Trump'tan medya kuruluşlarına gözdağı: 3 medya kuruluşuna Beyaz Saray yasağı

ABD Başkanı Donald Trump, 16 Eylül 2026'da Kuzey Carolina eyaletindeki Charlotte Douglas Havalimanı'nda gazetecilere konuşurken (AP)
ABD Başkanı Donald Trump, 16 Eylül 2026'da Kuzey Carolina eyaletindeki Charlotte Douglas Havalimanı'nda gazetecilere konuşurken (AP)
TT

Trump'tan medya kuruluşlarına gözdağı: 3 medya kuruluşuna Beyaz Saray yasağı

ABD Başkanı Donald Trump, 16 Eylül 2026'da Kuzey Carolina eyaletindeki Charlotte Douglas Havalimanı'nda gazetecilere konuşurken (AP)
ABD Başkanı Donald Trump, 16 Eylül 2026'da Kuzey Carolina eyaletindeki Charlotte Douglas Havalimanı'nda gazetecilere konuşurken (AP)

ABD Başkanı Donald Trump, CNN, Politico ve MSNBC muhabirlerinin Beyaz Saray'a girişini engelleme kararını uygulamaya koymasının ardından, Amerikan medyasına yönelik yasağı genişletebileceği ve başka kuruluşların da Beyaz Saray'a girişini engelleyebileceği uyarısında bulundu. Üç medya kuruluşu ise Anayasa'nın Birinci Ek Maddesi kapsamında sahip oldukları hakları savunmak için yargıya başvurabileceklerinin sinyalini verdi.

Trump'ın kararı, Beyaz Saray'a giriş için kullanılan basın akreditasyonlarının, başkanlık faaliyetlerini takip eden medya kuruluşlarını haberlerinin içeriği nedeniyle cezalandırmak amacıyla kullanılabileceği yönündeki endişeleri artırdı.

Trump, başka medya kuruluşlarının da benzer bir uygulamayla karşı karşıya kalabileceğini söyledi. Yönetimini haksız biçimde haberleştirmekle suçladığı kuruluşlar arasında New York Times ve Washington Post'u da sayan Trump, bu iki gazete için henüz resmi bir yasak kararı açıklamadı.

vfghyju
ABD Başkanı Donald Trump, CNN, MSNBC ve Politico'yu “uydurma haberler ve yalanlar” yayımlamakla suçladı (AFP)

Trump daha önce Truth Social hesabından yaptığı açıklamada CNN, MSNBC ve Politico'nun Beyaz Saray'a girişinin derhal yasaklandığını duyurmuş ve bu kuruluşları “yalan haber” yapmakla suçlamıştı. Kararın açıklanmasının ardından uygulamaya geçildi. Üç kuruluşun gazetecileri, akreditasyon kartlarının devre dışı bırakılmasının ardından cumartesi günü Beyaz Saray kompleksine alınmadı.

Trump, kararını belirli bir haberle ilişkilendirmedi. Bunun yerine uygulamanın yıllardır devam ettiğini söylediği “olumsuz ve adaletsiz” yayınların birikmesinin sonucu olduğunu belirtti.

Trump, cuma günü gazetecilere yaptığı açıklamada başka medya kuruluşlarının da aynı uygulamayla karşılaşabileceğini ima etti. Bu durum, Beyaz Saray'ın başkanın yayınlarını eleştirdiği medya kuruluşlarını hedef alan daha geniş kapsamlı bir politika izleyip izlemeyeceği konusunda medya çevrelerinde soru işaretlerine yol açtı.

Medya kuruluşları yargıya gitmeye hazırlanıyor

Üç medya kuruluşunun açıklamaları, anlaşmazlığın kısa süre içinde Beyaz Saray'ın kapılarından federal mahkemelere taşınabileceğine işaret etti.

CNN yaptığı açıklamada gazetecilerinin ve yayınlarının arkasında olduğunu belirterek ABD Anayasası'nın kendisine hükümet müdahalesi olmadan gazetecilik yapma hakkı tanıdığını vurguladı. Kuruluş, yasağın Anayasa tarafından korunan haklara yönelik hukuka aykırı bir saldırı olduğunu savundu.

ghyjukı
18 Eylül 2026'da Washington'da Beyaz Saray'ın Batı Kanadı'na yöneltilmiş bir televizyon kamerası (AFP)

Politico ise Beyaz Saray'ı izlemeyi sürdüreceğini ve Birinci Ek Madde kapsamındaki haklarını güçlü biçimde savunacağını açıkladı. MSNBC de gazetecilerini ve basın özgürlüğünü savunmak için gerekli adımları atacağını bildirdi.

Açılabilecek davalar, Trump yönetimini başkanın gazetecilerin Beyaz Saray'a erişimini düzenleme yetkisinin sınırları konusunda anayasal bir sınavla karşı karşıya bırakabilir. Davanın temel başlıklarından biri, erişime ilişkin idari kurallar koymakla bir medya kuruluşunu yayınlarının içeriği nedeniyle dışlamak arasındaki fark olacak.

Tartışmanın merkezinde hukukta “bakış açısına dayalı ayrımcılık” olarak bilinen ilke bulunuyor. Hükümetin Oval Ofis, başkanlık uçağı gibi kapasitesi sınırlı alanlara erişimi düzenleme yetkisi bulunuyor. Ancak hukuk uzmanları ve basın özgürlüğü kuruluşları, bir medya kuruluşunun hükümeti memnun etmeyen yayınları nedeniyle dışlanmasının Birinci Ek Madde açısından farklı bir hukuki sorun oluşturduğunu belirtiyor.

Beyaz Saray Muhabirleri Derneği (WHCA) de karara tepki göstererek Trump yönetiminden yasağı derhal kaldırmasını ve Beyaz Saray'a girişi engellenen gazetecilerin akreditasyonlarını yeniden vermesini istedi.

Dernek Başkanı Jackie Heinrich, yasağın uygulanmasının ardından yaptığı açıklamada üç medya kuruluşunun gazetecilerine erişim kısıtlaması getirilmesinin Anayasa'nın Birinci Ek Maddesi'ni ihlal ettiğini söyledi. Heinrich, bir medya kuruluşunun yayınlarının niteliği nedeniyle dışlanmasına imkân veren bir ölçütün ileride başka medya kuruluşlarına karşı da kullanılabileceği uyarısında bulundu.

Heinrich, Amerikalıların özgür ve bağımsız bir basın aracılığıyla seçilmiş yetkilileri denetleme ve onlardan hesap sorma hakkına sahip olduğunu belirterek bunun hükümet yetkililerinin söz konusu yayınlardan memnun olup olmamasına bağlı olmaması gerektiğini ifade etti.

“Basın özgürlüğüne eşi görülmemiş saldırı”

Washington'daki önemli basın özgürlüğü kuruluşlarından National Press Club da Trump'ın kararına tepki göstererek başkandan uygulamayı derhal geri çekmesini istedi.

Kulübün Başkanı Mark Shuf Jr., yaptığı açıklamada bir medya kuruluşunun yönetimin yayınlarından memnun olmaması nedeniyle Beyaz Saray'a girişinin engellenmesinin, başkanlık makamını denetlemesine ve içeride yaşananları Amerikan kamuoyuna aktarmasına izin verilen sesleri kontrol etmeye yönelik açık bir girişim olduğunu söyledi.

gh
ABD Başkanı Donald Trump, 18 Eylül 2026'da Oval Ofis'te gazetecilerin sorularını yanıtlarken (EPA)

National Press Club, kararın uygulanmasının basın özgürlüğüne “eşi görülmemiş bir saldırı” anlamına geldiği uyarısında bulundu. Kulüp, Anayasa'nın Birinci Ek Maddesi'nin hükümetin, yayınlarından duyduğu memnuniyete göre hangi gazetecilerin görev yapabileceğine karar vermesine izin vermediğini vurguladı.

Kulüp ayrıca kararın diğer medya kuruluşları ve gazetecilere, haberlerinin tonunu yumuşatmaları veya Beyaz Saray'a erişimlerini kaybetme korkusuyla zor soruları sormadan önce iki kez düşünmeleri gerektiği yönünde bir mesaj verebileceği uyarısında bulundu.

Shuf, özgür ve bağımsız basının 250 yıldır ABD liderlerini denetlemede temel bir rol oynadığını belirtti. Beyaz Saray muhabirlerinin yürüttüğü denetimin yalnızca gazetecilere değil, Amerikan halkına da hükümet politikalarını daha iyi anlama imkânı sağladığını söyledi.

Shuf ayrıca kararlarından emin olan bir hükümetin bağımsız denetimden korkmaması gerektiğini ifade etti.

CNN'ye yönelik yasağın, başkanın seyahatlerinde dönüşümlü olarak kendisine eşlik eden televizyon kuruluşlarının oluşturduğu havuzu da etkileyebileceği belirtiliyor. Bu sistem, tüm gazetecilerin sığmadığı alanlarda başkanın faaliyetlerine ilişkin görüntü ve haberlerin diğer televizyon kanallarına ulaştırılmasını sağlıyor.

Bu nedenle Trump'ın Birleşmiş Milletler Genel Kurulu kapsamında gerçekleştireceği görüşmelerin televizyonlardan nasıl izleneceğine ilişkin soru işaretleri de ortaya çıktı.

Daha önceki davalar

Medya kuruluşlarının olası davalarda başvurabileceği bazı hukuki emsaller bulunuyor. Trump'ın ilk başkanlık döneminde Beyaz Saray, CNN muhabiri Jim Acosta'nın başkanla yaşadığı tartışmanın ardından basın akreditasyonunu iptal etmişti. Ancak federal mahkeme, akreditasyonun yeniden verilmesine hükmetmişti.

Trump yönetimi ayrıca Associated Press ile başka bir hukuki mücadeleye girmişti. Yönetim, haber ajansının haberlerinde Meksika Körfezi yerine Amerika Körfezi adını kullanmayı kabul etmemesi üzerine AP gazetecilerinin Oval Ofis'e, başkanlık uçağına ve bazı etkinliklere erişimini kısıtlamıştı.

Söz konusu dava, yönetimin kapasitesi sınırlı alanlara hangi gazetecileri alacağını belirleme yetkisi ile bir medya kuruluşunu editoryal kararları nedeniyle cezalandırması arasındaki hukuki sınır tartışmasının bir parçası olmayı sürdürüyor.

Yeni karar, Trump ile medya kuruluşları arasındaki daha geniş kapsamlı mücadelenin de bir parçası. Başkan, New York Times, Wall Street Journal ve İngiliz BBC dahil olmak üzere bazı medya kuruluşlarına karşı hukuki girişimlerde bulundu.

Trump yönetimi, başkanın sıklıkla yanlış veya taraflı yayınlara maruz kaldığını savunuyor. Buna karşılık medya kuruluşları ve basın özgürlüğü örgütleri, hükümetin eleştirel yayınları cezalandırmak için sahip olduğu araçları kullanmasının, başkanın basını eleştirme veya dava etme hakkından farklı olduğunu belirtiyor.

Üç medya kuruluşunun da dava açmaya hazırlandığı ve yönetimle hukuki mücadeleye girmeye hazır oldukları yönündeki açıklamaları dikkat çekiyor.

Washington'daki medya çevrelerinde ise daha acil soru, Trump'ın başka kuruluşları da yasaklılar listesine ekleme tehdidini uygulayıp uygulamayacağı. Böyle bir adım atılması halinde tartışma, Beyaz Saray ile üç medya kuruluşu arasındaki anlaşmazlığın ötesine geçerek başkanın medya kuruluşlarına yönelik yayınlarından duyduğu memnuniyete göre başkanlık makamına basın erişimini kontrol edip edemeyeceğine ilişkin daha geniş bir anayasal mücadeleye dönüşebilir.



Paraşütle atlayan iki kişi havada çarpışıp hayatını kaybetti

Fotoğraf: Unsplash
Fotoğraf: Unsplash
TT

Paraşütle atlayan iki kişi havada çarpışıp hayatını kaybetti

Fotoğraf: Unsplash
Fotoğraf: Unsplash

Güney Kaliforniya'da düzenlenen etkinliğe katılan iki deneyimli paraşütçü, havada çarpışmalarının ardından yere çakılarak hayatlarını kaybetti.

Riverside County Şerif Ofisi cumartesi günü, yaşamını yitirenlerin Güney Dakota'nın Box Elder kentinden 56 yaşındaki Georgia Jean ve Illinois'un Aurora kentinden 29 yaşındaki Levi Pimentel olduğunu açıkladı.

Jean, internet sitesinde "bilinci açık halde ruhsal mesajlara aracılık eden Georgia Jean'le fiziksel varlığı olmayan Işık Çemberi adlı kolektif arasındaki işbirliği" diye tanımlanan Circle Evolution adlı firmayı kurmuştu.

Biyografik bilgilerde Jean'ın paraşütle atlamaya 2015'te başladığı ve bugüne dek 1700'den fazla atlayış gerçekleştirdiği belirtildi.

LinkedIn profiline göre Pimentel, kapalı alanda paraşütle atlama deneyimi sunan iFLY Naperville'de baş eğitmen olarak görev yapıyordu.

Trajik olay, cuma günü öğle saatlerinde Skydive Elsinore tesisinde meydana geldi. Tesis, her iki paraşütçünün de lisanslı olduğunu açıkladı.Riverside County İtfaiyesi, ağır travmatik yaralanmalar geçiren iki kişinin kritik durumda hastaneye kaldırıldığını bildirdi.

dfbgnn
Haziranda Missouri'de gerçekleşen bir paraşüt uçağı kazasında da 12 kişi hayatını kaybetmişti (AFP)

Skydive Elsinore'un açıklamasına göre atlayışın serbest düşüş aşaması ve paraşütlerin açılması sorunsuz gerçekleşti. Ancak paraşütçüler, inişe hazırlandıkları sırada yerden yaklaşık 46 metre yükseklikte birbirleriyle çarpıştı.

Skydive Elsinore'un açıklamasında, "Çarpışma sonucunda paraşütleri birbirine dolandı ve her iki kişi de yere çarptıklarında ağır yaralandı" dendi. İkili, kaldırıldıkları hastanede hayatlarını kaybetti.

Şerif bürosu, ABD Federal Havacılık İdaresi'nin durumdan haberdar edildiğini belirtti. Yetkililer, kapsamlı bir soruşturma yürütmek üzere paraşütçülerin ekipmanlarını incelemeye alacak.

ABD Paraşüt Derneği'ne göre, üyeleri 2025'te toplam 3,47 milyon atlayış gerçekleştirdi ve bu süreçte 16 ölümcül kaza yaşandı. Dernek, üyelerin yüzde 5,6'sının 2025'te tıbbi müdahale gerektiren yaralanmalar bildirdiğini belirtti. En sık bildirilen yaralanmaların ise inişle bağlantılı ayak bileği sakatlıkları olduğunu kaydetti.

Cuma günü yaşanan trajedi, haziranda Missouri'de bir paraşüt uçağının düşmesi sonucu pilot dahil 12 kişinin hayatını kaybettiği kazanın ardından meydana geldi.

Independent Türkçe


İsrail Savunma Bakanı: İran konusunda görev henüz tamamlanmadı

İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz (Arşiv – DPA)
İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz (Arşiv – DPA)
TT

İsrail Savunma Bakanı: İran konusunda görev henüz tamamlanmadı

İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz (Arşiv – DPA)
İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz (Arşiv – DPA)

İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz, bugün (pazar) yaptığı açıklamada, İsrail'in İran'la ilgili mücadelesinin henüz sona ermediğini söyledi. Katz, Tahran'ı nükleer silah elde etmeye çalışmakla suçlarken, İran bu iddiayı uzun süredir reddediyor.

Şarku’l Avsat’ın Fransız Haber Ajansı AFP’den aktardığı habere göre İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz, resmi bir törende yaptığı konuşmada, “İran konusunda görev henüz tamamlanmadı. İran, nükleer silah elde etme çabalarını yeniden canlandırmaya çalışıyor. Bunun yanı sıra İsrail devletini ciddi biçimde tehdit eden başka tehlikeli girişimlerde de bulunuyor” dedi.

İsrail, İran'a karşı iki savaş yürüttü. Haziran 2025'te 12 gün süren ilk savaşın ardından, Şubat 2026'da ABD ile birlikte ikinci kez İran'a saldırdı. İkinci saldırı, Ortadoğu'da geniş çaplı bir çatışmanın patlak vermesine yol açtı.

Siyasi geleceğini korumaya çalışan Başbakan Binyamin Netanyahu, son haftalarda İran'a yönelik yeni saldırılar düzenlemekle defalarca tehdit etti. Ancak Netanyahu'nun yakın müttefiki ABD Başkanı Donald Trump'ın bu girişime destek verip vermeyeceği belirsizliğini koruyor. Trump, kısmen savaşa yönelik kamuoyu tepkisi nedeniyle, salı günü düzenlenen seçimlerde seçmenlerden ağır bir darbe aldı.

İsrail'in Kanal 12 televizyonu cuma günü yayımladığı haberde, Netanyahu ile İsrail dış istihbarat servisi Mossad'ın 27 Ekim'de düzenlenen İsrail seçimlerinden bir gün önce İran'a yönelik bir operasyon gerçekleştirmeye çalıştığını, ancak ABD'nin girişimden haberdar olarak bunu engellediğini bildirdi.

Netanyahu, 7 Ekim 2023 saldırılarından bu yana birçok ülkeyi kapsayan bir savaş sürecine öncülük etti. İsrail, Hizbullah'ın İran'a destek amacıyla İsrail'e ateş açmasının ardından Gazze Şeridi'ni büyük ölçüde yıktı ve Lübnan'ı işgal etti. Ayrıca 2024'te Beşşar Esed rejiminin devrilmesinin ardından, İsrail tarihsel rakibi Suriye'de ateşkes hattını aşarak bazı bölgeleri kontrol altına aldı.

Katz, “Gazze, Lübnan ve Suriye'deki güvenlik bölgelerinden çekilmeyeceğiz. Terör örgütü Hizbullah, İsrail'e yönelik bir saldırıda İran'a katılmayı seçerse çok ağır darbeler alacak” ifadelerini kullandı.

Netanyahu, 27 Ekim'deki seçimlerde kayba uğrarken, rakibi Gadi Eisenkot'a yeni hükümeti kurma görevi verildi. Eski Genelkurmay Başkanı Eisenkot, İsrail askeri yönetimini Netanyahu'nun savaş yürütmek için halktan yetki almadığı konusunda uyardı. Eisenkot, Netanyahu'nun “siyasi ihtiyaçları” uğruna savaşa girilmemesi gerektiğini söyledi. Bununla birlikte Eisenkot, Netanyahu'nun savaşla ilgili kararlarını büyük ölçüde desteklemişti.

Katz, 1956'da Mısır'a karşı yürütülen savaşta hayatını kaybeden İsrail askerlerini anma töreninde yaptığı konuşmada ise şu ifadeleri kullandı:

“Fikir ayrılıkları yaşayabilir, farklı görüşlere sahip olabiliriz. Ancak devletin güvenliği tehlikeye girdiğinde, anlaşmazlıklarımızı bir kenara bırakmayı bilmeliyiz.”


İsrail Cumhurbaşkanı, Gadi Eisenkot'u yeni hükümeti kurmakla resmen görevlendirdi

İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog, pazar günü Kudüs'teki Cumhurbaşkanlığı konutunda Gadi Eisenkot'a yeni hükümeti kurma görevini tevdi etti (Reuters).
İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog, pazar günü Kudüs'teki Cumhurbaşkanlığı konutunda Gadi Eisenkot'a yeni hükümeti kurma görevini tevdi etti (Reuters).
TT

İsrail Cumhurbaşkanı, Gadi Eisenkot'u yeni hükümeti kurmakla resmen görevlendirdi

İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog, pazar günü Kudüs'teki Cumhurbaşkanlığı konutunda Gadi Eisenkot'a yeni hükümeti kurma görevini tevdi etti (Reuters).
İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog, pazar günü Kudüs'teki Cumhurbaşkanlığı konutunda Gadi Eisenkot'a yeni hükümeti kurma görevini tevdi etti (Reuters).

İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog, pazar günü Gadi Eisenkot'u yeni hükümeti kurmakla görevlendirirken, ABD seçimlerinin ardından ülkenin karşı karşıya olduğu siyasi belirsizliğe dikkat çekti.

Herzog, “İsrail'in istikrarlı bir hükümete ihtiyacı var” dedi. ABD'de Cumhuriyetçilerin ara seçimlerde Kongre'deki çoğunluğu kaybetmesinin ardından ortaya çıkan “yeni siyasi gerçekliğe” işaret etti.

Eski İsrail Genelkurmay Başkanı 66 yaşındaki Eisenkot liderliğindeki muhalefet bloku, 27 Ekim'de yapılan seçimlerde 120 sandalyeli parlamentoda 48 sandalye kazandı. Eski Başbakan Binyamin Netanyahu'nun liderliğindeki blok ise 53 sandalyeye ulaştı.

Arap partilerinden Birleşik Arap Listesi (Ra'am) ile Ortak Liste (Hadash-Ta'al) ise toplam 19 sandalye kazanarak benzeri görülmemiş bir seçim sonucuna imza attı.