Süreyya Şahin
Lübnan’ın devlet otoritesini tüm topraklarında tesis etmesinin önündeki en büyük zorluk, yasa dışı silahların devletin elinde toplanmasının nasıl sağlanacağıdır. Başka bir ifadeyle, devlet ve Lübnan halkı için tehdit oluşturan paralel silahlanmanın sona erdirilmesi gerekmektedir. Bunların başında, artık ‘direniş’ niteliğini yitiren ve Mart 2026’da Bakanlar Kurulu’nun aldığı kararın ardından resmen yasaklanan bir örgüt konumuna gelen Hizbullah’ın silahları gelmektedir. Buna, örgütün ABD, Avrupa ve Arap ülkeleri tarafından terör örgütü olarak sınıflandırılması da eklenmektedir.
Hizbullah’ın varlığının temelinde, yapılanmasında, finansmanında ve karar alma mekanizmasında İran’ın bulunmasına rağmen uluslararası toplum, 1559 ve 1701 sayılı kararlar, 27 Kasım 2024 tarihli anlaşma ve son olarak Çerçeve Anlaşması aracılığıyla silahların devletin elinde toplanmasını defalarca sağlamaya çalıştı. Ancak bu kararlar ve anlaşmalar bugüne kadar söz konusu silahların ortadan kaldırılmasını sağlayamadı. Bu silahların zayıflamasına ve Hizbullah’ın Lübnan iç siyasetindeki hâkimiyetinin gerilemesine katkıda bulunan tek unsur İsrail’in askeri gücü oldu. Buna karşın silahların devletin kontrolünde toplanması için uluslararası toplumun ve Lübnan’daki resmi makamların çalışmaları kararlılıkla sürüyor.
Bu konuda Lübnan’a yönelik uluslararası baskının gevşetilmesi şu aşamada söz konusu değil. İran’la ABD arasında bir anlaşmaya varılması ya da tercih edilen seçenek olarak İran’a karşı savaşın yeniden başlaması, bu silahların geleceğini ve akıbetini etkileyecek gelişmeler olarak görülüyor. Bunun nedeni, söz konusu silahların yalnızca ülke içindeki değil, her şeyden önce bölgesel bağlantılarıdır.
Bu çerçevede uluslararası girişimler şu anda Çerçeve Anlaşması’nın uygulanmasına odaklanıyor. Ancak uluslararası kararların veya Lübnan ile diğer ülkeler arasındaki anlaşmaların uygulanması kapsamında sahadaki silahların tasfiyesini sağlamak amacıyla çok sayıda fikir ortaya atıldı. Bu öneriler, silahlanma sorununa çözüm bulunmasının önündeki engellerin aşılmasını da hedefliyor. Ayrıca Lübnan’ın bu sorunu çözmesine yardımcı olmak isteyen bazı dost ülkeler de çeşitli öneriler sundu.
Hizbullah, geçtiğimiz perşembe günü Lübnan makamlarının Lübnan’ı Suriye’ye bağlayan ana yol üzerindeki Dahr el-Baydar bölgesinde ele geçirdiği, 500 kilogram TNT ve C4 tipi patlayıcı içeren sevkiyatın kendisine ait olduğunu kabul etti. Yetkililer, sevkiyatı taşıdıkları şüphesiyle Hizbullah mensubu iki kişiyi gözaltına aldı.
Bu olay, Lübnan makamlarının ekim ayının başından bu yana patlayıcı madde ele geçirdiklerini duyurduğu üç olaydan biriydi. Ordu daha önce, Suriye sınırına yakın, Hermel’e bağlı Kasr bölgesinde 200 kilogram patlayıcı madde ele geçirmişti. Ordu, söz konusu malzemelerin Lübnan’ın iç kesimlerine kaçırılmak üzere hazırlandığını açıklamıştı.
Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Milletvekili Hasan Fadlallah, sevkiyatı savunarak patlayıcıların güneydeki İsrail güçlerine karşı kullanılmasının amaçlandığını söyledi. Ancak Lübnanlı yetkililer, Hizbullah’ın silah taşımayı sürdürmesinden şüphe duyduklarını belirterek bu faaliyetlerin İsrail’e karşı değil, Lübnan halkını hedef alan bombalı saldırılar hazırlamak amacıyla ülke içinde yürütüldüğünü değerlendirdi.
Söz konusu sevkiyat, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun Cumhurbaşkanı Joseph Avn ile yaptığı telefon görüşmesinin de gündem maddelerinden biriydi. Rubio, olay karşısında müsamaha gösterilmemesi gerektiğini vurgularken Avn da kimsenin hukukun üzerinde olmadığını söyledi.
İki uluslararası kavram
Silahsızlanma teriminin tam anlamı, silahların ortadan kaldırılması ve zararsız hâle getirilmesidir. Bu terim, silahsız bırakılma anlamına da gelir. Ayrıca silahların azaltılması, sınırlandırılması veya tamamen kaldırılmasını ifade eder. Kavram, kitle imha silahlarının yanı sıra belirli türdeki konvansiyonel silahlar için de geçerlidir. Uluslararası hukuk ve Birleşmiş Milletler (BM) literatürüne dayanan hukuki silahsızlanma (disarmament) kavramı, askeri kapasitenin azaltılmasını veya belirli silah kategorilerinin tamamen yasaklanmasını amaçlar. Genellikle kapsamlı ve geniş ölçekli bir süreç olan silahsızlanma, acıların hafifletilmesini ve belirli silahların yasaklanmasını hedefler. Silahlı çatışmaların sona erdirilmesi sürecinde ise ‘silahsızlanma, terhis ve yeniden entegrasyon’ (DDR) çerçevesinde uygulanabilir. Bu süreç, barış anlaşmalarını ve savaşçıların terhis edilmesini de kapsar.
Silah meselesine ilişkin Türkiye kaynaklı bir yaklaşımın gündeme geldiği belirtiliyor. Buna göre ağır silahların İran’a taşınması ve böylece İran’ın silahları geri almış gibi görünmesi öngörülüyor. Bu seçeneğin Hizbullah açısından da sakıncalı olmayacağı ifade ediliyor.
Silahların ortadan kaldırılmasına ilişkin bir diğer kavram ise silahların hizmet dışına çıkarılmasıdır (decommissioning). Bu kavram, silahsızlanma sürecinin daha belirli ve teknik bir aşamasını ifade eder. Silahlar hizmet dışına çıkarılır, kullanılamaz hâle getirilir veya imha edilir. Dolayısıyla bu işlemin hukuki niteliği, silahların hurdaya dönüştürülmesi ya da imha edilmesidir (twinning/destruction). Silahların yeniden kullanılmasını önlemek amacıyla bu işlem çoğunlukla uluslararası denetim altında gerçekleştirilir.

Dolayısıyla silahsızlanma, silahlanmayı azaltmaya yönelik daha geniş kapsamlı hukuki ve siyasi çerçeveyi ifade ederken silahların hizmet dışına çıkarılması (decommissioning), silahların imha edilmesi yoluyla bu sürecin hayata geçirilmesini sağlayan teknik ve pratik işlemdir. Peki, silahlanma sorununa çözüm bulmak amacıyla Lübnan ve özellikle Hizbullah ile hangi öneriler gündeme getirildi?
On öneri:
- Hizbullah’ın sivil bir partiye dönüştürülmesi: Bazı Batılı ve Arap ülkeleri, Hizbullah’ın askeri kanadından vazgeçerek Arap kimliğine sahip sivil bir siyasi partiye dönüşmesini sağlamaya yönelik öneriler sundu. Bu çerçevede örgütün devlet kurumlarına tamamen entegre olması öngörülüyor.
- Mali ve ekonomik baskı: Hizbullah’ın hareket ve finansman kapasitesini azaltmak amacıyla örgütün finansman kaynaklarına ve ağlarına yönelik uluslararası ve bankacılık yaptırımlarının sıkılaştırılması.
- Lübnan’ın bölgesel çatışmalardan ayrıştırılması veya bu çatışmalara karşı tarafsız hâle getirilmesi: Bunun, İran’ın bölgedeki uzantılarından desteğini çekmesini güvence altına alacak bir ABD-İran anlaşması aracılığıyla sağlanması öngörülüyor. Bölgedeki ve Suriye’deki yeni gelişmelerin ardından bölgesel düzeyde kuşatılan Hizbullah’ın bu kapsamda öncelikli olarak ele alınması, siyasi ve sosyal faaliyetlerini Lübnan içinde yoğunlaştırması ve İran’ın kararlarından bağımsız hâle gelmesi hedefleniyor. Cumhurbaşkanı Avn, Lübnan’ın pozitif tarafsızlık politikası izleyen bir ülke olması gerektiğini defalarca dile getirdi.
- Sahada güvenlik odaklı seçenekler: Lübnan ordusu, özellikle güneyde ağır silahlara el konulmasını, askeri yapılanmanın dağıtılmasını ve Hizbullah’ın sahadaki hareket alanının daraltılmasını öngören bir yaklaşım geliştirmeye çalıştı. Ordu, 2 Mart 2026’da başlayan son savaştan önceki aylarda bu doğrultuda faaliyet yürüttü. Ancak bu girişimler tüm silahların tamamen toplanmasını sağlayamadı. Güneyde Hizbullah, orduya silahların bulunduğu yerlerin haritalarını vermeyeceğini, ordunun ne bulursa onu alabileceğini söyledi. Litani Nehri’nin kuzeyinde ise örgüt, ordunun silahları görmesine ve bunlara el koymasına dahi izin vermedi. Üst düzey bir diplomat, Al Majalla’ye yaptığı açıklamada bu bilgileri paylaştı.
- Uluslararası kararların uygulanması: Özellikle 1559 ve 1701 sayılı kararların hayata geçirilmesi. Bu öneri, uluslararası girişimlerin temel dayanaklarından biri olmasının yanı sıra Lübnan’daki siyasi partilerin, liderlerin ve vatandaşların büyük çoğunluğu tarafından da destekleniyor. Söz konusu kararlar, silahlı örgütlerin dağıtılmasını, sınırların denetim altına alınmasını ve Litani Nehri’nin güneyi de dahil olmak üzere Lübnan topraklarının tamamında Lübnan ordusunun egemenliğinin tesis edilmesini öngörüyor.
- Savunma stratejisi: Hizbullah’ın silahlarının, devletin ve Lübnan ordusunun denetimi altında ulusal bir savunma stratejisine entegre edilmesi ve böylece bu silahların devlet kontrolü dışında değil, ulusal savunma sisteminin bir parçası hâline getirilmesi fikri gündeme getirildi. Ancak Hizbullah, karar alma mekanizmasını İran’a bağlaması nedeniyle geçmişte onlarca yıl boyunca bu fikrin hayata geçirilmesini defalarca engelledi. Örgüt bugün savunma stratejisi talep etse de 2024 ve 2026 yıllarındaki ateşkes anlaşmaları, devlet ile Hizbullah arasında silahlar konusunda ortak karar alma fikrini geride bıraktı. Bu anlaşmalarda Hizbullah, yasa dışı faaliyet gösteren bir milis gücü olarak değerlendirildi ve silahsızlandırılması gerektiği belirtildi. Lübnan hükümeti de kısa süre önce bu yönde karar aldı. Washington ise öncelikle Lübnan ordusunun askeri doktrininin Hizbullah’ınkinden farklı olması, ayrıca ordunun bir gün bu silahları İsrail’e karşı kullanmasının önüne geçilmesi amacıyla Hizbullah’ın silahlarının Lübnan ordusuna devredilmesini istemiyor.
- İngiliz yaklaşımı: Silah sorununa çözüm konusunda ABD-İsrail çizgisinden farklı bir İngiliz yaklaşımı da bulunuyor. Birleşik Krallık, İrlanda Cumhuriyet Ordusu’yla (IRA) yaşadığı deneyimden hareketle Hizbullah’la da benzer bir yöntemle mücadele edilmesini önerdi. Bu yaklaşımda, örgütün silahlarının güç kullanılarak tasfiye edilmesinin tercih edilmediği görülüyor. Birleşik Krallık Ulusal Güvenlik Danışmanı Jonathan Powell, bu öneriyi 2026 yazında Beyrut’a yaptığı ziyaret sırasında gündeme getirdi.

- Silah meselesine ilişkin Türkiye kaynaklı bir yaklaşımın gündeme geldiği belirtiliyor. Buna göre ağır silahların İran’a taşınması ve böylece İran’ın silahları geri almış gibi görünmesi öngörülüyor. Bu seçeneğin Hizbullah açısından da sakıncalı olmayacağı ifade ediliyor. Ancak Ankara’daki diplomatik kaynaklar, Al Majalla’ye yaptıkları açıklamada bu yönde bir önerinin sunulduğu iddiasını yalanladı. Bununla birlikte kaynaklar, Türkiye’nin, silahların devletin elinde toplanması konusunda rol üstlenmek istediğini doğruladı. Bu yaklaşım, Çerçeve Anlaşması ile Lübnan hükümetinin 5 ve 7 Ağustos 2025 tarihlerinde aldığı, ülke topraklarının tamamında devlet otoritesinin tesis edilmesini ve silahların devletin kontrolünde toplanmasını öngören kararlara dayanıyor.
- Mısır, silahların hizmet dışına çıkarılması (decommissioning) seçeneği kapsamında değerlendirilebilecek öneriler sundu. Mısırlı bir diplomat, Al Majalla’ye yaptığı açıklamada, “Mısır, Lübnan’ın müzakere sürecindeki tutumunu destekliyor. Önerilerimiz, devletin aldığı kararları destekleme taahhüdüne dayanıyor” dedi. Diplomat, “Silahların kontrol altına alınmasıyla silahsızlandırılması arasında bir fark yok. Sorunun çözümü için kullanılacak tüm yöntemler nihayetinde aynı sonuca ulaşacaktır. Silahsızlanma, silahların geri alınması veya kontrol altına alınması gibi terimlerin amacı, silahların yalnızca devletin elinde bulunmasını sağlamak ve süreci ülke içindeki gerilimden uzak, sakin bir şekilde yürütmektir” ifadelerini kullandı.
- Lübnan devleti, İran ve İsrail’de yaşanabilecek değişimlerin Hizbullah’a yansıması ve örgütü silahlarından vazgeçmeye yöneltmesi ihtimaline örtük biçimde bel bağlıyor. Buna göre İran, ABD ile bir anlaşmaya varması hâlinde Lübnan da dahil olmak üzere Ortadoğu’daki uzantılarını tasfiye edebilir. Bir başka ihtimal ise ABD’nin baskısı ve Lübnan-İsrail müzakere sürecinin etkisiyle İsrail’in güney Lübnan’dan çekilmesi. Özellikle İsrail’deki seçim sürecinin sona ermesinin ardından bu ihtimalin güçlenebileceği değerlendiriliyor. Böyle bir gelişme, Hizbullah’ı zor durumda bırakırken silahlarını elinde tutma gerekçesini de zayıflatabilir ve örgütü silahlarını teslim etmek zorunda bırakabilir.
Silahların geri çekilmesi mi, yoksa teslim edilmesi mi?
Silahların Lübnan devletine teslim edilmesiyle silahların geri çekilmesi veya silahsızlandırma arasında büyük bir fark bulunuyor.
Cumhurbaşkanı Avn, herhangi bir çatışmaya yol açmadan silahların devletin kontrolünde toplanmasını istiyor. Büyük ülkeler de bu yaklaşımı benimsemiş durumda. Bunun temelinde, meselenin Lübnan’daki durumu patlama noktasına getirebileceği ve dikkatli bir şekilde ele alınması gerektiği düşüncesi yatıyor. Bu nedenle uluslararası aktörler, Lübnan’ın silahları devletin kontrolünde toplamak için bir yöntem geliştirmesini istiyor.
ABD’nin Beyrut Büyükelçisi Michel Issa, “Hizbullah’ın silahlarını teslim etmesi barışın kapısını açar. Silahlar tasfiye edilir ve İsrail çekilirse UNIFIL’e ihtiyaç kalmaz” dedi.
Batılı bir diplomat ise Al Majalla’ye yaptığı açıklamada, “Silahların devletin kontrolünde toplanması konusunda temel beklenti Lübnan ordusuna yönelik olmaya devam ediyor. 17 Eylül’de Paris’te düzenlenen hazırlık niteliğindeki uluslararası konferans, orduya yardım sürecinin başlatılması anlamına geliyor” ifadelerini kullandı.
Diplomat ayrıca bu sürece yönelik bir mekanizmanın oluşturulmasının temelinde, ülkelerin Lübnan’la iş birliğini belirli bir ilkeye dayandırmasının bulunduğunu belirtti. Buna göre Lübnan, uluslararası platformlarda devlet olarak varlığını güçlendirme ve siyasi açıdan ilerleme konusunda önemli adımlar attı. Şimdi ise bu ilerlemenin güvenlik ve askeri alanlarda da somutlaşması için çalışmalar yürütülüyor. UNIFIL’in yerine Güney Lübnan’da görev yapacak uluslararası güçlere ilişkin yeni bir mekanizmanın da gündeme geldiğini belirten diplomat, bu güçlerin faaliyetlerinde silahların devletin kontrolünde toplanması konusunda temel sorumluluğun Lübnan devletine ait olacağının dikkate alınacağını ifade etti.