Son günlerde Suriye’de güvenlik olaylarında belirgin bir artış yaşanırken, saldırılar farklı şekillerde ortaya çıktı. Son olarak Humus kırsalındaki Masyaf Köprüsü’nde elektrik şirketi çalışanlarını taşıyan bir otobüs hedef alındı ve olayda ölenler ve yaralananlar oldu. Bunun yanı sıra Şam kırsalındaki Tişrin Termik Santrali’ni besleyen doğal gaz hattında meydana gelen patlama, üç elektrik üretim santralinin devre dışı kalmasına yol açarken, etkileri içme suyu şebekelerine de yansıdı. Bundan iki gün önce ülkenin doğusundaki bir doğal gaz hattında patlama meydana gelmiş, ayrıca Dera kırsalındaki es-Sanameyn kentinde Savunma Bakanlığı’nda görevli bir subaya yönelik suikast girişimi düzenlenmişti.
Bu olaylarda dikkat çeken nokta, aralarındaki zaman aralığının oldukça kısa olması. Önceki olaylarda ise saldırılar arasında görece uzun süreler bulunuyordu. Yeni olaylar aynı zamanda hassas bir döneme denk geldi. Suriye yönetimi artan ekonomik baskılarla karşı karşıya bulunurken, ülkede istikrar ve güvenliği sağlamaya, yeniden imar için yatırımları çekmeye çalışıyor. Bunun yanı sıra, Hürmüz Boğazı’ndaki deniz trafiğinin ABD ile İran arasındaki çatışmadan etkilenmesiyle birlikte Suriye’yi Arap ülkelerinden Türkiye üzerinden Avrupa’ya uzanan enerji hatlarını birbirine bağlayan stratejik bir koridora dönüştürme hedefi de bulunuyor.
Suriyeli bir güvenlik kaynağı ülkedeki mevcut güvenlik durumuna ilişkin şimdilik yorum yapmayı tercih etmezken, Şarku’l Avsat, Suriye’de yönetimi zayıflatma ve kaos yaratma girişimlerinden kimlerin fayda sağlayabileceğine ilişkin iki uzmanın görüşlerine başvurdu.
Mevcut güvenlik durumunu değerlendiren Suriyeli stratejik güvenlik ve askeri uzman İsmet el-Absi, “Münferit olaylarla değil, kasıtlı bir sabotaj eylemleri modeliyle karşı karşıyayız” dedi. El-Absi, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, söz konusu olayların yalnızca bir hafta içinde meydana gelmesinin ‘tesadüf veya rastlantısal bir birikim olmadığını; hayati altyapıyı hedef almayı ve devletin vatandaşlarının en temel haklarını korumaktan aciz olduğu görüntüsünü vermeyi amaçlayan sistematik bir kampanya’ olduğunu ifade etti.
El-Absi, bu olayların ardındaki amacın ‘psikolojik’ olmasının muhtemel olduğunu belirterek, bunun Suriye’de güvenli bir yer olmadığı algısını yerleştirmeyi ve yeni devletin henüz büyük kent merkezlerinin dışındaki bölgelerde fiili kontrolü sağlayamadığı düşüncesini güçlendirmeyi amaçladığını söyledi.
Fayda sağlayanlar

El-Absi, DEAŞ’ın uyuyan hücrelerinin, yeni Suriye hükümetinin güvenlik alanındaki başarısızlığını ortaya koymaktan doğrudan çıkar sağladığını belirtti. Bunun örgütün gizli yapılanmasını yeniden kurma ve yeni militanlar devşirme çabalarının bir parçası olduğunu ifade etti. Eski rejimin kalıntıları ile bunlara bağlı mali ve askeri ağların da ülkenin hesap verebilirliği sağlayabilecek güçlü bir devletin kurulmasını engellemek amacıyla istikrarsızlık sarmalının sürdürülmesinden büyük çıkar sağladığını söyledi. El-Absi, bu grupların kritik tesislerin konumları ve eski güvenlik mekanizmalarının işleyişi hakkında derin bilgiye ve yıllarca süren yolsuzluk faaliyetlerinden elde edilmiş önemli mali kaynaklara sahip olduğunu belirtti. Bu grupların amaçlarına ulaşmak için küçük silahlı hücreler oluşturmak, altyapıyı hedef alan sabotaj eylemleri düzenlemek ve geçiş sürecinde rol alan ya da Esed rejimiyle bağlantılı ağların peşine düşen subaylara yönelik hedefli suikastlar düzenlemek gibi çeşitli yöntemlere başvurduğunu kaydetti.
El-Absi, Suriye’nin güvenlik açısından bölünmüş ve askerî açıdan zayıf kalmasından çıkar sağlayan taraflar arasında İsrail’in de bulunduğunu belirtti. İran’ın ise gerçekte önceki nüfuzunu kaybettiğini, ancak özellikle Suriye’nin sahil bölgelerinde etkili ağlarını hâlâ koruduğunu ifade etti.
El-Absi, söz konusu tarafların her birinin Suriye’nin tamamen istikrara kavuşmamasından çıkar sağladığını belirterek, “Birleşik ve güçlü bir Suriye, dışarıdan gelen dayatmaları reddetme konusunda daha güçlü olacaktır” dedi.
El-Absi, bunlara ek olarak, hukuk ve düzenin çöküşünden ekonomik olarak fayda sağlayan silah ve uyuşturucu kaçakçılarının da bulunduğunu söyledi. Zayıf bir ordu ve çökmüş güvenlik yapısının Türkiye, Irak, Ürdün ve Lübnan sınırları üzerinden gerçekleştirilen kaçakçılık güzergâhlarının açık kalması anlamına geldiğini belirten el-Absi, bunun da söz konusu grupların kazançlarını sürdürmesine imkân sağladığını ifade etti.
El-Absi, “Sorumlu olan tek bir taraf yok; güvenlik alanındaki kaosu doğrudan kazanca dönüştüren, çıkarları kesişen bir çıkarlar ağı söz konusu” dedi.
Çözüm... 5 eş zamanlı adım
El-Absi’ye göre Suriye makamlarının mevcut durumun üstesinden gelebilmesi için birbirini izleyen değil, eş zamanlı yürütülmesi gereken beş alanda ilerleme kaydetmesi gerekiyor. El-Absi, siyasi, ekonomik ve kurumsal çözümden bağımsız bir güvenlik çözümünün mümkün olmadığını vurguladı. “Bu alanların ilki, silahların devletin kontrolünde toplanması sürecinin tamamlanması” diyen el-Absi, ‘bunun temel bir şart’ olduğunu belirtti. İkinci alanın ise ‘etkin ve temiz bir istihbarat teşkilatının oluşturulması’ olduğunu söyleyen El-Absi, “Suriye’nin mevcut sorunu güvenlik kurumlarının yokluğu değil, bunların dağınık olması ve aralarındaki koordinasyonun zayıflığıdır” dedi. Üçüncü alanın ise ‘şiddeti besleyen ekonomik krizin ele alınması’ olduğunu ifade eden el-Absi, “Güvenliği ekonomiden ayrı düşünmek mümkün değil. Kişi başına düşen ortalama gelir yoksulluk sınırının altında olduğunda ve bazı illerde işsizlik yüzde 40’ın üzerine çıktığında, gençlerin silahlı hücrelere veya organize suç çetelerine katılması onlar açısından basit bir hesap meselesine dönüşüyor” değerlendirmesinde bulundu.
El-Absi, hükümetin daha iyi bir alternatif sunabilmesi için üç adım atabileceğini belirterek bunları ‘marjinalleştirilmiş bölgelerde küçük ve orta ölçekli projeleri yeniden faaliyete geçirmek, kamu yararına çalışma programları aracılığıyla geçici istihdam imkânları sağlamak ve ekonomik ve kültürel boşluk nedeniyle radikal fikirlerin yayıldığı kırsal bölgelere temel hizmetlerin ulaştırılmasını güvence altına almak’ şeklinde sıraladı. El-Absi, “Umuda yatırım yapmak, hapishanelere yatırım yapmaktan çok daha ucuzdur” ifadesini kullandı.
Dördüncü alanın ise ‘herkesi kapsayan kapsamlı bir ulusal diyalog’ olduğunu belirten el-Absi, Esed’in devrilmesinin ardından ortaya çıkan siyasi boşluğun çelişkili yorumlara alan açtığını söyledi. Her mezhep ve bölgenin gelişmeleri kendi korkuları üzerinden değerlendirdiğini belirten el-Absi, Dürzilerin merkezi yönetimin hâkimiyetinden, Alevilerin Mart 2025’te sahil bölgesinde yaşanan olayların tekrarlanmasından endişe ettiğini, Sünnilerin herhangi bir kişisel yönetim biçiminin geri dönmeyeceğine dair güvence istediğini, Kürtlerin ise ülkenin kuzeydoğusunda elde ettikleri idari kazanımları korumaya çalıştığını ifade etti. El-Absi, “Bu çeşitlilik bir zayıflık değil, ancak kurumsal bir çerçeveye ihtiyaç duyuyor. Yeni anayasa, yürütme organının belirlediği kapalı bir listeyle değil, tüm bileşenlerin gerçek temsilcilerini içeren seçilmiş bir kurucu meclis aracılığıyla hazırlanmalı. Valiliklere açık mali yetkiler tanıyan gerçek anlamda bir idari ademi merkeziyetçilik, kimlik kaynaklı kaygıları ülkenin yeniden inşasına katılıma dönüştürmenin tek yoludur” dedi.

El-Absi, beşinci alanın ise ‘halkla şeffaf iletişim’ olduğunu düşünüyor. Bu alana ilişkin olarak resmi makamların patlamalar ve suikastlar konusunda sessiz kalmasının komplo teorilerini ve korkuyu beslediğini belirten el-Absi, “Suriye halkı, rahatsız edici olsa bile gerçeği bilme hakkına sahip. Eğer 21 Eylül’de Halep’in güney kırsalındaki Ayis’te meydana gelen mühimmat deposu patlaması mühimmatın kötü depolanmasından kaynaklandıysa bunu söyleyin. Eğer içeride bir güvenlik sızması olduğuna dair şüpheler varsa, attığınız adımları açıklayın. Güven, güvenlik alanındaki başarıları öne çıkaran büyük duyurularla değil, şeffaflıkla inşa edilir. Hükümet medyasının da köklü bir dönüşüme ihtiyacı var. Propaganda değil, önce bilgiyi sunan ve kamuoyunun performansı değerlendirmesine imkân tanıyan profesyonel bir medya anlayışı gerek” dedi.
El-Absi, “Suriye’nin yeniden inşa edilmek için tarihi bir fırsatı var, ancak bu fırsat kalıcı değil” değerlendirmesinde bulundu. Yukarıda sıralanan beş alanda somut ilerleme sağlanmadan geçen her haftanın, iç ve dış rakiplere faaliyet göstermek için daha fazla alan açtığını belirten el-Absi, ihtiyaç duyulanın kusursuzluk değil, ‘ivme’ olduğunu söyledi. El-Absi, bunun hızlı ve ölçülebilir kararlar alınması, yıllar değil aylar içinde halkın görebileceği somut sonuçlar ortaya konulması ve meşruiyetin sloganlarla değil, eylemlerle kazanıldığını bilen bir liderlik anlayışının oluşturulması anlamına geldiğini ifade etti.
Hassas ve hızlı işlem
Öte yandan Suriyeli güvenlik araştırmacısı Ziya Kaddur Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, yeni Suriye’nin çok sayıda ve farklı nitelikte güvenlik sorunuyla karşı karşıya olduğunu belirtti.
Kaddur da el-Absi’nin değerlendirmesine paralel olarak bu durumun ele alınmasında hızla hareket edilmesi gerektiğini söyledi. Kaddur, “Bu sorunların aynı anda ortaya çıkması durumu daha karmaşık hale getiriyor. Bu da daha hassas ve daha hızlı bir müdahaleyi gerektiriyor” dedi.
Kaddur, son günlerde meydana gelen güvenlik olaylarının birbiriyle bağlantılı olmayabileceğini, ancak bağlantılı olma ihtimalinin de bulunduğunu ifade etti. Bununla birlikte Suriye’nin hassas bir dönemden geçtiğini belirten Kaddur, Suriye’nin yaptırım ve terör listelerinden çıkarıldığını, DEAŞ tehdidinin yanı sıra Hizbullah ve Irak’taki İran destekli milislerle gergin ilişkilerin bulunduğunu söyledi. Tüm bunların ülkedeki durumu etkilediğini belirten Kaddur, silahların kontrolsüz biçimde yayılması ve ülkede yaşanan siyasi değişiklikleri reddeden kesimlerin varlığının da tabloyu daha karmaşık hale getirdiğini ifade etti.
Kaddur, “Bu faktörlerin birbirinden ayrı göründüğü doğru, ancak hepsi bir araya geldiğinde temel olarak hükümeti zayıflatmak ve istikrar ile güvenliği sağlama çabalarını başarısızlığa uğratmak gibi ortak bir hedef doğrultusunda hareket ediyor” dedi.

