İki yıl önce Noam Cohen, eşi ve arkadaşlarıyla birlikte İsrail’in güneyindeki Arad’da bir bara gitmek üzere otomobilini kullanırken, bir grup Ultra Ortodoks Yahudi genç tarafından durduruldu. Gençler, Yahudiler için kutsal gün olan Şabat’ın kutsallığını ihlal ettiği gerekçesiyle Cohen’i protesto etti.
Cohen, AFP’ye yaptığı açıklamada, gençlerin aralarında eşinin de bulunduğu gruptaki kadınlara hakaret ettiğini belirterek, “O anda sinirlerime hâkim olamamaya başladım. Bu mesele beni şahsen etkiledi” dedi.
Bu olay, Cohen’i, laik kesimden giderek daha fazla kişinin katıldığı bir protesto hareketine dahil olmaya yöneltti. Hareketin mensupları, Ultra Ortodoks Yahudi nüfusundaki artışın yaşadıkları kentin karakterini değiştirdiğini savunuyor. Arad’da yaşayan ve aynı görüşü paylaşan Einat Jüpiter ise “Artık şehir, büyüdüğüm şehir değil” dedi.
Ulusal bir tartışmanın küçük bir örneği
İsrailliler 27 Ekim’de yapılacak parlamento seçimlerinde oy kullanmaya hazırlanırken, bu yıl birçok kez halkın sokaklara dökülerek protesto gösterileri düzenlediği Arad’daki gerilim, konuya ilişkin ülke genelindeki daha geniş kapsamlı tartışmanın küçük bir yansımasını oluşturuyor.
Dinî okul öğrencilerinin askerlik hizmetinden muaf tutulması meselesi, İsrail ordusunun üç yıllık savaşın ardından ağır baskı altında olduğu bir dönemde özellikle tartışmalı bir konu olarak öne çıkıyor.
Cohen, “Arad’da yaşananlar, İsrail devletinin tamamının geleceğini yansıtabilir” diyerek, Ultra Ortodoks Yahudilerin “sadece daha fazla çocuk sahibi olduklarını, bununla mücadele edemeyeceğinizi” ifade etti.
Ultra Ortodoks Yahudiler, İsrail nüfusunun yüzde 14’ünden fazlasını oluşturuyor. Bu oranın yüzyılın ortalarına kadar yaklaşık dörtte bire ulaşması bekleniyor. Kadın başına 6,5 çocukluk doğurganlık oranının desteklediği demografik büyüme, topluluğun siyasi nüfuzunu da artırdı. Ultra Ortodoks iki parti, Başbakan Binyamin Netanyahu liderliğindeki iktidar koalisyonunu destekliyor.
Arad’da yaşayan laik kesimden birçok kişi için mesele giderek daha kişisel bir hâl alıyor. Cohen, “Birlikte yaşayamayız. Bizim hayatlarımızla onların hayatları tamamen farklı. Birbirimizle uyum sağlayamıyoruz” dedi.
Seküler bir şehirden, değişen bir çoğunluğa
Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığı analize göre Necef Çölü’nün kıyısında, Lut Gölü’ne bakan Arad’ın nüfusu 30 bin. Kent, geçmişte gelişen ve laik yaşam tarzıyla öne çıkan bir yerleşim yeri olarak biliniyordu.
1980’lerde İsrail’in en zengin belediyeleri arasında yer alan Arad, ülkenin en büyük müzik festivaline de ev sahipliği yapıyordu. Ancak ekonomik gerileme, çok sayıda laik sakinin kasabayı terk etmesine yol açtı.
1990’larda eski Sovyetler Birliği’nden çok sayıda Yahudi göçmen Arad’a yerleşti. Daha sonraki yıllarda ise uygun konut fiyatları, daha fazla Ultra Ortodoks Yahudi ailenin kasabaya gelmesini sağladı.

2014-2015 yıllarında belediye başkanlığı yapan Nisan Ben Hamo’ya göre, bugün Ultra Ortodoks Yahudiler kasaba nüfusunun yaklaşık yüzde 40’ını oluşturuyor.
Ben Hamo, İsrail’de art arda göreve gelen hükümetlerin ülkenin çevre bölgelerini ihmal ettiğini ve neredeyse tamamen güvenlik meselelerine odaklandığını söylüyor. AFP’ye konuşan Ben Hamo, “Siyaset yalnızca güvenlikle sınırlandırıldığında diğer bütün meseleler geri plana itiliyor” dedi.
Belediyenin zararı
Laik kesim, 2024 yerel seçimlerinde belediye yönetimini kaybetti. Ultra Ortodoks Yahudilerin sandığa yüksek oranda gitmesi, seçim sonucunda belirleyici oldu.
Ben Hamo, bu durumun parlamento seçimleri öncesinde laik İsrailliler için bir ders niteliği taşıdığını belirterek, “Onlar bizden daha örgütlü” dedi. Ben Hamo sözlerini şöyle sürdürdü: “Kazanmak istiyorsak liberallerin uyanması ve sandığa gitme oranını artırması gerekiyor. Çünkü karşı taraf, aşırı sağ ve Ultra Ortodoks Yahudiler, bizden daha örgütlü. İnsanları kontrol ediyor ve yüksek oranlarda seferber ediyorlar.”
Shlomi Tabşek’e göre ise anlaşmazlık, siyaset kadar kamusal alanın kullanımıyla da ilgili. Tabşek, belediyeyi kamu binalarını ve kaynaklarını giderek daha fazla Ultra Ortodoks Yahudi toplumunun yararına tahsis etmekle suçluyor.
Tabşek ayrıca, savaş sırasında halkın sığındığı bazı sığınakların ibadet odalarına dönüştürüldüğünü ve bunun acil durumlarda sığınakların kullanılabilirliğini azalttığını söylüyor. Tabşek, “Üzerimize füzeler düştüğünde sığınaklara ihtiyacımız var ama sığınak sinagoga dönüştürüldüğü için onları kullanamıyoruz. Bu kabul edilemez” dedi.
Ambulans servisine göre, geçen mart ayında İran’dan atılan bir füzenin Arad’a düşmesi sonucu kasabada yaşayan 84 kişi yaralandı.
Tabşek, eğlence faaliyetlerine ve toplumsal etkinliklere yapılan yatırımların azalmasından da üzüntü duyduğunu belirterek, bunun kasabadaki sosyal dokuyu zayıflattığını ifade etti. Kasaba sakinleri, kadınların fotoğraflarının yer aldığı reklamların hedef alındığı vandalizm olaylarının yaşandığını aktarıyor. Bu durum, kadınların kamusal alanlarda görüntülerinin sergilenmesine yönelik dinî itirazları yansıtıyor.
Tabşek, “Şehri kendilerine istiyorlar ve bizi buradan çıkarmak istiyorlar” diye konuştu.
Harediler: Şikayetler abartılı
Haredi sakinler, şehri ele geçirdikleri yönündeki düşünceyi reddediyor. Haredi toplumunun önde gelen isimlerinden ve Arad Belediyesi Mali İşler Dairesi Müdürü Yitzhak Gordon, ilişkilerin büyük ölçüde dostane olduğunu düşündüğünü söylüyor.
Gordon, AFP’ye yaptığı açıklamada, Haredi toplumuna yönelik şikâyetlerin ‘Facebook da dâhil olmak üzere bütün gün internette vakit geçiren kişiler’ tarafından abartıldığını belirtti. Gordon, “Laik gençler Arad’dan ayrılıyor, okullardaki sınıflar boşalıyor. Bizim de eğitim için mekânlara ihtiyacımız var” dedi.
Bazı laik sakinler de günlük yaşamda birlikte yaşamanın genel olarak sakin geçtiğini kabul ediyor. Jüpiter, “Hepimiz insanız. İnsanlar birbirleriyle nasıl anlaşacaklarını öğreniyor” ifadelerini kullandı.
Buna rağmen Jüpiter, Haredi sakinlerin şehrin geri kalanının kendi yaşam tarzlarına uyum sağlamasını istediği düşüncesinden endişe duyuyor. Jüpiter, “Bu işe yaramayacak çünkü ben özgür bir insanım. Özgürce yaşamak istiyorum” diye ekledi.

