Yıldızların vokal koçu Cooper Philip: Tarkan'la çalışmak harika olurdu

Bir günlüğüne başka bir sese sahip olabilse Maria Callas'ı seçeceğini söyleyen Cooper Philip, kendi vokal gelişiminin ilk ve en büyük ilham kaynaklarından birinin de Mariah Carey olduğunu anlatıyor (Cooper Philip)
Bir günlüğüne başka bir sese sahip olabilse Maria Callas'ı seçeceğini söyleyen Cooper Philip, kendi vokal gelişiminin ilk ve en büyük ilham kaynaklarından birinin de Mariah Carey olduğunu anlatıyor (Cooper Philip)
TT

Yıldızların vokal koçu Cooper Philip: Tarkan'la çalışmak harika olurdu

Bir günlüğüne başka bir sese sahip olabilse Maria Callas'ı seçeceğini söyleyen Cooper Philip, kendi vokal gelişiminin ilk ve en büyük ilham kaynaklarından birinin de Mariah Carey olduğunu anlatıyor (Cooper Philip)
Bir günlüğüne başka bir sese sahip olabilse Maria Callas'ı seçeceğini söyleyen Cooper Philip, kendi vokal gelişiminin ilk ve en büyük ilham kaynaklarından birinin de Mariah Carey olduğunu anlatıyor (Cooper Philip)

Çocukken deodorant şişesi ya da saç fırçasını hayali bir mikrofon niyetine elinize alıp aynanın karşısında şarkı söyleyenlerden misiniz? Hatta bununla kalmayıp belki yıllar sonra gerçekten sahneye bile çıktınız...

Ben hikayenin ilk kısmını büyük bir hevesle yaşadım ancak ikinci bölüm için gereken ses bana pek uğramadı. Hayatım boyunca güzel şarkı söyleyebilmeyi istedim, hatta ortaokulda korodaydım. Size bir de sır vereyim: Altoymuşum... Bana kalırsa sesim en iyimser ifadeyle kargadan halliceydi, hâlâ da öyle.

Haliyle ses tellerim, bu hayalle arama her defasında epey net bir mesafe koydu. Yine de iyi bir ses duyduğumda hayatı durdurup onu dinlemekten, bir şarkıcının tek bir notayla insanın içini nasıl titretebildiğine şaşmaktan hiç vazgeçmedim.

Dolayısıyla dünyaca ünlü şarkıcılarla çalışan, insan sesini yalnızca teknik değil, bedensel ve duygusal bir bütün olarak ele alan Cooper Philip'le röportaj yapmak benim için özellikle mühimdi. Karşımda yalnızca sesleri geliştiren biri değil, insanlara kendi seslerine güvenmeyi öğreten bir isim vardı. Belki şarkı söylemeyi öğrenemedim ama bu kez bir sesi gerçekten güçlü ve özgün kılan şeyin ne olduğunu işin ustasına sorma fırsatı buldum. Sesimi 5 dakikada Mariah Carey'ninkine dönüştürecek sihirli bir formül beklemiyordum elbette. Ama belki hep merak ettiğim sorunun yanıtını alabilirdim: Bazı insanlar yalnızca doğru notalara basarken bazıları neden daha ilk sözcükte kalbimize dokunuyor?

Cooper Philip'in bu soruya vereceği yanıtı konuşmamızın daha başında az çok tahmin etmek mümkün: Kusursuzluk sandığımız kadar önemli değil. Hatta bazen bir sesi unutulmaz kılan tam da o küçük pürüzler, beklenmedik kırılmalar ve söylenen notanın arkasında gerçek bir insanın bulunduğunu hissettiren kusurlar.

Los Angeles'ta yaşayan, Grammy Ödülleri'nde oy hakkı bulunan ve dünyaca ünlü yıldızlara vokal koçluğu yapan Philip, yaklaşık 20 yıldır insan sesinin peşinde. Bugüne kadar 40'tan fazla ülkede eğitim verdi; şarkıcılara mentorluk yaptı, kendi müziğini üretti ve Biophonics adını verdiği vokal metodunu geliştirdi. Şimdiyse yolu ilk kez İstanbul'a düşüyor.

Philip, Vokal Akademi'nin kurucusu Başak Doğan'ın konuğu olarak 26 Eylül'de düzenlenecek Riffs & Runs atölyesinde Türkiye'deki şarkıcılar, müzisyenler ve vokal koçlarıyla buluşacak. Tamamen İngilizce yapılacak 5 saatlik atölyede nefes, ses özgürlüğü, tiz notalar ve dayanıklılık üzerine çalışılacak. Fakat onu asıl heyecanlandıran yalnızca bildiklerini paylaşmak değil. Türkiye'nin müzikal kültürünü yakından tanımaya en az katılımcılar kadar hevesli görünüyor.

"Türkiye çok zengin bir müzikal kimliğe sahip" diyor Philip: 

İstanbul da kültürlerin, geleneklerin ve modern seslerin buluşması için kusursuz bir yer gibi geliyor. 40'tan fazla ülkede ders verdim ama gittiğim her yeni ülke bana da bir şeyler öğretiyor.

İstanbul'daki katılımcılar hakkında önceden kesin yargılara varmak istemiyor. "Onlarla hiçbir varsayımda bulunmadan tanışmak istiyorum" diyor. Yine de bugüne kadar çalıştığı Türk şarkıcılardan edindiği güçlü bir izlenim var: 

Türk şarkıcılarda muazzam bir duygusal cömertlik ve tüm kalbiyle şarkı söyleme isteği hissediyorum. Benim görevim bu yoğunluğu azaltmak değil, ona daha fazla teknik özgürlük, kontrol ve dayanıklılık kazandırmak.

Türkiye'den hangi sesleri sevdiğini sorduğumda yanıt vermek için pek düşünmesi gerekmiyor: 

Vokal gücü, berraklığı ve sahnedeki varlığı nedeniyle aklıma hemen Sertab Erener geliyor.

Cem Adrian'ın farklı ses renkleri ve bölgeleri arasında dolaşma biçiminiyse "büyüleyici" buluyor. 

Tarkan yanıtı da elbette şaşırtmıyor: 

O, vokal kimliğini, müzikal içgüdüsünü, karizmasını ve kültürel özgünlüğünü bir araya getirme konusunda olağanüstü bir yeteneğe sahip. Bunları birlikte taşıyabilen sıradışı bir sanatçı.

Philip'in bir şarkıcıda aradığı temel özellik teknik kusursuzluk değil, kendine ait bir ses. "Beni en çok etkileyen şey, hangi parçayı söylediğini daha anlamadan bir şarkıcıyı ilk birkaç saniyede tanıyabilmek" diyor.

cvfgbh
John Legend için hazırlanan sürpriz doğum günü şarkısında koroda yer alan Cooper Philip, parçanın düzenlemesine de katkıda bulundu (Cooper Philip)

Tam da bu nedenle, Türk bir sanatçıyla stüdyoya girme fırsatı bulsa Tarkan'ı seçeceğini söylüyor. "Tarkan'la çalışmak büyüleyici olurdu çünkü hem güçlü bir kültürel kimliği var hem de uluslararası pop dilini çok iyi anlıyor" diyor. 

Hayalindeki şarkı da şimdiden zihninde hazır gibi: 

Türk müziğine özgü melodik unsurları çağdaş R&B ve soul prodüksiyonuyla buluşturan, sinematik ve duyusal bir eser yaratmak isterdim. Şarkının kıtalarında daha ölçülü ilerleyen, nakaratta duygusal olarak açılan ve müzik kültürlerimizin gerçekten buluşabileceği doğaçlama bir finalle sona eren bir yapı hayal ediyorum.

Philip'i Türk müziğinde en çok büyüleyen şeylerden biri, geleneksel süslemelerle çağdaş pop vokallerinin buluşması. Ona göre bu süslemeler melodiyi güzelleştiren küçük gösteriler değil; duyguyu, dili ve kültürel belleği taşıyan unsurlar.

"Notaları kopyalamakla bir müzik dilini anlamak arasında büyük bir fark var" diyor. Türk müziğindeki ince tonlamaları, vokal dönüşleri ve kendine özgü duygusal zamanlamayı öğrencileriyle birlikte incelemek istiyor. Geleneksel melodik hareketlerin modern prodüksiyonun içinde kimliğini kaybetmeden nasıl yaşayabileceği, onun için başlı başına heyecan verici bir çalışma alanı.

vfghy
Şöhretin özgüven sorunlarını ortadan kaldırmadığını söyleyen Philip, başarılı şarkıcıların zamanla "Yeterince iyi miyim?" yerine "Beklentileri hâlâ karşılayabiliyor muyum?" sorusuyla yüzleştiğini belirtiyor (Cooper Philip)

Vokal Akademi'deki buluşma, katılımcıların oturup Philip'i dinleyeceği klasik bir seminer olmayacak. Bedenin, nefesin ve sinir sisteminin ses üzerindeki etkisi uygulamalı çalışmalarla ele alınacak. Philip ayrıca sesin sahnede, stüdyoda ve provada neden farklı davranabildiğini, bir anda güven vermemeye başladığındaysa ne yapılabileceğini anlatacak.

Atölyede profesyonel şarkıcılarla sesini henüz keşfetmeye başlayan kişiler aynı odada bulunacak. Philip bunu bir sorun olarak görmüyor çünkü herkesi aynı sese ulaştırmaya çalışmıyor.

"Başlangıç seviyesindeki bir öğrenciyle profesyonel bir şarkıcının deneyimleri farklı olabilir ama ikisinin de bir bedeni, sinir sistemi, nefes alışkanlıkları ve iç engelleri var" diyor: 

Kimse sınandığını veya başkalarıyla karşılaştırıldığını hissetmemeli. Biz sesi yargılamak için değil, araştırmak için oradayız.

Türkiye'deki dinleyicilerin güçlü ve yüksek seslere duyduğu ilgiden hareketle o mühim soruyu da kendisine yöneltiyorum: Güçlü şarkı söylemekle bağırmak arasındaki çizgi nerede?

Philip'e göre gerçek vokal gücü yalnızca ses yüksekliğinden ibaret değil. Rezonans, niyet, nefes koordinasyonu ve özgürlüğün yanı sıra aynı sesi bedene zarar vermeden tekrar çıkarabilmek gerekiyor. Şarkıcı etki yaratmak için koordinasyon yerine basıncı artırdığında çene, dil, boyun ve gırtlak bütün yükü üstleniyor. Bağırma da tam olarak burada başlıyor.

"En güçlü ses çoğu zaman gereksiz çabayı ortadan kaldırdığınızda ortaya çıkar" diyen Philip, teknikle anlık etki arasındaki ayrımı tek cümlede anlatıyor: 

Bir notayı yalnızca bir kez çıkarabiliyorsanız bu bir efekttir. Onu düzenli biçimde çıkarabiliyor, müzikal olarak şekillendirebiliyor ve ertesi gün hâlâ şarkı söyleyebiliyorsanız bu tekniktir.

Bu yaklaşımın ardında kendi gençliğinden taşıdığı bir deneyim var. Philip 17 yaşındayken astımla mücadele ediyor, bazı günler sesi ona tamamen itaat ederken bazı günler kendisini yarı yolda bırakıyordu. Bugün aynı belirsizliği yaşayan bir öğrenci karşısına çıktığında önce vokal koçu değil, o genç kız konuşuyor.

dcfrgty
Sosyal medyayı genç şarkıcılar için "ayna değil, pencere" diye tanımlayan Philip, algoritmaların sanatçıları aynı tınıları ve vokal pasajları taklit etmeye yöneltebildiği uyarısında bulunuyor (Cooper Philip)

"Enstrümanınız bedeninizin içindeyken sesinizdeki istikrarsızlık kişisel bir başarısızlık gibi gelebiliyor" Bu yüzden öğrencilerine yalnızca "Nefes desteğini artır" veya "Rahatla" gibi genel talimatlar vermiyor. Önce kendilerini anlaşılmış ve güvende hissetmelerini, ardından sorunun nefes, duruş, yorgunluk, kasların telafi çabası veya duygusal gerilimle bağlantısını birlikte araştırmayı tercih ediyor:

Hiçbir öğrencinin, sesindeki tutarsızlığın yeteneksiz olduğu anlamına geldiğini düşünmesini istemem. Bu genellikle ona henüz doğru haritanın verilmediği anlamına gelir.

Doğru haritayı ararken şarkıcının kişiliğini kaybetmemesi de önemli. Çünkü teknik gelişim bazen bir sesi özgün kılan bütün pürüzleri istemeden silip süpürebiliyor. Philip'in amacı herkesi aynı biçimde "güzel" söyleyen şarkıcılara dönüştürmek değil.

"Bir öğretmen doğru sesi üretmeye o kadar odaklanabilir ki sanatçıyı tanınır kılan bütün özellikleri ortadan kaldırabilir" diyor. Nefesli bir tını kullanmak, sesin kırılmasına izin vermek, sözcükleri alışılmadık biçimde telaffuz etmek veya vokale biraz pürüz katmak bilinçli tercihlerse bunların sanatın parçası olduğunu düşünüyor. Ancak şarkıcının başka seçeneği yoksa ve o ses acıya ya da yorgunluğa yol açıyorsa yeni yollar geliştirmek gerekiyor:

Teknik kişiliğin yerini almamalı, onu genişletmeli.

Yapay zekanın artık neredeyse kusursuz insan sesleri üretebildiğini hatırlattığımda da aynı noktaya dönüyoruz. Philip'e göre duygusal inandırıcılık kusurlarda, zamanlamada, niyette, hafızada ve risk alma cesaretinde yaşıyor. Bir insan şarkı söylerken yalnızca doğru frekansları üretmiyor; tereddüt ediyor, nefes alıyor, kırılıyor, toparlanıyor ve bazen sırf kusurlu olduğu için belirli bir sesi seçiyor.

"Yapay zeka duygunun dışarıdan görülen pek çok işaretini taklit edebilir ve giderek daha inandırıcı hale gelecektir" diyor: 

Ama insan performansı yalnızca kulağa nasıl geldiği için değerli değildir. Bir insan bir şey yaşayıp bunu paylaşmaya karar verdiği için o performans değerlidir.

Sonra söyleşinin başından beri aradığım yanıtı, belki de benim gibi kargadan hallice sesini kabullenmiş olanlara bile iyi gelecek o sade cümleyle veriyor:

Kusursuz bir nota beni etkileyebilir. Sahici bir nota ise beni değiştirebilir.

Cooper Philip, İstanbul'a yalnızca kendi yöntemini öğretmek için gelmediğinin altını çiziyor. Türkiye'deki sesleri dinlemek, müzik kültürünü keşfetmek ve buradan ilham alarak ayrılmak istiyor. Vokal Akademi'deki ilk buluşmanın uzun süreli bir ilişkinin başlangıcı olmasını umuyor:

İstanbul'un müzisyenleri, şarkıcıları, eğitmenleri ve müzikseverleriyle tanışacağım için inanılmaz heyecanlıyım. Biophonics aracılığıyla öğrendiklerimi paylaşmaya geliyorum ama aynı zamanda dinlemek, keşfetmek ve bu güzel ülkenin seslerinden ilham almak istiyorum. Eylülde görüşürüz.

Cooper Philip'le sohbetimiz bittikten sonra kendimi bir süredir dilime takılan şarkıyı mırıldanırken buldum. Sesim hâlâ Mariah Carey'ninkine yaklaşmış değildi. Belki güzel söyleyemiyorum ama belli ki şarkı söyleme isteği insanın sesinden daha dirençli bir şey. Cooper'ın dediği gibi, yorumum kusursuz değildi belki fakat o anda bütünüyle gerçekti. Bana aitti ve bu yüzden değerliydi. Yine de deodorant şişesini mikrofona çevirmedim. Ama açıkçası buna pek de uzak değildim.

Independent Türkçe



Taylor Swift'in eşi Travis Kelce saadet zinciri kurbanı oldu

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

Taylor Swift'in eşi Travis Kelce saadet zinciri kurbanı oldu

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

ABD'nin Missouri eyaletinde bir savcı, Amerkian futbolu takımı Kansas City Chiefs’in iç açık oyuncusu Travis Kelce'nin yatırımcıları 35 milyon dolardan fazla dolandıran bir saadet zincirinin kurbanlarından biri olduğunu açıkladı.

Savcı, Kelce'nin adını salı günü, 11 yıl hapis cezasına çarptırılan 38 yaşındaki Siddharth Jawahar'ın ceza duruşması sırasında gündeme getirdi.

ABD Missouri Doğu Bölgesi Savcılığı'na göre Jawahar, ocak ayında St. Louis'deki ABD Bölge Mahkemesi'nde elektronik yollarla dolandırıcılık davasında üç ayrı suçlamayı kabul etmişti.

Mahkeme ayrıca Jawahar'ın toplam 31,35 milyon dolar tutarında tazminat ödemesine hükmetti.

Yerel televizyon kanalı KMOV, savcının Kelce'den bahsetmesine rağmen oyuncunun olaya dahliyle ilgili herhangi bir ek açıklama yapılmadığını bildirdi. Kelce'nin şirkete ne zaman ve ne kadar para yatırdığı belirsizliğini koruyor.

ABD Savcılığı tarafından yayımlanan basın bülteninde, Jawahar'ın 2015'te müşterilerden para toplamaya başlayan Teksas merkezli yatırım şirketi Swiftarc Capital LLC'yi yönettiği belirtildi.

Jawahar, gelen tüm sermayeyi tek bir varlığa yönlendirdi ve bu varlığın değeri daha sonra düşmüştü. Zararları açıklamak yerine, daha yeni yatırımcılardan topladığı sermayeyi eski yatırımcılara ödeme yapmak için kullanarak ve fonların kâr getirdiğini iddia ederek yatırımcıları yanıltmıştı.

Buna ek olarak Jawahar müşteri fonlarını, savcıların özel jetler, lüks konutlar, üst düzey restoranlarda yemekler ve seçkin özel kulüp üyeliklerini içeren "şatafatlı bir yaşam tarzı" diye tanımladığı harcamaları finanse etmek için kullanmıştı.

Açıklanan bilgilere göre Jawahar, Temmuz 2016'yla Aralık 2023 arasında 35 milyon dolardan fazla para topladı ancak aslında bunun sadece yaklaşık 10 milyon dolarlık kısmını yatırıma dönüştürdü.

36 yaşındaki Kelce'nin bu dolandırıcılık girişimine kanan tek profesyonel sporcu olması pek muhtemel görünmüyor.

Forbes'ta 2021'de yayımlanan ve NBA oyuncusu Gary Harris'in genişleyen finansal portföyünü ele alan bir makalede, Harris'in yatırımlarına dair çeşitli ifadelerine yer verilmişti; bu yatırımlar arasında Swiftarc Ventures Labs de bulunuyordu.

Jawahar bu şirketin kurucu ve yönetici ortağıydı ve Harris, Jawahar sayesinde ne kadar çok şey öğrendiğini anlatmıştı.

Aynı Forbes makalesi, fona yatırım yapan diğer sporculara da değinerek Kelce'yi basketbolcular Mason Plumlee ve Tim Hardaway Jr.'la birlikte öne çıkarmıştı.

Spotrac verileri Kelce, Hardaway ve Harris'in her birinin kariyer kazancının 111 milyon doların üzerinde olduğunu gösteriyor.

Kelce, temmuzda Forbes'a göre düğün günlerinde net serveti 2,1 milyar dolar olan pop yıldızı Taylor Swift'le dünyaevine girdi.

Independent Türkçe


Netflix'in Stanford Hapishane Deneyi programı tepki çekti

2016 tarihli film, Philip Zimbardo'nun Kaliforniya'daki Stanford Üniversitesi’nde 1971'de yürüttüğü meşhur projenin, katılımcılar üzerinde nasıl yıkıcı bir etki yarattığını gösteriyor (IFC Films)
2016 tarihli film, Philip Zimbardo'nun Kaliforniya'daki Stanford Üniversitesi’nde 1971'de yürüttüğü meşhur projenin, katılımcılar üzerinde nasıl yıkıcı bir etki yarattığını gösteriyor (IFC Films)
TT

Netflix'in Stanford Hapishane Deneyi programı tepki çekti

2016 tarihli film, Philip Zimbardo'nun Kaliforniya'daki Stanford Üniversitesi’nde 1971'de yürüttüğü meşhur projenin, katılımcılar üzerinde nasıl yıkıcı bir etki yarattığını gösteriyor (IFC Films)
2016 tarihli film, Philip Zimbardo'nun Kaliforniya'daki Stanford Üniversitesi’nde 1971'de yürüttüğü meşhur projenin, katılımcılar üzerinde nasıl yıkıcı bir etki yarattığını gösteriyor (IFC Films)

Netflix, kötü şöhretli Stanford Hapishane Deneyi'ni konu alan bir realite dizisi yapımına onay verdiği yönündeki haberlerin ardından internette tartışmaların fitilini ateşledi.

The New Stanford Prison Experiment (Yeni Stanford Hapishane Deneyi) adlı programın, 45 dakikalık 6 bölümle 21 Ekim'de gösterime gireceği bildiriliyor.

Variety'nin elde ettiği resmi özette "30 gönüllü katılımcı gerçek bir hapishaneye giriyor ve gardiyan ya da mahkum olarak rastgele atanıyor" diye yazıyor.

Güç, hiyerarşi ve kontrol sisteminin içine itilen katılımcılar, sıradan insanların kendilerine verilen rollere kaçınılmaz olarak uyum mu sağladığını, yoksa empati, ahlak ve bireyselliğin onları ters yönde iten güçlere karşı direndiğini mi keşfedecek. Baskı arttıkça ve güç dengesi değişmeye başladıkça, asıl soru her zamankinden daha acil hale geliyor: Güç, yozlaştırır mı?

The Independent cevap hakkı için Netflix'le temasa geçti.

X'te kullanıcılar, Netflix'in bu deneyi yeniden hayata geçireceği haberlerine inanamadı. Deney, gardiyan rolünü üstlenen öğrencilerin psikolojik istismarda bulunmaya başlaması, mahkum rolünü üstlenenlerin ise kaygılı, depresif ve öfkeli hissetmesi nedeniyle sadece 6 gün sonra bırakılmıştı.

Variety'nin haberine yanıt veren bir kişi "Affedersiniz ama NE? Cidden ne oluyor???" diye yazdı.

Başka biri de "Gerçekliğimiz hiç bitmeyen bir parodi ve üstelik komik bile değil" ifadelerini kullandı.

"Netflix, Squid Game'den tamamen YANLIŞ dersler çıkardı" diye ekleyen üçüncü bir kişi, paraya sıkışmış yarışmacıları hayatlarını değiştirecek bir nakit ödül için ölümcül oyunlarda yarışmaya zorlayan bir grup eliti konu alan, platformun sevilen Güney Kore dizisine atıf yaptı.

Dördüncü bir kullanıcı ise "İlkinden ders almadık mı yoksa..." diye yazdı.

1971'de yapılan kötü şöhretli hapishane araştırmasında, Dr. Philip Zimbardo ve bir grup lisansüstü öğrencisi, Stanford kampüsündeki bir binanın bodrum katında kurulan sahte bir hapishanede iki hafta geçirmeleri için üniversite çağında bir grup erkek seçmişti.

Ofisler hapishane hücrelerine, koridor avluya dönüştürülmüş, hademe dolabı da "tecrit hücresi" olarak kullanılmıştı.

Billy Crudup'un Zimbardo rolünü üstlendiği 2016 yapımı bir dram filmi, işlerin ne kadar ters gittiğini boğucu detaylarla gözler önüne sermişti. Gardiyan olarak rastgele seçilen normal, iyi eğitimli öğrencilerin bazıları kısa süre içinde, mahkumlara psikolojik işkence etmekten zevk almaya başlamıştı.

Diğerleri ise iş arkadaşlarının mahkumları cinsel olarak aşağılamasına, uykusuz bırakmasına, kovalara dışkılamaya zorlamasına ve daha birçok şeye seyirci kalmıştı.

Zimbardo, müdür rolünü üstlendiği, yani artık tarafsız bir gözlemci olmaktan çıkıp çalışmanın aktif bir katılımcısı haline geldiği için eleştirilmişti.

Daha sonra Zimbardo, projeye katılan lisansüstü öğrencilerinden biriyle birlikte, "Araştırmamızın sonucu şoke edici ve beklenmedikti" diye yazmıştı.

Stanford Üniversitesi yaptığı açıklamada, bu deneyin günümüzde psikoloji derslerinde kötülüğün psikolojisini ve insan deneklerle yapılan psikolojik araştırmaların etik boyutunu incelemek için kullanıldığını belirtiyor.

2016'da The Independent'a konuşan Zimbardo, "Böyle bir araştırma bir daha asla yapılamaz" demişti. 

İnsan deneklerle ilgili kurullar aşırı uç noktalara varmış durumda. Araştırmalarda katılımcılara aşırı stres yükleyecek hiçbir şey yapılmıyor. Bu durum, insan doğasıyla ilgili pek çok önemli soruyu dışarıda bırakıyor.

Independent Türkçe


Da Vinci imzalı tablonun gerçekliği lazerle belirlendi

Roma İmparatoru Domitianus'u tasvir eden tablo, Raman spektroskopisi yöntemiyle analiz edildi (Uppsala Üniversitesi)
Roma İmparatoru Domitianus'u tasvir eden tablo, Raman spektroskopisi yöntemiyle analiz edildi (Uppsala Üniversitesi)
TT

Da Vinci imzalı tablonun gerçekliği lazerle belirlendi

Roma İmparatoru Domitianus'u tasvir eden tablo, Raman spektroskopisi yöntemiyle analiz edildi (Uppsala Üniversitesi)
Roma İmparatoru Domitianus'u tasvir eden tablo, Raman spektroskopisi yöntemiyle analiz edildi (Uppsala Üniversitesi)

Bilim insanları, Rönesans dönemi dahisi Leonardo da Vinci tarafından yapılmış olması muhtemel bir tablodaki pigmentleri incelemek üzere lazer teknolojisini kullandı ve bu ileri teknolojinin, tarihi sanat eserlerinin sahte olup olmadığını belirlemede etkili bir araç olabileceğini belirtti.

Keşfi gerçekleştiren Uppsala Üniversitesi araştırmacıları, üzerinde "L daVinci" imzası bulunan ve Roma İmparatoru Domitianus'u tasvir eden bu tarihi tablonun, Rönesans döneminde kullanılan malzemelerle uyumlu olduğunu ifade ediyor.

Eser ilk olarak 1928 ve 1929'da Londra'daki Christie's müzayede evinde satışa sunulmuş ve o dönemde Rönesans ressamı Titian'a atfedilmişti.

Ancak daha sonra yapılan analizlerde, tablonun üzerinde "L daVinci" yazan bir imza ve hemen ardından Latince "resmetti" anlamına gelen "pinxit" olduğu düşünülen bir sözcük tespit edildi.

Materials Today Advances adlı akademik dergide yayımlanan çalışmanın yazarlarından Jakob Thyr, "Leonardo da Vinci tarafından yapılmış olabilecek bir eser üzerinde çalışmak doğal olarak heyecan vericiydi. Üstelik imza, fark edilmesi zor bir konumdaydı" dedi.

Dr. Thyr durumu şöyle açıkladı:

Arka planla olan kontrastı düşük, imza ancak tablo doğru açıdan ışıklandırıldığında görünür hale geliyor.

Araştırmacılar, çalışmada Raman Spektroskopisi adı verilen bir teknik kullanarak tablodaki malzemelerin kimyasal ve yapısal özelliklerini incelemek üzere lazer ışığından yararlandı.

Hangi pigmentlerin kullanıldığını belirlemek amacıyla tablonun farklı bölgelerinden alınan küçük numuneler mikroskop altında da incelendi.

Toplam 13 farklı pigment tespit edildi. Bunlardan 12'si Orta Çağ veya Rönesans döneminde kullanılan geleneksel pigmentlerdi ve dolayısıyla Leonardo da Vinci'yle Titian'ın yaşadığı dönemde mevcuttu.

İmzadaki siyah pigment, antik çağlardan beri kullanılan karbon siyahıydı.

Ancak tespit edilen pigmentlerden biri, 18. yüzyılın başlarına kadar üretilmemiş sentetik bir pigment olan Prusya mavisiydi. Bu da sözkonusu pigmentin Leonardo da Vinci veya Titian'ın yaşadığı dönemde uygulanmış olamayacağı anlamına geliyordu.

sdfrgth
Prusya mavisi ve Prusya yeşilinin optik özellikleri (Materials Today Advances, 2026

Araştırmacılar, Prusya mavisinin tabloya daha sonraki bir restorasyon veya rötuş sırasında eklenmiş olabileceğini düşünüyor.

Tablonun röntgen görüntüleri, Prusya mavisi tespit edilen bölgelerden birinde değişiklik yapıldığına dair izler de ortaya koydu.

Dr. Thyr, "Tablolarda rötuş yapılması çok yaygın bir durum. Dolayısıyla sayılı bölgede yeni pigmentlere rastlanması, tablonun mutlaka sahte olduğu anlamına gelmez" dedi.

"Daha sonraki bir tarihte onarımlar yapılmış veya tablonun bazı kısımlarına rötuş uygulanmış olabilir" diye ekledi.

Bununla birlikte malzeme analizi tek başına tabloyu kimin yaptığını kesin biçimde belirlemeye yetmedi.

Ancak bu çalışma, malzeme biliminden elde edilen analitik yöntemlerin sanat eserlerine ve arkeolojik buluntulara nasıl uygulanabileceğini gösterdi.

Dr. Thyr, "Gelecekte bu tür analizlerin giderek daha yaygın hale geleceğine inanıyorum" dedi.

Independent Türkçe