Husileri yenmek mümkün ve bunlar tarihin dersleridir

Belirleyici savaş için koşullar

Husileri yenmek mümkün ve bunlar tarihin dersleridir
TT

Husileri yenmek mümkün ve bunlar tarihin dersleridir

Husileri yenmek mümkün ve bunlar tarihin dersleridir

İbrahim Celal

Yemen, devletinin geleceği için belirleyici bir savaşa girdi ve bunun yankıları bölgesel güvenliğe ve uluslararası ticarete kadar uzanıyor. 4 Ekim'de, Yemen Başkanlık Konseyi Başkanı Dr. Reşad el-Alimi, eylül ayında Kızıldeniz sahilindeki bölgeler dahil Husiler tarafından ele geçirilen bölgeleri geri almak ve tüm Yemen toprakları üzerinde devlet otoritesini yeniden kurmak için Yemen Şafağı Operasyonu'nun başlatıldığını duyurdu.

Yemen hükümeti, askeri ivmeyi, artan uluslararası desteği ve Arap Koalisyonu'nun askeri operasyonlarının yeniden başlamasını kalıcı stratejik kazanımlara dönüştürebilir mi?

Önceki operasyonlar çeşitli derecelerde başarı elde etti, ancak komuta ve kontrolün parçalı olması, uluslararası askeri hamleler arasındaki zayıf koordinasyon, çelişen bölgesel ve Batı öncelikleri, dalgalı dış destek ve Sana, el-Cevf, Marib ve Hudeyde'de geri alınan bölgelerin güvenliğinin sağlanamaması nedeniyle bu başarılar tökezledi. Ancak, bu yıl Başkanlık Konseyi'nin yeniden yapılandırılması, Güney Geçiş Konseyi'nin etkisinin gerilemesi ve Riyad'ın Arap Koalisyonu içindeki rolünün güçlenmesi, savaşı daha etkili bir şekilde yürütme fırsatı sunuyor. Bu fırsatın başarısı, siyasi uyumu birleşik askeri planlamaya ve sahada koordineli uygulamaya dönüştürmeye bağlıdır.

11 Eylül'den bu yana, İran Devrim Muhafızları'nın desteğiyle Husi saldırısı Taiz'in güney ve batı eteklerindeki devam eden baskı ile birlikte Tihama kıyısının ötesindeki bölgelere genişledi. Husiler, bölgeye bakan kırsal tepelerin büyük bölümlerinde kontrollerini sağlamlaştırdılar ve Aden'e giden yolu tehdit etmeye başladılar. Tedarik hatlarının kesilmesi, yakındaki daha fazla hükümet birliğini konumlarını değiştirmeye itebilirken, siviller 11 yıl sonra bir kez daha kuşatma tehdidiyle karşı karşıya bulunuyorlar. Yemen'in başkentinden sonra ikinci büyük şehri olan Taiz'de, yakıt ve temel ihtiyaç maddelerinin fiyatları keskin bir yükseliş yaşadı.

Toprak kazanımlarını pekiştirmek için Husiler, otuzdan fazla cephede saldırılar düzenleyerek, insansız hava araçları, füzeler ve roketlerin yoğun ve koordineli ateş desteği altında cepheye sürekli takviye birlikleri sevk ettiler.

Çatışmalar, el-Akrus, Cebel Han, el-Zubab, el-Vaziye, Kahbub ve el-Mahavla cephelerinde yoğunlaştı. Husiler, Taiz ve Lahic vilayetine girişler üzerindeki kontrollerini pekiştirmeye çalışıyorlar; bu da Babul Mendeb Boğazı çevresindeki çatışma kurallarını değiştirmelerine ve orada konuşlanmış hükümet güçlerinin etrafındaki çemberi daraltmalarına olanak tanıyacak.

Lahic'de, Kahbub, el-Mudaraba ve el-Ara'da devam eden çatışmalar, kıyı cephesine erişim yollarını tehdit etmeye devam ediyor. Bu arada Marib, enerji sektöründeki önemi, sosyal ve askeri önemi ve Yemen hükümetinin son büyük kalesi olması nedeniyle stratejik olarak hayati bir ağırlık merkezi olmaya devam ediyor.

Husiler, önemli yolları ele geçirmek, ikmal hatlarını kesmek ve hükümet yanlısı askeri birlikleri kuşatmak amacıyla etraflarını sarma manevraları, elektronik savaş, keskin nişancıların mevzilerini güçlendirme ve savunma hatlarını tahkim etme gibi taktikler kullanıyorlar. Bu taktiklerin etkileri, hükümet güçlerinin operasyonel ivmelerini tüketmekle tehdit eden yoğun baskı altında kaldığı, karşı saldırılarını sekteye uğrattığı el-Muha ve Taiz kırsalında zaten görüldü.

scddv
Yemen'in Taiz şehrindeki Zubab yakınlarında Yemen hükümet güçlerinin Husilere karşı ilerleme olarak duyurduğu bir yol boyunca ilerleyen askeri araçlar, 5 Ekim 2026 (Güney Devler Tugayları/ Reuters)     

Muha ve Zubab'ı ele geçirdikten sonra Husiler, Yemen silahlı kuvvetlerinin ilerlemesini engellemek için siperler kazarak ve geniş mayın tarlaları döşeyerek hakim tepeleri hızla tahkim ettiler. Hükümetin önceliği, Husiler savunmalarını sağlamlaştırmadan önce Zubab ve Babul Mendeb'i geri almak ve yeniden kontrol ettiği tanımlanmış ateş bölgesinden faydalanmaktı.

Havha ve Hudeyde'ye doğru ilerlemek muhtemelen daha yavaş ve daha maliyetli olacak, çünkü mayın temizleme kabiliyeti, korumalı mühendislik araçları, insansız hava araçlarına karşı savunma sistemleri ve güvenli askeri ikmal hatları gerektiriyor. Sonuç olarak, ilerleme hızından ziyade, savaşı sürdürme ve direnme gücü savaşın sonucunu belirleyecektir.

Yemen hükümeti, askeri ivmeyi, artan uluslararası desteği ve Arap koalisyonunun askeri operasyonlarının yeniden başlamasını kalıcı stratejik kazanımlara dönüştürebilecek mi?

Kapasitelerinin ötesinde savaşan güçler

Husilerin elde ettiği göreceli kazanımlara rağmen, çatışmaların genişleyen kapsamı, savaşçıları mobilize etme ve savaşı sürdürme imkanlarını ciddi şekilde test ediyor. Haberler, çocuk askerleri, önde gelen ideolojik liderlerini, polis ve güvenlik güçleri üyelerini ön cephelere gönderdiklerini gösteriyor; bu da güçlerinin birden fazla cepheye dağılarak yetersiz kaldığını düşündürüyor. Husiler yeni bölgelere doğru ilerledikçe, arka hatları saldırılara karşı giderek daha savunmasız hale geliyor.

Ancak bu göstergeler yakın bir çöküşe işaret etmiyor, çünkü Husiler hâlâ daha güvenli askeri iletişim kanallarına güvenerek birden fazla cephede planlama, mobilize olma ve saldırı başlatma konusunda önemli yeteneklere sahipler. Ancak tükenmez bir insan gücü kaynağına sahip olduklarına dair ünleri, savaş kapasitelerinin sınırlı olduğu gerçeğini gizlememeli. Savaşçıları mobilize etmek bir şey; birden fazla ve sürekli genişleyen cephelerde savaşma kapasitelerini korumak ise bambaşka bir şeydir.

Yemen hükümetinin aksine, Husiler herhangi bir büyük cephede daha fazla toprağı kontrol etmek için on binlerce savaşçıyı feda etmekten çekinmezler.

Suudi Arabistan'a saldırıların artması

Yemen'in kuzey sınırının diğer tarafında, saldırılar artıyor ve son derece ciddi bir tehdit oluşturuyor. Husilerin füze ve insansız hava aracı programı, İran silah sistemlerine ve teknolojisine, ayrıca Tahran'ın sağladığı askeri, istihbarat, teknik uzmanlık ve lojistik desteğe büyük ölçüde dayanıyor. Bu durum, Husilerin saldırılarının coğrafi kapsamını Suudi Arabistan'ın güney illerinden Riyad, Taif, Mekke, Doğu Bölgesi ve Yanbu'ya kadar genişletmelerini sağladı ve özellikle de hayati önem taşıyan enerji ve havacılık tesislerine odaklandılar.

xsdcvdef
Yemen'in Sana kentinde, ABD-İsrail'in İran'a karşı yürüttüğü savaş sırasında İran ve Lübnan ile dayanışma yürüyüşünde silah taşıyan Husi destekçileri, 27 Mart 2026 (AFP)

Eylül başından 14 Ekim 2026'ya kadar Suudi Arabistan, Husilerin bir dizi saldırısına maruz kaldı; bu saldırılar arasında tek bir haftada beş havaalanını hedef alan dokuz saldırı da yer aldı. Resmi Suudi rakamlarına göre, bu saldırılar 19 can kaybına ve yüzlerce yaralanmaya neden oldu.

Riyad ve Dammam havaalanlarına yapılan sonraki saldırılar, Husilerin sivil havacılığa yönelik tehdidini artırdı ve grubun bölgesel seyahati aksatma çabalarının uygulama aşamasına geçtiğini ortaya koydu. Ayrıca savunma sistemlerindeki zaafları ortaya çıkardılar ve Riyad'ın Yemen hükümetine verdiği desteğin maliyetini artırdılar.

Ancak, bu yüksek gerilim, Riyad'ın yıllarca çabalarını Husi tehdidini kontrol altına almaya veya diplomatik kanallar aracılığıyla başa çıkmaya odaklamasının ardından, Husi tehdidini ortadan kaldırma kararlılığını güçlendirdi.

Kesişen emeller

Husiler, İran'ın bölgesel stratejisinden sadece faydalanmanın ötesine geçerek, onun vekili haline geldiler. Yemen'deki emelleri, Tahran'ın Körfez ülkeleri ve genel olarak Arap Yarımadası üzerinde baskı kurma gücünü artırma çabalarıyla örtüşüyor. İran'ın Hürmüz Boğazı ve Babul Mendeb'i kontrol etme yönündeki paralel çabaları, Suudi Arabistan ve Körfez ihracatına baskı yapma, küresel enerji ticaretini felç etme ve daha geniş anlamda deniz trafiğini aksatma konusunda açık bir niyeti ortaya koyuyor.

Irak'ta, İran yanlısı milisler, Krallık üzerindeki baskıyı artırmak için hayati önem taşıyan Suudi tesislerine saldırılar düzenliyor.

İran Devrim Muhafızları ve Hizbullah'ın desteği ve katılımı sayesinde Husiler, diğer milis grupların başaramadığını başardılar; savaş alanındaki mücadelelerini, gerçek askeri ve ekonomik ağırlıklarının çok ötesinde jeopolitik bir etkiye dönüştürdüler. Ancak ayakta kalabilme gücü yenilmezliği garanti etmez ve stratejik önem kazanmak kalıcı bir güç sağlamaz. Husilerin askeri yetenekleri geliştikçe, sınır ötesi saldırıları giderek daha yıkıcı ve tahmin edilemez hale geliyor.

Saldırıları engelleme kapasitesini güçlendirmek ve deniz savunmasını yoğunlaştırmak bu tehdidi azaltmaya yardımcı olsa da, Husiler coğrafi derinliklerini, uzun menzilli askeri yeteneklerini, altyapılarını ve dış kaçakçılık ağlarını korudukları sürece, bu tehditleri etkisiz hale getirmek için yeterli değildir.

Saldırıları engelleme kapasitesini güçlendirmek ve deniz savunmasını yoğunlaştırmak bu tehdidi azaltmaya yardımcı olsa da, Husiler coğrafi derinliklerini, uzun menzilli askeri yeteneklerini, altyapılarını ve dış kaçakçılık ağlarını korudukları sürece, bu tehditleri etkisiz hale getirmek için yeterli değildir

Sana geri alınamaz değil

Husilerin yenilmez bir güç olduğunu söylemek, en iyi ihtimalle bir slogan, en kötü ihtimalle ise askeri tarihin seçici bir yorumudur. Vietnam ve Afganistan savaşları, silahlı hareketlerin rakipleri tükenene kadar her zaman dayanabileceğini ve ayakta kalabileceğini kanıtlamak için sıklıkla örnek gösterilir. Ancak askeri tarih başaka kanıtlar da sunmaktadır.

Latin Amerika'da Peru, 1992'de kurucusunun tutuklanmasının ardından Aydınlık Yol (Sendero Luminoso) olarak bilinen Peru Komünist Partisi'ni bitirmeyi başardı. Kolombiya'da askeri baskı, Kolombiya Devrimci Silahlı Güçleri'ni (FARC) 2016'da bir barış anlaşmasına varmaya ve savaşçılarını terhis etmeye zorladı. Güney Asya'da Sri Lanka, 2009'da Tamil Elam Kurtuluş Kaplanları'nın (LTTE) yürüttüğü silahlı mücadeleyi sona erdirdi. Benzer şekilde, DEAŞ 2019'da Irak ve Suriye'deki son kalelerini kaybetti ve böylece kendi kendine deklare ettiği halifeliği sona erdi.

Bu dört vakanın izlediği farklı yollara ve bu örgütlerin bazılarıyla bağlantılı hücrelerin varlığını sürdürmesine rağmen, popüler sloganların öne sürdüğünden daha spesifik ve kalıcı bir ders sunuyorlar. Silahlı örgütlerin sahada yeni gerçeklikler dayatma gücü, toprak ve kaynakları kontrol etmeye, komuta ve kontrol sistemlerine, silahlara, satın alma ve tedarik ağlarına sahip olmaya dayanır. Bu temeller, ciddi ve etkili bir baskıya maruz kaldıklarında zayıflatılabilir ve ortadan kaldırılabilir.

 ghyjuk
Babul Mendeb Boğazı yakınlarındaki Taiz’in Muha şehri açıklarında, Kızıldeniz'deki teknelerde, uluslararası alanda tanınan hükümete bağlı Yemen sahil güvenlik üyeleri, 12 Aralık 2023 (AFP)

Bir fikir, onu benimseyen ve taşıyan hareketin ortadan kalkmasından sonra bile dış destek sayesinde hayatta kalabilir, ancak sahada kontrol kurma yeteneği de onunla birlikte ortadan kaybolabilir. Bu deneyimler, uygun strateji ve gerekli kaynaklar mevcut olduğu takdirde, güçlü bir konumda iken barışın sağlanabileceğini ve devletin otoritesi dışında faaliyet gösteren silahlı örgütlerin yenilgiye uğratılacak kadar zayıflatılabileceğini teyit ediyor.

Yemen savaşının ilk yıllarındaki deneyimi, bu sonucu bizzat destekleyen kanıtlar sunmaktadır. 2015 yılında, Husi milislerinin Yemen'in önemli bir bölümünü ele geçirmelerinden aylar sonra, yerel direniş güçleri ve Yemen hükümeti, Arap Koalisyonu'nun desteğiyle, Aden, Lahic, ed-Dali, Ebyen ve Şabva dahil olmak üzere birçok şehirden Husi milislerini çıkarmayı başardı. Hükümet güçleri 2016'da Sana'nın eteklerine, ardından 2018'de Hudeyde'ye ulaştı; ancak Stockholm Anlaşması, hükümetin Husi kontrolündeki toprakları geri almak için sürdürdüğü savaşı dondurdu.

Zamanla Husi direnişiyle ilgili algı büyüdü; oysa bahsi geçen askeri operasyonlar esas olarak diplomatik kısıtlamalar, liderlik yapısı içinde baş gösteren bölünmeler ve insani baskılar nedeniyle engellendi. Yine de bu operasyonların durması, Husileri yenmenin imkansızlığının veya Yemen silahlı kuvvetlerinin onlarla başa çıkma yetersizliğinin kanıtı değil.

Bununla birlikte, 2026'da Husiler 2014'tekinden çok daha tehlikeliler ve Sana'nın geri alınması olasılığına dair herhangi bir ciddi değerlendirme, abartıya kaçmadan bu değişimi hesaba katmalı. Yine de Husi güçleri geniş bir cepheye yayılmaları sonucu ciddi şekilde yorulmuş ve yıpranmış bir durumda.

Bu açıdan bakıldığında, Sana'nın geri alınması ulaşılabilir bir stratejik hedef olarak ele alınmalıdır. Bu hedefe giden yol, hükümetin kaybettiği toprakların çoğunu geri kazanmaktan, Marib, Cevf ve el-Bayda çevresindeki savunma derinliğini genişletmekten, Taiz üzerindeki baskıyı azaltmaktan, Babul Mendeb ve Kızıldeniz kıyılarını güvence altına almaktan, Husilerin ve İran Devrim Muhafızlarının savaş çabalarını besleyen tedarik hatları, silah tedarik ağları ve finansman kaynakları üzerindeki baskıyı artırmaktan geçiyor.

En önemli stratejik soru, Husilerle çatışmanın uzun vadeli maliyeti ile onların sürekli uzun menzilli saldırı tehditleriyle birlikte yaşamanın maliyeti arasında denge kurmaktır. Yıllardır, stratejik hesaplarda ikinci seçeneğin maliyeti hafife alındı.

İran'ın, arabuluculuk rolü oynayanlar da dahil olmak üzere Körfez ülkelerine yönelik saldırıları, çatışmadan uzak durmanın çatışmanın yayılmasını engellemediğini ve sonuçlarından muaf olmayı sağlamadığını gösterdi.

Bu denklemde ekonomik boyut özellikle önemli. Enerji piyasalarının etkilenmesi için Hürmüz Boğazı veya Babul Mendeb Boğazı'nın tamamen kapatılması gerekmiyor. Süregelen belirsizlik, artan sigorta primleri ve alternatif ihracat yollarının güvenilirliği hakkındaki yenilenen şüpheler, enerji fiyatlarını yüksek tutmak için yeterli. Son haftalar, tehdit altındaki deniz yollarına alternatifler sunan Suudi ihracat tesislerinin bu testin merkezinde olduğunu gösterdi.

Yemen Şafağı Operasyonu, çok önemli bir soruyu yanıtlamaya yardımcı olacaktır: Husiler genişleyen askeri nüfuzlarını kalıcı toprak kontrolüne dönüştürebilecekler mi, yoksa savaş, güç kullanarak iradelerini dayatma yeteneklerinin gerçek sınırlarını mı ortaya çıkaracak?

Belirleyici sınav

Husilerin artan zayıflıklarının, askeri olarak genişleme çabalarını sürdürmeleri nedeniyle Yemen hükümeti için otomatik olarak kazanımlara dönüşmesi olası değil. Başarı büyük ölçüde hükümet güçlerinin ortaklaşa hareket etme, takviyeleri hızlı bir şekilde ulaştırma, düşman takviyelerini kesme ve farklı cephelerde askeri planlamaları birleştirme yeteneğine bağlıdır.

Bu ayrıca, mühendislik, lojistik ve mayın temizleme yeteneklerinin askeri planlara entegre edilmesini, ayrıca geri alınan bölgelerin tahkim edilmesini ve istikrara kavuşturulmasını da gerektiriyor. Bu, toprak kazanımlarının korunmasını sağlayacak ve güçlerin güvence altına alma ve savunma kapasitelerinin ötesindeki konumlara ilerlemesini önleyecektir.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Yemen hükümeti ve bölgesel müttefikleri ve ortakları, ulaşılabilir ara hedefler belirleyebilirler. Yemen silahlı kuvvetlerinin Suudi Arabistan, Körfez ve Batı desteğiyle yürüttüğü operasyonlar çerçevesinde siyasi ve askeri hedeflerin koordinasyonu ve bunların gerçekleştirilmesi için yeterli kaynakların sağlanması, yıllarca yeteneklerini geliştiren, yeni savaş taktikleri icat eden ve operasyonlarını sınır boyunca genişleten bir tehdidi zayıflatmaya katkıda bulunacaktır.

Fotoğraf: Yemen hükümet güçlerinden bir savaşçı, hükümet güçlerinin Yemen'in Taiz şehrindeki Zubab yakınlarında Husilere karşı ilerleyişi sırasında bir araca monte edilmiş bir silahla ateş ediyor, 5 Ekim 2026 (Güney Devler Tugayları/Reuters)

Yemen Şafağı Operasyonu, çok önemli bir soruyu yanıtlamaya yardımcı olacaktır: Husiler genişleyen askeri nüfuzlarını kalıcı toprak kontrolüne dönüştürebilecekler mi, yoksa savaş, güç kullanarak iradelerini zorla dayatma yeteneklerinin gerçek sınırlarını mı ortaya çıkaracak?

Sonuç olarak, Yemen devlet kurumlarını ve işleyiş kapasitelerini yeniden kurmalı, topraklarını ve sınırlarını güvence altına almalı ve Husilerin vatandaşlarını, komşularını ve uluslararası denizciliği tehdit etme gücünü engellemelidir.



Üst düzey bir Hamas lideri Şarku’l Avsat’a Ali el-Amudi’nin İsrail saldırısında yaralandığını açıkladı

Hamas lideri Ali el-Amudi (Hamas’a bağlı Filistin Basın Merkezi)
Hamas lideri Ali el-Amudi (Hamas’a bağlı Filistin Basın Merkezi)
TT

Üst düzey bir Hamas lideri Şarku’l Avsat’a Ali el-Amudi’nin İsrail saldırısında yaralandığını açıkladı

Hamas lideri Ali el-Amudi (Hamas’a bağlı Filistin Basın Merkezi)
Hamas lideri Ali el-Amudi (Hamas’a bağlı Filistin Basın Merkezi)

Üst düzey bir Hamas lideri, hareketin Gazze Şeridi’ndeki Siyasi Büro yöneticisi Ali el-Amudi’nin, 3 Ekim’de Gazze kentinin batısındaki liman bölgesinde bir konutu hedef alan İsrail saldırısında yaralandığını açıkladı. Saldırıda 5 Filistinli hayatını kaybetmişti.

Kimliğinin açıklanmasını istemeyen yetkili, dün gece geç saatlerde Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, el-Amudi’nin saldırıda orta derecede yaralandığını ve uzuvlarında kırıklar meydana geldiğini söyledi. El-Amudi’nin hedef alınan dairede bulunduğunu belirten yetkili, şans eseri dairenin kenarındaki bir bölümde bulunması sayesinde hayatta kaldığını ifade etti.

Olayla ilgili başka ayrıntı vermeyen yetkili, el-aAmudi’nin saldırının ardından sağlık durumunun iyi olduğunu ve güvenli bir yerde tedavi gördüğünü belirtmekle yetindi.

Bu açıklama, el-Amudi’nin saldırı sırasında konutta bulunduğunu doğrulayan ve bir Hamas yetkilisinden gelen ilk açıklama oldu. Şarku’l Avsat’a son günlerde konuşan çeşitli kaynaklar, el-Amudi’nin saldırıda hayatını kaybettiği iddialarını reddederek saldırıdan sağ kurtulduğunu belirtmişti.

Önceki rivayetler

Hamas’tan üç kaynak, birkaç gün önce yaptıkları açıklamada, saldırıdan yaklaşık 3 saat önce el-Amudi’ye acil bir istihbarat raporu ulaştığını ve bu raporun kendisini bulunduğu yerden ayrılmaya yönelttiğini söyledi. Ancak raporda, doğrudan kendisini hedef alacak bir operasyon düzenleneceğine ilişkin kesin bir bilgi bulunmuyordu.

Kaynaklar, o dönemde birbirini doğrulayan ayrı açıklamalarında, el-Amudi’nin hedef alınan konutta bulunduğunu ve istihbarat raporunda yer alan bilgileri ciddiye alarak başka bir güvenli yere geçtiğini belirtti.

Kaynaklar ayrıca, Hamas’ın silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları’na bağlı hava unsurlarından iki kişinin, bu ayın 2’sinde gündüz saatlerinde, Filistinli güvenlik birimlerince tehlikeli teknolojileriyle tanınan bir tür İsrail keşif İHA’sının yoğun uçuşlarını tespit ettiğini aktardı. İki İHA’nın Gazze kentinin batısındaki liman bölgesinde ve binanın çevresinde dairesel şekilde uçtuğu belirtildi.

Kaynaklara göre bölgede uçan İHA’lar, yapay zekâ ve hedeflerin hassas biçimde belirlenmesini sağlayan diğer teknolojilere dayalı gelişmiş istihbarat sistemleri taşıyordu. Saatler boyunca bu İHA’ları açıkça gözlemleyen iki görevli, bölgede bulunan üst düzey bir isme yönelik suikast düzenlenebileceğini değerlendirdi. Bunun üzerine acil istihbarat raporunu daha üst düzey güvenlik birimlerine ilettiler. Rapor, aralarında el-Amudi’nin de bulunduğu Hamas’ın üst düzey isimlerini korumakla görevli birimlere ulaştırıldı.

Kaynaklar, el-Amudi’nin güvenliğinden sorumlu olan ve bulunduğu yeri bilen tek kişinin raporu almasının ardından hemen kendisine gittiğini ve yaşananlar hakkında bilgi verdiğini kaydetti. Bunun üzerine Hamas yetkilisinin, gecikmeden veya ertelemeden konuttan ayrılmaya karar verdiği, hedefin kendisi olabileceğini düşündüğü belirtildi. Yaklaşık bir saat veya daha uzun bir süre sonra dairenin gelişmiş güdümlü füzelerle ve bir ya da iki kamikaze İHA’yla hedef alınması, bu ihtimali doğrular nitelikteydi.

El-Amudi’nin yaralandığını açıklayan üst düzey Hamas yetkilisi, söz konusu bilgileri doğrulamayı da yalanlamayı da reddetti. Ancak sahadaki gelişmeleri takip eden ve İsrail İHA’larının Gazze Şeridi üzerindeki hareketlerini izleyen unsurların, farklı kademelerdeki Hamas yöneticilerine düzenli olarak istihbarat raporları ilettiğini doğruladı. Bu raporların, İHA’ların uçtuğu belirli bölgelerde suikast veya başka türden operasyonlar düzenlenebileceğine işaret edebildiğini belirtti.

Şarku’l Avsat, el-Amudi’nin yaralandığı ve saldırıdan önce daireden ayrılmadığı yönündeki bilgileri doğrulatmak amacıyla kaynaklarıyla iletişime geçmeye çalıştı. Ancak kaynaklardan ikisi yanıt vermedi. Üçüncü kaynak ise bilgilerinin kurum içi bir rapora dayandığını söylemekle yetindi ve daha fazla açıklama yapmadı.

Hamas’ın, İsrail’in saldırılarında başarısız olduğu izlenimini vermek ve İsrail güvenlik birimlerinde belirsizlik yaratmak amacıyla yürüttüğü istihbarat savaşı kapsamında, el-Amudi’nin yaralandığına ilişkin bilgileri kendi yöneticilerinden, diğer Filistinli grupların yetkililerinden ve başka kişilerden bile gizlemeye çalışmış olabileceği değerlendiriliyor. Nitekim bazı İbranice yayınlarda yer alan haberlere göre İsrail tarafı, söz konusu operasyonun neden başarısız olduğunu araştırıyor.

Kilit karakter

Hamas içinde el-Amudi, stratejik düşünen güvenlik isimlerinden biri olarak tanınıyor. Bu özelliği, son dönemde hareketin liderlik kademelerinde yükselmesini ve İsrail hapishanelerinden serbest bırakılmasından bu yana birçok sorumluluk üstlenmesini sağladı.

El-Amudi, Hamas’ın eski lideri Yahya Sinvar’a hem İsrail hapishanelerinde hem de hapishane dışında oldukça yakındı. İkili, serbest bırakılmadan önce aynı dönemde tutuklu bulunuyordu. El-Amudi, İsrailli asker Gilad Şalit’in serbest bırakılması karşılığında Filistinli tutukluların salıverildiği takas anlaşması kapsamında özgürlüğüne kavuşmuştu.

Hamas Siyasi Büro üyesi olan el-Amudi, savaş öncesinde hareketin medya biriminden sorumluydu. Aralık 2025’te ise hareketin Gazze Şeridi’ndeki Siyasi Büro faaliyetlerini yürütmekle görevlendirildi. Bu görevlendirme, Sinvar’a yakın bazı isimlerle birlikte hareketin Gazze’deki yönetimini üstlenmesi amacıyla yapıldı. Söz konusu isimlerin çoğu, Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus’ta yaşıyordu. Ancak Hamas’ın bazı yöneticileri, bu görevlendirme ve aday gösterme sürecinin hareketin iç tüzüğünü dolanmanın bir yolu olduğu gerekçesiyle karara karşı çıktı.

Suikast girişiminden günler önce el-Amudi, Hamas’ın Gazze’deki liderliğini belirlemek amacıyla düzenlenen iç seçimlerde yarıştı. Ancak rakibi Nizar Avadullah karşısında sonuç alamadı. İtiraz üzerine durdurulan seçimlerin ikinci turunun yapılması planlanıyordu.

El-Amudi, Hamas’ın hem Gazze Şeridi’nde hem de dışında kilit isimlerinden biri olarak kabul ediliyor ve hareketin aldığı birçok karar üzerinde etkili oluyor.


Yemen Şafağı operasyonunda Husilere ait 17 binden fazla hedef vuruldu... BM Güvenlik Konseyi Suudi Arabistan’a yönelik saldırıları kınadı

Yemen Şafağı operasyonunda Husilere ait 17 binden fazla hedef vuruldu... BM Güvenlik Konseyi Suudi Arabistan’a yönelik saldırıları kınadı
TT

Yemen Şafağı operasyonunda Husilere ait 17 binden fazla hedef vuruldu... BM Güvenlik Konseyi Suudi Arabistan’a yönelik saldırıları kınadı

Yemen Şafağı operasyonunda Husilere ait 17 binden fazla hedef vuruldu... BM Güvenlik Konseyi Suudi Arabistan’a yönelik saldırıları kınadı

Yemen’de Taiz ve Lahic cephelerinde askeri çatışmalar devam ediyor. Yemen Silahlı Kuvvetleri, Meşruiyeti Destekleme Koalisyonu’nun desteğiyle başlatılan Yemen Şafağı operasyonunun başlamasından bu yana düzenlenen hava ve kara saldırılarının toplamının 17 bini aştığını açıkladı. Birçok cephede şiddetli çatışmalar yaşanırken, çatışmalar özellikle Taiz kenti çevresi ile kentin güneyi ve batısındaki bölgelerde yoğunlaştı.

Gerilim, yerleşim bölgeleri ve hükümet tesislerine de yayıldı. Yemen makamları, Marib’de Husilerin yerleşim bölgelerini balistik füzeler ve diğer mühimmatlarla hedef aldığını bildirdi. Yetkililer, yerleşim alanlarının hedef alınmasının yol açabileceği sonuçlara karşı uyarıda bulundu.

Aden’de Cumhurbaşkanlığı Maşık Sarayı ile kentin batısındaki Bureyka bölgesini hedef alan füze saldırısında ölenlerin sayısı 5’e, yaralananların sayısı ise 16’ya yükseldi. Yemen Halk Sağlığı Bakanı Kasım Buhaybeh, saldırının bilançosunu açıkladı. Bu sırada cepheleri güçlendirmek ve Husilerin Lahic ile Bab el-Mendeb’e hakim stratejik bölgelere doğru ilerlemesini engellemek amacıyla askeri hareketlilik sürüyor.

Öte yandan BM Güvenlik Konseyi, Husilerin Suudi Arabistan’a yönelik devam eden ve giderek yoğunlaşan saldırılarını en sert ifadelerle kınadı. Konsey, 2015 yılında kabul edilen 2216 sayılı karar ile sonraki kararların eksiksiz uygulanması gerektiğini vurguladı. Husilerin saldırılarını sürdürmelerine olanak sağlayacak silah, teçhizat ve yardımlara erişmesini engellemek için somut işbirliği çağrısında bulunan Konsey, Suudi Arabistan’ın uluslararası hukuk çerçevesinde güvenliğini savunma hakkına sahip olduğunu teyit etti.

Riyad yönetimi, BM Güvenlik Konseyi’nin açıklamasını memnuniyetle karşıladı. Suudi Arabistan, topraklarındaki sivilleri ve sivil yerleşimleri hedef alan saldırılar karşısında Konsey üyelerinin gösterdiği dayanışmayı takdir ettiğini belirtti. Riyad ayrıca güvenliğini, vatandaşlarını ve ülkede yaşayanları korumak için gerekli tedbirleri alma hakkını teyit etti.


El-Halil’in kalbinde savaş… 500 yerleşimci, binlerce Filistinliyle yaşamın ayrıntılarını paylaşıyor

El-Halil’in kalbinde savaş… 500 yerleşimci, binlerce Filistinliyle yaşamın ayrıntılarını paylaşıyor
TT

El-Halil’in kalbinde savaş… 500 yerleşimci, binlerce Filistinliyle yaşamın ayrıntılarını paylaşıyor

El-Halil’in kalbinde savaş… 500 yerleşimci, binlerce Filistinliyle yaşamın ayrıntılarını paylaşıyor

Batı Şeria’nın güneyinde, Kudüs’ün yaklaşık 35 kilometre uzağında bulunan El-Halil kentine ulaşmadan önce, 60 numaralı çevre yolu olarak bilinen otoyolda, farklı milletlerden, dinlerden ve inançlardan yolcuları gidecekleri yerlere yönlendiren çok sayıda levha ve tabela göze çarpıyor. İbranice, İngilizce ve Arapça olmak üzere üç dilde hazırlanan bu tabelalar, varış noktası Filistin’de, İsrail’de ya da daha uzak bir yerde olsun, yolculara yön gösteriyor.

cgthy
El-Halil’in Eski Şehir’e giden girişinde bulunan bir İsrail kontrol noktası (Şarku’l Avsat)

Giriş yasak

Şehrin ana girişine kısa bir mesafe kala, İsraillileri kendilerine girişin yasak olduğu ve ‘tehlikeli’ olarak nitelendirilen A Bölgesi’ne girmemeleri konusunda uyaran dev bir tabela karşılıyor. Ancak tabela, bölgede yaşayan 500 yerleşimcinin varlığını görmezden geliyor. Bu yerleşimciler, Batı Şeria’nın en büyük kentinin kalbi olan Eski Şehir’i işgal ediyor; sokakları, evleri, dükkânları, meydanları, balkon manzaralarını ve Harem-i İbrahim Camii’ni kent sakinleriyle paylaşıyor. Komşularını her gün evlerinden çıkarmaya çalışıyorlar. Uzun ve yıpratıcı bir mücadeleye dönüşen bu süreç, 7 Ekim 2023’ün ardından büyük ölçüde daha da şiddetlendi.

El-Halil’in kalabalık ve ticari hareketliliğin yoğun olduğu Babu’z Zaviye bölgesinde, Şüheda Caddesi’nin başında, göreve hazır bekleyen İsrail askerleri karşılıyor sizi. Görevleri, bölgede yaşayan ve kuşatma altındaki, harap durumdaki eski evlerinden ayrılmamış birkaç kişi dışında, Filistinlilerin bölgeye girişini engellemek. Bu az sayıdaki Filistinli ise her gün evlerine gidip gelirken ayrıntılı aramalara tabi tutuluyor ve sürekli şüpheli muamelesi görüyor.

7 Ekim’den önce ve sonra

7 Ekim öncesinde askerlerin izin vermesi üzerine sokağa girmiştik. Ancak yalnızca 100 metre ilerledikten sonra bir asker bizi durdurmuş ve ‘Arap görünümümüz’ nedeniyle yolumuza devam etmemizin yasak olduğunu söylemişti. Asker, güvenliğimizi sağlayamayacağını öne sürmüştü.

Bugün ise bir metre bile ilerlememize izin verilmiyor.

adfrgth
El-Halil’in Eski Şehir bölgesindeki bir caddede geçişi engelleyen İsrail askeri (DPA)

Eski Şehir’e başka açık güzergâhlardan girdik, ancak buradaki çok sayıda sokağın kapatıldığını gördük. Şehre ait pek çok bölgeye ulaşamadık. Bunların arasında, Harem-i İbrahim Camii’nin arkasında bulunan Sehle Caddesi de vardı. Şüheda Caddesi gibi burası da kapatılmıştı. Bölgede yaşayanlar hariç Filistinlilerin bu sokağa girmesi yasaklanmıştı.

İslam el-Fahuri, girişi kapalı olmayan ara sokaklarda, bomboş durumdaki Lübnan Çarşısı’nda karşımıza çıktı. İç içe geçmiş diğer Eski Şehir sokaklarının bir parçası olan çarşıda dükkânlar kapalıydı; ne esnaf ne bölge sakini ne de alışveriş yapan kimse vardı.

Fahuri, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, aşağılayıcı ve zorlu uygulamalardan mümkün olduğunca kaçınmak için günde yalnızca bir kez dışarı çıkmayı, ardından da evine dönmeyi tercih ettiğini söyledi. Fahuri, “Bize sürekli şüpheli muamelesi yapıyorlar. Adınızın özel bir listede kayıtlı olması gerekiyor. Dışarı çıkarken ve geri dönerken aramadan geçiriliyorsunuz. Kimlikleriniz ayrıntılı biçimde inceleniyor, ancak bundan sonra geçişinize izin veriliyor” dedi.

Fahuri, Filistinliler ile İsrailliler arasındaki çatışmanın merkezinde yer alan Harem-i İbrahim Camii’nin yakınındaki Sehle Caddesi’ndeki evinde kalmayı sürdüren az sayıdaki kişiden biri.

ghyju
El-Halil şehrindeki ana kavşak (Şarku’l Avsat)

Fahuri, burada kalmasının nedenini, evinden ayrılma fikrini kabullenememesine ve ‘evini onlara bırakmak istememesine’ bağlıyor.

“Evden ayrılırsanız hemen el koyuyorlar. Zaten istedikleri de bu. Yaşanan her şey bizi evlerimizden göç etmeye zorlamayı amaçlıyor. Ordu neden üzerimizde baskı kuruyor? Neden bütün bu uygulamalar? Yerleşimciler neden bize saldırıyor? Çünkü buranın tamamını istiyorlar” diye konuştu.

Fahuri, kendisinin ve bölgedeki diğer kişilerin defalarca saldırı ve şiddet olaylarına maruz kaldığını anlatırken teslim olmadığını vurgulayarak, “Buradan gitmeyeceğim, evimden de vazgeçmeyeceğim” dedi.

Fahuri, kalma mücadelesinin daha da zorlaştığı ve bedelinin arttığı 7 Ekim sonrasında bile tutumunu değiştirmedi.

7 Ekim’den bu yana Batı Şeria’daki yerleşimciler düşmanca tutumlarını yoğunlaştırarak geniş bölgelerde kanlı saldırılar düzenlemeye başladı. Filistinlileri öldürüyor, evlerini, mülklerini ve ibadethanelerini ateşe veriyor, tarım alanlarını tahrip ediyor; topraklara, evlere, dağ tepelerine ve hatta hayvanlara el koyuyorlar.

Fahuri, “7 Ekim'den sonra her yerleşimci kendi başına bir devlete dönüştü” dedi.

scdfvgh
10 yerleşimcinin ziyareti sırasında, El-Halil’deki Eski Şehir’in girişlerinden birini koruyan İsrailli askerler, Ekim 2026 (DPA)

Şöyle devam etti: “Eskiden daha özgür hareket edebiliyor, daha az gerginlik yaşıyorduk. Ancak 7 Ekim’den sonra her şey değişti. Kapıları kapattılar, kontrol noktalarının sayısını artırdılar. Buradaki her hareketimiz artık denetim altında. Bütün bunların yanı sıra sürekli saldırılara ve şiddet olaylarına maruz kalıyoruz; hesap soran da yok, bizi denetleyen de. Evlerimize saldırıyor, sokaklarda bize şiddet uyguluyorlar. Her gün bir sorun, her gün.”

Fahuri’nin anlattıkları, Eski Şehir’in geniş kesimlerinde neden artık kimsenin yaşamadığını ve dükkânların neden kapalı olduğunu anlamaya yardımcı oluyor.

1978’de başlayan savaş

Elbette, kapatılma süreci 7 Ekim’den sonra başlamadı; çok daha öncesine dayanıyor. Yerleşimcilerin mücadelesi uzun yıllardır devam ediyor, ancak söz konusu tarihten sonra daha da şiddetlendi.

Filistin Ulusal Bilgi Merkezi’ne göre, Eski Şehir’deki ilk yerleşimci noktaları 1978 yılında kuruldu. Bir grup yerleşimci, kentin merkezindeki Deboya binasını işgal etti. Yerleşimciler daha sonra buraya Beit Hadassah adını verdi. 1980 yılında yaşanan ve Deboya Operasyonu olarak bilinen olayın ardından, işgale karşılık olarak İsrail işgal makamları, stratejik konumdaki yerleşimci noktasını genişletmek amacıyla onlarca evi yıktı. 1983 yılında ise Deboya binasının yakınında, Yahudilere ait olduğu iddiasıyla Usame bin Münkız Okulu’nun kontrolünün ele geçirilmesinin ardından Beit Romano adıyla bilinen bir yerleşimci noktası kuruldu.

1984 yılında Tel Rümeyde’deki arkeolojik bir alan üzerinde yeni bir yerleşimci noktası olan Abraham Avinu kuruldu. İsrail işgal makamları, Eski Şehir’deki merkezî sebze pazarını kapattı ve daha sonra yeni bir yerleşimci noktası kurulması amacıyla burayı yerleşimcilere teslim etti. Beit Hassoun ve Beit Shneerson gibi başka yerleşimci noktaları da kuruldu.

Filistin Ulusal Bilgi Merkezi, İsrail’in bölgeyi kontrol altına almayı ve yerleşimci noktalarının kapsamını genişletmeyi hedeflediğini belirtti. Bu amaçla Arap nüfusa karşı ırkçı politikalar uygulandığını kaydeden merkez, onlarca kontrol noktası ve arama noktası oluşturulduğunu, bazı sokak ve pazarların tamamen kapatıldığını bildirdi. Bu uygulamaların Arap halkını bölgeden çıkarmayı, yaşamlarını zorlaştırmayı ve nihayetinde göçe zorlamayı amaçladığı ifade edildi. Merkezin verilerine göre, yaklaşık 1829 dükkân kapatıldı. Bunların 520’si özel askerî emirlerle kapatılırken geri kalanı, yolların kapatılması ve dar sokaklara kontrol noktaları ile arama noktaları yerleştirilmesi nedeniyle sahipleri tarafından kapatıldı.

frgthy
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El-Halil kentindeki Eski Şehir’de bulunan Harem-i İbrahim Camii’nin duvarlarına asılı İsrail bayrakları, 16 Haziran 2026 (Reuters)

Bölgede kısa süreliğine görüştüğümüz Eski Şehir sakinleri, “Onlarla mücadele uzun zamandır devam ediyor, ancak iki dönemde daha da şiddetlendi. Bunlardan ilki 2000 yılındaki İkinci İntifada, ikincisi ise 7 Ekim 2023 sonrası” dedi.

Bugün gelinen noktada, nüfusu 40 bin olan Eski Şehir sakinlerinin büyük bölümü bölgeyi terk etmiş durumda.

Harem-i İbrahim Camii... Bir taş atımı uzaklıkta

Filistinlilerin dünyanın en eski kutsal mekânı olarak nitelendirdiği Harem-i İbrahim Camii, yalnızca birkaç adım uzaklıktaydı. Ancak camiye ulaşmadan önce çevrede bir miktar canlılık göze çarpıyordu. Birkaç dükkân açıktı. Bu dükkânlarda zanaatkârlar ve imalatçılar çeşitli takılar, seramikler ve ahşap oymalar sergiliyordu. Filistin haritaları ve nakış işlemelerinin yanı sıra süslemeli fincanlar, tütsüler ve işgalin kendisinden bile daha eski bir geçmişe sahip, çok eski bir imalathanede üretilen lokumlar da satışa sunuluyordu.

Vitrinlerden birinde, hayatını kaybeden şair Mahmud Derviş’in sedef üzerine çizilmiş bir portresi yer alıyordu. Portresinin yanına, şairin bir zamanlar söylediği şu sözler yazılmıştı: “Bu topraklarda yaşamaya değer şeyler var.” Hemen yanında ise Feyruz’un bir resmi ve “Ben sevgilime, sevgilim de bana ait” sözleri bulunuyordu. Bunların yanı sıra, yaşanan anla hiçbir benzerlik taşımayan başka seramik eserler de sergileniyordu.

csdfgt
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El-Halil kentinde, Harem-i İbrahim Camii (Makpela Mağarası) dışında dua eden bir İsrail askeri (AFP)

Harem-i İbrahim Camii’nin karşısında, bu topraklarda, İsrailli bir asker güvenlik kapılarının arkasında, silahlı ve tetikte bir şekilde durarak namaz kılmak isteyenleri gözetliyordu. Asker, yalnızca yeşil ışık yandığında geçişlerine izin veriyordu.

Önce döner kapılardan, ardından elektronik kapılardan geçtik. Asker her bir kişinin kimliğini kontrol ettikten sonra gözetleme kameraları ve nöbetçi askerlerin bulunduğu güvenlik kabinlerine ulaştık. Burada bir kadın asker kimlikleri yeniden kontrol etti ve ardından Harem-i İbrahim Camii’ne geçmemize izin verdi.

Bütün bunlar yalnızca birkaç adım içinde gerçekleşti. Ancak yaşananlar, namaz kılınan bir camiye girişten çok, bir ülkenin sınırından ya da bir savunma bakanlığının yerleşkesinden geçişi andırıyordu.

Müslümanlar açısından büyük kutsallık taşıyan mekân, kendine özgü heybetini koruyordu, ancak içeride namaz kılanların sayısı azdı.

xscdfrgt
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El-Halil kentinde, Harem-i İbrahim Camii’nde namaz kılmak için bir İsrail kontrol noktasında bekleyen Filistinliler, 16 Haziran 2026 (Reuters)

Hayatında ilk kez buraya gelenlerden bazıları, İsrail kameralarının gözetimi altında peygamberlerin makamlarını büyük bir şaşkınlıkla inceliyor, tarihî mekânın çok sayıdaki eski köşesini keşfediyordu.

Kameralar her yerdeydi. Yüzünüzü hangi yöne çevirseniz her hareketi ve her sözü kaydeden bir kamerayla karşılaşıyordunuz.

Cami Müdürü: “Bize korku salıyorlar”

Harem-i İbrahim Camii Müdürü Şeyh Mutaz Ebu Sinine, İsraillilerin bu durumu fırsata çevirerek camiye baskın düzenlemesinden endişe ettiği için, kamera veya görüntü kaydı olmadan bile camide bir tur düzenleme fikrine sıcak bakmıyordu.

Zaten çekim kameraları ve mikrofonlarla da bölgeye gitmedik. Çünkü bu, saatler sürecek soru-cevap işlemleri ve belki de hiçbir zaman çıkmayacak izinleri beklemek anlamına geliyordu.

İsrail makamları, caminin her köşesini sesli ve görüntülü olarak izleyecek şekilde kamera sistemlerini güçlendirmişti. Ayrıca cami yönetimini, askerlerin istedikleri zaman ve hızla camiye baskın düzenleyebilmelerini sağlayacak özel geçiş güzergâhlarını halıların üzerine yerleştirmeye zorlamıştı.

Ebu Sinine, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Gördüğünüz gibi buraya giren herkes kendisini bir askerî kışlaya girmiş gibi hissediyor ve sürekli gözetim altında tutuluyor. Barikatlar, kapılar, ayrıntılı kontroller, aramalar ve kimlik incelemeleri var. Bunlar, mübarek Harem-i İbrahim Camii’ne gelen herkesi etkileyen günlük uygulamalar. Zaman zaman ziyaretçiler aşağılanıyor ve onurlarını zedeleyen muamelelere maruz kalıyor. Buna caminin görevlileri, çalışanları ve yönetimi de dâhil. Bu mekâna giren herkes sesli ve görüntülü olarak sıkı gözetim altında tutuluyor” dedi.

Ebu Sinine’ye göre bütün bunlar, camiyi boşaltmayı ve Yahudilere ait bir mekâna dönüştürmeyi amaçlayan, yeni bir fiilî durum dayatma politikasının parçası.

xsdfrg
Harem-i İbrahim Camii’nde namaz kılanlar (Şarku’l Avsat)

Harem-i İbrahim Camii’nde zaten çok az sayıda kişi namaz kılıyordu. Ebu Sinine, 7 Ekim’den sonra durumun büyük ölçüde değiştiğini ve 25 yaşın altındaki bütün Filistinlilerin camiye girişinin tamamen yasaklanmasına kadar vardığını söyledi.

Ebu Sinine, “Buraya gelenlerin yüreklerine korku ve dehşet salıyorlar” diye konuştu.

Zamansal ve mekânsal sınırlama

Harem-i İbrahim Camii’nin bir bölümü, Eski Şehir’de olduğu gibi, Filistinlilerin girişine tamamen kapalı durumda.

1994 yılında camide yaşanan ve İsrail ordusunda görev yapmış yerleşimci doktor Baruch Goldstein’ın 29 kişiyi öldürdüğü katliamın ardından İsrail, caminin yüzde 63’ünü kontrol altına alarak Yahudilere ayrılmış bir alana dönüştürdü.

Goldstein, aşırı sağcı Meir Kahane tarafından kurulan terör örgütü Kach hareketinin mensubuydu.

Ebu Sinine, “O tarihten bu yana caminin yüzde 63’ü Müslümanlara kapalı” dedi.

Arada ayırıcı bir kapı bulunuyordu. Bu kapının arkasında Yahudi ibadetleri yapılıyor, gürültülü kutlamalar düzenleniyor ve şofar çalınıyordu. Müslümanların buraya girmesine yılda yalnızca 10 gün izin veriliyordu. Bu günler; Ramazan Ayı’ndaki cuma günleri, Kadir Gecesi, Ramazan ve Kurban bayramları, Mevlit Kandili, Hicret ve Miraç geceleriydi. Buna karşılık, Yahudi bayramlarına denk gelen 10 günde Müslümanların camiye girmesi tamamen yasaklanıyordu.

scdfrgth
Okul gezisi sırasında Harem-i İbrahim Camii’ndeki türbelerden birinin önünde duran Filistinli bir çocuk (Şarku’l Avsat)

Bu uygulama, Filistinlilerin Kudüs’teki Mescid-i Aksa’da da hayata geçirilmesinden endişe ettiği zamansal ve mekânsal sınırlama olarak biliniyor.

Az sayıdaki cemaatin arasında müezzin ayağa kalkarak namaz için kamet getirdi. Oysa daha önce İsrail’in kontrolündeki bölümde bulunan odasına gitmesi engelleniyordu.

Müezzinin hoparlörler ve dış ses sistemleri aracılığıyla ezan okuması da yasaktı.

Daha önce müezzin, kendisini odasına götürmeleri için İsrail askerlerinin gelmesini beklemek zorundaydı. Ardından cemaate ezan okuyor ve yine askerlerin eşliğinde, kısa ancak tehlikelerle dolu bir yolculuğun ardından oradan ayrılıyordu.

Ancak bu uygulama bütün namaz vakitlerinde aynı şekilde geçerli değildi. Müezzinin cumartesi ve cuma günlerinin belirli saatlerinde ve gecenin bazı bölümlerinde odasına gitmesine izin verilmiyordu.

Ortak türbeler ve tarihsel anlatı üzerine çatışma

Hz. İbrahim, Hz. Yakup, Hz. İshak ve Hz. Yusuf’un türbeleri, en çok ziyaret edilen ve hatıra fotoğrafı çekilen yerlerdi.

Yahudiler, bu türbelerin mekânın kendilerine de ait olduğunun kanıtı olduğunu söylüyor. Dolayısıyla buradaki çatışma yalnızca işgalle ilgili değil; kimliği de şekillendiren tarih anlatısı ve dinî statü üzerinde de yaşanıyor.

Ebu Sinine, “Tarih anlatısını ve kimliği silmeye çalışıyorlar. Burası bizim diyorlar. Biz ise buranın tamamen İslami bir mekân olduğunu söylüyoruz. Onlar İbrahim’e dayandıklarına inanıyor ve onun oğlunun soyundan geldiklerini, dolayısıyla bu mekân üzerinde hak sahibi olduklarını söylüyorlar. Ancak peygamberler üzerinde asıl hak sahibi olan biziz. Hz. İbrahim Yahudi değildi” dedi.

sac
Aşırı sağcı Bakan Bezalel Smotrich’in eşlik ettiği İsrailli yerleşimciler, 16 Haziran 2026 tarihinde işgal altındaki Batı Şeria’nın El-Halil kentinde yeni bir yerleşim biriminin üzerine İsrail bayrağı çekiyorlar. (AFP)

Ebu Sinine’nin anlattıkları Filistinlilerin ve Müslümanların bakış açısını yansıtıyor, ancak İsrail’de kabul görmüyor. İsrailliler, mevcut yapının altındaki bir mağarada Hz. İbrahim’in ve eşi Sare’nin mezarlarının bulunduğuna inandıkları için Makpela Mağarası adını verdikleri Harem-i İbrahim’i kutsal kabul ediyor.

Smotrich, kutsal alanı ‘egemenlik alanı’ ilan etti

Ziyaretimizden kısa süre sonra aşırı sağcı İsrail Maliye Bakanı Bezalel Smotrich, Harem-i İbrahim’e gitti. Burada yaptığı açıklamada, El-Halil’deki Harem-i İbrahim’in ‘Yahudi halkının egemenlik hakkına sahip olduğu ilk mülk’ olduğunu söyledi.

İsrail Kanal 14 televizyonu, Harem-i İbrahim’deki kapsamlı çatı yapımı ve restorasyon çalışmalarının tamamlanmasına yönelik etkinliğe öncülük eden Smotrich’in, kutsal mekânda tarihî bir adımı daha tamamladığını bildirdi. Bu adımın, daha önce El-Halil anlaşmalarını sona erdirme ve Eski Şehir’deki Filistin belediyesinin bu konudaki yetkilerini geri alma kararının ardından geldiği belirtildi.

zxsdcfgt
10 kişilik bir yerleşimci heyetinin bölgeye yaptığı turistik ziyaret sırasında, El-Halil’in Eski Şehir sokaklarında konuşlanan İsrail askerleri, Ekim 2026 (Reuters)

Smotrich geçtiğimiz haziran ayında, kendi ifadesiyle ‘ataların toprağı’ olan El-Halil’e ilişkin El-Halil Anlaşması’nı iptal ettiğini açıklamıştı. Smotrich, El-Halil’deki Cebelu’l Halil bölgesinde yeni kurulan Doron yerleşiminin açılış töreninde yaptığı konuşmada, “El-Halil anlaşmalarını iptal ettik. Uzun yıllar boyunca Oslo Anlaşmaları’nın en akıl dışı maddelerinden biri yürürlükte kaldı. El-Halil’deki Yahudi yerleşimleri ve kutsal mekânlarla ilgili yetkiler El-Halil Belediyesi’ne verilmişti” demişti.

Smotrich’in açıkladığı ve İsrail ordusuna bağlı Sivil İdare bünyesindeki Yüksek Planlama Konseyi’nin onayladığı karar uyarınca, El-Halil’in Eski Şehir bölgesini kapsayan H2 bölgesindeki planlama ve inşaat yetkileri belediyeden alınıyor.

El-Halil... Oslo Anlaşması’nın sayfasını kapatıyor

El-Halil, 1997 yılında özel bir anlaşmaya tabi tutularak H1 ve H2 olarak iki bölgeye ayrılan Batı Şeria’daki tek Filistin kenti. El-Halil’de Yeniden Konuşlanmaya İlişkin Protokol olarak bilinen bu düzenleme, 1995 tarihli Oslo II Anlaşması’nın ve 1993’te Oslo Anlaşmaları kapsamında başlayan İsrail-Filistin barış sürecinin devamı niteliğindeydi.

El-Halil Anlaşması uyarınca İsrail, kentin yaklaşık yüzde 80’ini oluşturan H1 bölgesinden askerlerini çekti. Bu bölgede güvenlik ve sivil işlerin sorumluluğu Filistin yönetimine devredildi. Buna karşılık İsrail, kentin yüzde 20’sini oluşturan H2 bölgesindeki güvenlik kontrolünü elinde tuttu. Eski Şehir’i, Harem-i İbrahim’i ve El-Halil’deki Yahudi yerleşimini kapsayan bu bölgede sivil idare ise Filistin yönetimine bırakıldı.

Smotrich, “Bu, sıradan bir planlama adımından çok daha fazlası; tarihî bir düzenleme. Yerleşim devrimini sürdürüyor, yönetimi güçlendiriyor ve Yahudiye ve Samiriye’de (Batı Şeria) İsrail egemenliğini derinleştiriyoruz” dedi. Smotrich’e göre bu adım, El-Halil’deki tüm ‘dinî ve tarihî mekânlar’ için geçerli olacak. Bu karar, El-Halil’in merkezindeki Eski Şehir’de Oslo döneminin sona ermesi anlamına geliyor.

cdfvgbh
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El-Halil kentinde, elinde oyuncak tabanca taşıyan İsrailli bir çocuk, Mart 2024 (AFP)

Filistinliler kararı kabul etmedi. Filistin Devlet Başkanlığı, adımın El-Halil kentinin siyasi ve hukuki statüsünü ve kentle ilgili imzalanan ikili anlaşmaları etkilediğini belirterek bunun tehlikeli sonuçları olabileceği uyarısında bulundu. El-Halil Belediyesi de kararı reddederek kabul etmeyeceğini açıkladı.

Ancak sahadaki durum farklı. İsrail, Harem-i İbrahim de dâhil olmak üzere El-Halil’in merkezindeki her şey üzerinde giderek daha fazla kontrol sahibi oluyor.

Smotrich’in ‘El-Halil anlaşmalarını iptal ettiğini’ açıklamasından yalnızca bir gün sonra, Harem-i İbrahim’in yakınında bir Yahudi din okulunun inşası için büyük çaplı bir projeye onay verildi. Yedioth Ahronoth gazetesi, din okulunun inşasına Filistin belediyesinin onayı alınmaksızın izin verildiğini ve bunun onlarca yıldır ilk kez yaşandığını bildirdi.

Smotrich, Harem-i İbrahim’de çatının yenilenmesi çalışmalarını kutlamak amacıyla yaptığı konuşmada, “Makpela Mağarası, İsrail halkının egemenlik hakkına sahip olduğu ilk mülktür. Efendimiz İbrahim’in satın aldığı bu yer, bu topraklar üzerindeki egemenliğimizin simgesi hâline geldi” dedi.

Hafızayı pekiştirmek için yapılan ziyaretler

Ancak her şey güç kullanılarak dayatılamıyor. Ana ibadet bölümünün dışında, öğretmenlerin öğrencilere Harem-i İbrahim’in tarihini, önemini ve burada yaşanan katliamı anlatmaya çalıştığı bir okul gezisi düzenleniyordu.

dfgthy
El-Halil’in Eski Şehir bölgesinde bir Filistinli şekerci (Şarku’l Avsat)

Öğretmen Şerife Duveyk, Şarku’l Avsat’a, çocukların Harem-i İbrahim hakkında hiçbir şey bilmediklerini fark ettikten sonra onları buraya getirmeyi göze aldığını söyledi. Çocuklar, adeta bir maceraya çıkmışçasına heyecanlıydı. Askerlerin önünden aranmadan nasıl geçtiklerini ve buraya yeniden geleceklerini anlatıyorlardı. Duveyk, Yahudilerin her Filistinlinin unutmasını istediği bu yeri çocukların ziyaret etmesinin gerekli olduğunu belirtti.

Hacı Abdülaziz Ebu Haltem de Harem-i İbrahim’i ve Eski Şehir’i ziyaret etmek için uzaktaki Tarkumiye beldesinden geldiğini söyledi.

Ebu Haltem, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Riskler ve uzun bekleme süreleri nedeniyle sık sık gelemiyorum. Ancak bu kez riski göze almaya karar verdim. Gerçekten de Harem-i İbrahim’e ulaşmadan önce beklemekten yoruldum” dedi.

Yahudiler ise aynı sıkıntıları yaşamıyor. Mekânın Yahudi kimliğini öne çıkarmak amacıyla yoğun güvenlik önlemleri eşliğinde buraya geliyorlar.

asdfrgt
El-Halil’deki Eski Şehir’in eteklerinde, dikenli tel örgünün ardındaki evler (Şarku’l Avsat)

El-Halil’in merkezindeki 500 yerleşimciyi yaklaşık bin 500 İsrail askeri koruyor.

Harem-i İbrahim’in duvarlarının çevresinde de İsrail bayrakları bulunuyordu. Bu, tarih anlatısını mümkün olan her yolla görsel olarak yerleştirme çabasının bir başka örneğiydi.

Arap mahallelerinin merkezindeki geniş alanlarda da çok sayıda İsrail bayrağı görmek mümkündü.

Komşular arasında çatışma

Harem-i İbrahim’den çok uzak olmayan ve kente hâkim bir noktadan bakıldığında, Eski Şehir’in geniş kesimlerinde Yahudilerle Filistinlilerin iç içe yaşadığı alanlar dikkat çekici bir manzara oluşturuyor. Yahudiler, daha önce Araplara ait olan dükkânların üst katlarında oturuyor, evlerini Filistinlilerin evlerinden yalnızca duvarlar ayırıyor.

7 Ekim’den önce Filistinlilerin dükkânlarını açabildiği dönemde, dükkân sahipleri yerleşimcilerin yukarıdan attığı cisimlerden korunmak amacıyla sokağın üzerini dikenli tel örgülerle kaplamak zorunda kalmıştı. Bugün ise bu dükkânların tamamı kapalı.

Beyt İbrahim, Beyt Hadassa, Beyt Romano ve Tel Rümeyda’daki yerleşimciler tam koruma altında yaşarken, önceki yıllarda bölgede çok sayıda Filistinli, askerleri veya yerleşimcileri bıçakladıkları ya da bıçaklama girişiminde bulunacakları iddiasıyla öldürüldü.

Bütün bunlara rağmen Mahmud Muhamire evini terk etmedi. Evinin arkasına, onu Şüheda Caddesi’nden ayıran, sıkıca kapatılmış ahşap bir kapı yerleştirilmişti.

İsrailliler, olası hiçbir temasın kurulmasını istemiyordu.

Oradaki son kapı da Eski Şehir’in sokaklarını kapatan çok sayıda kapıdan, güvenlik bariyerlerinden ve kameralardan oluşan geniş sistemin bir parçasıydı.

fg
16 Mayıs 2026 tarihinde, işgal altındaki Batı Şeria’nın El-Halil kentinde yerleşimcilerin haftalık gezisi sırasında çekilmiş bir fotoğrafta görülen İsrailli askerler (Reuters)

Bölgesinde yerleşimcilere en yakın komşu olarak bilinen Muhamire, sürekli bir endişe içinde yaşadığını, bu durumun 7 Ekim’den sonra kâbusa dönüştüğünü söyledi.

Muhamire Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Bizi her zaman rahatsız ediyorlardı, ancak 7 Ekim’den sonra hayat yaşanmaz hâle geldi” dedi. İkinci İntifada’dan önceki refah dolu günleri hatırlayan Muhamire, bu dönemin uzun sürmediğini belirterek, “Birlikte yaşıyorduk. Bir hayat vardı ama artık yok” ifadelerini kullandı.

Muhamire, evinin çatısından, eskiden tamamen Araplara ait olan ancak bugün bütünüyle Yahudilerin kontrolüne geçen mahallelere baktı. Evleri ele geçiriyor ve üzerlerine İsrail bayrağı asıyorlar. Buna rağmen Muhamire, evini terk etmeyi düşünmediğini belirterek, “Buradan gitmeyeceğim” dedi.

“Gitmeyeceğiz” sözü, Batı Şeria’daki tüm Filistinlilerin benimsediği bir slogana dönüştü. Ancak hepsi bu sözü yerine getirebilecek durumda değil. Zira bugün çatışma tarihinin en aşırı sağcı İsrail hükümetiyle ve en şiddet yanlısı yerleşimcilerle karşı karşıyalar.

İsrail hükümeti bugün, Ürdün Nehri ile Akdeniz arasındaki coğrafi alanın yalnızca tek bir meşru ulusal egemenlik talebine yer olduğunu savunan ve Yahudilerin tam egemenliğini öngören ‘karar planını’ hayata geçirmek için çalışıyor.

İsrailli insan hakları örgütü B’Tselem, İsrail’i Batı Şeria’da eş zamanlı bir dizi politika uygulamakla suçladı. Örgüte göre bu politikalar, Filistinlileri bir halk olarak ortadan kaldırmayı amaçlayan daha kapsamlı bir projenin parçası. Bütün bunlar bugün El-Halil’in Eski Şehir bölgesinde yaşanıyor. El-Halil, İsrail açısından Batı Şeria’nın geri kalanında yaşanması istenenlerin bir tür provası olabilir.

Harem-i İbrahim’den ve Eski Şehir’den ayrılırken en eski dükkânlardan birinin önünden geçtik. Dükkânın cephesine, üzerine Mahmud Derviş’in meşhur “Eskiden Filistin’di adı… Şimdi Filistin’dir adı” dizelerinin işlendiği büyük bir Filistin haritası asılmıştı.