Tahran ile Washington’ın müzakerelere yeniden başlamak için öne sürdükleri şartlar arasındaki farklılık giderek artarken, savaşın sona erdirilmesine yönelik olasılıklar da şimdilik uzak görünüyor. İran, Hürmüz Boğazı’nın 7 gün içinde yeniden açılmasını ve savaşın sona erdirilmesini öngören teklifine ABD’nin verdiği yanıtı incelemeyi sürdürdüğünü açıkladı. Diplomatik çabalar, müzakerelerin yeniden başlatılmasına ilişkin şartlarda yaşanan anlaşmazlık nedeniyle tıkanırken, özellikle Washington’ın İran’ın nükleer meselesinin daha sonraki bir aşamada değil, en başından itibaren ele alınması konusundaki ısrarı öne çıkıyor.
İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi dün düzenlediği basın toplantısında, ülkesinin ABD’nin yanıtını incelemeyi sürdürdüğünü ve değerlendirme tamamlandıktan sonra Tahran’ın tutumunun arabulucular aracılığıyla Washington’a iletileceğini belirtti. Bekayi, ayrıntı vermeden iki taraf arasındaki mesaj alışverişinin devam ettiğini de vurguladı.
Katar ve Pakistan’ın yanı sıra, son dönemde yeniden güçlü biçimde arabuluculuk sürecine dahil olan Rusya da savaşın sona erdirilmesine yönelik girişimlerde rol oynuyor. Savaş sekizinci ayına girerken bu ülkeler diplomatik çabalarını sürdürüyor.
Şartlar konusunda anlaşmazlık
İran’dan gelen açıklamalar, savaşı sona erdirmek ve Hürmüz Boğazı’nı tamamen yeniden açmak için ortak bir formüle ulaşmaya çalışan diplomatik girişimlerin zorluklarla karşılaştığı bir dönemde yapıldı. Tahran, teklifini eylül ayının ortasında sunmuş, daha sonra ABD’nin yanıtını aldığını doğrulamıştı. Ancak o tarihten bu yana yürütülen temaslarda somut bir ilerleme kaydedilemedi.

İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Muhsin Rızai, İran’ın Hürmüz Boğazı’nın 7 gün içinde açılmasına ilişkin teklifinde yer alan yedi şart konusunda ABD’nin verdiği yanıtın ‘yetersiz’ olduğunu söyledi. Washington’ın İran’ın bazı şartlarını kabul ettiğini, ancak diğer şartlara ilişkin tutumunu netleştirmediğini belirten Rızai, ABD’nin hangi şartları kabul ettiğini ve hangilerini kabul etmeyeceğini ise açıklamadı.
Rızai, niteliğini belirtmediği bazı konuların da hâlâ açıklığa kavuşturulması gerektiğini ifade etti.
İran’ın önceki diplomatik yaklaşımına geri dönmeyeceğini belirten Rızai, ülkesinin müzakerelerdeki tutumunu koruyacağına işaret ederek, “İran'ın diplomasisi değişti” dedi.
Krizin uluslararası önem taşımasının temelinde, boğazın stratejik rolü bulunuyor. Savaş öncesinde dünya genelindeki petrol ve sıvılaştırılmış doğal gaz ticaretinin yaklaşık beşte biri Hürmüz Boğazı üzerinden gerçekleştiriliyordu. Bu nedenle deniz trafiğinin yeniden sağlanması, olası bir anlaşmanın temel unsurlarından biri olarak öne çıkıyor.
Çatışmanın kapsamının genişletilmesi
Diplomatik sürecin tıkanmasıyla eş zamanlı olarak Rızai, ABD’ye yönelik söylemini sertleştirerek Başkan Donald Trump yönetimini boğazla ilgili askerî hedeflerine ulaşamamakla suçladı ve ABD’nin operasyonlarına ağır eleştiriler yöneltti.
Rızai ayrıca, geniş çaplı çatışmaların yeniden başlamasının İran’ı bölgedeki altyapıları hedef almaya yöneltebileceği uyarısında bulundu. Bu kapsamda kabloların, veri merkezlerinin, yapay zekâ tesislerinin ve diğer bazı noktaların hedef alınabileceğini belirtti. Söz konusu tehdit, çatışmayla bağlantılı güvenlik ve ekonomik risklerin daha geniş bir alana yayılabileceğine işaret ediyor.

Rızai, olası hedeflerin niteliği veya tehditlerin ne zaman hayata geçirilebileceği konusunda ek ayrıntı vermedi. Açıklamalar, gerilimin sürdüğü ve anlaşmaya varılmasına yönelik çabaların sonuçsuz kaldığı bir dönemde geldi.
Taraflar arasındaki başlıca anlaşmazlık konularından biri, müzakere masasında ele alınacak başlıkların sıralaması. ABD, İran’ın nükleer programının en başından itibaren görüşülmesinde ısrar ederken Tahran, Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılmasına ve su yolunda güvenliğin yeniden sağlanmasına öncelik verilmesini, nükleer meselenin ise müzakerelerin ilerleyen aşamalarında ele alınmasını istiyor.
İran’a saldırı konusunda ABD-İsrail görüşmesi
Öte yandan Tel Aviv’deki siyasi kaynaklar, İsrail’de seçim hazırlıkları sürerken İsrail’in İran’a tek başına saldırı düzenlemesine ilişkin İsrail ile ABD arasındaki temasların devam ettiğini ve bu temasların nihai yönünün henüz netleşmediğini doğruladı.
Aynı kaynaklar, Tel Aviv ile Washington arasındaki görüşmelerin ayrıntılarının sızdırılmasının İran yönetimini şaşırtmayı ve Tahran üzerindeki baskıyı artırmayı amaçlayan bir psikolojik savaşın parçası olabileceği yönündeki değerlendirmelere rağmen, konunun ciddiyetini koruduğunu belirtti. Buna karşılık İsrailli yetkililer, Başbakan Binyamin Netanyahu’nun seçimler öncesinde konumunu güçlendirebilecek önemli bir güvenlik gelişmesine ihtiyaç duyması nedeniyle saldırı ihtimalini ciddiye alıyor.

Bu değerlendirmelere göre olası bir saldırı, seçimlerin ertelenmesini veya Netanyahu’nun yenilgiden kurtulmasını mutlaka sağlamayabilir. Ancak saldırı, seçmenler nezdinde Netanyahu’ya verilen desteği artırabilir ve rakip siyasi kampa yönelen seçmenlerin bir bölümünü yeniden kazanmasına yardımcı olabilir.
Tel Aviv’deki siyasi kaynaklarla yakın ilişkileriyle bilinen Maariv gazetesi yazarı Ben Caspit, daha önce ABD’li yetkililerin, savaşı yeniden başlatma konusunda istekli olan tarafın İsrail olduğunu söylediklerini ve bu nedenle İsrail’den İran’a tek başına saldırmasını istediklerini açıklamıştı. Caspit’e göre Washington, saldırının getireceği yükü ve siyasi riskleri, ABD Başkanı Donald Trump’ın yerine İsrail’in üstlenmesini amaçlıyor.
Caspit ayrıca, İsrail Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir’in, bu tür bir saldırının İsrail seçimlerinin ertelenmesine yol açabileceği konusunda ABD’li yetkilileri bilgilendirdiğini ve Washington’ın bu aşamada talebinden geri adım attığını belirtti.
İHA ve füze üretiminin yeniden başlatılması
Şarku’l Avsat’ın Maariv gazetesinden aktardığına göre, ABD’nin İsrail’den İran’a tek başına saldırı düzenlemesini istemesi, İran’ın son aylarda gerçekleştirilen hava saldırılarına rağmen insansız hava araçları (İHA) ve balistik füze üretim kapasitesini yeniden oluşturmaya çalıştığına işaret eden gelişmelerin ardından geldi. ABD medyasında yer alan haberlerde de bu yönde değerlendirmeler yapıldı.
ABD merkezli Bloomberg haber ajansı, kısa süre önce yayımladığı haberinde, İsrail ve ABD’nin aylar boyunca düzenlediği hava saldırılarına rağmen İran’ın füze ve İHA üretimi yapan fabrikalarını korumayı başardığını aktardı.
Habere göre Tahran, Trump yönetiminin yeni hava saldırıları düzenlemeyi durdurduğu ve Washington’ın Kongre ara seçimlerine hazırlandığı dönemde cephaneliğinin bir bölümünü yeniden oluşturmayı başardı. Haberde görüşlerine yer verilen Batılı kaynaklar, İran’ın hâlâ silah üretme ve stoklarını yenileme kapasitesine sahip olduğunu belirtti.

Kaynaklardan biri, İran’ın hâlâ büyük miktarda balistik füze ve gemi savar stokuna sahip olduğunu, ayrıca bu stokları hızla artırabilecek durumda bulunduğunu ifade etti. Haberde yer alan bilgilere göre Rusya da İran’a füze tedarik ediyor.
Bloomberg’e göre bu değerlendirmeler, Trump ve yönetim üyelerinin, düzenlenen hava saldırılarının İran’ın bölgedeki ABD üslerini ve Washington’ın müttefiklerini tehdit eden kapasitesine büyük zarar verdiği yönündeki tekrarlanan açıklamalarıyla çelişiyor.
Hürmüz Boğazı’nda gerilim artıyor
Bu arada İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) dün Hürmüz Boğazı’ndan geçmeye çalışan bir gemiyi hedef aldıklarını ve gemide yangın çıktığını duyurdu. DMO Deniz Kuvvetleri tarafından, kuruma ait Sepah News internet sitesinde yayımlanan açıklamada, “Hürmüz Boğazı’nda dev bir petrol tankeri vuruldu ve alev aldı” ifadeleri kullanıldı.
Açıklamada, hedef alınan geminin tanımlama ve takip sistemlerini devre dışı bıraktıktan sonra boğazdan geçmeye çalıştığı ve DMO Deniz Kuvvetleri’nin uyarılarını dikkate almadığı belirtildi.
Ticari gemilere ve petrol tankerlerine yönelik saldırıların yeniden başlamasıyla Hürmüz Boğazı ve Umman Körfezi’ndeki gerilim arttı. Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığına göre, geçen hafta petrol tankerlerine yönelik saldırılar savaşın başlamasından bu yana en yüksek seviyeye ulaşırken, boğazdan geçen gemi sayısı da iki aydan uzun sürenin en düşük seviyesine geriledi.

DMO ayrıca, pazar akşamı Hürmüz Boğazı’nın güney güzergâhından geçmeye çalışan bir petrol tankerinin deniz mayınına çarpmasının ardından patladığını ve alev aldığını bildirdi. İranlı Öğrenciler Haber Ajansı’na (ISNA) göre bu gemi, cumartesi gününden bu yana Hürmüz Boğazı’nda izin verilmeyen bir güzergâhı kullanırken alev alan üçüncü petrol tankeri oldu.
ISNA, Hürmüz Boğazı çevresindeki bölgede seyreden ve seyrüsefer ile tanımlama sistemlerini kapatan tüm gemilerin düşman olarak sınıflandırılacağını belirterek, “Bu gemilere kararlılıkla ve sert biçimde müdahale edilecek” açıklamasını aktardı.
Boğazın kontrolü için rekabet
ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) pazar günü yaptığı açıklamada, İran’a uygulanan deniz ablukasını aşmaya çalışırken ABD’nin uyarılarını dikkate almayan bir ticari yük gemisinin Umman Körfezi’nde hedef alındığını duyurdu.
CENTCOM’un X platformunda yayımladığı açıklamada, ABD’ye ait bir savaş uçağının Panama bayraklı, Ocean Molica adıyla bilinen ve Akira Sun olarak da anılan geminin kıç bölümünü hassas güdümlü mühimmatla vurduğu belirtildi. Saldırı sonucunda geminin sevk sisteminin devre dışı bırakıldığı, ancak mürettebatının zarar görmediği ifade edildi.
Birleşik Krallık Deniz Ticaret Operasyonları (UKMTO) da cumartesi günü, Hürmüz Boğazı’nda bir tankerin kimliği belirsiz bir mühimmatla ateş altına alındığını bildirdi. Geminin kaptanının verdiği bilgiye göre, tankerin iskele tarafına isabet eden mühimmat gemide yangın çıkmasına yol açtı.
İran, savaşın başlangıcından bu yana Hürmüz Boğazı’ndan kendi iznini almadan geçmeye çalışan gemileri defalarca hedef aldı.
DMO Deniz Kuvvetleri Komutanı Ali Azmayi hafta sonu yaptığı açıklamada, boğazdan geçerken tespit edilmekten kaçınmak amacıyla takip sistemlerini kapatan her geminin düşman hedefi sayılacağı uyarısında bulunmuştu.
İran, 28 Şubat’ta savaşın başlamasından bu yana küresel enerji arzı açısından hayati önem taşıyan Hürmüz Boğazı’ndaki deniz trafiğini kısıtlarken Washington da İran limanlarına abluka uyguladı. Boğazdaki seyrüsefer ve geçişlerin kontrolü, Tahran ile Washington arasındaki temel anlaşmazlık konularından biri hâline geldi. İran, kendi belirlediği güzergâh üzerinden geçişleri denetleme konusunda ısrar ederken ABD ve diğer bazı taraflar bu yaklaşımı reddediyor.
Küresel enerji arzı üzerindeki güvenlik ve ekonomik sonuçlara ilişkin endişeler artarken ABD ile İran, deniz yolları üzerinden karşılıklı baskı önlemleri uygulamayı sürdürüyor.
İran’ın Hürmüz Boğazı, müzakereler ve nükleer program konularındaki tutumu, Washington ile arasındaki görüş ayrılıklarının derinleştiğini ve bölgesel gerilimin genişlediğini gösteriyor. Savaşın sona erdirilmesine yönelik olası bir anlaşma ise tarafların müzakere şartları ve önceliklerin sıralanması konusundaki anlaşmazlıkları aşmasına bağlılığını koruyor.
Bununla birlikte, bölgedeki altyapıların hedef alınmasına yönelik tehditler ve saldırıların artması, çatışmayı kontrol altına alma ve yeni cephelere yayılmasını önleme çabalarının karşı karşıya olduğu risklerin boyutunu ortaya koyuyor.



