Lina el-Hatib
İran'ın Avrupa'ya yönelik potansiyel tehdidi, geçmiş on yıllarda sunduğu tanıdık terör imajına artık benzemiyor. Bugün, bir elçiliği gözetleyen iki adam veya bir askeri üssün yakınında pusu kuran genç yerel suçlular şeklinde kendini gösteriyor. Yahudilere ait bir mekanı hedef alan kiralık bir çete, fon transferi yapan bir hayır kurumu, yaptırımlardan kaçınmayı kolaylaştıran bir sanat tüccarı veya çift kullanımlı teknolojiler satın almayı üstlenen bir ticaret şirketi şeklinde de ortaya çıkabiliyor.
İngiltere'deki son gelişmeler bu tehdidin bazı yönlerini ortaya koydu. 9 Ekim'de, Londra'daki Merkez Ceza Mahkemesi'nde (Old Bailey), İran istihbarat servisleri adına düşmanca amaçlar için gözetleme yapmakla suçlanan iki kişi suçsuz olduklarını savundu.
Suçlamada yer aldığına göre gözetledikleri hedefler arasında Londra'daki İsrail büyükelçiliği ve konsolosluğu, Bevis Marks Sinagogu ve diğer İsrail veya Yahudi çıkarları yer alıyordu. Temmuz ve Ağustos 2025'te gerçekleştirilen keşif eylemleri sebebiyle kendilerine yöneltilen suçlamaların doğru olup olmadığı, halen yargının vereceği karara bağlı.
Daha da endişe verici olan, ABD güçleri tarafından kullanılan bir İngiliz Kraliyet Hava Kuvvetleri üssü olan RAF Fairford çevresindeki şüpheli faaliyetlere ilişkin devam eden soruşturmadır. İngiliz makamları, 27 Eylül'de üssün yakınlarında maskeli adamların ve üç küçük aracın görülmesinden sonra olası bir terör eylemi ihtimalini araştırıyor.
ABD’li yetkililer daha sonra istihbarat bilgilerinin olası bir İran insansız hava aracı saldırısının planlandığını gösterdiğini bildirdi. Bunun ardından ABD üstteki B-1 bombardıman uçaklarını çekti. İran bu olayla herhangi bir ilgisi olduğunu reddederken, soruşturma devam ediyor.
Bu olayların önemi, yalnızca İran'ın bunların arkasında olup olmamasıyla sınırlı değil, aynı zamanda Tahran'ın sınırlarının ötesinde baskı ve zorlama uygulamak için kullandığı yöntemlerdeki daha derin bir değişime işaret etmesinde de yatıyor. Gerçekte, İran ile bağlantılı faaliyetler artık İran istihbarat görevlileri tarafından gerçekleştirilen bir dizi terör planına indirgenemez. Devlet kurumlarının ve vekillerinin faaliyetlerinin organize suç şebekeleri, finansörler, hayır kurumları, eğitim kurumları, paravan şirketler ve yerel aracı kuruluşlarla iç içe geçtiği esnek, sınır ötesi bir ağ ortaya çıktı
Diplomatlardan harcanabilir ve vazgeçilebilir aracılara
Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre İran'ın yurtdışında düşmanca eylemler gerçekleştirme konusunda uzun bir geçmişi var, ama yöntemleri değişti. 2018'de Paris yakınlarında İranlı muhalif figürlerin bir araya geldiği bir toplantıya yönelik bombalı saldırı planı, daha önceki aşamada benimsediği yaklaşıma bir örnektir. O zamanlar Viyana'da görevli akredite bir İranlı diplomatı olan Esadullah Esadi, daha sonra bu plandaki rolü nedeniyle mahkum edildi. Onun yargılanması, diplomatik örtü altında çalışan yetkilileri terör faaliyetleri yürütmek için kullanmanın bedelini göstermişti.

O zamandan beri İran, eylemlerini giderek daha fazla resmi kurumlarının dışındaki taraflara devretmeye yöneldi. Zira yerel suçlular ile aracıların işe alınması daha kolay, İran devletiyle bağlantılarının kesin olarak kanıtlanması daha zor ve gerektiğinde gözden çıkarılıp harcanabilirler. İsveç'teki olaylar bu yaklaşımın en açık örneklerinden birini sunuyor. ABD Hazine Bakanlığı, Foxtrot suç şebekesinin ocak ayında İran adına Stockholm'deki İsrail büyükelçiliğine saldırı düzenlediği sonucuna vardı.
İngiliz hükümeti, bu tür eylemlerden İran'ı sorumlu tutma konusunda daha da ileri gitti. Temmuz ayında, grubun İngiltere'deki Yahudi ve İsrail mekanlarını ve Farsça yayın yapan medya kuruluşlarını hedef alan yedi saldırının sorumluluğunu üstlenmesinin ardından, İslamik Sağ Yoldaşlar Hareketi (IMCR ve HAYI olarak da bilinir) adlı gruba yaptırımlar uyguladı. İngiliz hükümeti, grubun arkasında İran Devrim Muhafızları Kudüs Gücü unsurlarının olduğunu ve Avrupa genelindeki saldırılarını “neredeyse kesin olarak” onların yönlendirdiğini varsayıyor.
Bu nedenle Fairford hadisesine ilişkin soruşturma özellikle önemli. İran ile bir bağlantısı bulunursa, herhangi bir devletin sınırlı deneyime ve kaynaklara sahip yerel ajanları manipüle edebilme ve onları büyük bir askeri gücün stratejik varlıklarını konuşlandırdığı yeri değiştirmeye zorlayabilecek araçlara dönüştürebilme yeteneğini ortaya koyacaktır. İran ayrıca bu tür paralı askerleri ABD'ye düşük yoğunluklu tehditler göndermek için de kullanabilir.
Saldırıların arkasındaki altyapı
Gelgelelim, yalnızca şiddet eylemlerine odaklanmak, tehdidin önemli bir yönünü göz ardı etmektedir. Bu faaliyetlerin ardındaki daha geniş ağ, dini ve eğitim platformları aracılığıyla adam devşirebilir, hayır kurumları aracılığıyla para toplayabilir, medya kuruluşları aracılığıyla kendi anlatılarını yayabilir, ticari şirketler aracılığıyla para transferi yapabilir ve meşru ticaret ağları aracılığıyla ekipman temin edebilir.

İran'ın el-Mustafa Uluslararası Üniversitesi, sivil görünen kurumların bu ağ içinde eleman temin etme konusunda oynayabileceği rolün bir örneğini sunuyor. Nitekim ABD Hazine Bakanlığı, birçok ülkede faaliyet gösteren üniversiteyi, İran Devrim Muhafızları'nın Kudüs Gücü tarafından İran dışındaki istihbarat operasyonları ve milis gruplar için eleman temin etme amacıyla kullanılmakla suçladı.
Alman yetkililerinin 2024 yılında Hamburg'daki İslam Merkezi'ni kapatması, bu kurumsal yapının başka bir yüzünü ortaya çıkardı. Alman hükümeti, bu kurumu İran ile bağlantılı ve Hizbullah'a da destek sağlayan önde gelen bir kurum olarak değerlendirdi.
Fonlar, aynı derecede çeşitli kanallar aracılığıyla aktarılıyor. Aralık 2025'te İtalyan yetkililer, hayır kurumları aracılığıyla Hamas ile bağlantılı kuruluşlara yaklaşık 7 milyon euro transfer etmekle suçlanan dokuz kişiyi tutukladı.
İngiltere’de, Hizbullah finansörü Nazım Ahmed ile bağlf
İran, eylemlerini giderek daha fazla resmi kurumlarının dışındaki taraflara devretmeye yöneldi. Zira yerel suçlular ile aracıların işe alınması daha kolay, İran devletiyle bağlantılarının kesin olarak kanıtlanması daha zor ve gerektiğinde gözden çıkarılıp harcanabilirler
antılı bir yaptırımlardan kaçma ağı, uluslararası sanat piyasasını kullandı. ABD makamları ayrıca, İran Devrim Muhafızları ile bağı olan bir dijital cüzdanla bağlantılı büyük miktarda işlem gerçekleştirdikleri gerekçesiyle İngiltere'de kayıtlı kripto para platformlarını hedef aldı. Belçika, Hizbullah'ın ticari finansman ağlarında önemli bir oyuncu olarak öne çıkarken; İsviçre, İran petrolü ticareti ve paravan şirketlerin kullanımıyla ilgili düzenlemelerde; İspanya ise Hizbullah için insansız hava aracı bileşenlerinin satın alınmasıyla ilgili soruşturmalarda öne çıktı.
Bu konular, tek tek ele alındığında, hayır kurumlarının düzenlenmesi, yaptırımlar, mali suçlar veya ihracat kontrolleriyle ilgili birbirinden farklı dosyalar gibi görünebilir. Ancak, birlikte ele alındığında, baskı ve zorlama uygulamayı kolaylaştıran birbirine bağlı bir altyapıyı ortaya çıkarıyorlar.
İnsanları, parayı, teknolojiyi ve bilgiyi taşıyan ağlar, hızla başka amaçlar için yeniden kullanılabilir. Bugün yaptırım uygulanan fonları transfer eden veya taşıyan bir aracı, yarın lojistik destek sağlayabilir. Bir hedefi gözetlemek için görevlendirilen bir suçlu, daha sonra onu korkutmak veya hedef almakla görevlendirilebilir. Yurtdışındaki İran destekli bir milis gücü için ekipman tedarik etmek amacıyla kullanılan ticari bir kanal, aynı anda Avrupa içindeki eylemleri yürütmek için kapasite oluşturmaya katkıda bulunabilir.
Peki, Avrupa neden daha savunmasız hale geldi?
İki gelişme, bu ağların Avrupa güvenliğine yönelik tehdidini artırdı.
Birincisi, İran'ın Ukrayna'daki Rus savaşına giderek daha fazla dahil olması. İran insansız hava araçları ve füzeleri, ekipman tedarik etme ve yaptırımları aşma ağlarıyla birlikte, Ortadoğu meseleleriyle ilgilenmenin ötesine geçerek, Avrupa sınırlarında bir savaşa doğrudan dahil oldu. Sonuç olarak, savunma bakanlıkları, gümrük yetkilileri, finansal düzenleyici kurumlar ve ihracat kontrol yetkilileri, daha önce esas olarak dış politika ve terörle mücadele kurumları tarafından yönetilen bu konuda paydaş haline geldi.
İkinci gelişme ise Şubat 2026'da patlak veren İran savaşıdır. Avrupa artık sadece savaş sahalarının arkasındaki lojistik destek bölgesi değil, İsrail ve Yahudi kurumları, İranlı muhalifler, diplomatik misyonlar ve ABD operasyonlarıyla bağlantılı askeri tesisler, baskı ve zorlama uygulamayı amaçlayan misilleme saldırıları veya tehdit mesajları için potansiyel hedefler haline geldi.

Bu gelişmelerle birlikte, terörizm ile onu destekleyen altyapı arasındaki ayrım giderek daha da bulanıklaşıyor. Bu durum, Avrupa Birliği'nin Şubat 2026'da İran Devrim Muhafızları Ordusu'nu terör örgütü olarak deklare etme kararının önemini vurguluyor; ancak bu icraat tek başına yeterli değil. Bu adım, varlık dondurmanın kapsamını genişletiyor, yaptırımlara ve yasal kontrollere uyumu sıkılaştırıyor ve ilgili taraflar arasındaki iş birliğini güçlendiriyor. Ancak İran sisteminin en dirençli bileşenleri, açıkça Devrim Muhafızları ile bağlantılı yapıların dışında faaliyet göstermek üzere tasarlanmış olanlardır. Bunlar arasında paravan şirketler, kripto paralar, profesyonel aracı kurumlar, sosyal kurumlar ve suç şebekelerine karışan aracı kurumlar yer alıyor.
Ama bu tehditle mücadele, sadece yüksek profilli terör saldırılarını engellemekten daha fazlasını gerektiriyor. Güvenlik kurumları, faaliyetleri yürüten araçlara dönüştürülen finansal, hayırsever, ticari ve suç şebekelerini ortaya çıkarmalılar. Finans alanında soruşturmacılar, bu faaliyetler ile ulusal güvenlik arasındaki bağlantıyı tanımalılar, ihracatı kontrol eden makamlar ise ekipman tedarik şebekelerini daha geniş çaplı bir baskı ve zorlama sisteminin potansiyel bileşenleri olarak değerlendirmeliler. Terörle mücadele kurumları ise, sadece örgütlere resmi olarak üye olma suçuyla sınırlı kalmamalı, ilgi alanlarını geçici görevleri yerine getirmek için kullanılabilecek aracıları ve suçluları da kapsayacak şekilde genişletmeliler.
Netleşmeye başlayan İran modelinin gücü, çeşitli aktörlerini ve rollerini birbirinden ayırmanın zorluğunda yatıyor. Gözetlemede bulunan kişi, Devrim Muhafızları Ordusu'nun bir subayı olmayabilir. Fon transferi yapan şirket, Hizbullah ile resmi olarak bağlantılı olmayabilir. Ve yangını çıkaran kundakçı, İran'la bağlantılı herhangi bir ideolojik inanca sahip olmayabilir. Yine de, her biri aynı sistem içinde bir rol oynuyor.

Bu nedenle, Avrupa hükümetlerinin ve müttefiklerinin sorması gereken soru artık sadece İran terör örgütlerine kimin üye olduğu değildir. Daha önemli soru şudur: İran, Avrupa toplumları içinde ve dışında mevcut ağları ne kadar hızlı bir şekilde baskı ve zorlama araçlarına dönüştürebilir?
İngiltere’de soruşturulan olaylar, bu soruyu yanıtlamanın giderek daha acil bir ihtiyaç olduğunu ortaya koyuyor.




