Enes bin Faysal el-Hacci
ABD’de dizel rafinaj kârları tüm zamanların en yüksek seviyesine çıkarken, Rusya’nın dizel ihracatının tamamen durduğu bir dönemde ABD’nin dizel ihracatı da rekor seviyelere ulaştı.
Bu gelişme, ABD üretiminin rekor seviyelere yaklaşması, New Mexico eyaletindeki Permian Havzası’nın batı kesimindeki üretimin tarihi zirvesine ulaşması ve ABD Stratejik Petrol Rezervi’nin kaydedilen en düşük seviyeye gerilemesiyle eş zamanlı gerçekleşti.
Bu çerçevede G7 ülkeleri, başta dizel olmak üzere bir kısmı işlenmiş petrol ürünlerinden oluşmak üzere stratejik rezervlerden 100 milyon varil çekilmesi konusunda anlaştı.
G7 ülkeleri, ABD’nin baskısı üzerine dizel ve petrol rezervlerini serbest bırakmayı kabul etti
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre G7 ülkeleri geçtiğimiz cuma günü, Arap Körfezi, Kızıldeniz ve Karadeniz’i kapsayan ‘Üç Deniz Krizi’ ile bağlantılı fiyat artışlarını yatıştırmayı hedefleyen ABD baskılarının ardından, ticari rezervlerden 100 milyon varil dizel ve ham petrol serbest bırakma konusunda uzlaştı.
Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) koordinesinde yürütülecek olan bu tahliye derhal başlayacak ve dört ay sürecek. Trump, Almanya ve Fransa’dan rezervlerini kullanmalarını istemiş, aksi takdirde ABD’nin dizel ihracat kısıtlamasıyla karşı karşıya kalacakları uyarısında bulunmuştu.
Ancak bu kararın piyasalardaki etkisi, birkaç temel nedenden ötürü oldukça sınırlı:
Birincisi; bu miktarların krizin başında çekilmesi gerekiyordu, ancak Avrupalı ülkelerin bunu yapmadığı, yükü ABD ve Japonya’nın üzerine bıraktığı anlaşıldı. Başka bir ifadeyle bu miktarlar, geçtiğimiz mart ayında duyurulan 400 milyon varile ek bir miktar niteliği taşımıyor.
İkincisi; rezerv çekimi isteğe bağlı olup bağlayıcı bir nitelik taşımıyor.
Üçüncüsü; bu miktarların tamamı çekilse dahi, haftalık bazdaki hacmi oldukça sınırlı kalacağı için fiyatlar üzerindeki etkisi zayıf olacak.
Dördüncüsü; tamamı piyasaya sürülse bile bu miktar, Pekin’in bu ekim ayında ihracatı durdurma kararının ardından Çin petrol ürünlerinde yaşanan kayıp ile Rusya’nın dizel ihracat yasağını aynı ayın sonuna kadar uzattığını açıklamasının yarattığı açığı kapatmaya ancak yetmekte.
Beşincisi; ABD Stratejik Petrol Rezervi’nden yapılan çekimlerde yaşanan keskin düşüşün ardından, şirketlerin bu miktarları hükümetlerden satın mı alacağı yoksa ödünç mü alacağı henüz netlik kazanmış değil.
ABD’nin Venezuela’dan petrol ithalatı günlük 700 bin varili aştı
Tarihsel olarak Venezuela petrolünün büyük kısmı üç ülkeye gitmekteydi: ABD, Çin ve Hindistan. Trump’ın ilk başkanlık döneminde 2018 yılında uygulanan ABD yaptırımlarının ardından bu akışın çoğu Çin ve Hindistan’a kaydı. Başkan Biden’ın Chevron şirketine muafiyet tanımasıyla petrol yeniden ABD’ye akmaya başladı. Ancak ABD’nin geçen 3 Ocak’ta düzenlenen özel bir operasyonla Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’yu tutuklaması üzerine bu sevkiyatlar durdu. Yaptırımların askıya alınmasının ardından ise ihracat, özellikle de ABD yönlü olmak üzere, keskin bir artış gösterdi.
Venezuela ihracatındaki bu artışın petrol piyasalarındaki etkileri, son aylarda ve gelecekte -gecikmeler olabileceği varsayılsa dahi- oldukça büyük. Bu artış, ABD ticaret savaşları, enerji hakimiyeti ve yapay zekâ hakimiyeti denkleminin bir parçası olarak değerlendirilmekte. Tarihsel verilere bakıldığında şu hususlar netleşiyor:
Birincisi; Venezuela ham petrol ihracatını artırma fırsatları, özellikle de mevcut seviyelerin üç katından fazla olan eski düzeylerine dönmesi halinde son derece yüksek.
İkincisi; ABD yaptırımlarından en çok zarar gören ülkeler İspanya, Hindistan ve bazı Güney Amerika ülkeleri.
Üçüncüsü; Hürmüz krizinden bu yana Venezuela petrol ihracatındaki artıştan faydalanan ülkeler ABD, Hindistan ve İspanya olurken, Venezuela petrolünü kaybeden ülke Çin.
Dördüncüsü; ABD’nin Venezuela’dan yaptığı petrol ithalatındaki artış, başta Irak olmak üzere diğer ülkelerden yapılan ithalatın pahasına gerçekleşti; gelecekteki olası artışlar ise Kanada petrolünün pahasına olacak.
Çin artık Venezuela petrolü alamamakta ve onun yerini ana ithalatçı olarak ABD almış durumda. Olayların kronolojisine bakıldığında bir başka detay daha ortaya çıkıyor: ABD, Meksika Körfezi’nde Venezuela ham petrolü stokladı ve Hürmüz’ün kapatılmasının ardından Irak’tan yapılan ithalatın yerini bu ham petrol ile doldurdu. ABD rafinerileri açısından bakıldığında, fiili farklılıklarına rağmen Venezuela ve Irak petrolleri birbirinin ikamesi işlevini görüyor. Dolayısıyla bunun etkisi şimdiden görülmüştür; Venezuela ham petrolü olmasaydı ABD, Hürmüz krizinden daha fazla zarar görecekti ve bu petrol, Irak ham petrolünün yokluğunun yarattığı etkiyi hafifletmiştir.
Geleceğe gelince; veri kayıtları tek bir şeyi gösteriyor: Kanada’dan yapılan ithalat artışı Venezuela ham petrolünün pahasına gerçekleşmiştir ve aralarındaki ters korelasyon açıktır. Kanada’dan yapılan ithalat ne zaman yükselse, Venezuela’dan yapılan ithalat düşmektedir. Ham petrol kalitelerinin farklılığı nedeniyle bunun gerçekleşemeyeceğini söyleyenler aynı anda hem haklı hem de haksızdır; teknik açıdan iki petrolün kalitesi birebir aynı değildir ancak rafinaj açısından bakıldığında küçük bir ayarlama onları birbirinin ikamesi haline getirmeye yetmektedir.
Rusya’nın LNG ihracatı eylül ayında rekor seviyeye yükseldi
Hürmüz krizi Rusya’ya büyük ölçüde yaradı. Ukrayna saldırıları nedeniyle bir miktar üretim kaybı yaşamış olsa da, yükselen fiyatlar üretim ve ihracattaki düşüşten kaynaklanan kayıpları telafi etti. Sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) tarafında ise Rusya yalnızca fiyat artışlarından yararlanmakla kalmadı; aynı zamanda Kuzey Deniz Yolu üzerinden Çin’e yapılan sevkiyatları ve miktarları da artırdı. Rusya’nın LNG ihracatı eylül ayında rekor kırmakla kalmayıp, Çin’e yapılan kargolar da tarihi zirvesine ulaştı; Avrupa’ya yapılan ihracat ise aylık bazda yüzde 44 oranında artış gösterdi. Bu durum iki net göstergeye işaret ediyor: İlki; Çin yönlü artışın, ABD yaptırımlarına tabi olan Arctic LNG 2 projesindeki hareketliliğin yükselmesinden kaynaklanmasıdır. Bu durum, yaptırımlara rağmen Rusya’nın bu tür projelere devam etme kararlılığını göstermektedir. Tüm bu ihracatın Çin’e gitmiş olması, ABD’nin bu akışı engelleyemediği anlamına gelmektedir. İkincisi; Avrupa’ya yapılan artışın, yaptırıma tabi olmayan tek tesis konumundaki Yamal LNG Tesisi’nden kargoların bu bölgeye yönlendirilmesinden kaynaklanmasıdır. Avrupa’nın Rus gazına olan bu bağımlılığı AB’nin Rus gazı ithalat yasağını uygulamayı büyük olasılıkla erteleyeceğini göstermektedir. Başka bir deyişle, yasak kararı bir gün uygulanana kadar kâğıt üzerinde kalmaya devam edecektir.
Özetle; ne dizel krizinden ne de gaz krizinden bir çıkış yolu bulunmaktadır. Üç Deniz Krizi varlığını sürdürdüğü sürece, dizel ve gaz krizleri de devam edecektir.





