ABD-Çin temasları, Trump ile Şi arasında gelecek hafta yapılması planlanan zirvenin önünü açıyor

Washington’un müttefikleri, Tayvan’a verilen desteğin ekonomik tavizler karşılığında pazarlık konusu yapılmasından endişe ediyor

ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, 15 Mayıs’ta Pekin’deki Zhongnanhai yerleşkesinin bahçelerinde. (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, 15 Mayıs’ta Pekin’deki Zhongnanhai yerleşkesinin bahçelerinde. (AFP)
TT

ABD-Çin temasları, Trump ile Şi arasında gelecek hafta yapılması planlanan zirvenin önünü açıyor

ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, 15 Mayıs’ta Pekin’deki Zhongnanhai yerleşkesinin bahçelerinde. (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, 15 Mayıs’ta Pekin’deki Zhongnanhai yerleşkesinin bahçelerinde. (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump’ın gelecek hafta Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’i Washington’da ağırlamdan bir hafta önce, iki ülkenin dışişleri bakanları telefonda görüştü. Görüşmede ikili ilişkiler ve Ortadoğu’daki durum ele alındı.

Çin Dışişleri Bakanı Vang Yi, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’ya, Pekin ve Washington’un “eşitlik, karşılıklı saygı ve karşılıklı çıkar ruhuyla üst düzey temasların bir sonraki aşamasına hazırlanmaları” gerektiğini söyledi. Çin’in resmi haber ajansı Şinhua’nın haberine göre Vang, son dönemde ikili ilişkilerin genel olarak “yapıcı stratejik istikrar” yönünde ilerlediğini belirtti. İki bakan ayrıca, Pekin’in Tahran ile Washington arasında arabuluculuk yapmaya çalıştığı bir dönemde Ortadoğu’daki gelişmeler hakkında görüş alışverişinde bulundu.

ABD ile İran arasındaki çatışma, Washington-Pekin ilişkilerinin de üzerinde gölge oluşturuyor. Çin, Washington’un Tahran’la ticari ilişkilerini sürdüren ülkelere yönelik uygulamaya koymaya çalıştığı yaptırımlardan kaçınmaya çalışırken, bazı haberlerde Çin tarafının İran’a Ortadoğu’da ABD askerlerini hedef alan saldırıların düzenlenmesine yardımcı olacak istihbarat bilgileri sağladığı öne sürülüyor. Ticaret savaşı da giderek artan bir endişe kaynağı. Dünyanın en büyük iki ekonomisi, Trump’ın kapsamlı gümrük vergilerinin etkilerini hafifletme çabalarını sürdürüyor.

Tayvan meselesi

Trump-Şi zirvesine yönelik hazırlıklar, ABD ve Çin arasındaki gümrük vergileri, nadir toprak elementleri ve yapay zekâ konularındaki müzakerelerle sınırlı değil. Tokyo ve Taipei’de de diplomatik hareketlilik yaşanıyor. Bu temasların arkasında, Tayvan’ın Trump’ın kasım ayındaki ara seçimler öncesinde Pekin’den ekonomik kazanımlar elde etmeye çalışacağı daha geniş bir anlaşmanın parçası haline gelebileceğine ilişkin endişeler bulunuyor.

9 Eylül 2026’da Taipei’de düzenlenen savunma araştırma kuruluşlarının yıllık “Taipei Güvenlik Diyaloğu” forumundan bir görüntü. (AP)
9 Eylül 2026’da Taipei’de düzenlenen savunma araştırma kuruluşlarının yıllık “Taipei Güvenlik Diyaloğu” forumundan bir görüntü. (AP)

Çin Devlet Başkanı Şi’nin 23 Eylül’de Washington’a ulaşması, görüşmelerin ertesi gün yapılması ve Şi’nin 25 Eylül’de ABD’den ayrılması planlanıyor. Bu ziyaret, Şi’nin on yılı aşkın bir sürenin ardından Beyaz Saray’a gerçekleştireceği ilk ziyaret olacak. Trump’ın Çin lideri onuruna resmi bir akşam yemeği düzenlemesi planlanıyor.

Şarku’l Avsatın Reuters'ten aktardığına göre ABD’nin Asya’daki müttefikleri arasında Trump’ın Çin Devlet Başkanı Şi’den ekonomik tavizler karşılığında Washington’un Tayvan konusundaki tutumunu yumuşatabileceğine ilişkin endişeler giderek artıyor. Yetkililer Washington’un politikasında resmi bir değişiklik beklemiyor. Ancak kaygılar, ABD’nin Tayvan konusunda kullandığı dilin değiştirilmesi, silah satışlarının ertelenmesi veya Trump’ın Pekin tarafından ABD’nin Tayvan’ın güvenliğine yönelik taahhüdünde geri adım olarak yorumlanabilecek bir mesaj vermesi ihtimali üzerinde yoğunlaşıyor.

Reuters’a konuşan Asia Society Policy Institute’un siyasi ve güvenlik işlerinden sorumlu direktörü Emma Chanlett-Avery, ABD’nin Çin politikasının hangi yönde şekilleneceğine ilişkin müttefikler arasında ciddi bir kaygı bulunduğunu söyledi. Chanlett-Avery, Tayvan konusunda herhangi bir yumuşama işaretinin endişe yaratacağını belirtti. Bu kaygılar, Pekin’in Tayvan’ı ABD ile ilişkilerindeki temel meselelerden biri olarak tanımlaması ve adayı zor kullanarak kendi yönetimi altına alma seçeneğinden vazgeçmemesi nedeniyle daha da önem kazanıyor.

14 milyar dolarlık pazarlık kozu

Endişelerin önemli bir bölümü Trump’ın kendi açıklamalarından kaynaklanıyor. ABD Başkanı, geçen mayıs ayında Pekin’de Şi ile yaptığı görüşmenin ardından, Çin liderinin kendisiyle Tayvan meselesini birçok kez gündeme getirdiğini söyledi. Bu görüşmelerde ABD’nin Tayvan’a silah satışları ve Washington’un adaya yönelik olası bir saldırı karşısında Tayvan’ı savunmaya ne ölçüde hazır olduğu da ele alındı.

Trump, yaklaşık 14 milyar dolar değerindeki Tayvan silah paketini onaylamayı birkaç ay erteledi. Mayıs ayındaki zirvenin ardından Başkan, paketi askıda tuttuğunu belirterek, bunun “çok iyi bir pazarlık kozu” olduğunu söyledi.

Bu durum, yönetimin halihazırda bir taviz vermeye karar verdiği anlamına gelmiyor. Washington, Tayvan politikasının değişmediğini defalarca vurguladı. Trump ayrıca Şi’nin kendisine, Trump Beyaz Saray’da bulunduğu sürece Çin’in Tayvan’a saldırmayacağını kişisel olarak söylediğini açıkladı. Ancak eski Başkan Joe Biden’ın Tayvan’ın saldırıya uğraması halinde ABD’nin adayı savunacağını defalarca dile getirmesinin aksine Trump, böyle bir durumda aynı adımı atıp atmayacağını net biçimde açıklamayı reddetti.

ABD, onlarca yıldır “Tek Çin” politikasını uyguluyor ve Pekin hükümetini Çin’in hükümeti olarak tanıyor.

Japonya’da endişe

Endişenin boyutunu gösteren en dikkat çekici işaretlerden biri Japonya’dan geliyor. Reuters’ın haberine göre Japonya Başbakanı Sanae Takaichi, Şi ile görüşmesinden önce Trump’la temas kurmaya çalışıyor. Japonya Dışişleri Bakanlığı’ndan üst düzey bir yetkili de geçen hafta Washington’u ziyaret ederek New York’ta Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantıları kapsamında yapılması planlanan bir görüşmenin organize edilmesine yardımcı oldu.

Japonya Başbakanı, 16 Eylül 2026’da Tokyo’daki Başbakanlık Ofisi’nde gazetecilere konuşurken. (AFP)
Japonya Başbakanı, 16 Eylül 2026’da Tokyo’daki Başbakanlık Ofisi’nde gazetecilere konuşurken. (AFP)

Japon hükümeti kaynaklarına göre Tokyo, Trump’ın Tayvan konusunda ABD’nin geleneksel söylemini korumasını ve meselenin pazarlık konusu haline gelmesine izin vermemesini istiyor. İktidar partisinden üst düzey milletvekilleri, Japonya’nın en büyük endişesinin Trump’ın, Çin’in daha fazla ABD ürünü satın alma taahhüdü karşılığında Tayvan konusunda daha yumuşak bir mesaj vermesi olduğunu söyledi. Böyle bir adımın Trump’ın kasım ayındaki seçimler öncesinde seçmenlere ekonomik bir başarı sunmasına olanak sağlayabileceği belirtiliyor.

Tokyo ile Pekin arasındaki gerilim, Takaichi’nin geçen yıl Çin’in Tayvan’a yönelik bir saldırısının Japonya’nın varlığını tehdit eden bir durum oluşturabileceğini ve askeri karşılığa yol açabileceğini söylemesinin ardından arttı. Çin, Takaichi’nin açıklamalarını sert biçimde eleştirirken Çin Savunma Bakanı Dong Jun, bölgesel istikrarı tehdit eden militarizmin geri dönüşü ve provokatif eylemler konusunda uyarıda bulundu. Bu açıklamalar geniş ölçüde Tokyo’ya yönelik olarak değerlendirildi.

Ticari anlaşmazlıkların çözümü

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent ile ABD Ticaret Temsilcisi Jamieson Greer’in, 24 Eylül’de yapılacak zirve öncesindeki son müzakere turunda New York’ta Çin Başbakan Yardımcısı He Lifeng ile görüşmesi planlanıyor.

 ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, 14 Mayıs 2026’da “Büyük Halk Salonu” önünde. (AP)
ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, 14 Mayıs 2026’da “Büyük Halk Salonu” önünde. (AP)

Financial Times’a göre görüşmelerin gündeminde ticari ateşkesin uzatılması, Çin’in nadir toprak elementleri ihracatına getirdiği kısıtlamalar ve yapay zekânın yanı sıra, hassas olmayan ürünlerde gümrük vergilerinin düşürülmesi için ikili bir ticaret konseyi kurulması önerisi bulunuyor. Çin, ticari ateşkesin Trump’ın görev süresinin geri kalanında uzatılmasını isterken, Washington yalnızca altı aylık bir uzatmayı tercih ediyor. Bunun nedeni ise Pekin’in nadir toprak elementleri konusunda verdiği taahhütleri tam olarak yerine getirmediği yönündeki ABD değerlendirmesi.

Tayvan meselesindeki açmaz da burada ortaya çıkıyor: Şi’nin taviz verebileceği başlıkların sayısı arttıkça, Pekin’in karşılığında Tayvan konusunda siyasi bir bedel talep edebileceğine ilişkin endişeler de büyüyor.

Yapay zekâ da görüşmelerin merkezinde olacak. İki ülke gelişmiş çipler ve en ileri yapay zekâ modelleri konusunda rekabet ederken Washington ve Pekin, yapay zekânın askeri ve nükleer alanlarda kullanılmasından kaynaklanan riskleri azaltacak kurallar oluşturma ihtimalini de değerlendiriyor. ABD’nin Çin’e gelişmiş çip ihracatına yönelik kısıtlamaları ise başlıca anlaşmazlık noktalarından biri olmayı sürdürüyor.

Şi ne istiyor?

Pekin açısından Trump’tan beklenen tavizin Çin’in Tayvan üzerindeki egemenliğinin tanınması olması gerekmeyebilir. Böyle bir değişikliğin mevcut ABD politikası açısından gerçekleşmesi zor görünüyor. Daha gerçekçi bir kazanım; silah satışlarının yavaşlatılması, üst düzey siyasi ziyaretlerin azaltılması veya Washington’un Tayvan’ın bağımsızlığı konusunda kullandığı ifadelerin değiştirilmesi olabilir.

Çin Devlet Başkanı, 2023’te Biden ile yaptığı zirvede ABD’den Tayvan’ın bağımsızlığına açıkça karşı çıkan bir açıklama almaya çalışmış, ancak Washington bunu reddetmişti. Bu nedenle Japon yetkililer, Trump’ın doğaçlama açıklamalara eğilimli tutumunun Pekin’e daha önce elde edemediği bir kazanımı, en azından söylem düzeyinde, sağlayabileceğinden endişe ediyor.

Buna karşılık Pekin, nasıl bir düzenleme istediğine ilişkin kendi görüşünü şimdiden ortaya koymaya başladı. Çin’in Washington’daki eski Büyükelçisi Cui Tiankai, bu hafta basına yaptığı açıklamada, “Tayvan ile yeniden birleşmenin istikrar getireceğini ve bunun ABD’nin çıkarına olduğunu” söyledi. Cui ayrıca Washington’ıun Pekin’in Tayvan’a silah satışlarına yönelik itirazlarını ciddiye alması gerektiğini belirtti.



İran'daki ekonomik kriz Afgan göçmenleri de vurdu

Afgan göçmenler, İran'dan ülkelerine dönmek için ağırlıklı olarak İslam Kale sınır kapısını kullanıyor (Reuters)
Afgan göçmenler, İran'dan ülkelerine dönmek için ağırlıklı olarak İslam Kale sınır kapısını kullanıyor (Reuters)
TT

İran'daki ekonomik kriz Afgan göçmenleri de vurdu

Afgan göçmenler, İran'dan ülkelerine dönmek için ağırlıklı olarak İslam Kale sınır kapısını kullanıyor (Reuters)
Afgan göçmenler, İran'dan ülkelerine dönmek için ağırlıklı olarak İslam Kale sınır kapısını kullanıyor (Reuters)

ABD ve İsrail'in 28 Şubat'ta başlattığı savaş nedeniyle İran'da derinleşen ekonomik kriz, 2021'de Taliban'ın Afganistan'da iktidarı yeniden ele geçirmesinin ardından ülkeye sığınan binlerce göçmeni geri dönmeye zorluyor.

İran İstatistik Merkezi'ne göre tüketici fiyatları yıllık yaklaşık yüzde 90, gıda fiyatları ise yaklaşık yüzde 130 arttı. Uluslararası Göç Örgütü'nün (IOM) araştırmasına göre İran'dan dönen Afganların yalnızca yüzde 29'unun birikimi kaldı, ortalama gelirleri de kriz öncesine kıyasla yaklaşık üçte bir azaldı.

Reuters'ın Afganistan'ın İran sınırındaki Herat ve Ferah vilayetlerinde görüştüğü göçmenler, işsizlik ve hızla yükselen fiyatlar nedeniyle İran'da yaşamın sürdürülemez hale geldiğini söylüyor.

18 yaşındayken ailesiyle İran'a giden Muhammed Said, 5 ay önce Afganistan'a döndüklerini belirtiyor. Ailenin İran riyali cinsinden birikimleri, para biriminin sert değer kaybetmesi nedeniyle değerinin üçte ikisinden fazlasını yitirmiş.

Göçmen Sayid Cavid de geçmişte Afgan satıcıların İran pazarlarında malları yaklaşık iki katına satarak kâr edebildiğini ancak enflasyon ve birikimlerin erimesiyle tüketici talebinin çöktüğünü söylüyor.

Abdul Cabbar da eşi, iki kızı, torunu ve annesiyle yaklaşık 40 yıldır yaşadığı İran'dan Afganistan'a dönmek zorunda kaldıklarını anlatıyor. Kirman'daki evlerinin İran ordusuna ait bir askeri üsse yakın olduğunu anlatan Abdul Cabbar, bölgenin savaş sırasında defalarca füzelerle vurulması ve iş imkanlarının ortadan kalkması nedeniyle Afganistan'a döndüklerini belirtiyor.

İran sınırındaki İslam Kale kapısında görev yapan Taliban yetkilisi Abdulgani Kazızade, her gün kadın ve kız çocuklarının da bulunduğu en az 20 ila 40 ailenin gönüllü olarak Afganistan'a döndüğünü söylüyor. Yetkili, İran'da kazanılan ücretlerin artık temel ihtiyaçları karşılamaya yetmediğini ifade ediyor.

Independent Türkçe, Reuters, Ynet


Amerikan petrol devi, Venezuela'ya dönmeye hazırlanıyor

Exxon, Chavez'in petrol sektörünü kamulaştırma hamlesinin ardından ülkedeki faaliyetlerini durdurmuştu (Reuters)
Exxon, Chavez'in petrol sektörünü kamulaştırma hamlesinin ardından ülkedeki faaliyetlerini durdurmuştu (Reuters)
TT

Amerikan petrol devi, Venezuela'ya dönmeye hazırlanıyor

Exxon, Chavez'in petrol sektörünü kamulaştırma hamlesinin ardından ülkedeki faaliyetlerini durdurmuştu (Reuters)
Exxon, Chavez'in petrol sektörünü kamulaştırma hamlesinin ardından ülkedeki faaliyetlerini durdurmuştu (Reuters)

Amerikan petrol devi ExxonMobil, yaklaşık 19 yıl önce çekildiği Venezuela'ya yeniden dönmesini sağlayacak anlaşmayı tamamlamaya yakın.

Wall Street Journal'ın aktardığına göre ExxonMobil, ülkedeki bazı petrol sahalarına yatırım yapmak için Venezuela devletine ait Petróleos de Venezuela firmasıyla ön anlaşma imzalamaya hazırlanıyor.

Habere göre muhtemel anlaşma, yeraltında toplam 50 milyar varilden fazla petrol barındıran sahaları kapsayabilir.

Diğer yandan görüşmelerin eylül sonrasına sarkabileceği veya tamamen sonuçsuz kalabileceği de ifade ediliyor.

Venezuela'nın resmi rakamlarına göre ülkenin elinde yaklaşık 300 milyar varillik petrol rezervi var. Bu rakam, Venezuela'yı dünyanın en büyük petrol rezervine sahip ülkesi konumuna getiriyor.

ExxonMobil, ABD Başkanı Donald Trump'ın Amerikan petrol şirketlerini Venezuela'ya yatırıma teşvik etmesinin ardından görüşmeler yapmak üzere ekiplerini Karakas'a göndermişti.  

Firmanın rakibi Chevron da bu ayın başında Venezuela'daki ortak girişimleri üzerinden 5 yılda 7 milyar dolarlık yatırım yapmak için anlaşma imzalamış, üretimini günlük 600 bin varile çıkarmayı hedeflediğini açıklamıştı.

Bununla birlikte bazı büyük petrol ve doğalgaz şirketleri Venezuela'ya uzun vadeli yatırım hakkında temkinli davranıyor.

Eski Venezuela lideri Hugo Chávez'in 2007'deki kararıyla ExxonMobil ve ABD'nin üçüncü büyük petrol şirketi ConocoPhillips'in varlıklarına el konmuştu. Firmalar uğradıkları milyarlarca dolarlık kaybın tazmin edilmesine yönelik taleplerini sürdürüyor.

Amerikan petrol ve doğalgaz firmalarının Venezuela'da yatırımı yeniden değerlendirmesi, Washington'ın ocak ayında ülkeye düzenlediği askeri baskının ardından geldi. ABD ordusu, 3 Ocak'taki baskında Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'i kaçırmıştı.

Trump, Venezuela'yla "dünya tarihinin en büyük petrol anlaşmasını" yaptıklarını geçen ay duyurmuştu. Cumhuriyetçi lider, ABD'nin özel sektörle kurulan ortaklık aracılığıyla Venezuela'daki 65 milyar varilden fazla petrol rezervinin büyük bölümü üzerinde kontrol sağladığını açıklamıştı.

Venezuela'da solcular anlaşmaya karşı protestolar düzenlerken, Maduro sonrasında ülkenin başına geçen Delcy Rodriguez sözleşmeyi savunmuştu.

Independent Türkçe, Wall Street Journal, Reuters


Çin, Trump-Şi zirvesi öncesinde Beyaz Saray'a hangi mesajı gönderdi?

Pekin yönetimi Trump-Şi zirvesine hazırlanırken, Ortadoğu'daki çatışmaların durdurulması çağrılarını yineledi (Xinhua)
Pekin yönetimi Trump-Şi zirvesine hazırlanırken, Ortadoğu'daki çatışmaların durdurulması çağrılarını yineledi (Xinhua)
TT

Çin, Trump-Şi zirvesi öncesinde Beyaz Saray'a hangi mesajı gönderdi?

Pekin yönetimi Trump-Şi zirvesine hazırlanırken, Ortadoğu'daki çatışmaların durdurulması çağrılarını yineledi (Xinhua)
Pekin yönetimi Trump-Şi zirvesine hazırlanırken, Ortadoğu'daki çatışmaların durdurulması çağrılarını yineledi (Xinhua)

Çin yönetimi, ABD Başkanı Donald Trump'la Çin Devlet Başkanı Şi Cinping'in görüşmesi öncesinde İran Dışişleri Bakanı Abbas Erakçi'yi ağırladı.

Çin Dışişleri Bakanı Vang Yi, çarşamba günü düzenlenen toplantıda Arakçi'yle bir araya geldi.

Vang, ABD ve İsrail'in İran'a saldırısıyla başlayan savaşın yol açtığı bölgesel gerilimlerin Yemen'e ve Kızıldeniz'e yayılmasından endişeli olduklarını dile getirerek, taraflara çatışmaları sonlandırma çağrısı yaptı.

Ayrıca Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılması, uluslararası deniz taşımacılığının güvenli ve kesintisiz şekilde sürdürülmesi gerektiğini vurguladı. Enerji sevkıyatı ve tedarik zincirlerinin istikrarının korunması için en kısa sürede etkili önlemler alınmasını istedi.

Erakçi de mevkidaşıyla görüşmenin başarılı geçtiğini belirterek, Tahran'ın Pekin yönetimiyle oluşturduğu stratejik ortaklığa büyük değer verdiğini söyledi.

İranlı bakan ayrıca Şi'nin barışa ilişkin ortaya koyduğu 4 ilkenin kilit önem taşıdığını kaydetti. Bu ilkeler arasında ulusal egemenlik, uluslararası hukukun üstünlüğü, güvenlik ve kalkınma dengesiyle barış içinde bir arada yaşama bulunuyor.

Diğer yandan toplantı, Trump'la Şi'nin 24 Eylül'de Beyaz Saray'da yapacağı görüşmenin öncesinde gerçekleştirildi. İki lider son olarak 13-15 Mayıs'ta Trump'ın Pekin'e yaptığı resmi ziyaret sırasında bir araya gelmişti. Arakçi ve Vang da mayıstaki zirveden birkaç gün önce buluşmuştu.

New York Times'ın analizine göre Pekin yönetimi, Trump-Şi zirvesi öncesinde Arakçi'yi ülkeye davet ederek "Tahran üzerindeki nüfuzunu" ortaya koydu:

Toplantı, Trump'ın savaşı ABD için elverişli koşullarda sona erdirmeye yönelik seçeneklerinin tükenmekte olduğu bir dönemde, Pekin'in Tahran üzerindeki nüfuzuna dair Beyaz Saray'a bir sinyal gönderiyor.

Analizde, Pekin'in Tahran'ı Ortadoğu'daki en yakın stratejik ortağı olarak gördüğüne dikkat çekiliyor. Hürmüz Boğazı'ndaki gemi trafiği durma noktasına gelmeden önce İran'ın petrol ihracatının yüzde 90'ından fazlası Çin'e yapılıyordu.

Çin yönetimi, ABD ve İran arasında nisanda sağlanan ateşkeste Pakistan'la kritik bir arabulucuk rolü de oynamıştı.

Çin Komünist Partisi'nin İngilizce yayın organı Global Times'ın analizinde, Pekin'in bölgede istikrar arayışını sürdürdüğü vurgulanıyor.

Analist Çin Tien, Arakçi'nin son ziyaretinin "Çin'in Ortadoğu'da yeni bir güvenlik mimarisi oluşturma vizyonu bağlamında" değerlendirilebileceğini söylüyor.

Independent Türkçe, New York Times, Global Times