Rüstem Mahmud
Böyle ifade edilebilirse, Lübnan'daki “siyasi Şiilik” şu anda, birkaç ay öncesine kadar Suriye'deki “siyasi Kürtçülüğün” bulunduğu konumda. Bu topluluğu temsil eden elitler ve siyasi örgütler, bölgesel siyasi sahnedeki radikal değişimleri hissediyorlar, bunların iç koşullar ile Şii topluluğunun ülkenin siyasi yapısı ve düzenlemeleri içindeki yerine olan etkisinin farkındalar. Ancak, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) tarafından temsil edilen Suriyeli Kürtlerin aksine, Lübnan siyasi Şiiliği, etrafındaki dönüşümlerin büyüklüğüne karşılık veren programlar ve stratejiler benimsemekte zorlanıyor, mevcut olayları geçmişin merceğinden yorumlamakta ve buna göre ve geçmişin araçlarıyla hareket etmeye devam etmekte ısrar ediyor.
Yakın zamana kadar Suriyeli Kürtler, istisnai bir askeri, siyasi ve idari güce sahiptiler, açık uluslararası destekle güçlendirilmiş bu güç sayesinde geniş ekonomik kaynakları ve geniş coğrafi alanları kontrol ediyorlardı. Bütün bunlar, Suriye'deki siyasi ortamda onlara özel bir konum sağladı. Bu, Kürt güçlerinin terörizmle mücadelede etkili bir güç olarak sınıflandırıldığı Suriye savaşının doğasından kaynaklanıyordu. Bunun sonucunda, özel bir uluslararası koruma elde ettiler ve bu da onlara istisnai bir konuma sahip olma ve Suriye'deki geleneksel iç dengeleri aşan bir otorite üretme imkanı sağladı.
Bu hem prensip hem de mekanizma açısından, son on yıllarda Lübnan'daki siyasi Şiiliğin başına gelenlerin bir mikrokozmosuydu. İkincisi de belirli bir siyasi bağlamdan “İsrail'e karşı direniş”ten doğdu, buna bir de açık bölgesel destek eklendi. Bu, Lübnan'daki demografik dengeleri ve geleneksel siyasi normları aşan siyasi, güvenlik, sembolik ve hatta ekonomik bir hegemonyanın önünü açtı.
Gelgelelim, tıpkı Suriye'deki istisnanın Esed rejiminin devrilmesi ve uluslararası koalisyon güçlerinin Suriye'den çekilmesinin ardından terörle mücadele çabalarının çözülmesiyle sona ermesi ve Suriyeli Kürtleri tüm sert dönüşümleriyle birlikte saf siyasi gerçekçiliğe geri dönmeye zorlaması gibi, Lübnan'daki istisna da bir yok olma evresinde gibi görünüyor. Ne İsrail'e karşı direniş ana argümanı artık ikna edici, gerçek veya mantıklı görünüyor, ne de bölgesel destekçi birkaç ay öncesine kadarki pozisyonunu koruyor.
Suriye Kürtleri dosyasında, SDG Lideri General Mazlum Abdi, o çok önemli kararı alacak kişiydi. Abdi, güçlerinin doğduğu sosyal ve siyasi ortam için felaketle sonuçlanacak, Suriye içiyle maliyetli bir çatışmaya girmekle milliyetçi ideolojinin, “büyük zaferler” söyleminin gerekliliklerini karşılamayan araçlar ve bağlamlar aracılığıyla bile olsa, bu ortamı koruyup ulusal sahneye entegre etme olasılığı arasında bir seçim yapmak zorundaydı. Siyasi ve askeri örgütünün bazı bölgesel müttefiklerini/drstekçilerini (Kürdistan İşçi Partisi'nin (PKK) askeri liderliği) karşısına alması gerekse bile Abdi açıkça ikinci seçeneği tercih etti.
Yarım yüzyıl boyunca Lübnan Şii topluluğunun en önde gelen siyasi liderlerinden biri olan Berri, ona son derece hassas ve zor dönemlerde liderlik etti
Abdi'nin yeni stratejisi siyasi gerçekçilik ve geldiği sosyal tabana karşı ahlaki sorumluluk duygusunun bir karışımıydı. Yine de bu dosyanın yönetiminin tüm yükünü omuzladı ve bunun hem mevcut hem de yakın gelecekteki askeri ve siyasi kariyerine verebileceği potansiyel zararların tamamen farkındaydı. Ama uzak gelecek, nihayetinde vizyonunun doğru olduğunu kanıtlayacaktır.
Lübnanlı Şii Emel Hareketi'nin tecrübeli lideri ve Meclis Başkanı Nebih Berri, çok benzer iki seçenekle karşı karşıya gibi görünüyor.
Yarım yüzyıl boyunca Lübnan Şii topluluğunun en önde gelen siyasi liderlerinden biri olan Berri, siyasi ömrünün sonbaharına kadar savaşlar ve siyasi çatışmalar da dahil olmak üzere son derece hassas ve çalkantılı dönemlerde bu topluluğa liderlik etti. Bugün, sahip olduğu statü, tarihi ve mevcut konumu göz önüne alındığında, iki istisnai siyasi seçenekten birini seçmek zorunda görünüyor.
Birinci seçenek, Şii topluluğunu mevcut durumun son derece gerçekçi bir gözden geçirmesine ve değerlendirmesine yönlendirmesidir. Bundan sonra Lübnan Şii siyasi gücünü mevcut çıkmazdan “kurtarmak” ve önceki olağanüstü koşullar dönemindekinden daha sağlıklı, daha dengeli ve daha gerçekçi koşullar altında Lübnan siyasi coğrafyasında yeniden konumlandırmak için büyük olasılıkla bölgesel müttefiklerle çelişecek, on yıllardır desteklenen bencil sloganlar ve özlemlerle örtüşmeyecek bir strateji ve bir dizi dönüşüm benimsemelidir. Şarku’l Avsat’ın al Majalla'dan aktardığı analize göre bunu yaparken, popülaritesinin bir kısmını kaybetme, mezhepçi görüşlere ve söylemlere sahip tarafların ciddi eleştirilerini göğüslemeye hazır olmalıdır. İkinci seçenek, en azından siyasi olarak mevcut inatlaşma ve diretme sürecini örtbas etmeye devam etmek ve böylece Şii topluluğunu, siyasi temsilcilerini nesnel gerçekler karşısında daha fazla öz çıkmaza doğru itmektir.
Mazlum Abdi gibi, Başkan Berri'nin de ne siyasi meşruiyeti ne halk desteği ne de tarihsel deneyimi eksiktir. Lübnan'ın kendisi, Şii topluluğunun kırılgan siyasi konumundan ulusal doku içinde daha geniş ve kapsamlı alanlara geçmesi için güvenli bir geçiş yolu sağlayabilir. Ancak, sadece bölgesel hamisi bu konuda daha katı ve herhangi bir dönüşümün gerçekleşmesi durumunda bunu engellemeye daha yatkın görünüyor. PKK ile Suriye Kürtleri arasındaki ilişki ve genel olarak Kürt sorunu son derece öznel, iç içe geçmiş ve her türlü sorumlulukla dolu. Buna karşılık, İran bölgesel uzantılarını açıkça işlevsel bir şekilde, sadece ulusal güvenlik stratejisinin bileşenleri ve dayanakları olarak kullanıyor.
*"Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir."





