaynağa göre, daha önce orduya katılan muhalif subayların veya dağıtılan grupların liderlerinin başına getirilecek kişilerin nihayetinde HTŞ kökenli olması planlanıyor.
Kaynak bu yaklaşımın, devletin içeride ve dışarıda ciddi sınamalarla karşı karşıya olduğu mevcut hassas dönemde mantıklı olduğunu belirtti. Siyasi faaliyetlerin sağlam bir çekirdek ve iç bütünlük gerektirdiğini belirten kaynak, güvenlik ve askeri alandaki kritik kararların güvence altına alınamaması halinde herhangi bir yapı kurulamayacağını, kurumların dış müdahalelere ve iç çekişmelere açık hale geleceğini ifade etti.

Yönetimin yaklaşımı
Şarku’l Avsat, yeni Suriye ordusunun askeri komutanlarından ve geçmişte Nusra Cephesi içerisinde üst düzey görevlerde bulunmuş isimlerden biri olan Albay Abdülmuati el-Halebi ile de görüştü.
Halebi, grupların dağıtılmasının “herhangi bir kesimi hedef almak” anlamına gelmediğini, bunun aksine “gerçek bir askeri kurum inşa etmek için varoluşsal bir zorunluluk” olduğunu söyledi.
Grupların ordu içerisinde kendi bütünlüklerini korumalarının, farklı bağlılıkların askeri kurum içerisinde varlığını sürdürmesi anlamına geleceğini belirten Halebi, bunun güvenlik ve askeri karar alma mekanizmasını tehdit edeceğini ve devleti kırılgan hale getireceğini ifade etti.
Halebi, “Her grubun kendisini bağımsız bir yapı olarak gördüğü, kendi ekonomisine ve kendi bağlılıklarına sahip olduğu ortamda ulusal bir ordu kuramayız” dedi. Devletin komutanları farklı yapılara dağıtmak ve yeniden görevlendirmek için çalıştığını belirtti.
Kolordu komutanlarının HTŞ içerisinden seçildiği yönündeki iddialara da değinen Halebi, bu yaklaşımın kamuoyunda anlatıldığı kadar kesin olmadığını kaydetti.
Halebi, “HTŞ kendisini ilk fesheden ve devlete entegre olan yapıydı” dedi. HTŞ'nin diğer gruplardan önce örgütsel, güvenlik ve idari tecrübe kazandığını belirten Halebi, örgütün İdlib'de yönetim ve idare deneyimi yaşadığını, karmaşık güvenlik operasyonları yürüttüğünü ve sahadaki kurumları kontrol etme kapasitesine sahip olduğunu ifade etti.
Halebi, “Önceki düzeni korusaydık bölgesel hassasiyetler ve eski bağlılıklar yeniden ortaya çıkardı. Biz bu aşamada herhangi bir çekişmeye tabi olmayan, güçlü ve birleşik bir komuta istiyoruz. Bu süreç herkesin katılımıyla ve ayrım gözetilmeksizin yürütülüyor” iadelerini kullandı.

Geçtiğimiz Mart ayında, “Çiya Kobani” lakabıyla tanınan Hacı Muhammed Nebo, Haseke’de faaliyet gösteren Suriye Ordusu’nun “60. Tümeni”nin komutan yardımcılığına atandı (Facebook hesabı)
5 kolordu ve beklenen değişiklikler
Suriye ordusunun yeni yapılanmasının büyük olasılıkla 5 kolordudan oluşan mevcut yapıyı koruyacağını belirten Jusoor Araştırmalar Merkezi'nde güvenlik meseleleri araştırmacısı Raşid Hurani Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, komuta kademesinde, kolorduların personel yapısında, konuşlanma bölgelerinde ve operasyonel görevlerinde değişiklikler yapılabileceğini söyledi.
Hurani, önceki dönemin, söz konusu birliklerin iç ve dış tehditlere karşı daha esnek hareket edebilmesine duyulan ihtiyacı ortaya koyduğunu belirtti.

Hurani, “Büyük olasılıkla kısa süre önce açıklanan ve Suriye ordusunun 5 kolordudan oluşmasını öngören yapı korunacak. Ancak değişiklik, açıklanan askeri kolorduların komuta kademelerini ve personel yapısını, konuşlanma bölgelerini ve sorumluluk alanlarını daha kapsamlı biçimde etkileyebilir. Çünkü önceki dönemde bu kolorduların iç ve dış tehditlere karşı hareket kabiliyeti konusunda bazı noktalar tespit edildi. Dolayısıyla yeni yapılanmada komuta kadroları ve her bir kolordunun çalışma yöntemleri, üstleneceği görevlere uygun şekilde değiştirilebilir” değerlendirmesinde bulundu.
Yeni yapılanmanın amacına ilişkin değerlendirmesinde Hurani, askeri kurumun yeniden düzenlenmesinin, Suriye ordusunun yeniden inşa edilmesi ve çalışma mekanizmalarının geliştirilmesine yönelik daha geniş kapsamlı sürecin bir parçası olduğunu belirtti. Bu sürecin, devletin ihtiyaçları ve önümüzdeki dönemin koşullarıyla uyumlu bir ordu oluşturmayı hedeflediğini belirtti.
Suriye'deki bazı internet sitelerinde, yeni düzenlemeler kapsamında doğu bölgesinden sorumlu kolordunun, daha önce 66. Tümen yönetimiyle adı anılan Tuğgeneral Ahmed Muhammed el-Casim'e, askeri çevrelerde “Ebu Muhammed Şura” olarak bilinen isme bağlanacağı yönünde haberler yayımlandı.
Başka kaynaklarda ise kuzey bölgesinin, 60. Tümen ile bağlantılı olan Tuğgeneral Avvad el-Casim “Ebu Kuteybe eş-Şami”nin komutasına bırakılacağı ve bölgede faaliyet gösteren dört tümenin yeniden dağıtılacağı ileri sürüldü.
Merkez bölgeye ilişkin bazı kaynaklar, bu sektörden sorumlu kolordunun başına Tuğgeneral Heysem el-Ali “Ebu Müslim Afs”ın getirileceğini belirtiyor. Başka sızıntılarda ise başkent Şam'da farklı bir düzenleme yapılacağı ve halen Şam Askeri Tümeni'ni yöneten Tuğgeneral Ömer Muhammed Ciftçi “Muhtar et-Türki”nin bu yapılanmanın başına geçeceği öne sürülüyor.
Öte yandan yerel platformlarda, batı bölgesi ve sahil kesiminin Tuğgeneral Münir eş-Şeyh “Ebu Usame”nin denetimine bırakılacağı ve yakın zamanda yeniden yapılandırılan 4 tümeni kapsayan bir kolordunun oluşturulacağı yönünde bilgiler paylaşılıyor.
Daha radikal gruplar sorunu
Daha radikal grupların durumuna ilişkin konuşan Albay Abdülmuati el-Halebi, devletin bu gruplarla “dikkatli ve sistematik bir yöntemle” ilgilendiğini söyledi.
Halebi, söz konusu grupların dağıtılacağını ve unsurlarının kolordular içerisinde farklı birliklere dağıtılacağını, böylece ordu içerisinde herhangi bir güç bloğunun oluşmasının önüne geçileceğini belirtti.
Halebi, “Bu grupların önemli bir savaş tecrübesi var. Ancak bir topluluk veya örgüt mantığıyla değil, bir kurum içerisinde faaliyet göstermeleri gerekiyor. Bu nedenle unsurları kolordulara planlı bir şekilde dağıtılacak ve yeni askeri yapı içerisinde erimeleri sağlanacak” dedi.
Halebi, sözlerini, mevcut süreçteki en önemli sınamanın “fraksiyonel zihniyetten devlet zihniyetine geçiş” olduğunu belirterek tamamladı.
Yabancı savaşçıların durumu
Yabancı savaşçılar ve bunlar arasında Türkistanlı grupların da bulunduğu unsurların yeni askeri yapı içerisindeki konumuna ilişkin Hurani, bu grupların artık ordu bünyesine dahil edildiğini, özellikle 84. Tümen içerisinde yer aldıklarını belirtti.
Hurani, bu nedenle söz konusu grupların prensip olarak diğer askeri birliklere uygulanan aynı askeri kurallara ve yasalara tabi olduğunu ifade etti.
“Yabancı İslami gruplar, özellikle 84. Tümen içerisinde orduya dahil oldu ve bundan böyle diğer bütün askeri birliklere uygulanan kurallar onlar için de geçerli. Bu gruplardan herhangi birinin ihlalde bulunması halinde yürürlükteki askeri hukuk çerçevesinde işlem yapılır” dedi.
Önümüzdeki dönemde askeri yapılanmalar içerisinde bulunan bazı radikal grupların ortadan kaldırılması veya dağıtılması yönünde adımlar atılıp atılmayacağı ve bu konuda uluslararası taleplerin bulunup bulunmadığı sorusuna ise Hurani, bu gruplarla ilgili yaklaşımın orduyu inşa etme ve önceki dönemlerden ders çıkarma sürecinin bir parçası olmaya devam edeceğini söyledi.
Ancak Hurani, bu dosyayı belirleyen iki temel unsur bulunduğuna da dikkat çekti.

Grupların yeniden yapılanmaya yaklaşımı
Savunma Bakanlığı'na katılan grupların yeniden yapılanmanın sonuçlarına ilişkin çekinceleri ve endişeleri konusunda değerlendirmede bulunan Hurani, bu grupların rejimin devrilmesi sürecinde ortaya çıkan silahlı yapılanmalar ile devlet kurumları içerisinde faaliyet gösterecek bir ordunun gereklilikleri arasındaki farkı artık kavradığını belirtti.
Hurani, “Savunma Bakanlığı'na katılan gruplar, rejimin devrilmesi aşamasındaki grupların çalışma ve yapılanma biçiminin, devlet çatısı altında bir ordunun yapılanması ve görevlerinden farklı olduğunu biliyor. Bu nedenle, Batılı raporlarda birleşme yöntemi ve bunun sonuçları konusunda uyarılar yapılmış olmasına rağmen, bütün gruplar birleşme sürecine büyük ölçüde uyum gösterdi. Grupların genel hedefinin aynı olması, süreci kolaylaştırdı ve ordunun oluşturulmasının daha sorunsuz ilerlemesini sağladı” dedi.
Bazı kolordu komutanlarının belirli gruplarla bağlantılı isimlerden oluşmaya devam etmesinin nedenine ilişkin ise Hurani, bunun HTŞ'nin askeri kanadının rejimin devrilmesinden önceki yıllarda kazandığı deneyimle bağlantılı olduğunu söyledi.
Hurani, “HTŞ'nin askeri kanadı, rejimin devrilmesinden önce eğitim, örgütlenme ve askeri çalışma yöntemleri konusunda önemli ölçüde gelişti. Bugünkü yönetim de bu deneyimden yararlanmak istiyor” ifadelerini kullandı.

Suriye-Türkiye koordinasyonu ve ABD'nin rolü
Ordunun yeniden yapılandırılmasında bölgesel ve uluslararası aktörlerin rolüne ilişkin konuşan Hurani, askeri alanda Suriye-Türkiye koordinasyonunun artık açık biçimde yürütüldüğünü belirtti.
Bu koordinasyonun örgütlenme ve eğitim alanlarını kapsadığını kaydeden Hurani, bunun hem Suriye hem de Türkiye'deki askeri kurumların en üst kademelerinde görev yapan üst düzey askeri yetkililerin karşılıklı ziyaretlerine de yansıdığını söyledi.
Hurani, “Suriye ve Türkiye tarafları, örgütlenme ve eğitimi de kapsayan askeri koordinasyonu gizlemiyor. Bu durum, her iki ülkedeki askeri kurumların en üst kademelerinde bulunan üst düzey askeri yetkililerin gerçekleştirdiği tekrarlanan ziyaretlere de yansıdı” dedi.
Hurani ayrıca, bu iş birliğinin ABD tarafından da desteklendiğini belirterek, ABD Senatosu'nun ilgili güvenlik ve savunma komitesine 2026 yılı içerisinde Suriye ile askeri ortaklık kurulmasının mümkün olup olmadığına ilişkin bir rapor hazırlanması yönünde tavsiyede bulunulduğunu söyledi.
Hurani, bunun Suriye'nin terörle mücadelede üstleneceği rolle bağlantılı olduğunu ifade etti.
Türkiye'nin hedefleri
Türkiye'nin, özellikle Suriye ordusunun inşası sürecindeki rolünün amaçlarına ilişkin değerlendirmesinde Hurani, Ankara'nın askeri faaliyetlerinin Türkiye'nin ulusal güvenliğiyle bağlantılı bir dizi hedef taşıdığını belirtti.
Bunların yanı sıra siyasi ve askeri hedeflerin de bulunduğunu, bu hedeflerin Türkiye'nin Suriye ve bölgedeki konumuyla ilişkili olduğunu söyledi.
Hurani, “Askeri rolün birçok amacı var. Bunların başında Türkiye'nin ulusal güvenliğini korumak ve geçmişte Suriye'nin doğusunda Kürt yapılanması açısından tehdit oluşturan PKK/YPG öncülüğündeki Suriye Demokratik Güçleri (SDG) gibi ayrılıkçı yapıların ortaya çıkmasının önünü kesecek birleşik bir Suriye ordusu oluşturmak geliyor” dedi.
Hurani ayrıca Türkiye'nin siyasi ve askeri nüfuzunu güçlendirmek, Afrika ülkelerinde ordu yapılanmalarının oluşturulmasında edindiği askeri deneyimi tekrarlamak ve Türkiye'nin devrim sürecinde destek verdiği yeni Suriye yönetimine destek sağlamak gibi hedeflerin de bulunduğunu ifade etti.

Sadece entegrasyon değil, yeniden inşa mücadelesi
Sonuç olarak Suriye ordusunun yeniden yapılandırılması süreci, Şam yönetiminin karşı karşıya olduğu meselenin yalnızca eski silahlı grupları Savunma Bakanlığı bünyesine almak olmadığını gösteriyor. Asıl mesele, bu grupların askeri kurum içerisinde bağımsız güç blokları olarak hareket etme kapasitesini ortadan kaldırmak.
İlk aşamada grupların devlet çatısı altında toplanması hedeflenirken, mevcut aşamada bu yapıların iç örgütlenmelerinin dağıtılması, unsurlarının ve komutanlarının yeniden görevlendirilmesi, konuşlanma bölgeleri ile görevlerinin değiştirilmesi ve böylece bölgesel ve fraksiyonel bağlılıkların yeniden üretilmesinin önüne geçilmesi amaçlanıyor.
Askeri makamlar hedefin bütün Suriyelileri kapsayan birleşik bir ordu kurmak olduğunu vurgularken, buna karşılık HTŞ'den gelen isimlerin yeni orduda ne ölçüde etkili olacağı, ordunun yeni askeri doktrininin nasıl şekilleneceği ve Türkiye ile diğer uluslararası aktörlerin kuruluş sürecindeki etkisinin sınırlarının ne olacağı konusunda soru işaretleri bulunuyor.
Sonuç olarak yeniden yapılanma süreci, yeni Suriye devletinin “galip gruplar” döneminden “devlete bağlı kurumsal ordu” dönemine geçme kapasitesinin temel sınavlarından biri olarak öne çıkıyor. Henüz tamamlanmayan bu sürecin sonuçları, önümüzdeki dönemde Suriye devletinin yapısını ve güvenlik mimarisini büyük ölçüde belirleyecek.


