Trump, Şi’yi olağanüstü bir törenle karşılıyor: Washington zirvesi kırılgan ticaret ateşkesini sınayacak

ABD Başkanı Donald Trump, 14 Mayıs’ta Pekin’de Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile görüşmesi sırasında (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, 14 Mayıs’ta Pekin’de Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile görüşmesi sırasında (Reuters)
TT

Trump, Şi’yi olağanüstü bir törenle karşılıyor: Washington zirvesi kırılgan ticaret ateşkesini sınayacak

ABD Başkanı Donald Trump, 14 Mayıs’ta Pekin’de Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile görüşmesi sırasında (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, 14 Mayıs’ta Pekin’de Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile görüşmesi sırasında (Reuters)

ABD’nin başkenti Washington, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping için dikkat çekici bir karşılama hazırlığı yapıyor. ABD Başkanı Donald Trump, çarşamba akşamı Andrews Hava Üssü’nde karşılayacağı Şi’yi perşembe günü Beyaz Saray’da ağırlayacak. Burada iki liderin görüşmeleri öncesinde geniş kapsamlı bir devlet töreni düzenlenecek. Söz konusu görüşmeler, dünyanın en büyük iki ekonomisinin liderleri arasındaki en önemli temaslardan biri olarak görülüyor.

Gözler, protokol kapsamındaki görkemli karşılamanın Washington ile Pekin arasındaki kırılgan ateşkesi sağlamlaştırıp daha istikrarlı bir mutabakata dönüştürüp dönüştüremeyeceğine çevrildi. Aksi halde bu törenlerin, çözümü hâlâ mümkün olmayan derin stratejik anlaşmazlıkların ortaya çıkmasını yalnızca ertelemesi bekleniyor.

Beyaz Saray tarafından açıklanan programa göre Şi ve eşi Peng Liyuan, çarşamba akşamı Andrews Hava Üssü’ne ulaşacak. Trump ise alışılmadık bir adım atarak çifti bizzat karşılamak üzere üsse gidecek.

Perşembe günü ise ABD Başkanı ve First Lady Melania Trump, Beyaz Saray’da resmi karşılama törenine ev sahipliği yapacak. Törene ABD Silahlı Kuvvetleri’nin farklı birimlerinden 479 asker katılacak. Programda iki ülkenin milli marşlarının çalınması, iki liderin konuşmaları ve Gül Bahçesi’nde askeri geçit töreninin yanı sıra bir B-2 bombardıman uçağı ile dört F-22 savaş uçağının katılacağı hava gösterisi de yer alacak.

gthyju
Çin Devlet Konseyi Başkan Yardımcısı He Lifeng (solda), 20 Eylül 2026’da New York’ta ABD Hazine Bakanı Scott Bessent ile yaptığı görüşmenin ardından ayrılırken (AFP)

Törenin ardından Trump ile Şi arasındaki kapalı görüşmeler başlayacak. Bu sırada Melania Trump ve Peng Liyuan, Ulusal Asya Sanatı Müzesi’ni ziyaret edecek. Çin Devlet Başkanı perşembe akşamı Beyaz Saray’a dönerek Doğu Salonu’nda düzenlenecek yemeğe katılacak. Ziyaret programı cuma günü Trump ve eşinin ev sahipliğinde düzenlenecek özel çay davetiyle devam edecek. Ardından iki lider Ulusal Arşiv’i birlikte ziyaret edecek ve Şi için uğurlama töreni düzenlenecek.

Bu törenlerin sembolik anlamı, geleneksel bir çalışma ziyareti çerçevesinin ötesine geçiyor. Trump, Şi ile arasındaki ilişkinin kişisel boyutunu öne çıkarmaya çalışırken Çin Devlet Başkanı, Washington’a on yılı aşkın sürenin ardından ilk kez geliyor. İki güç, ekonomik ve teknolojik rekabetlerinin açık bir çatışmaya dönüşmesini engellemeye çalışıyor.

Beş kritik dosya

Askeri geçit töreni ve kırmızı halının ardında, tek bir zirvede çözülmesi zor çok sayıda anlaşmazlık başlığı bulunuyor. Gümrük vergileri ve ticaretten nadir toprak elementlerine, yapay zekâdan Tayvan’a ve İran savaşına kadar uzanan bu dosyalar, iki liderin görüşmelerinin ana gündemini oluşturuyor.

Ticaret dosyası, mevcut gümrük ateşkesinin 10 Kasım’da sona ermesine yaklaşılması nedeniyle görüşmelerin ilk sırasında yer alıyor. Washington, Pekin’in ABD tarım ürünleri ve uçaklarına yönelik alımlarını artırmasını sağlamaya çalışırken Çin ise bazı gümrük vergileri ile teknoloji alanındaki kısıtlamaların hafifletilmesini talep ediyor.

Şarku’l Avsat’ın Associated Press’ten aktardığı habere göre daha önce varılan mutabakatların uygulanması konusunda iki tarafın performansı farklılık gösteriyor. Çin’in ABD’den tarım ürünleri alımları beklenen seviyelerin altında kalırken Boeing’den 200 uçak satın alınmasına ilişkin anlaşma da henüz sonuçlanmadı. Karşılıklı güvenlik endişelerinin devam etmesi nedeniyle yatırım konseyi kurulması yönündeki girişim de sekteye uğradı.

Ancak müzakerelerde güç dengesini yeniden şekillendiren asıl konu nadir toprak elementleri oldu. Reuters’ın haberine göre Çin’in küresel madencilik faaliyetlerinin yüzde 70’ine varan bölümünü ve rafinaj kapasitesinin yüzde 85’inden fazlasını kontrol etmesi, Pekin’e Washington’ın tam anlamıyla hazırlıklı olmadığı bir baskı aracı sağladı.

Çin’in daha önce uyguladığı kısıtlamalar, ABD’nin gümrük vergilerine verilecek karşılığın yalnızca misilleme niteliğinde vergilerle sınırlı kalmayabileceğini gösterdi. Pekin, otomobillerden çiplere ve ABD savunma sanayisine kadar kritik sektörlerde kullanılan malzemelerin tedarikini de kısıtlayabiliyor.

fgt
Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in 16 Eylül’deki resmi ziyareti öncesinde Beyaz Saray’ın kuzey revakında hazırlıklar (AP)

Yapay zekâ ise rekabet ile iş birliği ihtimalini aynı anda barındıran dosyalardan biri olarak öne çıkıyor. ABD Hazine Bakanı Scott Bessent ile Çin Başbakan Yardımcısı He Lifeng, zirve öncesinde New York’ta yaptıkları görüşmede, ulusal güvenliği etkileyebilecek yapay zekâ kaynaklı ciddi gelişmeler konusunda tarafların birbirini bilgilendirmesine yönelik bir mekanizma kurulmasını ele aldı. Bu girişim, iki güç arasında bir tür “güvenlik bariyeri” oluşturma çabasının parçası olarak değerlendiriliyor.

Tayvan ise özellikle ABD’nin adaya silah satışları konusunda devam eden anlaşmazlık ve Pekin’in Washington’ı kendi taleplerini daha fazla dikkate alan bir tutum benimsemeye yöneltme çabaları nedeniyle en hassas konu olmaya devam ediyor. Bunun yanı sıra İran dosyası da Trump yönetiminin Tahran üzerindeki ekonomik baskıyı artırmaya çalıştığı bir dönemde gündeme geliyor. Çin ise İran’ın başlıca ticaret ortaklarından biri olmayı sürdürüyor.

Washington Post’a göre ABD Başkanı, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantıları kapsamında yürüttüğü diplomatik temaslara, bir dizi müttefikiyle ilişkilerinde gerilimin yaşandığı bir dönemin ardından giriyor. Şi ise diğer ülkelere Çin’i daha istikrarlı ve öngörülebilir bir ortak olarak sunmaya çalışıyor.

Çin Devlet Başkanı Washington’a Kırgızistan, Mısır ve Hindistan’ı kapsayan bir turun ardından geliyor. Bu ziyaret, Pekin’in ülkesini geniş seçeneklere ve ortaklıklara sahip istikrarlı bir güç olarak konumlandırma ve ekonomik büyümesinin küresel ekonomiye katkı sağladığı, güvenilir bir ortak olarak sunma çabasının daha geniş bir parçasını oluşturuyor.

New York Times ise iki liderin sahip olduğu zaman perspektiflerinin farklılığına dikkat çekti. Trump, kasım ayında yapılacak ara seçimlerin yarattığı siyasi baskı ve İran’la yürütülen yıpratıcı savaşın maliyetiyle hareket ederken Şi, iktidardaki Çin Komünist Partisi’nin başındaki dördüncü dönemine hazırlanıyor. Böylece beş yıl daha liderlik koltuğunda kalması bekleniyor. Bu farklılık, iki lidere ilişkilerin yeni bir karşılıklı tırmanma sürecine sürüklenmesini önlemek konusunda farklı ancak kesişen motivasyonlar sağlıyor.

Beklentiler sınırlı

Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi (CSIS) uzmanı Scott Kennedy, dünyanın en büyük iki gücünün ilişkilerin tamamen çökmesini engellemek konusunda doğrudan çıkarı bulunduğu için zirvenin başarısız olamayacak kadar önemli olduğunu belirtiyor. Ancak Kennedy’ye göre zirve, ekonomi ve teknolojiden savaşlara ve küresel güvenliğe kadar uzanan sorunların büyüklüğü karşısında yetersiz kalacak kadar da sınırlı.

Kennedy, görüşmenin gerçekleşmesi ve diyalog kanallarının açık tutulmasının dahi başlı başına bir kazanım olduğunu düşünüyor. Ancak karşı karşıya olunan sorunların büyüklüğü ile beklenen sonuçların sınırlılığı arasındaki farkın küresel liderlikte daha geniş bir boşluğa işaret ettiğini belirtiyor. Merkezdeki bazı araştırmacılar da zirvenin teknoloji rekabetini kapsamlı biçimde düzenleyen bir anlaşmaya ulaşmaktan ziyade risklerin yönetilmesine yönelik sınırlı kuralların oluşturulması için fırsat sağlayabileceğini düşünüyor.

Merkezin bir başka analizinde ise Asya’da denizlerde artan sürtüşmelerin göz ardı edilmemesi gerektiği uyarısı yapılıyor. Analize göre güvenlik meseleleri diyalog çerçevesinin dışında kaldığı sürece yalnızca ticaret, uzun vadeli istikrarı güvence altına almaya yetmeyecek.

Brookings Enstitüsü araştırmacısı Ryan Hass ise Pekin’in Trump’tan gelen uzlaşmacı mesajlara kanmadığını ve ABD ile stratejik rekabeti uzun vadeli bir gerçeklik olarak gördüğünü belirtiyor. Enstitüde yayımlanan analizinde Hass, bir çelişkiye dikkat çekiyor: Trump, Şi’ye yönelik daha olumlu bir dil kullanırken yönetimi Çinli şirketlere yönelik kısıtlamaları sürdürüyor, teknoloji kontrollerini sıkılaştırıyor ve diğer ülkeler üzerinde Çin tedarik zincirlerine bağımlılıklarını azaltmaları için baskı kuruyor.

Buna karşılık Pekin de nadir toprak elementlerinin tedariki ve ABD’den yapılacak alımlar dahil olmak üzere ekonomik taahhütlerinin bir bölümünü tam olarak yerine getirmiş değil. Hass’a göre iki ülke ilişkileri “rahatsız edici bir sakinlik” döneminden geçiyor. Zirvenin en muhtemel sonucu mevcut anlaşmazlıkların çözülmesi değil, ticaret ateşkesinin uzatılması ve kırılgan istikrarın korunması. Buna ek olarak yapay zekânın oluşturduğu riskler konusunda sınırlı bir diyaloğun başlatılması da mümkün.

Ticaret ateşkesinin uzatılması

Peterson Uluslararası Ekonomi Enstitüsü (PIIE) de beklentileri düşük tutuyor. Enstitünün değerlendirmesine göre zirve ticaret ateşkesinin uzatılmasını sağlayabilir ancak rekabetin temel yönünü değiştirmesi beklenmiyor. Washington’ın gümrük vergilerinden ve gelişmiş çiplere yönelik kısıtlamalardan kolayca vazgeçmeye hazır olmadığı, Pekin’in de kritik mineraller kozundan taviz vermeye yanaşmadığı görülüyor.

Buna karşılık İran, Tayvan ve diğer jeopolitik başlıklarda büyük ilerleme sağlanması ihtimali sınırlı görünüyor. Enstitüye göre en gerçekçi olumlu sonuç, rahatsız edici bir ateşkesin sürdürülmesi ve ticaret savaşının yeniden alevlenmesinin önlenmesi olacak.

Şi’nin ziyaretini çevreleyen temel çelişki de burada ortaya çıkıyor: Karşılama töreni ne kadar görkemli olursa, elde edilebilecek sonuçların sınırlılığı da o kadar belirginleşiyor.

Trump, Çin’in ABD’den yaptığı alımları artırmasını, fiyatların ve tedarik zincirlerinin istikrara kavuşmasını, nadir toprak elementlerinin tedarikinin güvence altına alınmasını ve belki de İran konusunda Çin’in iş birliğini veya en azından itidal göstermesini istiyor.

Şi ise ABD’nin gümrük vergileri ve teknoloji kısıtlamalarını hafifletmesini, Çin ekonomisi için daha geniş bir hareket alanı oluşturulmasını ve Tayvan konusunda güvence verilmesini amaçlıyor. Bunun yanı sıra Pekin’in Washington’ın tek taraflı şartlar dayatamayacağı bir güç haline geldiğinin ABD tarafından fiilen kabul edilmesini sağlamaya çalışıyor.



Maduro'nun ardından: Delcy Rodriguez koltuğu bırakmak istemiyor

Delcy Rodriguez, yarın 2018'den bu yana Venezuelalı bir liderin yüz yüze katılacağı ilk BM Milletler Genel Kurulu konuşmasını yapacak (Reuters)
Delcy Rodriguez, yarın 2018'den bu yana Venezuelalı bir liderin yüz yüze katılacağı ilk BM Milletler Genel Kurulu konuşmasını yapacak (Reuters)
TT

Maduro'nun ardından: Delcy Rodriguez koltuğu bırakmak istemiyor

Delcy Rodriguez, yarın 2018'den bu yana Venezuelalı bir liderin yüz yüze katılacağı ilk BM Milletler Genel Kurulu konuşmasını yapacak (Reuters)
Delcy Rodriguez, yarın 2018'den bu yana Venezuelalı bir liderin yüz yüze katılacağı ilk BM Milletler Genel Kurulu konuşmasını yapacak (Reuters)

Venezuela'nın geçici devlet başkanı Delcy Rodriguez, ABD Başkanı Donald Trump'la arasını iyi tutarak iktidarını pekiştirmek istiyor.

Rodriguez, ABD'nin New York kentinde düzenlenen Birleşmiş Milletler (BM) 81. Genel Kurulu kapsamında bugün Trump'la bir araya gelecek. 

57 yaşındaki siyasetçi, ABD ordusunun ocak ayında Venezuela'ya baskın düzenleyerek Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'i kaçırmasının ardından ülkenin başına geçmişti.

Trump, Venezuela'yla "dünya tarihinin en büyük petrol anlaşmasını" yaptıklarını geçen ay duyurmuştu. Cumhuriyetçi lider, ABD'nin özel sektörle kurulan ortaklık aracılığıyla Venezuela'daki 65 milyar varilden fazla petrol rezervinin büyük bölümü üzerinde kontrol sağladığını açıklamıştı.

Venezuela'da solcular anlaşmaya karşı protestolar düzenlerken, Rodriguez sözleşmeyi savunmuştu.

Financial Times'ın aktardığına göre ocak ayından beri ülkenin petrol gelirlerini kontrol eden ABD yönetimi, ülkede faaliyet gösteren Çinli ve Rus firmalara ödeme yapılmasını da engelliyor.

Analizde, Rodriguez açısından Washington'la yakın ilişki kurmanın, Venezuela'da iktidarını sağlamlaştırmasına yardımcı olabileceğine işaret ediliyor.

Venezuela Anayasası'nda geçici devlet başkanlığı için öngörülen 180 günlük süre temmuzda dolmuştu. Analize göre Rodriguez, Trump'la kişisel bağlarını güçlendirerek kendisini koltuğundan edebilecek seçimleri mümkün mertebe ertelemek istiyor.

Yakın tarihli bir ankette net onay puanı eksi 36'ya gerileyen Rodriguez, ekonomik toparlanma sağlayabilirse kendisini ülkenin eski lideri Hugo Chavez'in etkili ve teknokrat bir halefi olarak sunmayı deneyebilir.

Muhalefet ise Washington'la yapılan anlaşmaların Rodriguez'i Trump açısından vazgeçilmez hale getirmesinden endişeli.

Venezuela'da muhalefetin önde gelen isimlerinden Henrique Capriles, Karakas ve Washington arasındaki petrol anlaşmalarını sıkça eleştiriyor.

Capriles, "Venezuela'da petrol sektörünü yok eden aynı kişilerle bu sektörü yeniden canlandırmaya çalışmayı anlamak mümkün değil" diyor.

Modern Diplomacy'deki analizde de ABD'nin, ülkenin petrol endüstrisinde "doğrudan ekonomik çıkarlar elde etmeye başladığına" dikkat çekiliyor. Trump yönetiminin, "askeri ve siyasi bir müdahale olarak başlayan süreci, onlarca yıl sürebilecek bir duruma dönüştürdüğü" ifade ediliyor.

Independent Türkçe, Financial Times, Modern Diplomacy


Trump yönetiminin 410 milyon dolarlık gizli göç operasyonu

ABD'de güvenlik güçleri, geçen yıl düzenlenen Trump karşıtı gösterilerde ve göçmenlere yönelik baskınlarda birçok kişiyi gözaltına almıştı (Reuters)
ABD'de güvenlik güçleri, geçen yıl düzenlenen Trump karşıtı gösterilerde ve göçmenlere yönelik baskınlarda birçok kişiyi gözaltına almıştı (Reuters)
TT

Trump yönetiminin 410 milyon dolarlık gizli göç operasyonu

ABD'de güvenlik güçleri, geçen yıl düzenlenen Trump karşıtı gösterilerde ve göçmenlere yönelik baskınlarda birçok kişiyi gözaltına almıştı (Reuters)
ABD'de güvenlik güçleri, geçen yıl düzenlenen Trump karşıtı gösterilerde ve göçmenlere yönelik baskınlarda birçok kişiyi gözaltına almıştı (Reuters)

Donald Trump yönetiminin, göçmenleri üçüncü ülkelere göndermek için gizlice anlaşmalar yaptığı ortaya çıktı.

Paris merkezli kâr amacı gütmeyen gazetecilik kuruluşu Forbidden Stories'in öncülüğünde, birçok medya ve analiz şirketinin katılımıyla hazırlanan araştırmada, ABD Dışişleri Bakanlığı'na ait çeşitli belgeler incelendi.

Buna göre Beyaz Saray, kendi ülkelerine gönderilemeyen göçmenleri üçüncü ülkelere sınır dışı etmek amacıyla çoğu Afrika ve Latin Amerika'da bulunan 31 ülkeyle anlaşmalar yapmış. Bu düzenlemelerin desteklenmesi için de en az 410 milyon dolar kaynak ayrılmış.

Ayrıca ABD'nin, Haziran 2026 sonu itibarıyla 13 hükümete 81 milyon dolar doğrudan ödeme yapmayı taahhüt ettiği aktarılıyor. Uluslararası Göç Örgütü'ne (IOM) 179 milyon, BM Mülteciler Yüksek Komiserliği'ne 124 milyon dolarlık hibeler öngörüldü.

Washington Post (WP) ve Guardian, bu kuruluşların anlaşmaların tarafı olmadığına fakat fonların, ülkelerin sınır dışı edilenleri kabulünü sağlamak amacıyla görüşmelerde kullanıldığına dikkat çekiyor.

Trump yönetimi şimdiye dek 28 ülkeye 25 binden fazla kişi göndermiş. Bunların yaklaşık 20 bini Meksika'ya, geri kalanı da Afrika ve Latin Amerika'daki diğer ülkelere sınır dışı edilmiş.

Washington yönetiminin bazı anlaşmaları gizlice yürüttüğü ya da sözleşmelerle ilgili kamuoyuna şeffaf şekilde bilgilendirmede bulunmadığı da yazılıyor.

Belgelere göre Kamerun'a bin kişiyi kabul etmesi karşılığında 30 milyon dolar, Kongo Demokratik Cumhuriyeti'ne de 2 bin kişiyi kabul etmesi karşılığında 75 milyon dolar, Orta Afrika Cumhuriyeti'ne 1500 kişiyi kabul etmesi karşılığında 85 milyon dolar ödeme taahhüdü verilmiş. Ancak şimdiye kadar Kamerun'a 44, Kongo'ya 15, Orta Afrika Cumhuriyeti'ne 18 kişi gönderilmiş.

Guardian, üçüncü ülkelere sınır dışı etme politikasının Beyaz Saray Genel Sekreter Yardımcısı Stephen Miller tarafından yürütüldüğünü yazıyor. WP de Miller'ı politikanın Beyaz Saray'daki başlıca yürütücülerinden biri diye tanımlıyor.

ABD Dışişleri Bakanlığı'nın, ABD büyükelçiliklerindeki personel ve üst düzey yetkililerle ortak çalışarak yabancı hükümetlerle anlaşmaları müzakere ettiği aktarılıyor.

Anlaşmaların çoğunun Mayıs 2025'te Dışişleri Bakanlığı bünyesinde kurulan, başında diplomat Christian Jove Ehrhardt'ın yer aldığı Geri Göç Ofisi'nin (Office of Remigration) yürüttüğü ifade ediliyor. Ehrhardt, bu yıl haziranda çeşitli göç anlaşmaları için Fildişi Sahili, Gambiya, Gine-Bissau, Togo ve Gabon'u ziyaret etmiş.

Araştırmaya göre 54 Afrika ülkesinin 49'uyla üçüncü ülke vatandaşlarının kabulü hakkında görüşüldü. Avukatlar ise göçmenlerin kendileriyle hiçbir bağı olmayan ülkelerde "hukuki bir kara deliğe" atıldığını ve haklarının son derece sınırlı olduğunu söylüyor.

Guardian'ın haberinde adı "Nika" olarak değiştirilen 32 yaşındaki İranlı kadının yaşadıklarına da dikkat çekiliyor. Ülkesindeki rejim karşıtı protestoların ardından ABD'ye kaçan kadın, 18 aydan fazla süre göçmenlik gözetim merkezinde tutulmuş. İran'a gönderilmesi halinde hayatının tehlikeye gireceği gerekçesiyle ABD'de kendisine hukuki koruma sağlanan Nika, 28 Mayıs'ta serbest bırakılmasına rağmen 8 Haziran'da rutin kontroller sırasında tekrar gözaltına alınmış.

Bunun ardından ABD'nin, Nika'nın pasaportuna el koyup kadını 18 kişinin yer aldığı bir uçakla Orta Afrika Cumhuriyeti'nin başkenti Bangui'ye sınır dışı ettiği aktarılıyor. İran vatandaşının avukatıysa Nika'nın tekrar ABD'ye getirilmesi için dava açtıklarını ve hukuki sürecin devam ettiğini söylüyor.

Independent Türkçe, Washington Post, Guardian


Suudi Arabistan rotayı yeniden Hürmüz'e çevirdi

ABD ve İran'ın anlaşamaması nedeniyle Hürmüz Boğazı'ndaki kriz aylardır atlatılamadı (Reuters)
ABD ve İran'ın anlaşamaması nedeniyle Hürmüz Boğazı'ndaki kriz aylardır atlatılamadı (Reuters)
TT

Suudi Arabistan rotayı yeniden Hürmüz'e çevirdi

ABD ve İran'ın anlaşamaması nedeniyle Hürmüz Boğazı'ndaki kriz aylardır atlatılamadı (Reuters)
ABD ve İran'ın anlaşamaması nedeniyle Hürmüz Boğazı'ndaki kriz aylardır atlatılamadı (Reuters)

Suudi Arabistan, İran destekli Husilerin son dönemde Kızıldeniz'deki saldırılarının ardından, Hürmüz Boğazı üzerinden petrol sevkıyatını yeniden artırıyor.

Reuters'ın gemi verilerini takip eden TankerTrackers.com platformuna dayandırdığı habere göre Saudi Aramco, pazar günü 7 adet Çok Büyük Ham Petrol Tankeri'ne (VLCC) yaklaşık 14 milyon varil ham petrol yükledi.

Suudi Arabistan'ın Ras Tanura Limanı'ndan gerçekleştirilen yükleme, Riyad'ın ham petrol arzında bir artışa işaret ediyor olabilir.  

JP Morgan analistleri, 18 Eylül tarihli bilgilendirme notunda, Hürmüz Boğazı'ndan son 6 günde günlük ortalama 2,9 milyon varil Suudi petrolü geçtiğini, bu rakamın ağustosta 700 bin varil olduğunu aktarmıştı.

Pazartesi günü de Brent petrolün varil fiyatı yaklaşık yüzde 4 düşüşle 9 Eylül'den beri ilk kez 100 doların altına inmişti.

Riyad yönetimi, Doğu-Batı Petrol Boru Hattı'nın drone'larla hedef alındığını 13 Eylül'de açıklamıştı. Saldırının Irak'taki İran destekli milisler tarafından düzenlendiği öne sürülmüştü. Ancak Şii milis güçlerden oluşan "Irak'taki İslami Direniş" örgütü iddiaları yalanlamıştı.

Suudi Arabistan, Hürmüz Boğazı'nda gemi trafiğinin neredeyse durma noktasına gelmesi nedeniyle bu 1200 kilometrelik boru hattı üzerinden sevkıyatı artırmıştı.

Reuters, saldırının ardından boru hattının faaliyetlerinin askıya alınması yüzünden Riyad'ın sevkıyatı yeniden Hürmüz'e kaydırmaya başladığına dikkat çekiyor.

Wall Street Journal da "Dünyanın petrol devi, başlangıçta kaçınmaya çalıştığı boğaza geri dönmek zorunda kalıyor" diye yazıyor.

Adlarının paylaşılmaması şartıyla gazeteye konuşan kaynaklara göre Suudi Arabistan, Çin, Güney Kore ve Japonya gibi Asya'daki müşterilerine sevkıyatları Umman açıklarından teslim almalarını söylemiş.

Diğer yandan Suudi Arabistan'ın bu hamleyle "İran'la karşı karşıya gelme riskine girdiği" de vurgulanıyor. ABD ve Körfez'deki müttefiklerinin, kritik petrol sevkıyatı rotalarını açık tutmak için büyük çaba sarf ettiği yazılıyor.

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, bu ay yaptığı açıklamada, petrolün karadan taşınmaya başlamasıyla yeni boru hatlarının iki yıl içinde Hürmüz Boğazı'nı "değersiz bir su parçası" haline getireceğini öne sürmüştü.

Ancak Körfez ülkelerinin enerji sevkıyatı için Hürmüz'e olan bağımlılıklarını sadece yeni altyapı inşa ederek sonlandırmaları zor görünüyor.

Katar Enerji Bakanı Saad bin Şeride el-Kaabi de pazar günkü açıklamasında Hürmüz'ün sadece petrol ve doğalgaz değil, tüm ürünlerin ticareti için kritik olduğunu vurgulamıştı.

Independent Türkçe, Reuters, Wall Street Journal