Demir eksikliğine işaret edebilecek 7 sıra dışı belirti

Bir şeyleri hatırlamakta güçlük çekmek ve konsantrasyon bozukluğu demir eksikliğine işaret eden belirtiler arasında yer alıyor (Pexels)
Bir şeyleri hatırlamakta güçlük çekmek ve konsantrasyon bozukluğu demir eksikliğine işaret eden belirtiler arasında yer alıyor (Pexels)
TT

Demir eksikliğine işaret edebilecek 7 sıra dışı belirti

Bir şeyleri hatırlamakta güçlük çekmek ve konsantrasyon bozukluğu demir eksikliğine işaret eden belirtiler arasında yer alıyor (Pexels)
Bir şeyleri hatırlamakta güçlük çekmek ve konsantrasyon bozukluğu demir eksikliğine işaret eden belirtiler arasında yer alıyor (Pexels)

Demir, vücudun büyümesi, gelişmesi ve yaşamsal işlevlerini sürdürebilmesi için ihtiyaç duyduğu temel minerallerden biri. Vücut yeterli miktarda demir alamadığında, bazıları yorgunluk, baş ağrısı ve ciltte solgunluk gibi yaygın, bazıları ise ilk bakışta demir eksikliğiyle ilişkilendirilmesi zor olabilen çeşitli belirtiler ortaya çıkabiliyor.

Vücut, hemoglobin üretmek için demire ihtiyaç duyuyor. Şarku’l Avsat’ın Everyday Health sitesinden aktardığı habere göre hemoglobin, kırmızı kan hücrelerinde bulunan ve oksijenin vücudun farklı dokularına taşınmasına yardımcı olan bir protein. Bu nedenle demir seviyelerinin uzun süre düşük olması, vücudun yeterli miktarda hemoglobin üretme kapasitesini etkileyebiliyor.

Demir eksikliği, anemiye (kansızlık) yol açabiliyor. Anemi, kırmızı kan hücrelerinin sayısının azalması veya bu hücrelerin daha az miktarda hemoglobin içermesi durumunda ortaya çıkan bir kan hastalığı.

Çoğu kişi beslenme yoluyla yeterli miktarda demir alırken bazı gruplar demir eksikliği açısından daha yüksek risk taşıyor. Bunlar arasında:

  • Hamile kadınlar
  • Dengesiz beslenen kişiler
  • Düzenli olarak kan bağışlayanlar
  • Bebekler
  • Kanser, kalp yetmezliği veya sindirim sistemi rahatsızlıkları bulunan kişiler

Yorgunluk, ciltte solgunluk ve baş ağrısı demir eksikliğinin yaygın belirtileri arasında yer alıyor. Ancak daha az görülen ve birçok kişinin bu durumla bağlantısını kuramayabileceği başka belirtiler de bulunuyor.

İşte demir eksikliğine işaret edebilecek 7 sıra dışı belirti:

1. Dilde değişiklikler

Vücuttaki demir seviyeleri düştüğünde dil şişebilir, ağrıyabilir, daha pürüzsüz hale gelebilir ve normalden daha kırmızı görünebilir. Bu durum “glossit” olarak adlandırılıyor.

Düşük demir seviyeleri, dil kasları da dahil olmak üzere kasların sağlığını etkileyebiliyor. Doktor veya diş hekimi, dildeki şişliğin tedavisine yardımcı olmak amacıyla ağızdan alınan ilaçlar veya takviyeler önerebilir.

2. Ağız çevresinde şişlik, ağrı veya kuruluk

Aneminin bazı belirtileri ağızda görülebiliyor. Bunlar arasında:

  • Ağız kuruluğu
  • Ağız yaraları
  • Ağızda yanma hissi
  • Ağız köşelerinde yara veya kızarıklık

Ağız köşelerinde meydana gelen iltihaplanma ve çatlaklar “angular cheilitis” olarak adlandırılıyor. Bu durum demir eksikliği yaşayan kişilerde görülebiliyor.

İlaçlar ve bölgesel olarak uygulanan merhemler rahatsızlığı geçici olarak hafifletebilir. Beslenme düzenindeki değişiklikler ve demir takviyesi ise belirtilerin tamamen ortadan kalkmasına yardımcı olabilir.

Bu tür ağız belirtileri ortaya çıktığında nedeninin belirlenmesi ve uygun tedavinin uygulanması için doktora başvurmak önem taşıyor.

3. Göz akında mavimsi renk

Gözün beyaz bölümünde mavimsi bir renk oluşması, doktorların “mavi sklera” (blue sclera) olarak adlandırdığı durum, demir eksikliğinin bir belirtisi olabilir.

Bu durumda gözün beyaz kısmı mavi, gri veya morumsu bir renkte görünebilir. Uzmanlar, bu renk değişiminin gözün beyaz bölümündeki liflerin gözün orta tabakası olan uvea ile kan damarlarının görünmesine izin vermesinden kaynaklandığını düşünüyor.

4. Çökük veya “kaşık şeklinde” tırnaklar

Demir eksikliği, tırnağın ortasının aşağı doğru çökmesine ve içbükey bir görünüm kazanmasına yol açabilir. “Koilonişi” olarak adlandırılan bu durum, “çukur tırnak” veya “kaşık tırnak” olarak da biliniyor.

Çoğu durumda, demir eksikliği doğrulandıktan ve nedeni belirlendikten sonra demir takviyesi kullanılmasıyla bu sorun tedavi edilebilir ve tırnakların şekli normale dönebilir.

5. Huzursuz bacak sendromu

Beyindeki düşük demir seviyeleri, huzursuz bacak sendromuyla (RLS) bağlantılı olabilir. Bu durum, kişiyi istemsiz biçimde bacaklarını hareket ettirmeye iten rahatsız edici hislere yol açıyor.

Araştırmacılar, düşük demir seviyelerinin beyindeki kimyasal maddelerden biri olan dopamin düzeylerinin azalmasına yol açabileceğini ve bunun da sendromun belirtilerini tetikleyebileceğini düşünüyor.

Demir seviyelerindeki düşüklüğü tespit etmek için kandaki ferritin düzeyini ölçen özel bir kan testine ihtiyaç duyulabilir. Ferritin, vücutta ve beyinde demirin temel depolanma biçimi. Kandaki demir seviyesi normal olsa bile beyindeki demir seviyeleri düşük olabilir.

6. Hafıza ve konsantrasyon sorunları

Bir şeyleri hatırlamakta zorlanma, konsantrasyon bozukluğu veya “beyin sisi” olarak tanımlanan durum da demir eksikliğinin belirtileri arasında yer alabilir.

Hatta bazı araştırmalar, anemi ile “hafif bilişsel bozukluk” riskindeki artış arasında bağlantı bulunduğuna işaret ediyor. Hafif bilişsel bozukluk, Alzheimer hastalığı ve diğer demans türlerinin habercisi olabilir.

Beyne ulaşan oksijen miktarının azalması, hafıza ve düşünme süreçleriyle ilgili bu sorunların nedenlerinden biri olabilir.

7. Kulak çınlaması

Anemisi bulunan bazı kişilerde kulak çınlaması görülebiliyor. Bu çınlama, kalbin kan pompalamak için daha fazla çalışmak zorunda kalması ve hassas kulağın yakınlardaki damarlardan geçen kanın sesini algılaması sonucunda ortaya çıkabilir.

Kişi çınlamanın yanı sıra rüzgâr sesi veya uğultu gibi başka sesler de duyabilir ya da kalp atışlarının sesini işitebilir.

Bu belirti ciddi bir kalp rahatsızlığına da işaret edebileceğinden özellikle çınlama yeni başladıysa, aniden ortaya çıktıysa veya başka belirtilerle birlikte görülüyorsa derhal doktora bildirilmesi gerekiyor.

Bu belirtilerden herhangi birinin görülmesi mutlaka demir eksikliği olduğu anlamına gelmiyor. Söz konusu belirtilerin başka nedenleri de olabilir. Bu nedenle tanı, doktorun değerlendirmesi ve demir ile hemoglobin seviyelerinin belirlenmesine yönelik uygun testlerin yapılmasına dayanıyor. Ayrıca belirtilerin altında yatan nedenin ortaya çıkarılması gerekiyor.



Sadece lezzet için değil... Beklediğinizden daha fazla protein içeren 5 sos ve çeşni

Öğünlere kolayca eklenebilen protein açısından zengin sos ve çeşniler (Pexels)
Öğünlere kolayca eklenebilen protein açısından zengin sos ve çeşniler (Pexels)
TT

Sadece lezzet için değil... Beklediğinizden daha fazla protein içeren 5 sos ve çeşni

Öğünlere kolayca eklenebilen protein açısından zengin sos ve çeşniler (Pexels)
Öğünlere kolayca eklenebilen protein açısından zengin sos ve çeşniler (Pexels)

Soslar ve yemeklere eklenen malzemeler yalnızca öğünlere farklı bir lezzet katmanın yolu gibi görünebilir. Ancak özellikle nohut, Yunan yoğurdu ve tahin gibi malzemeler tercih edildiğinde ekstra protein ve besin öğeleri de sağlayabilir. Kasları desteklemek ve tokluk hissini artırmak için yeterli protein alımına yönelik ilginin arttığı günümüzde bazı günlük sos ve çeşniler, göründüğünden daha önemli bir rol oynayabilir.

Şarku’l Avsat’ın Verywell Health’ten aktardığı habere göre öğünlere kolayca eklenebilen protein açısından zengin bazı sos ve çeşniler ele alındı. Haberde ayrıca şeker, sodyum ve doymuş yağ oranı daha düşük seçeneklerin tercih edilmesine yönelik önerilere yer verildi.

1. Humus

Esas olarak nohut ve tahinden yapılan bu kremamsı karışım, bitkisel protein, lif ve sağlıklı doymamış yağları bir arada sunuyor. Bu besin öğeleri, öğünlerin daha uzun süre tok tutmasına yardımcı olabilir.

Yarım su bardağı humus, marka ve tarife bağlı olarak 6 grama kadar protein içeriyor. Ayrıca iyi miktarda lif sağlıyor. Araştırmalar, bu bileşimin sayesinde humusun düzenli olarak atıştırmalık şeklinde tüketilmesinin iştahı azaltmaya ve kilo kontrolünü desteklemeye yardımcı olabileceğine işaret ediyor.

2. Yunan yoğurdu

İster cacık benzeri tzatziki sosunda ister Yunan yoğurduyla hazırlanan ranch sosunda, kişniş-limon sosunda veya kremalı dereotu sosunda kullanılsın ya da doğrudan tacoların üzerine eklensin Yunan yoğurdu, yüksek miktarda doymuş yağ eklemeden protein alımını artırmanın en kolay yollarından biri.

Sade ve yağsız Yunan yoğurdu, ekşi krema veya mayonez gibi malzemelere alternatif olarak sıklıkla kullanılıyor. Yaklaşık 170 gramlık bir porsiyonu 16 ila 20 gram protein içeriyor. Bu miktar, geleneksel yoğurdun sağladığından daha fazla.

Bazı daha az besleyici alternatiflerin aksine Yunan yoğurdu, bağırsak sağlığını destekleyebilen kalsiyum ve probiyotikler de sağlıyor.

3. Besin mayası

Besin mayası, süt ürünü içermeyen bir çeşni türü. B vitaminleri ve protein gibi besin öğeleri içeriyor. Aktif olmayan bir maya türü olan besin mayası, yemeklerin üzerine serpilerek peyniri andıran bir tat verebilir veya protein açısından zengin ve yoğun bir lezzet elde etmek amacıyla soslara eklenebilir.

Besin mayası, diğer çeşni malzemelerine kıyasla nispeten yüksek protein içeriği nedeniyle sıkça öneriliyor. Bir yemek kaşığında yaklaşık 3 ila 5 gram protein bulunuyor. Bu miktar markaya göre biraz değişebiliyor.

Uzmanlar, besin mayasının patlamış mısır ve avokadolu tosttan yumurta ve fırında kızartılmış sebzelere, makarna, çorba ve salatalara kadar farklı yiyeceklerle birlikte denenmesini öneriyor.

4. Tahin

Öğütülmüş susam tohumlarından yapılan bir ezme veya sos olan tahin, protein ve besin öğeleri açısından zengin ve evde bulundurulabilecek seçeneklerden biri.

Tahin, Akdeniz ve Orta Doğu mutfaklarının temel malzemeleri arasında yer alıyor. Salata soslarında, marinelerde, soslarda ve dip soslarda kullanılıyor. Bir yemek kaşığı tahin yaklaşık 2,5 ila 3 gram protein sağlıyor.

Diğer bazı seçenekler kadar yüksek protein içermese de tahin, geleneksel salata sosları gibi bazı alternatiflerden daha fazla protein içeriyor. Ayrıca sağlıklı yağlar, kalsiyum, demir ve magnezyum sağlıyor.

5. Kuruyemiş ezmeleri

Birçok kişi fıstık ezmesi ve diğer kuruyemiş ezmelerini kahvaltıya uygun birer ek malzeme olarak görse de bu ürünler şaşırtıcı biçimde tuzlu sosların temel malzemesi olarak da kullanılabilir.

İki yemek kaşığı fıstık ezmesi yaklaşık 7 gram protein sağlıyor. Kuruyemiş ezmeleri bu iyi miktardaki bitkisel proteinin yanı sıra kalp sağlığı açısından faydalı doymamış yağlar, magnezyum ve E vitamini de içeriyor.


Kahve mi portakal suyu mu? Sabah tercihiniz sağlığınızı etkileyebilir

Portakal suyu ve kahve, içerik ve besin öğelerine bağlı olarak sağlığı farklı şekillerde etkiliyor (Pixabay)
Portakal suyu ve kahve, içerik ve besin öğelerine bağlı olarak sağlığı farklı şekillerde etkiliyor (Pixabay)
TT

Kahve mi portakal suyu mu? Sabah tercihiniz sağlığınızı etkileyebilir

Portakal suyu ve kahve, içerik ve besin öğelerine bağlı olarak sağlığı farklı şekillerde etkiliyor (Pixabay)
Portakal suyu ve kahve, içerik ve besin öğelerine bağlı olarak sağlığı farklı şekillerde etkiliyor (Pixabay)

Güne hangi içecekle başladığınızı seçmek yalnızca kişisel bir tercih gibi görünebilir. Ancak sabah saatlerinde tükettiğiniz içecek enerji ve konsantrasyon seviyelerini etkileyebileceği gibi uzun vadede sağlığınız üzerinde de etkili olabilir. Kimileri güne enerjik başlamak için bir fincan kahveyi tercih ederken kimileri içerdiği vitamin ve mineraller nedeniyle portakal suyunu seçiyor.

Portakal suyu ve kahvenin her ikisi de çeşitli sağlık faydaları sunuyor. Ancak etkileri içerdikleri bileşenlere ve vücudun ihtiyaçlarına göre değişiyor. Portakal suyu bazı vitamin ve mineraller açısından daha zenginken kahve enerji artışı sağlıyor ve aynı zamanda antioksidanlar içeriyor.

Portakal suyu ve kahve nasıl karşılaştırılır?

Portakal suyu ve kahvenin her biri içerdiği farklı besin öğeleri ve bileşiklere bağlı olarak sağlığı farklı şekillerde etkileyebilir.

Portakal suyunun sağlık faydaları

Portakal suyu, özellikle zengin bir C vitamini kaynağı olmasıyla biliniyor. Bir fincan (100 gram) taze ve posasız portakal suyu 30,5 miligram C vitamini içeriyor. Bu miktar yetişkinler için önerilen günlük alımın yaklaşık üçte birine denk geliyor.

C vitamini vücutta çok sayıda hayati görev üstleniyor. Bunların başlıcaları şöyle:

Antioksidan etkisi: Antioksidanlar hücrelere zarar veren ve kanser ile kalp hastalıkları gibi kronik hastalıkların gelişimine katkıda bulunabilen serbest radikalleri etkisiz hale getiriyor.

Bağışıklığı destekliyor: C vitamini bağışıklık hücrelerinin işlevlerini destekliyor. Araştırmalar, koruyucu amaçla C vitamini tüketmenin soğuk algınlığının süresini kısaltmaya ve belirtilerini hafifletmeye yardımcı olabileceğini gösteriyor.

Yara iyileşmesine katkı sağlıyor: C vitamini, dokuların yapısı ve yaraların iyileşmesi için gerekli bir protein olan kolajenin üretiminde temel rol oynuyor.

Metabolizmaya katkı sağlıyor: C vitamini, yağların enerjiye dönüştürülmesine yardımcı olan bir amino asit olan L-karnitinin üretiminde de görev alıyor.

Portakal suyu aynı zamanda iyi bir potasyum kaynağı olabilir. Bir porsiyon portakal suyu 183 miligram potasyum içeriyor. Bu mineralin böbrekler, kalp ve kaslar üzerindeki etkisi nedeniyle çeşitli sağlık faydalarıyla ilişkilendiriliyor:

Tansiyonun düşürülmesine yardımcı olarak koroner arter hastalığı, inme ve diğer kalp-damar hastalıkları riskini azaltabilir.

Böbrek taşı oluşma riskini azaltabilir.

Kemik sağlığını, gelişimini ve güçlenmesini destekleyebilir.

Taze sıkılmış portakal suyu veya yüzde 100 doğal portakal suyu ayrıca polifenol bileşikleri içeriyor. Araştırmacılar, bu tür meyve suyunda bulunan polifenollerin iltihaplanma belirtilerini azalttığını ortaya koydu.

Kahvenin sağlık faydaları

Kahve sabahları enerji vermesiyle tanınsa da faydaları yalnızca enerji ve uyanıklığı artırmakla sınırlı değil. Bu içeceğin başka sağlık faydalarıyla da ilişkili olduğu belirtiliyor.

Uyarıcı etkisi: Kafein beyindeki bazı reseptörleri baskılayarak uyanıklık, dikkat, zihinsel performans, konsantrasyon ve motor koordinasyonun desteklenmesine yardımcı oluyor. Bir porsiyon yani yaklaşık 8 ons (1 fincan) demlenmiş kahve 94,8 miligram kafein içeriyor.

Tip 2 diyabet riskini azaltabilir: Kahvede bulunan polifenol bileşikleri iltihaplanmayı azaltıyor ve antioksidan görevi görüyor. Bu durum tip 2 diyabet ve obezite gibi bununla ilişkili rahatsızlıklara karşı korunmaya yardımcı olabilir.

Nörodejeneratif hastalık riskini azaltabilir: Çok sayıda araştırma, ölçülü kahve tüketiminin Alzheimer, Parkinson ve demans gibi beyni etkileyen hastalıkların daha düşük görülme riskiyle ilişkili olduğunu ortaya koydu.

Kalbi koruyabilir: Kahvenin metabolizma üzerindeki etkileri, tip 2 diyabet ve buna bağlı hastalıkların azaltılmasındaki rolü nedeniyle düzenli kahve tüketimi daha düşük kalp-damar hastalığı riskiyle ilişkilendiriliyor.

Kanser riskini azaltabilir: Araştırmacılar düzenli kahve tüketimi ile bazı kanser türlerinin daha düşük görülme riski arasında da bağlantı bulunduğunu belirtiyor. Ancak bu etkinin doğrulanması için daha fazla araştırmaya ihtiyaç var.

Ölüm riskini azaltabilir: Araştırmalar, düzenli ve ölçülü kahve tüketiminin tüm nedenlere bağlı ölüm riskinin daha düşük olmasıyla ilişkili olduğunu gösteriyor.

Portakal suyu ile kahve arasında nasıl seçim yapılmalı?

Hangi içeceğe öncelik verilmesi gerektiği kişinin sağlık hedeflerine ve mevcut sağlık durumuna bağlı. Her iki içecek de aynı faydaları sunmuyor ve ihtiyaçlara göre biri diğerinden daha uygun olabilir.

Vitamin ve mineraller açısından: Portakal suyu kahveden daha fazla miktarda vitamin ve mineral sağlıyor. Yüksek C vitamini içeriği ve antioksidan özellikleri nedeniyle soğuk algınlığı belirtileri görüldüğünde veya hastalıklara karşı korunmaya yardımcı olması amacıyla tercih edilebilir.

Kan şekerinde hızlı yükselme istenmiyorsa: Portakal suyunu tek başına içmek yerine yemekle birlikte veya yemekten sonra tüketmek daha uygun olabilir. Çünkü içerdiği şeker kan şekerinin hızlı yükselmesine neden olabilir.

Ayrıca yüksek miktarda şeker tüketimi kilo alımına katkıda bulunabileceğinden kilo vermeye çalışanlar açısından portakal suyu daha az uygun bir seçenek olabilir.

Enerji için: Kahveyi ölçülü tüketmek sabah saatlerinde enerji ve konsantrasyonun artırılmasına yardımcı olabilir. Ancak alınan kafein miktarına dikkat etmek gerekiyor. Öğleden sonra veya akşam saatlerinde kahve içmek uykuyu bozabilir ve bu durum sağlığı olumsuz etkileyebilir.

Bunun yanı sıra aşırı kahve tüketimi şu belirtilere yol açabilir:

* Kalp çarpıntısı veya düzensiz kalp atışı

* Kaygı ve sinirsel gerginlik

* Yüksek tansiyon

* Baş ağrısı

* Titreme ve sarsılma


Meyve kan şekerini yükseltir mi? Yaygın 7 inanışın gerçeği

Şeker, meyvenin sağladığı besin öğelerinden yalnızca birini oluşturuyor (Pexels)
Şeker, meyvenin sağladığı besin öğelerinden yalnızca birini oluşturuyor (Pexels)
TT

Meyve kan şekerini yükseltir mi? Yaygın 7 inanışın gerçeği

Şeker, meyvenin sağladığı besin öğelerinden yalnızca birini oluşturuyor (Pexels)
Şeker, meyvenin sağladığı besin öğelerinden yalnızca birini oluşturuyor (Pexels)

Meyve, doğal olarak şeker içerdiği için kan şekeri üzerindeki etkisi nedeniyle çoğu zaman kötü bir üne sahip. Ancak diyabet veya prediyabet tanısı, meyve tüketmekten tamamen vazgeçilmesi gerektiği anlamına gelmiyor. Meyveyle ilgili yaygın uyarıların çoğu da beslenmenin genel tablosunu göz ardı ediyor.

Şarku’l Avsat’ın Verywell Health’ten aktardığı habere göre meyve tüketimi ve bunun kan şekeri üzerindeki etkisiyle ilgili yaygın yanlış inanışları ve tıbbi önerilerin meyveyi beslenme düzenine dahil etmenin en uygun yolları konusunda neler söylediğini ele alıyor.

1. Meyvenin çok fazla şeker içerdiği inanışı

Meyve fruktoz, glikoz ve sakkaroz gibi doğal şekerler içeriyor. Ancak şeker, meyvenin sağladığı besin öğelerinden yalnızca biri.

Tam meyveler aynı zamanda lif, su, vitamin, mineral ve yararlı bitkisel bileşikler açısından zengin. Amerikan Diyabet Derneği (ADA), diyabet ve prediyabet hastaları için besin değeri yüksek bir seçenek olarak tam meyve tüketilmesini öneriyor.

Meyvede bulunan şekerin gramına yalnızca odaklanmak yerine beslenmenin genel tablosuna bakmak daha doğru:

Meyvenin içerdiği toplam karbonhidrat ve lif miktarı dikkate alınmalı.

İşlenmiş meyve ürünleri yerine tam meyveler daha fazla tercih edilmeli.

Bir gıdada doğal olarak bulunan şekerin, o gıdanın otomatik olarak sağlıksız olduğu anlamına gelmediği unutulmamalı.

2. Diyabet hastalarının meyveden kaçınması gerektiği inanışı

Diyabet tanısı almak meyve tüketmeyi bırakmayı gerektirmiyor. Aksine bazı araştırmalar, daha fazla taze meyve tüketen tip 2 diyabet hastalarının kan şekeri kontrolünde daha iyi sonuçlar elde etme eğiliminde olduğunu gösteriyor.

Bu durum, söz konusu iyileşmenin yalnızca meyve tüketiminden kaynaklandığını kanıtlamasa da meyvenin sağlıklı bir beslenme düzeninin parçası olabileceğine işaret ediyor.

Meyve, diyabet hastalarına uygun bir beslenme düzenine çeşitli şekillerde dahil edilebilir:

Taze, dondurulmuş veya ilave şeker içermeyen konserve meyvelerden farklı çeşitlerde tüketilebilir.

Özellikle alınan karbonhidrat miktarı takip ediliyorsa porsiyonlara dikkat edilebilir.

Vücudun farklı meyve türlerine ve miktarlarına verdiği yanıtı görmek için kan şekeri ölçümlerinden yararlanılabilir.

3. Bazı meyvelerin "yasak" olduğu inanışı

Muz, ananas, üzüm, mango ve karpuz gibi meyveler, tatlarının daha şekerli olması veya bazı meyvelere kıyasla bir porsiyonda daha fazla karbonhidrat içermeleri nedeniyle zaman zaman "yenmemesi gereken gıdalar" listesine alınıyor.

Ancak diyabet veya prediyabet hastalarının tamamının kaçınması gereken meyvelerden oluşan tek bir liste bulunmuyor.

Bunun yerine porsiyon büyüklüğünü ve kişinin kan şekeri yanıtını dikkate almak daha doğru:

Karbonhidrat içeriği daha yüksek meyveler kişisel ihtiyaçlara uygun miktarlarda tüketilmeli.

Meyve, kuruyemiş, peynir, süzme yoğurt veya başka bir protein ya da yağ kaynağıyla birlikte tüketilebilir.

Tadı daha tatlı olan bir meyvenin otomatik olarak kötü bir seçenek olduğu düşünülmemeli.

4. Tek iyi seçeneğin orman meyveleri olduğu inanışı

Orman meyveleri lif ve diğer besin öğelerini içermeleri nedeniyle iyi bir seçenek. Ancak kan şekerinin dengede tutulmasına yardımcı olan bir beslenme düzenine uygun tek meyve grubu bunlar değil.

Amerikan Diyabet Derneği, seçenekleri yalnızca birkaç meyve türüyle sınırlandırmak yerine genel olarak sağlıklı bir beslenme düzeninin parçası olarak tam meyvelere odaklanılmasını öneriyor.

Farklı meyveleri tüketmek daha geniş bir besin öğesi yelpazesinin alınmasına yardımcı olabilir:

Orman meyveleri, elma, armut, turunçgiller, şeftali, kivi veya kavun gibi farklı meyveler dönüşümlü olarak tüketilebilir.

Kişinin sevdiği ve düzenli olarak tüketme ihtimali yüksek meyveler tercih edilebilir.

Belirli meyveleri "iyi" veya "kötü" olarak sınıflandırmak yerine genel beslenme düzenine bakılmalı.

5. Doğal şekerin hesaba katılmadığı inanışı

Bir başka yaygın inanış da meyvede doğal olarak bulunan şekerin önem taşımadığı yönünde. Meyvedeki şeker doğal olsa da meyve aynı zamanda karbonhidrat içeriyor ve bu karbonhidratlar kan şekeri seviyesini yükseltebiliyor.

Amerikan Diyabet Derneği, diyabetle mücadele için oluşturulan kişisel beslenme planında karbonhidratların kan şekeri üzerindeki etkisinin dikkate alınmasını öneriyor.

Bu nedenle meyve karbonhidratların etkisinden tamamen "muaf" değil ancak aynı zamanda korkulması gereken bir gıda da değil:

Karbonhidrat hesabına dayalı bir beslenme düzeni uygulanıyorsa meyve, tüketilen toplam karbonhidrat miktarına dahil edilmeli.

Aynı anda birden fazla porsiyon meyve tüketildiğinde porsiyon büyüklüğüne dikkat edilmeli.

Öğün ve ara öğünler planlanırken yemeğin diğer bileşenleri de dikkate alınmalı.

6. Meyve suyunun tam meyveyle aynı olduğu inanışı

Meyve suyu ve tam meyve aynı kaynaktan elde edilse de vücut bunları farklı şekilde işliyor.

Meyvenin suyu çıkarılırken lifin büyük bölümü kayboluyor. Ayrıca birden fazla meyvenin içerdiği karbonhidratları tek seferde içmek daha kolay hale geliyor. Bu nedenle Amerikan Diyabet Derneği tam meyvelerin tercih edilmesini ve meyve suyunun ölçülü tüketilmesini öneriyor.

Günlük kan şekeri yönetimi için:

Tam meyveler alışılmış tercih haline getirilmeli.

Meyve suyu tüketilecekse miktar sınırlı tutulmalı ve yüzde 100 meyve suyu tercih edilmeli.

Meyve suyu, meyve tüketmenin temel yolu olarak görülmemeli.

7. Kuru meyvenin kan şekeri için kötü olduğu inanışı

Kuru meyveler, içerdikleri suyun büyük bölümünün kaybolması nedeniyle taze meyvelere kıyasla daha yoğun hale geliyor. Bu da küçük bir miktar kuru meyvenin yüksek miktarda karbonhidrat içerebilmesi anlamına geliyor.

Kuru meyveler yasak değil ancak porsiyon büyüklüğü önem taşıyor. Uzmanlar, kuru meyvenin kan şekeri üzerindeki etkisinin tüketilen meyvenin türüne ve miktarına bağlı olduğunu belirtiyor.

Kuru meyveler de beslenme düzenine uygun şekilde dahil edilebilir:

Doğrudan paketten tüketmek yerine porsiyon miktarına dikkat edilmeli.

Bulunabildiği durumlarda ilave şeker içermeyen çeşitler tercih edilmeli.

Küçük bir miktar kuru meyve, kuruyemiş veya protein ya da yağ içeren başka bir gıdayla birlikte tüketilebilir.