Teknoloji devlerinin yapay zeka yatırımlarının faturası belli oldu

Veri merkezleri, soğutma sistemleri için aşırı su tüketimi ve karbon salımı nedeniyle çevrecilerin de tepkisini çekiyor (Reuters)
Veri merkezleri, soğutma sistemleri için aşırı su tüketimi ve karbon salımı nedeniyle çevrecilerin de tepkisini çekiyor (Reuters)
TT

Teknoloji devlerinin yapay zeka yatırımlarının faturası belli oldu

Veri merkezleri, soğutma sistemleri için aşırı su tüketimi ve karbon salımı nedeniyle çevrecilerin de tepkisini çekiyor (Reuters)
Veri merkezleri, soğutma sistemleri için aşırı su tüketimi ve karbon salımı nedeniyle çevrecilerin de tepkisini çekiyor (Reuters)

ABD'de yapay zeka veri merkezlerine yatırım artarken, ülke ekonomisinin giderek tek sektöre bağımlı hale gelmesi ciddi riskler yaratıyor.

ABD merkezli düşünce kuruluşu Brookings Enstitüsü'nün araştırmasına göre yapay zeka altyapısına yönelik yatırımlar 2025-2032 döneminde 10,3 trilyon dolara ulaşacak. Bu, yılda ortalama ABD gayrisafi yurtiçi hasılasının (GSYH) yüzde 3,6'sına denk geliyor.

Yapay zeka yatırımlarının 2026'da GSYH'nin yüzde 1,9'una ulaşması beklenirken, bu ölçekte tek bir sektöre bağımlılık daha önce yalnızca 19. yüzyılın sonlarındaki demiryolu yatırımlarında görülmüştü.

Wall Street Journal'ın (WSJ) "ABD tarihinin en büyük ekonomik bahsi" diye nitelediği yatırımlar yüz binlerce yeni istihdam ve yeni milyarderler ortaya çıkarıyor. Ancak yatırımların önemli bir bölümü borçla finanse edildiği için sektörde yaşanacak ani bir yavaşlama Amerikan ekonomisi ve finans sistemi üzerinde ciddi etkiler yaratabilir.

Bu yatırım rekabetinin başında Oracle, Microsoft, Amazon, Meta ve Alphabet olmak üzere 5 teknoloji devi var. Bu şirketlerin 2026-2029 dönemindeki sermaye harcamalarının toplamda 4,2 trilyon dolara ulaşması bekleniyor.

İncelemeyi yapan ekonomist Stijn van Nieuwerburgh, teknoloji şirketlerinin bankalardan ve özel kredi kuruluşlarından borçlanmak için bilanço dışı yapılar kullandığını, bu anlaşmalarla ilgili kamuya sınırlı bilgi sunulduğunu söylüyor.

Analiste göre bu durum finansal risklerin boyutunun anlaşılmasını zorlaştırıyor. Yapay zeka yatırımları veri merkezlerinin borcunu karşılayacak kadar gelir yaratamazsa bunun tüm finansal sisteme yayılabilecek sonuçları olabilir.

Veri merkezlerinde kullanılan ekipmanlara, özellikle bellek çiplerine yönelik talep de arz sıkıntısı ve fiyat artışlarına yol açıyor. İthalatçıların bilgisayar, sabit disk gibi çevre birimleri ve yarı iletkenler için ödediği fiyatlar ağustosta yıllık bazda yüzde 20 arttı. Bu artış, iPhone ve oyun konsolları gibi bazı tüketici ürünlerinin maliyetlerini de yükseltiyor.

ABD Merkez Bankası (Fed) Başkanı Kevin Warsh, 28 Ağustos'taki açıklamasında, yapay zekanın üretkenliği artırması halinde ekonomik büyümeyi hızlandırıp fiyat baskılarını azaltabileceğini savunmuştu.

Öte yandan Warsh, 16 Eylül'deki basın toplantısında büyük teknoloji şirketlerinin devasa yapay zeka yatırımlarını finanse etmek için borçlanmasının sermaye talebini ve dolayısıyla borçlanma maliyetlerini artırdığını da vurgulamıştı.

Independent Türkçe, Wall Street Journal, Fortune



Tigray’daki çatışmaların siyasi ve askeri boyutları neler?

Mekelle kentindeki bir ana caddede yürüyen Tigray Halk Kurtuluş Cephesi mensupları, 23 Eylül 2026 (AFP)
Mekelle kentindeki bir ana caddede yürüyen Tigray Halk Kurtuluş Cephesi mensupları, 23 Eylül 2026 (AFP)
TT

Tigray’daki çatışmaların siyasi ve askeri boyutları neler?

Mekelle kentindeki bir ana caddede yürüyen Tigray Halk Kurtuluş Cephesi mensupları, 23 Eylül 2026 (AFP)
Mekelle kentindeki bir ana caddede yürüyen Tigray Halk Kurtuluş Cephesi mensupları, 23 Eylül 2026 (AFP)

Mahmud Ebubekir

Etiyopya’da merkezi hükümet ile Tigray Halk Kurtuluş Cephesi (TPLF) güçleri arasında çarşamba günü çatışmaların yeniden başlaması, ülkede 2020-2022 yıllarında yaşanan ve yaklaşık 600 bin kişinin hayatını kaybettiği kapsamlı savaşa dönüşebileceği endişelerini artırdı.

Çatışmalar, Etiyopya hükümetine karşı savaşan ve yedi farklı güçten oluşan bir askeri ittifakın kurulduğunun açıklanmasından iki gün sonra meydana geldi. Söz konusu gruplar, Başbakan Abiy Ahmed liderliğindeki hükümeti devirmek amacıyla operasyonlarını koordine etme sözü vermişti. Tigray ve Afar bölgelerinde yaşanan çatışmaların ardından TPLF güçleri, aralarında Mekelle’deki havalimanının da bulunduğu bazı havalimanlarının kontrolünü ele geçirdi. Güçler ayrıca Etiyopya’nın Afar bölgesine doğru ilerlerken bir tarafta federal ordu, diğer tarafta ise federal hükümete bağlı Tigray Barış Gücü ile şiddetli çatışmalara girdi. Dimtsi Weyane radyosuna konuşan görgü tanıkları, TPLF güçlerinin Afar topraklarında ilerleyerek bazı ileri mevzileri kontrol altına aldığını bildirdi.

Etiyopya Başbakanı’nın Doğu Afrika ülkeleriyle ilişkilerden sorumlu danışmanı Getachew Reda ise X hesabından yaptığı açıklamada gelişmeleri ‘üzüntü ve keder verici’ olarak nitelendirdi. Reda, “Uluslararası toplum da dahil olmak üzere birçok kişinin Tigray’de yeni bir savaş turunun yaşanmasını önlemek için gösterdiği çabalara rağmen, TPLF liderliği çarşamba günü erken saatlerde Afar ve Amhara bölgelerindeki hükümet mevzilerine kapsamlı bir saldırı düzenlemeye karar verdi” ifadelerini kullandı.

Daha önce Tigray bölgesinin valiliğini yapan Reda, Tigray güçlerinin federal hükümetin kontrolündeki bazı havalimanlarını ele geçirdiğini ve bunun bölgeye yönelik ve bölgeden gerçekleştirilen uçuşların askıya alınmasına yol açtığını belirtti. Reda, TPLF’nin siyasi ve askeri liderliğinin izlediği yaklaşımın ‘eşi benzeri görülmemiş sorumsuzluk düzeylerine’ ulaştığının açıkça görüldüğünü savundu.

Addis Ababa’daki federal hükümet, Tigray ve Afar bölgelerindeki gelişmelere ilişkin henüz resmi bir açıklama yapmazken, Tigray yönetimi dün yaptığı açıklamada, federal ordunun iki bölge arasındaki sınır boyunca gerçekleştirdiğini öne sürdüğü ‘kapsamlı işgal ve saldırının’ ardından silahlı kuvvetlerine ‘savunma amaçlı çatışmaya’ girme emri verdiğini duyurdu.

Afrika Birliği’ne karşı artan gerginlik

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre TPLF, Afrika Birliği’ne (AfB) yönelik söylemini sertleştirerek AfB Komisyonu Başkanı’na, Pretoria Barış Anlaşması’nın uygulanma sürecini değerlendirmek üzere AfB’nin üst düzey komitesinin yeniden toplanması ve istikrarın güvence altına alınması amacıyla anlaşmanın güvenli şekilde uygulanması yönündeki tekrarlanan çağrılarını hatırlattı. Ancak bu çağrıların AfB Komisyonu tarafından dikkate alınmadığını belirten TPLF, anlaşmanın büyük ölçüde federal hükümetin iradesine bağlı kaldığını savundu.

TPLF’nin sert tepkisi, AfB Komisyonu Başkanı Mahmud Ali Yusuf’un kuzey Etiyopya’daki çatışmaların derhal azaltılması çağrısında bulunan bir açıklama yayımlamasının ardından geldi. Yusuf, Güney Tigray’ın bazı kesimleri ile Afar bölgesinde çatışmaların yoğunlaştığına ilişkin haberlerden ve durumun daha fazla istikrarsızlaşması tehdidi oluşturan yeni siyasi ve askeri ittifakların kurulmasına ilişkin son gelişmelerden duyduğu ‘derin endişeyi’ dile getirdi.

TPLF ise AfB’nin açıklamasının Addis Ababa’nın sunduğu anlatıyı desteklediğini savundu. TPLF, çarşamba günü yaşanan çatışmaların Addis Ababa’nın uzun süredir devam eden ihlallerinin sonucu olduğunu ve AfB’nin rolünü yerine getirmediğini belirtti.

Tigray İletişim İşleri Ofisi adına yayımlanan açıklamada, federal güçlerin Tigray sınırı boyunca geniş çaplı askeri yığınak yaptığı ve bölgenin batısındaki Şirerina bölgesine saldırı düzenlediği öne sürüldü. Açıklamada, insansız hava araçlarıyla (İHA) gerçekleştirilen gözetleme ve saldırılar ile hava bombardımanlarının sivillerin yaralanmasına ve maddi hasara yol açtığı, buna rağmen AfB’nin bu gelişmeleri kınamadığı veya eleştirmediği ifade edildi. Açıklamada, “AfB, Tigray’de Katolik Yardım Hizmetleri örgütüne ait insani yardım konvoyuna İHA’yla düzenlenen hava saldırısını dahi kınamadı” denildi. Söz konusu saldırı, ABD Dışişleri Bakanlığı da dahil olmak üzere çok sayıda tarafın tepkisini çekmişti. TPLF, federal hükümeti saldırıyı 23 Eylül’de başlatmakla suçlayarak son gelişmelerin temelinde, ‘federal güçlerin çarşamba sabahı, yoğun İHA saldırıları ile hava ve topçu bombardımanlarının ardından Afar bölgesi yakınlarındaki Güney Tigray’da güçlerimize ait mevzilere saldırması ve bunun Tigray güçlerini kendilerini savunmaya zorlaması’ olduğunu ileri sürdü.

Kaçınılmaz çatışmalar

Öte yandan Etiyopya uzmanı İskender Tavki, Tigray ve Afar bölgesinin bazı kesimlerinde yaşanan son çatışmalara ilişkin değerlendirmesinde, ilk kurşunu kimin sıktığından bağımsız olarak, Addis Ababa’daki merkezi hükümet ile muhalif taraflar arasındaki gerilimli ilişkilerin seyrinin, özellikle son haftalarda, askeri çatışmaya başvurulmasının kaçınılmaz hale geldiğine işaret ettiğini belirtti. Tavki, bu durumun özellikle pazartesi günü yedi muhalif gücün oluşturduğu birleşik askeri ittifakın ilan edilmesinin ardından belirginleştiğini ifade etti.

İskender, “Her iki durumda da çatışmaların yaşanması kaçınılmazdı. İttifak halindeki güçlerin, etkili ve dikkat çekici askeri operasyonlar düzenleyerek varlıklarını ve ittifaklarının işlevselliğini kanıtlamaları gerekiyordu. Federal ordunun ise sahadaki operasyonlarla askeri ittifaklara karşı koyma kapasitesini göstermesi gerekiyordu. Dolayısıyla İHA’larla düzenlenen hava saldırıları, ülkenin farklı bölgelerinden silahlı hareketleri bir araya getiren bu ittifaka doğrudan bir yanıt niteliğindeydi. Muhalif tarafın hava gücüne sahip olmaması nedeniyle kara harekâtı tek seçenekti” dedi.

Tavki, TPLF güçlerinin havalimanlarını kontrol altına alma girişiminin, Tigray yönetiminin karşı karşıya bulunduğu ekonomik ve askeri ablukayı kırmayı amaçladığına dikkat çekti. Özellikle yardım malzemeleri ve bazı ikmal araçlarının hava saldırılarında hedef alınmasının ardından Tigray güçlerinin, 2020-2022 savaşında olduğu gibi tamamen kuşatma altına girmemek için ikmal zincirlerini güvence altına alacak hava ulaşım koridorunu garanti altına almaya çalıştığını belirtti.

Anlaşmanın sonu

Etiyopyalı analist, çarşamba günü yaşanan sınırlı çatışmaları, özellikle federal ordunun Tigray bölgesindeki varlığının tamamen sona ermesinin ardından Pretoria Anlaşması’nın fiilen sonunu getiren gelişme olarak değerlendiriyor. Etiyopya ordusuna bağlı birliklerin bölgede yalnızca havalimanları gibi stratejik tesislerin de bulunduğu sınırlı noktalarda konuşlandığını belirten Tavki, TPLF’nin temel havalimanlarının kontrolünü ele geçirmesiyle düzenli ordunun bölgedeki varlığının tamamen sona erdiğini ifade etti.

Tavki, Pretoria Anlaşması’nın federal ordunun uluslararası sınırlarda (Eritre-Tigray sınırı ile Sudan-Tigray sınırı) ve havalimanları dahil stratejik olarak nitelendirilen bölgelerde konuşlanmasına izin verdiğine dikkat çekti. Ancak anlaşmanın imzalanmasından bu yana düzenli ordunun bölgedeki varlığının havalimanlarının güvenliğini sağlamakla sınırlı kaldığını, uluslararası sınırlarda, özellikle Eritre sınırında, konuşlanmadığını belirtti.

Tavki, Pretoria Anlaşması’nın yalnızca son askeri çatışmalar nedeniyle başarısızlığa uğramadığını, tarafların anlaşmayı etkisiz hale getirmeye yönelik bir süreç izlediğini ifade etti. Siyasi nedenlerle anlaşmanın bazı maddelerinin askıya alınmış durumda kaldığını belirten analist, bunlar arasında yerinden edilenlerin geri dönüşü, güçlerin yeniden konuşlandırılması ve TPLF’nin siyasi parti olarak tanınması gibi başlıkların bulunduğunu kaydetti. Analiste göre, Tigray savaşı sırasında hükümet kurumları tarafından cepheye yönelik uygulanan yasal yasak da yürürlükte kalmaya devam etti. Bu durum, cephenin bölgesel hükümetin görevine son vererek savaş öncesindeki düzene dönmesine yol açtı. Analist ayrıca Etiyopya Başbakanı’nın son Temsilciler Meclisi oturumunda yaptığı konuşmada Pretoria Anlaşması’nı, ‘şimdi hükümetinin yanında yer alan üç kişi tarafından imzalanmış bir düzenleme’ olarak nitelendirmesinin, Pretoria’da varılan yükümlülüklerden geri adım atılacağının açık bir göstergesi olduğunu belirtti. Buna göre tarafların her ikisinin de anlaşmanın uygulanamamasında ve yeniden çatışma sürecine dönülmesinde benzer ölçüde rol oynadığı ifade ediliyor.

İsyancı bölge

Öte yandan Etiyopya uzmanı ve iktidardaki Refah Partisi’nde faaliyet gösteren Tamang Horisa, Tigray ve Afar bölgelerinde son günlerde yaşanan çatışmaların, TPLF liderliğinin Pretoria Anlaşması’na yönelik yükümlülüklerinden vazgeçtiğini ve sahada oldubitti yaratmaya çalıştığını kesin biçimde ortaya koyduğunu savundu.

Horisa, havalimanlarının mevcut federal sistem içerisinde ulusal nitelikteki sivil tesisler olduğunu belirterek, bu tesislerin güç kullanılarak ele geçirilmesi ve meşruiyeti bulunmayan bir yönetimin egemenliği altına sokulmasının, Tigray bölgesinin tamamını devletin egemenliğine ve meşruiyetine karşı isyan eden bir bölge konumuna getirdiğini ileri sürdü. Düzenli ordu birliklerinin havalimanlarından kanlı çatışmalara girmeden çekilmesinin can kayıplarını önleme isteğinden kaynaklanmış olabileceğini belirten Horisa, sivil havalimanlarının kontrolünü ele geçirmenin askeri bir zafer olarak nitelendirilemeyeceğini, bunun Tigray’ı uçuruma sürükleyen unsurların yönünü kaybettiğinin göstergesi olduğunu ifade etti.

Horisa, son gelişmelerin, 2020-2022 yıllarında aynı adla yürütülen ilk operasyonun ardından 2. Hukukun Uygulanması Operasyonu’na başvurulmasını gündeme getirebileceğini öne sürdü. Tigray’da Addis Ababa’daki meşru otoriteye karşı bir isyan yaşandığını savunan Horisa, ikinci operasyonun bölgesel ve uluslararası mutabakatla gerçekleştirilmesi halinde daha geniş bir meşruiyet kazanabileceğini belirtti. Horisa, bu değerlendirmesine gerekçe olarak AfB’nin cephe liderliğinin aldığı kararları kınayan açıklamasını gösterirken, gelişmelerin cephe tarafından hükümeti devirmeyi amaçlayan oluşumlar ve silahlı milislerle ittifak kurulduğunun duyurulmasıyla aynı döneme denk geldiğine dikkat çekti. Ayrıca cephenin, Tismedo olarak adlandırılan süreç kapsamında Eritre yönetimiyle açıkladığı ittifaklara da işaret etti.

Birçok neden

Öte yandan önde gelen Etiyopyalı siyasetçi Ledetua Ayalu, kısa süre önce Hayatta Kalmak İçin Etiyopya Halk Güçleri İttifakı adı altında yedi siyasi ve askeri güç tarafından ilan edilen ittifakın, iktidarı askeri yöntemlerle devirmeyi amaçladığını daha önce ortaya koyduğunu belirterek, son gelişmelerin bu nedenle olası ve beklenebilir olduğunu ifade etti.

Ayalu, “Askeri seçeneği desteklemememe ve iktidara karşı barışçıl mücadeleye inanmama rağmen, bu ittifak iktidardaki partinin muhaliflerini askeri seçeneğe yönelten bir dizi politikasının sonucu olarak ortaya çıktı” dedi.

Ayalu, söz konusu yedi gücün ülkenin karşı karşıya olduğu temel meselelerin çoğunda birbirleriyle çelişen ve farklı görüşlere sahip olduğunu, ancak ortak bir rakibe karşı bir araya geldiklerini belirtti. Bu güçleri birleştiren tek unsurun iktidara karşı olmaları olduğunu savunan Ayalu, dolayısıyla bu sürecin ortaya çıkmasından öncelikle iktidarın sorumlu olduğunu ifade etti. Etiyopyalı siyasetçi, iktidarın izlediği politikaların demokrasi ve iktidarın barışçıl yollarla el değiştirmesinin bulunmamasının sonucu olarak ülkedeki yaklaşık beş bölgede iç savaş yaşandığını öne sürdü.

Elverişli bir bölgesel ortam

Ayalu, Tigray bölgesinin daha fazla çatışmaya sahne olabileceğini ve bunun nihayetinde kapsamlı bir savaşa dönüşebileceğini öngörüyor. Mevcut bölgesel ve uluslararası koşulların bu riski artırdığına dikkat çeken Ayalu, “Gelecek savaş daha şiddetli ve daha yıkıcı olabilir. Özellikle tarafların dahil olduğu bölgesel saflaşmalar bu durumu daha da ağırlaştırabilir” dedi.

Ayalu, kanlı bir savaştan kaçınmak için hâlâ fırsatlar bulunduğunu belirterek, iktidara ilişkin hesapların önüne ulusal çıkarların geçirilmesi ve son dönemde aynı adla yürütülen, ancak ortaklık ve ulusal uzlaşı koşullarının karşılanmadığı girişimler yerine gerçek bir ulusal diyalog çağrısı yapılması gerektiğini ifade etti.

Ayalu, kapsamlı bir savaşın yaşanması halinde bölgesel ve uluslararası ortamın etkileri konusunda da uyarıda bulundu. Kızıldeniz’deki gerilimlerin ve uluslararası toplumun daha acil krizlerle meşgul olmasının Tigray’da olası bir savaşın sonuçlarını ağırlaştırabileceğini belirtti. Bunun yanı sıra, Afrika Boynuzu’ndaki bazı ülkelerde Addis Ababa yönetimiyle hesaplaşma yönündeki eğilimlerin giderek güçlendiğini savunan Ayalu, özellikle Asmara ve Hartum yönetimlerine dikkat çekti. İki ülkenin Addis Ababa ile ilişkilerinin farklı nedenlerle kötüleştiğini belirten Ayalu, Asmara’nın Refah Partisi yönetiminin ülkenin egemenliğini hedef aldığını düşündüğünü, Hartum’un ise Addis Ababa’yı bölgesel güçlerin hedeflerine hizmet etmek amacıyla Sudan'daki iç savaşa müdahil olmakla suçladığını ifade etti.


Yeni Ari Aster filminde Scarlett Johansson'ın rol arkadaşı bulundu

Woody Allen'ın 2005 yapımı filmi Maç Sayısı'nda (Match Point) Scarlett Johansson, hırslı ama şansı yaver gitmeyen Amerikalı aktris Nola Rice rolündeydi (Paramount Pictures)
Woody Allen'ın 2005 yapımı filmi Maç Sayısı'nda (Match Point) Scarlett Johansson, hırslı ama şansı yaver gitmeyen Amerikalı aktris Nola Rice rolündeydi (Paramount Pictures)
TT

Yeni Ari Aster filminde Scarlett Johansson'ın rol arkadaşı bulundu

Woody Allen'ın 2005 yapımı filmi Maç Sayısı'nda (Match Point) Scarlett Johansson, hırslı ama şansı yaver gitmeyen Amerikalı aktris Nola Rice rolündeydi (Paramount Pictures)
Woody Allen'ın 2005 yapımı filmi Maç Sayısı'nda (Match Point) Scarlett Johansson, hırslı ama şansı yaver gitmeyen Amerikalı aktris Nola Rice rolündeydi (Paramount Pictures)

Ayin (Hereditary) ve Ritüel'le (Midsommar) tanınan yönetmen Ari Aster, yeni projesi Scapegoat için hazırlıklarını sürdürüyor. 

Deadline'ın özel haberine göre Jude Law, daha önce kadroya katıldığı açıklanan Scarlett Johansson'la başrolü paylaşmak üzere imza aşamasına geldi.

Aster'ın tüm projelerinde olduğu gibi bu filmin de konusuna dair detaylar gizli tutuluyor. 

Bir söylentiye göre hikayenin merkezinde, internette tanınan bir kişiyi ameliyat eden doktor var.

Başka söylentiler ise A24 yapımı filmin bilimkurgu türünde bir aşk hikayesi ya da Aster'ın önceki işlerine yakın bir drama olabileceği yönünde.

Frankenstein'la Oscar'a aday gösterilen Jacob Elordi'nin de filmde rol alacağı bildirilmişti.

Johansson'ın takvimine göre planlanan filmin çekimlerine bu yıl başlanması hedefleniyor. 

41 yaşındaki Johansson, Mike Flanagan'ın yeni Şeytan (The Exorcist) filminin çekimlerini tamamladı. Yıldız isim The Batman: Part II'de de rol alacak.

Ari Aster, 2018 yapımı Ayin ve 2019 tarihli Ritüel'le modern korku sinemasının en önemli isimlerinden biri haline gelmişti. 

Ardından 2023'te Korkuyorum (Beau is Afraid) ve geçen yıl prömiyerini Cannes Film Festivali'nde yapan Eddington'a imza atmıştı.

Jude Law, son dönemde Yıldız Savaşları (Star Wars) evreninde geçen Skeleton Crew'da ve Netflix'in Emmy adayı gerilim dizisi Black Rabbit'te rol almıştı.

53 yaşındaki oyuncu, Olivier Assayas'nın Venedik Film Festivali'nde gösterilen filmi The Wizard of the Kremlin'de de Rusya lideri Vladimir Putin'i canlandırmıştı.

Law, Andrew Garfield'la başrolü paylaştığı Apple dizisi Wild Things'te Las Vegas gösterileriyle tanınan illüzyonist Siegfried'i canlandıracak. Oyuncu, Nancy Meyers'ın yeni filminin çekimlerini de tamamladı.

Independent Türkçe, Deadline, Bloody Disgusting


Dolly Parton ölüm döşeğinde sadece bir kişinin yanına gelmesine izin vermiş

Dolly Parton'ın ölüm döşeğindeyken kendisini sadece bir kişinin ziyaret etmesine izin verdiği bildirildi (AFP)
Dolly Parton'ın ölüm döşeğindeyken kendisini sadece bir kişinin ziyaret etmesine izin verdiği bildirildi (AFP)
TT

Dolly Parton ölüm döşeğinde sadece bir kişinin yanına gelmesine izin vermiş

Dolly Parton'ın ölüm döşeğindeyken kendisini sadece bir kişinin ziyaret etmesine izin verdiği bildirildi (AFP)
Dolly Parton'ın ölüm döşeğindeyken kendisini sadece bir kişinin ziyaret etmesine izin verdiği bildirildi (AFP)

Dolly Parton'ın ölüm döşeğindeyken kendisini sadece bir kişinin görmesine izin verdiği bildirildi.

TMZ'ye konuşan kaynaklara göre, ağustosta 80 yaşında hayatını kaybeden ve 9 to 5'la tanınan şarkıcı, sevdiklerinin kendisini güçten düşmüş haliyle hatırlamasını istemediği için ölüm döşeğinde, uzun süredir birlikte çalıştığı makyaj ve peruk sanatçısı Cheryl Riddle dışında kimsenin kendisini görmesini istememiş.

Yayın kuruluşu, Parton'ın cenazesinde tabutun açık olmasını ve vefatından sonra kendisini Riddle'ın hazırlamasını istediğini de bildirdi.

The Independent cevap hakkı için Parton'ın miras temsilcileriyle temasa geçti.

Kariyeri boyunca göz alıcı makyajı ve imzası niteliğindeki peroksitle açılmış sarı peruklarıyla tanınan Parton'ın, her gece tamamen makyajlı halde uyuduğu biliniyordu.

Parton, 2023'te yayımlanan kitabı Behind the Seams: My Life in Rhinestone'da, acil durumlarda evden çıkmaya hazır olmak için 1980'lerden beri makyajıyla uyuduğunu anlatıyordu.

Şarkıcı, "Günde bir kez temizlediğiniz sürece bunu ne zaman yaptığınızın önemi yok" diye yazmıştı. 

Uyandıktan sonra tüm o küçük rutinlerimi yapıyorum, sonra yeniden başlıyorum ve her gün dışarı çıkıp gün boyu güzel görünüyorum.

Behind the Seams'te Parton, makyajı çocukken sevmeye başladığını anlatmıştı. Tarlalarda gördüğü şekerciboyası ve diğer bitkilerden makyaj malzemesi yaratmanın yollarını bulurmuş.

Kitabında, "Kaşlarımı ve yüzümdeki beni çizmek için annemin eski mutfak kibritlerini çakardım" demişti. 

Hâlâ kendimi farklı renkler üretmek için farklı makyaj malzemelerini karıştırıp eşleştirirken buluyorum.

dfrgthy
Parton'ın, uzun süredir birlikte çalıştığı makyözü Cheryl Riddle dışında kimsenin kendisini güçten düşmüş haliyle görmesini istemediği bildirildi (AFP)

Parton'un tarzı, hiçbir müzisyenin taklit edemediği, kendine özgü ve kolay tanınan bir marka haline geldi. Bildirildiği üzere hayatını kaybettiğinde Parton'ın, Riddle'ın yönetiminde 350'den fazla peruktan oluşan bir koleksiyonu vardı. Ayrıca 2 bin çiftten fazla ayakkabısı ve payetli sahne kıyafetlerini içeren yaklaşık 4 bin 600 metrekarelik bir arşivi vardı.

Parton'la 40 yıldan uzun süre çalışan Riddle, 2020 yapımı A Holly Dolly Christmas ve 1990 tarihli Dolly Parton: Christmas at Home gibi Parton'ın Noel filmlerinin de aralarında bulunduğu çeşitli sinema projelerinde onun saç stilistliğini üstlendi ve ismi ekip arasında yer aldı.

Parton, ölümünden 5 gün önce "böbrek ve otoimmün sorunlar" nedeniyle Nashville'deki Vanderbilt Üniversitesi Tıp Merkezi'ne kaldırılmıştı. Daha sonra "kanserle kısa süreli bir mücadelenin" ardından hayatını kaybettiği açıklanmıştı. Kanser türü ise kamuoyuyla paylaşılmadı.

Parton, Nashville'deki Woodlawn Anıt Parkı ve Mozolesi'nde toprağa verildi. Mart 2025'te vefat eden 60 yıllık eşi Carl Dean'in yanına gömüldü.

Independent Türkçe